
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel hazırlanan bu bölümde, Nurtaç, kadın olmanın zorluklarından, karşılaşılan sorunlarla başa çıkmaktan, dişil enerjiden ve her şeyiyle kadın olmanın güzelliklerinden bahsediyor.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/-nurtacturkeli
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bugünkü bölümde birazcık kadın olmayı öveceğiz diyebilirim.
Kadın olmakla alakalı, karşılaştığımız zorluklarla alakalı, bu zorluklarla nasıl başa çıktığımızla alakalı, dişil enerjimizle alakalı bir bölüm olacak.
Tabii ki de sadece kadınlara özgü olmayacak bu bölüm.
Erkek dinleyiciler hemen bırakıp gitmeyin bölümü.
Hayatınızda partnerleriniz varsa hem onlarla alakalı yeni bir şey keşfetmiş olabilirsiniz.
Onları anlamak adına güzel bir bölüm olabilir.
Ya da sadece beraber 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne...
ithafen bir kutlamada yapmış olabiliriz.
Özellikle aterkil yapısı baskın olan bir toplulukta büyüdüyseniz eğer, öyle bir aile yapısında, öyle bir ortamda büyüdüyseniz eğer muhtemelen karşılaştığınız zorluklar bir tık daha fazladır.
Kadın olmak ne demek? Kadınlık rolü nedir?
Onu nasıl özümseyebiliriz?
Toplumda kadınlığını nasıl daha çok hem hissettirebilirsin hem de gerçekten o gücünü fark edebilirsin?
Biraz onları da konuşmak istiyorum.
Çünkü kadınlık dem...
Güç de demek aynı zamanda.
Kadınlık eşittir dişil enerji ve dişil enerji yaratıcılıktır, duygusallıktır, bütünleştiricidir, besleyicidir.
Aynı zamanda o yumuşak, yuvarlak özelliklere sahip olan bir varlıktır.
Biz dişil enerjimizden uzaklaştığımızda yani her şeyi kendi başımıza halletmeye kalktığımızda, sürekli kendimizden bir şeyler verdiğimizde, fedakarlıkları abarttığımızda belki de bizde olması gereken dişil
enerjiden biraz daha uzaklaşmış oluyoruz maalesef.
O yüzden insanın dişil enerjisinin yüksek olması, kendi potansiyelini fark edebilmesi, En İyi Versiyonun'a ulaşabilmesi ve karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmesi için çok önemli.
Toplumda kadınlara yöneltilen görevler biraz daha anne rolünde, evdeki işleri yapmak üzerine, toplumsal beklentiler üzerine yani bir kadınsan eğer kadın şöyle konuşmalı,
kadın şöyle giyinmeli gibi kalıplar, beklentiler de oluşabiliyor.
Meslek seçimlerinde karşımıza çıkabiliyor, her mesleğin kadınlara uygun olmadığı söylenebiliyor.
Eğer kadınsanız bir gün anne olmanız potansiyeli size yükleniyor.
Eğer bu sizin tercihiniz değilse baskı görebiliyor oluyorsunuz.
Çocuk bakmakla yükümlendirilebiliyorsunuz.
Eş rolü var. Eş rolünde toplumda şu cümle çok kullanılır mesela.
Kadınlık görevlerini yerine getirmedi.
Burada söylenilmek isteyen şey kadının kocasının istediği zaman seks yapmaması.
Yani her zaman ona cevap vermemesi, karşılık vermemesi üzerine erkeğin bu durumdan rahatsız olması gibi ki bu bambaşka bir şey.
bir konu aslında ve beni rahatsız eden bir konu açık söylemek gerekirse.
Bir diğer şey güzellik standartları.
Eğer kadınsanız saçın başın şöyle olmamalı.
Bir makyaj yap, hasta görünüyorsun.
Bu ne kilo almasın gibi bir sürü yüklemeler de yapılabiliyor.
Maalesef çoğu yerde özellikle iş alanlarında kadın kadınla anlaşamayabiliyor.
Özellikle kadın patronunuz varsa orada bir çekememezlik oluşabiliyor.
Gerginlik oluşabiliyor.
Yani o kadın işbirliği kurmak O kadar da kolay olmuyor maalesef.
Hatta kadınlar arasında hep şöyle bir şey de söylenir.
Kadın kadınlar için güzel giyinir.
Erkekler çok da fark etmez zaten.
Çünkü biz birbirimiz üzerinde de fark etmeden bir baskı yaratabiliyoruz.
Ve maalesef birbirimizi bazen fazla eleştiriyoruz.
Yine sosyal medyada içerik üreticisi olarak karşılaştığım şeylerden bir tanesi kötü yorumların %90'ı kadınlardan geliyor.
güzelliğimle alakalı, evlilik tercihimle alakalı, yaşadığım yerle alakalı, kilomla alakalı, konuşma tarzımla alakalı yani çoğunluk olarak eleştiriyi maalesef kadınlardan alıyorum.
Çünkü kendimizle alakalı büyük bir baskı hissettiğimiz için ve o baskı içerisinde çoğu zaman sıkışıklık hissedildiği için o kişi daha çok dışarıya odaklanıyor ve maalesef karşısında gördüğü insanı eleştirerek belki de bazen saldırıda
bulunarak oradan çıkmaya çalışıyor ya da rahatlamaya çalışıyor.
Ben çok uzun zamandır kendi üzerimde çalıştığım için bir insan bana kişisel saldırıda bulunduğunda bunun benimle alakalı olmadığını anlayabiliyorum.
Ama eskiden bu konulardan daha hızlı etkilenirdim.
Moralimi bozabilirdi bu tarz özellikle sert eleştiriler.
Sonuçta eleştire kapalı değilim ama eleştirinin bir üslubunun olduğuna da inanıyorum.
Yapıcı olduğunda özellikle bir kadının başka bir kişi üzerinde çok güzel şeyler yaratabileceğini de biliyorum.
Ve ayrıca kadın kadını desteklediğini...
o dayanışmayı kurduğunda yaratacağımız gücün de çok iyi farkında ve birçok insan bunun farkında olduğu için maalesef toplumda eşitsizlikle bu yüzden de karşılaşabiliyoruz.
Çünkü kadın kadını desteklediğinde hem zekamız hem duygusallığımızdan kaynaklı bence çok daha hızlı ilerleyebiliyoruz özellikle toplumda.
Çünkü kadınların o hassasiyeti karşıki tarafı anlayabilmesi, duygusal olarak geçişi çok daha rahatlıkla kurabilmesi, iletişimdeki gücü gibi özelliklerimizle aslında toplumda gerçekten çok daha...
İlerleyebiliriz, hızlı gidebiliriz.
Elbette böyle bir süreçte çok fazla sorunla da karşılaşabiliyoruz.
Kendi potansiyelimizi nasıl ortaya çıkartacağımızı bazen bilemiyoruz.
Dışarıdan destek göremiyoruz maddi ya da manevi olarak.
Eğer büyüdüğünüz aile yapısında kadın biraz daha arka planda kaldıysa siz kendinizi nasıl öne çıkaracağınızı bilemiyor olabiliyorsunuz.
O yüzden nereden başlamak, nasıl başlamak eğer ki iş hayatındaysanız ve o eşitsizliği yaşıyorsanız birebir olarak sesinizi nasıl yükselteceğinizi de bilemiyoruz.
Burada belki önünüze iki seçenek sunuluyor.
Birincisi kabul etmek ve bu devir böyle gelmiş böyle gider demek ki maalesef uzun süre öyle söylenildiği için hala bugün bu konularla alakalı sıkıntılar yaşıyoruz.
Ya da diğer tarafa geçip ben neler yapabilirim?
Ben kendi potansiyelime nasıl ulaşabilirim?
En iyi versiyonumu nasıl ortaya çıkartabilirim?
Ve bu toplumdaki eşitsizliğe karşı ben nasıl katkı sağlayabilirim gibi kendi kendinize de sorular sorabilirsiniz.
Bu tabii ki de hemen gerçekleşmeyecek kolay bir şey değil.
O yüzden yıllardır bu konu gündemde olabiliyor.
Ama kendi kendimize neler yapabiliriz'i hep burada konuşuyoruz zaten.
Benim kendi deneyimimde bana en çok destek veren şey kendimi daha yakından tanıyabilmek oldu.
Ve buna giden en güzel araç terapi üzerinden.
Çünkü terapi sayesinde öncelikle sizi eleştirmeyen, yargılamayan, daha sonrasında karşınıza çıkarma ihtimali olmayan bir kişiyle aslında kendi iç rüyanızda yaşadığınız şeyleri paylaşabildiğiniz
bir alan oluyor. Ben de terapimi yurt dışında yaşamama rağmen Türkçe üzerinden almak istediğim için HiVal platformu ile gerçekleştiriyorum ve HiVal platformunun en güzel özelliği aslında sizin kendi saatinize
göre, kendi programınıza göre istediğiniz yerden seyahat etseniz dahi terapinize aksan...
satmadan devam edebilme şansını size sunması ve herhangi bir seans satın almadan önce terapistinizle de 15 dakika ücretsiz ön görüşme yaparak nasıl bir terapiste bu yolculuğa başlayacağınızı da görmüş oluyorsunuz.
Yine aynı şekilde herhangi bir seans satın almadan terapistinizden memnun kalmadıysanız oradan değiştirerek memnun kalana kadar terapistle ön görüşme yapma hakkınız var.
Sonrasında seans satın almaya karar verdiğinizde kendi bütçenize göre bir paket seçebiliyorsunuz ve ayrıca 10 Nurtaş konunu kullandığınızda %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Açıklamalar bölümünde Hayvel'in linkini de görebilirsiniz.
Dediğim gibi denemek isterseniz de ilk 15 dakika ön görüşmeniz ücretsiz olacak.
Türkiye'de doğup büyümüş bir insan olarak belki...
Zonguldak olduğu için bilmiyorum ama kendi aile dinamiğimde o eşitsizliği çok hissettiğim bir aile olmadı.
Dört kardeşiz bu arada iki kız iki erkek.
Annemden bile hiçbir zaman erkek bunu yapabilir kızlar yapamaz gibi bir ibare hiçbir zaman ama olmadı.
O eşitsizliği ayrımcılığı hiçbir zaman yapmadı.
Hepimize kızacaksa kızmıştır sevindirecekse de sevindirmiştir.
Yani o konuda kesinlikle annemin hakkını yiyemem.
Aynı zamanda baba da öyle yani evin erkeği benim benim sözüm geçer gibi bir baskısı da yoktu.
çok yüksek ihtimalle oradan şanslı olabilirim.
Her zaman bana verilen avantajlar üzerine gittim.
Yani kadın olmanın avantajı ya da dezavantajı olarak değil birey olmanın avantajıyla büyüdüm.
Elbette yine doğduğum yer sonuçta Türkiye ve Türkiye'de ister istemez sadece Türkiye değil bu arada yani dünyanın birçok yerinde olabilir eşitsizlik çıkabiliyor karşınıza aile içinde olmuyorsa dışarıdan o eleştireye maruz kalabiliyorsunuz.
İlk defa kıyafetlerimle alakalı eleştiri aldığımda ben aslında o rahatsızlığı hissetmeye başlamıştım.
kısa giyindiğimde, renkli giyindiğimde benimle dalga geçinilmesi, dikkat çekmemle alakalı bana söylenilen laflar, çok yüksek sesle güldüğümdeki uyarılar ile aslında ben ufak ufak böyle kafaya
tokmak vurulur ya pıt pıt pıt vurulmaya başlandığını hissettim.
Dediğim gibi bu benim büyüdüğüm yerde değildi.
Sonrasında topluma karıştıkça kız olmak ne demek?
Kadın olmak ne demek? Bir de maalesef ki kızdan kadınlığa geçiş gibi bir şey var bizde.
Hani yanlışlıkla kadın dersin.
O daha kız gibi düzeltmeler falan var.
Yani çok kalıp olarak acayip rahatsız edici kalıplarımız var bizde.
Sonrasında Kayseri'de üniversite okumaya gittim ve Kayseri görece Türkiye'de özellikle o dönemde biraz daha benim geldiğim yere göre diyeceğim kuralları olan bir yerdi.
Akşam altıdan sonra kadın başınızı dışarıda gezmemeniz önerilirdi.
Bazı yerlere tek kendiniz gitmemeniz gerekirdi ve ben oradan sonra biraz daha aslında kadın olmakla alakalı zorlandığım ve kalıpları duyduğumda bir sürece geçtim.
Orada yapım gereği muhtemelen...
Bana bir şey yapma dendiğinde, yüksek sesle gülme dendiğinde benim içimdeki savaşçı dikleniyor zaten.
Ne yapabilirsin oğlum gibi bir şey çıkıyor içimden.
Çünkü benim için orada düzeltilmesi gereken bir şey var demek.
Ya da özgürlüğümü kısıtladığın anda benim kuyruğuma basıyorsun demek.
Ve o yüzden uzun yıllar çok fazla erkekle fiziksel olarak da dövüşmüşümdür.
Çok fazla laf dalaşına da girmişimdir.
İş hayatımda da patronlarımla ya da müdürlerimle kavga da etmişimdir.
Bunun çok elzem olduğunu düşünüyorum hatta.
O kadın orada sessiz kalmaya devam ettikçe...
kabul ettikçe karşıki tarafın maalesef işine de geleceği için siz ona o alanı verip izin vermiş oluyorsunuz.
O yüzden ses çıkarmak, o yüzden buna izin vermemek, o yüzden kendi haklarınızı bilmek, o yüzden bu konuyu biraz daha sorgulamak.
Acaba ben nasıl bir kadınım?
ya da nasıl bir kadın olmak istiyorum diyebilmek çok değerli.
Uzun yıllar Asya'da da yaşadığım için Asya'yla Türkiye'yi çoğu zaman, çoğu yerde eşleştirmişimdir.
Çok benzer bir yapımız var.
Onlar da toplumcu, biz de toplumuz.
Ve toplumculukta kadının rolleri biraz daha anne olmakla eşleştirilir, ev bakımıyla eşleştirilir, duygusal bakımla eşleştirilir ve hatta çocuk yapmanız beklenir.
Kadınsanız otomatik olarak çocuk yapmanız beklenir.
Yapmıyorsanız da bir sorun olduğu düşünülür.
O yüzden yani bunları... Belki de bu baskıyı siz yapanları eğitmek, anlatmak, bunun değişimine katkıda bulunmak bizim görevimiz burada.
Şimdiki gözlemlerimde biraz daha eski jenerasyonda var bu aslında.
Yani kadının bütün görevlerini üstlenmesi, sabahtan akşama kadar çalışması, evi halletmesi.
Bir de evi hallettikten sonra biliyorsunuz iş hayatına da atıldığı için kadınlar iki tarafı da yönetmeye çalışıyor.
Özellikle evlilik hayatında bu tarz bir dengesizlik başlamış oluyor.
Çünkü kadın da işe gidiyor.
Aynı şekilde sabah o da uyanıyor.
Eşiyle beraber işe gidiyor ama kahvaltı hazırlayan kadın oluyor.
İşten eve dönülünce de akşam yemeğini hazırlayan da kadın oluyor.
Hatta bazen masayı toplayan, bulaşıkları yıkayan da o oluyor.
Çocuklar varsa çocukları uykuya hazırlayan da o oluyor.
Bu şu anda bütün herkesin evi böyledir demiyorum.
Ama eğer böyle bir düzeniniz varsa bu görevleri tek başınıza yüklemeniz gerekmiyor.
Aslında burada biraz vurgulamak istiyorum.
Belki bunu duymak istiyorsunuz.
Belki buna ihtiyacınız var. olarak biz bazı alışkanlıkları alıyoruz.
Kendimde de görüyorum bunu biliyor musunuz?
Yani zekten hiçbir zaman böyle bir beklenti yok ama şimdi full time çalışan o.
Ben freelancer olduğum için kendi saatimi kendime göre ayarladığım için o yemeği de yapması gereken, temizliği de yapması gereken kişi benim zannediyorum ve inanın bana bu otomatik olarak bende var çünkü öyle
bir işlemiş ki bize bir de yapabiliyoruz ya biz yetenekliyiz yani bazı konularda ki ben Karadeniz kızıyım çok hızlı yaparım bazı şeyleri böyle bir anda evi temiz izlerim.
Bir anda yemek yaparım falan. Ya gülüyorum çünkü maalesef Zek çok yavaş yemek yapıyor.
Onun böyle biberleri keserken, soğanları keserken falan böyle falan oluyorum ama şeyi de öğreniyorum yani.
Tamam o da onun hızı, o da onun çalışma tarzı deyip onu serbest bırakıyorum.
Çünkü biraz da bu yüzden müdahale ediyoruz ya biz.
İşte erkekler yeri temizliyor mesela.
Biz onu beğenmiyoruz. Tekrardan biz yapıyoruz ya da yaptırtmıyoruz bile.
Bence işte orada bize şu görev düşüyor.
Bırakın onlar da geliştirsin, öğrensinler.
Her şeyi bizim kontrol etmemiz...
Her temizliği bizim yapmamıza gerek yok.
O mutfak mükemmel temizlenmemiş olabilir ama her şeyi biz üstlenemeyiz.
Gerçekten yani ben kendimde bunu görüyorsam, yakalıyorsam muhtemelen sizin de başınıza geliyordur.
Tamam tamam ben yaparım deyip bir sürü şeye üstlenmeniz.
Çünkü bizde o anne iç güdüsü çok sağlam.
Yani otomatik olarak yükleniyor.
Bir insana bakım vermek, ona o sıcaklığı göstermek, o yuva hissini vermek, o alanı açmak, affedici olmak, yumuşak olmak, duygusal olmak.
Yani bunları söylerken... Dediğim gibi eğer bunu fazla yapıyorsak, fedakarlığı fazla abarttıysak, kendimizi arka plana attıysak, kendimize nasıl zaman ayıracağımızı o
me time diyoruz ya İngilizce'de yani bir gün sadece Eğer küvetiniz varsa şöyle küvetle 2 saat uzanıp sıcak suyun keyfini çıkarıp belki bir şey izlemek orada, bir şey içmek, kendi kendinize vakit geçirmek
ya da meditasyon yaparak kendinizi dinleyebilmek, sakinleşmek, spor yapmak.
Yani sadece başka insanlara hizmet edebilecek bir şeyler değil ya da sadece verimli olmak üzere değil.
Yani şu temizliği yapayım, şu yemeği yapayım ya da bir insanın bir işini halledeyim gibi değil.
Size ait yani bu bakımlar olabilir.
Saç, cilt bakımı, tırnak yani bunların hepsini yap.
Yaptığınızda çok yüksek ihtimalle siz de çok iyi hissediyorsunuz.
O kremlere falan buladığınızda kendinizi.
Şöyle yüzünüze o kağıt maskeler var ya ıslak ıslak.
Bayılıyorum ben onu yaptığımda.
Bir de şimdi zevkle yapıyorum onu. Yani onu da katıyorum.
O da benimle keyif alsın diye.
Fakat yani genlerde şey olduğu için o atom karıncalık işte her şeyi ben yaparım.
Ben güçlüyüm. Ben çok çalışkanım.
Onu da halledeyim. Bunu da yapayım.
İşte hem işi de yaparım hem evi de yaparım.
Bir de çocuk yaparım falan. O yok bende şu an ama yani henüz anneliği bilmiyorum.
Çok zor olduğunu tahmin ettiğim için de tırsıyorum.
Açıkça söylemek gerekirse. Tüm bu kalıplardan ve öğrendiğimiz alışkanlıklardan sıyrılıp biraz daha sakinleşmek üzere aslında ben de çalışıyorum.
Çünkü özellikle Amerika'ya geldikten sonra burada bambaşka bir kadın profiliyle karşılaştım.
Burada gördüğüm üzere bir kadının yemek yapması zorunluluğu yok.
Yani yapmıyorsanız maalesef bu arada sağlıklı değil.
Çünkü her şey hazır. O donmuş yiyecekler de çok alınıyor.
Donmuştan kastım yani böyle sadece meyve sebze değil.
Bayağı paket paket yemek satılıyor.
menü gibi düşünün. Tavuğu var, makarnası var, brokolisi var.
Bu üçü de donmuş. Paket içinde alıyorsunuz.
Onu mikrodalgada ısıtıyorsunuz ve akşam yemeğiniz hazır.
Hatta hani öyle baktığınızda o protein de var, sebze de var, karbonhidrat da var.
Yani daha ne olsun gibi düşünebilirsiniz.
O yüzden burada o alışkanlık oturmuş.
Yani kadınlardan genelde öyle bir beklenti yok.
O yüzden kadınlar biraz daha iş alanında da kendilerini geliştirebilmişler.
Yani yemekten ve temizlikten vakit kalınca biraz daha kendilerini diğer alanlara odaklayabilmişler.
Ya da çoğu kadının farkındalığı geliştikçe partneriyle rol dağılımını daha eşitçe yapabilmiş.
Yani ben temizlik yaparken mesela sen banyoyu temizle ben mutfağı temizleyeyim gibi iş bölümleriyle o evdeki denge de kurulabiliyor.
Amerika'da bir diğer fark ettiğim şey ise bazen fazla bilinç geliştirilip hiçbir şey yapmak istemeyen, bunu reddeden ve hatta kendi kadınlığıyla alakalı dişil enerjisinden de uzaklaşan birçok
kadın da görebiliyorum. Çünkü bazı kadınlar buna bilinç geliştirdikçe karşıt tepki olarak da biraz sert yaklaşabiliyorlar.
Yani birçok şeyi reddetme eğiliminde bulunabiliyorlar.
Dişil enerjilerinden uzaklaşabiliyorlar.
Dişil enerjinizin dengede olması aslında sizi Bütünleştiren bir şey.
Yaratıcılığınızla ve yaratıcılığınız nasıl ifade ettiğinizle alakalı bir yer.
İçsel huzurunuzla ve aynı zamanda sağlığınızla alakalı bir yer.
Yani zihinsel, duygusal, fiziksel sağlığınızın bütün de olabildiği bir yer.
Aynı zamanda ruhsal olarak da doygun hissettiğiniz bir yer.
Dişi enerjiniz yüksek olduğunda.
Bütünleştirici özelliğinden dolayı toplumdaki bağları da güçlendiren, o duygusal bağları derinleştiren de bir tarafınız.
Ve yine... dişil enerjimiz sayesinde toplumda sesimizi yükseltebiliyoruz.
Kadın haklarını savunabiliyoruz.
Zorluklarla başa çıkabilmek için başka bir kaynaktan güç alabiliyoruz.
Yani yine kendi kaynağınız bu arada dişil kaynağınız.
O yüzden oradan da uzaklaşmamak, kendinizi kendi kadın kimliğinizi anlamak ve dişil enerjinizle uyumlu olabilmek hayatın normal akışında biraz daha dengeyi kurmanız da sağlıyor.
Bütün yükü kendi üstünüze almadan sorumlulukları ve rolleri doğru Ruh bir şekilde paylaşabilmek.
Ya da yine haksızlığa uğradığınızda neden haksızlığa uğradığınızı da anlayabilmek adına.
Dişil enerji doğa ile uyumlu bir enerji.
Siz o enerjiden uzaklaştığınız zaman kendi doğanızdan da uzaklaşmış oluyorsunuz.
Ben kadın olmayı gerçekten çok seviyorum.
Dişil enerjimi çok seviyorum.
Bunu bazen hissedemediğim, düştüğüm ya da baskılandığım yerleri fark ediyorum hayatımda.
Çok oldu çünkü. Özellikle iş hayatına girdikten sonra.
Özellikle ticaret hayatında maalesef.
Eminim ki bu bölümü dinleyen herkes hayatında bir kez olsun.
Bu ayrımcılıkla karşılaşmıştır.
Ve ne yapacağımızı bilemediğimiz ortamlarda bulunmuşuzdur.
Bu yüzden bu bölümleri çekmek benim için çok değerli.
Sizinle tecrübeleri paylaşmak çok değerli.
Çünkü özellikle dediğim gibi Türkiye, Çin ve Amerika tecrübesinden sonra kadınları gözlemledikten sonra biraz daha farklı bir bakış açım da gelişti.
İki düşüncenin de iki kalıbın da çok sert olmaması gerektiğine inanıyorum.
Yani ne çok fazla fedakarlık yapan, kendini unutan, arka plana iten tarafın ne de hiç umurumda değil sadece ben varım, benim yani hiç bu görevler üstüme alınmıyorum deyip uzaklaşmanın
da yani bu Amerika böyle demiyorum sadece gözlemlerimden bahsediyorum.
Biraz daha burası. O uca yakın.
Türkiye'de biraz daha fedakar tarafa yakın.
O yüzden bu karşılaştırmayı da bu şekilde yaptığımda böyle bir sonuç çıkıyor benim için.
Bir kadının kendi gücünün farkına varıp kendi potansiyelini de gerçekleştirmek adına ki bu gerçekten kolay değil zorlu olacak birbirine destek vererek dayanışma ile dediğim gibi bu sadece kadınlar üzerine bir bölüm
değil umarım erkekler de buraya kadar dinlemiştir birbirimize destek verip farkındalığı artırıp bu değişime katkıda bulunacağız ve yeni jenerasyonda bu tarz bir eşitsizlikle uğraşılmak zorunda kalmayacak
diye bir hayal bırakıyorum buraya.
Bölümü dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bölümle pazartesi sabah 7'de görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
