
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni podcast bölümünde, neden ısrar ederiz ya da edilir, ısrar etmenin arkadaşındaki motivasyonlar neler, siz de ısrar ediyor musunuz ya da çok ısrar eden birisine nasıl cevap verilir ve daha fazlası bu bölümde.
İyi dinlemeler
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu bölümde ısrar üzerine konuşacağız.
Israr edilmesi, ısrara verilen tepki, neden insanlar ısrar eder, buna neden ihtiyaç duyar.
Biraz bunları böyle incelemek istiyorum.
Çünkü kendi kafamda kurcukladığım bir şeydi açıkçası.
İnsanlar neden ısrar ederler?
Arkasındaki motivasyon ne olabilir?
Tabii ki de aklımıza birkaç şey geliyor ama biraz daha derin düşünerek sohbet etmek benim için keyifli olacaktır.
Umarım siz de keyifle dinlersiniz.
Şimdi bu ülkeye geldikten sonra ısrar edilme faktörüne dikkat çekmemen mümkün değildi açıkçası.
Çünkü belki ben de yapıyorumdur.
Farkında değilim ama genel olarak Allah aşkına ye şunu.
Bak şunun da tadına bak. Hadi buraya gidelim.
Ne olur sensiz olmaz. Senle yapacağız illa da seni görmek istiyorum gibi böyle tatlı bir yerden geliyormuş gibi görünen ama arkasında muhtemelen başka motivasyonlar besleyen bir alışkanlık mevcut bizim bu
topraklarda iletişim biçimimizde.
Kendimde fark ettiğim şey ısrara verdiğim olumsuz tepki.
Aslında o yüzden bu konuya birazcık parmak basmak istedim.
Ben neden buna bu kadar garip bir tepki veriyorum?
Yani birisi bana bir şey ısrar ettiğinde inanılmaz rahatsız oluyorum.
Sınır koymaya çalışmama rağmen.
Açıklamama rağmen karşımdaki insan onu daha ısrarlı bir şekilde yaptığı zaman ben kafanı sıkışmış gibi hissediyorum.
Ve bunu tabii ki de karşınızdaki insan anlatabilirsiniz ama çoğunlukla onlar bunu alınganlıkla karşılıyor olabiliyorlar.
Peki bakalım arkasındaki motivasyonlar nelermiş?
Elbette ısrar etmenin ilk motivasyonu biraz böyle kontrol ihtiyacı olabiliyormuş.
oradaki eylemi, etkinliği kontrol edebilmek için yani oradaki kontrol freakliğinden kaynaklı size ısrar ediyor olabiliyorlar.
Yani sizinle aslında o an yaptığınız eylemi, etkinliği birazcık kontrol etmek istiyorlar ki kendilerini güvende hissedebilsinler.
Çünkü bir şey kendileri kontrol ettiklerinde, kendi istedikleri olduğunda biraz daha sonuçları tahmin ediyor olabiliyorlar.
Direksiyonu kendileri kullanıyor gibi hissedebiliyorlar.
O nedenle sizin üzerinizde bir baskı uyguluyor olabilirler, ısrar ediyor olabilirler.
Bir diğeri de onay arayışı.
Yani aslında kendi sevdikleri şeyi, istedikleri şeyi, beğendikleri şeyi size de onaylattırarak kendilerine verdikleri değeri, beğendikleri şeyi pekiştirmiş oluyorlar.
Burada da karşınızdaki insanın belki öz değerle alakalı yaşadığı bir sıkıntı olabilir.
Yine buna bağlı olarak yaşadıkları kaygı ve güvensizlik olabiliyor.
Kaygılı olan kişiler, endişesi yüksek olan kişiler ısrar ettikleri şeyi uygulattıklarında bunu daha hafif hissediyor olabiliyorlar.
Yani kaygıları az olabiliyor, güvensizlik çok fazla hissedilmemiş oluyor.
Çünkü kendi istekleri yapıldığında oradaki kişi dediğim gibi kaygısını daha az hissettiği için kendini daha rahat hissediyor olabiliyor.
Bir de alışkanlıklar var.
Bugüne kadar bu alışkanlığı geliştirdiyse, başkaları üzerine bir şey yaptırabildiyse bu artık...
Oturduysa kendisinde bunu fark etmesi de zor olabiliyor ve alışkanlık olduğu için otomatik olarak bunu uyguluyor ve siz ne kadar hayır deseniz de bunu belki de anlayamıyor olabiliyor.
Bunun sebebi de önceden işe yaramış olması itibariyle artık o kendisinde oturmuş bir desen haline geçebiliyor ve belki de hepimiz bir miktar bundan zevk alırız aslında bizim istediğimiz şeyin olmasından onaylanmaktan,
kontrol etmekten. Bu daha önce işe yaradıysa bir alışkanlık haline de geçmiş olabiliyor tabii ki de.
Ve de empati eksikliği.
Birçok insan aslında empati eksikliği yaşayabiliyor.
Karşınızdaki insana bir şeyi zorladığınızda, ısrarla edirdiğinizde, onu ısrarla bir yere götürdüğünüzde sizin mutlu ettiğini düşünüyor olabiliyor.
İşte sizin için iyi bir şey yaptığını düşünüyor olabiliyor.
Ve siz bundan hoşlanmadığınızı söyleseniz dahi belki de kırılganlıkla karşılıyor oluyorlar.
Çok fazla hani empati duyulamıyor burada.
Evet sizin bunu sevmeyeceğinizi, belki başka bir şey isteyeceğinizi düşünmeyip yani Ben sana iyilik yapmak istemiştim gibi bir cevap mutlaka duymuşsunuzdur.
En azından bir kişiden hayatınız boyunca.
O yüzden böyle o sınırı koyabilmek de karşınızdaki insanın alınanlık seviyesine göre zor olabiliyor.
Şimdi ben buraya geldikten sonra burada neden zorlanıyorum?
Çünkü önceki bölümlerde de bahsettim.
Önce bir kendime zaman ayırmak istiyorum ve sürekli birkaç kişiye hayır demek durumunda kalıyorum.
Bu arkadaşlarımı sevmediğim anlamına gelmiyor.
Bu çok net bir istek aslında.
Ben Türkiye'deyken...
Şu anda ailemleyim okey ama sonrasında kendime ait bir zaman ayırmak istiyorum.
Bu ihtiyacım, bu isteğim çok net ve bunu çok açık bir iletişim yoluyla aktarmak istiyorum karşımdaki kişiye.
Fakat yanıma iki dakika göreyim, geçerken uğrayayım, bir kahve içelim gibi olduğunda biraz böyle bende tetiklenme yaşandığını fark ediyorum.
Çünkü şunu diyebiliyorum kafamdan daha ne kadar açıklayabilirim.
Bu seninle alakalı değil mesela yani seni görmek istemiyorum Allah belanı versin gibi bir şey değil.
Gerçekten şu anda...
Kendimle baş başa kalmak istiyorum ve bazen bu iyi bir yerden geliyor gibi görünüp sizin üzerinize bir yük olarak bırakılabiliyor.
Ve bu yükü hissetmemek için ben çaba sarf ediyorum.
Çünkü bu konuda da çok hassas bir tipim aslına bakarsanız.
Çabuk yük hissedebiliyorum, suçluluk hissedebiliyorum.
Bir de son dönemlerde başka keşfettiğim bir duygu var ki acıma hissiyatıyla karşılaşıyorum.
Bazen karşımızdaki insana suçluluk hissettiğimizi varsayabiliyoruz ama aslında hissedilen duygu acıma olabiliyor.
Yani ona iyilik yapmak istediğinizi, ona iyi hissettirmek istediğinizi düşünüp kendinizden bir şeyler vermek, onlar için bir şey yapmak istiyor olabilirsiniz.
Burada da içinde acıma duygusu barındıran bir yaklaşım olabilir.
Burada arkadaşlarımın yanında aynı zamanda annemden gelen ısrara karşı da bunu kafamda sorguladım.
Çünkü annem anne.
Sonuçta bizi büyütürken bize bir şeyler yaptırdığı için alışkanlığı gereği ısrar etmek, bize bir şeyleri dayatmak onun normali olduğu için, onun alışkanlığı olduğu için buna nasıl cevap vermem gerektiğini
de aslında düşünerek bu konuya eğildim.
Aynı zamanda dediğim gibi buradaki arkadaşlarım üzerine de ya da bana yöneltilen yaklaşıma göre de bunu düşünmek istedim.
Şimdi anne kısmını incelediğimizde burada bir kontrol olabilir.
Sonuçta anne olduğu için sizi...
kontrol ederek büyüttüğü için bu bir alışkanlık haline geçmiş olabilir.
Kendi annemle bunu konuşmadım bu arada.
Çünkü annemle böyle bu konuları oturup konuştuğumda alınabiliyor.
Beni yanlış anlıyor olabiliyor.
Bu sorgulamalarımı pek anlayamıyor olabiliyorlar.
Yani neden mesela ben bu kadar çok sorguluyorum.
Evin filozofu falan oldum bu gidişle.
Fakat şimdi anneme baktığımda artık yalnız da yaşadığı için bütün kardeşler ayrı bir yerde yaşıyoruz.
Muhtemelen bir araya geldiğimizde onun o içerisinde Güden, annelik güdüsüyle.
Bize bir şeyler vermek, o meyveyi yedirmek, o pazara gidip tekrardan poşet poşet bir şeyler taşıması.
Bir yandan beni üzüyor, bir yandan diyorum ki ona o alanı da açmam gerekiyor aslında.
Burada da ısrar edilen ortamda, tetiklenmenin yanında nasıl tepki vermem gerektiği üzerine bir düşünce geliştirdim.
Ve aslında ilk şey sakin ve net olmak.
Çünkü belki geçmiş...
Yıllarda verdiğim tepki sakin olamıyordu.
Israrla böyle ben istemiyorum artık beni şöyle yapmayın böyle yapmayın gibi çıkışlarım olabiliyordu.
Ama şu anda... Daha güzel, daha açık bir iletişimle, sakin kalarak, net olmaya çalışarak cevap veriyorum.
Onu anlayarak cevap veriyorum, düşünüyorum.
Çünkü o bir anne, iki yıldır gelemediğim için Türkiye'yi zaten beni az gördü ve neredeyse bütün dünyada annelik içgüdüsü, çocuğunuz uzaktayken o kadar endişe duymazsınız ama onların evine döndüğünüzde şey derler ya, yediden
önce gel, çok geç kalma, çok oyalanma, işte yemeğini ye, kahvaltını yap.
Yani daha böyle müdahale etmeye çalışırlar, kontrol etmeye çalışırlar.
İstedikleri şeyi size göstermek, vermek isterler.
Dışarıya çıkmak isterler.
Beraber etkinlik yapmak isterler.
Onun dünyasından düşündüğümde tabii ki de içim yumuş yumuş oluyor.
Ona daha çok onun yapmak istediği şeyi vermek istiyorum.
Fakat burada da çok değerli bir çizgi var.
Eğer ki ben kendimi yoracak sınırı geçtiysem içimden o tekrardan öfke büyümeye başlıyor.
Ya da resentment dediğimiz içten içe küskünlük diyeyim.
Yani tam onun Türkçesi yok galiba.
bir küskünlük oluşmaya başlıyor.
Kendinize kızmaya başlıyorsunuz.
Hani değişmiştik diyorsunuz.
Ya da onlar niye anlamıyor diyorsunuz.
Kendinize ekstra açıklama girişiminde bulunuyorsunuz ve genellikle başarısız oluyor.
O yüzden ben bu yola hiçbir daha tekrardan girmeden annemin nereden geldiğini, ne yapmaya çalıştığını anlayarak verdiğim tepkileri daha kontrol ederek daha yetişkin bir yaklaşımla yaklaşarak vermek istiyorum ve kendi duygularımı
da bu şekilde regüle etmek istiyorum.
Elbette Her gün herkesi anlayabilecek bir mental sağlığa da sahip değilim bu arada.
Yani ha bakalım bu kişi bana böyle davrandı.
O ne düşünmüş olabilir? Nereden geliyor?
Nasıl yapalım? Gibi bir yük de üzerime almak istemiyorum.
Altını çizmek istediğim bir şey var ve ben de bunu geliştirmek istiyorum.
İlişkiler %50, %50.
%50 sınırını geçmemek gerekiyor.
Yani siz bir insanı entertain etmek için, onu eğlendirmek için, ona o iyi hissetsin diye bir şeyler yapmak için çaba sarf ettiğinizde Kendinizden bol bol vermiş oluyorsunuz ve bu inanılmaz bir yorgunluk da yaratıyor
oluyor. Bu nedenle ilişkilerin %50-%50 olduğunu unutmayın.
Karşınızdaki kişi de siz emek verdiğiniz kadar ilişkiye emek ve zaman ayırması gerekiyor.
Enerji vermesi gerekiyor.
Onun da sizi can kulağıyla dinlemesi gerekiyor.
Bu annemin üzerinde söylemiyorum.
Genel olarak söylüyorum. Kendiniz için de buradan paylaşabilirsiniz.
Yani karşınızdaki insanı mutlu etmek için bir ekstra efor sarf etmemeniz.
Kendiniz için çok değerli çünkü burada kendinizi tanıdığınız haliyle ben neden hoşlanıyorum, nasıl bir yaklaşım sergiliyorum, ısrar edildiğinde nasıl tepki veriyorumu sorguladığınızda kendi sınırlarınızı da biraz daha idrak ediyorsunuz
ve bunu açık bir iletişim diliyle karşınıza aktardığınızda çok yüksek ihtimalle ilişkiler çok daha sağlıklı bir pozisyona geçiyor olabiliyor.
Pat diye olmuyor. Ben de yıllardır hem kendimi tanıma aşamasında hem de karşımdaki insana kendimi aktarma aşamasında uzunca bir efor sarf ettiğim için belirli bir noktaya getirebildim.
Ve tetiklendiğim yerlerde karşımdaki insanın bana verdiği etki dediğim onun arka planını anladığımda şefkatim daha çok artıyor.
Ama dediğim gibi bunu ısrarla ve her gün yapmanız da kendiniz için iyi değil ve hatta yorucu.
Ama başlangıç olarak olaya yapılan eyleme ya da size verilen etkiye odaklanmak yerine oradaki arka planda o kişinin ne hissettiğini, ne ihtiyacı olduğunu ve sizin onu
ne kadar karşılayabileceğinizi ve kendi ihtiyaçlarınızı Algıladığınızda kafanızda oturttuğunuzda ilişkiler daha sağlıklı ilerleyebiliyor.
Karşınızdaki insana bir öfke duymuyor oluyorsunuz.
Daha iyi net sınırlar koyabiliyorsunuz.
Bu da tabii ki de iki tarafında daha mutlu olmasını uzun vadede sağlıyor.
Tabii ki de bunu yapan kişi hayatınızdaki yeri bilemiyorum.
Ne kadar ısrarcı insanlar var hayatınızda.
Ne kadar kontrol altına almaya çalışıyorlar.
Siz onları ne kadar sık görüyorsunuz.
Ona göre bir değerlendirme yapabilirsiniz.
Eğer hayatınızda çok sık gördüğünüz kişi ısrar ediyorsa buna sanatçının yolu kitabında biraz da crazy maker deniyor.
Yani hayatınızda tam Türkçesini bilmiyorum ama biraz böyle sorun çıkaran, rotayı değiştiren, dikkat dağıtan, ilgi bekleyen kişiler olabiliyor.
Bence durumuma göre, mental durumuma göre ben de onlardan birisi olabiliyorum bazen.
Zekin işinin ortasında onu bölebiliyorum, ekstra özel ilgi isteyebiliyorum.
Burada önemli olan kendimi yakalayıp işte...
self-soothing, self-regulation üzerinde odaklanıyorum.
Yani kendi kendimi sakinleştirmek, kendi kendime iyi gelmek, kendi kendime o işi halledebilmek.
Çünkü otomatik bir şeye geçtiğinde bazı alışkanlıklar, aklınıza bir şey gelme, hemen birini aramak, hemen birini aktarmak, birisiyle paylaşmak ya da hemen dert anlatmak üzere alışkanlık geliştirdiyseniz, başka insanların zamanlarına bu şekilde
müdahale ediyorsanız, onları o şekilde bölüyorsanız, Bunu da fark etmek hem karşınızdaki insan için faydalı olacaktır hem de ilişkiniz için hem de tabii ki de kendiniz için daha faydalı olacaktır.
Çünkü içerideki duygusal dayanıklılığı da aslında kuvvetlendirmiş oluyorsunuz.
Buradan da yani bunu bir pota olarak düşünebilirsiniz.
Karşınızdaki kişinin yaptığı eylemi nereden geldiğini, onun o anki ihtiyacını fark ettiğinizde bu ihtiyacı karşılayın demek istemiyorum.
Ama en azından ona karşı bir şefkat geliştiriyor oluyorsunuz.
Ve aynı şekilde %100 diyeceğim kendi ihtiyacınızı fark ettiğinizde özellikle de mesela ben bugün uyandığımda periyot öncesi olduğu için daha yorgun hissettiğimi, biraz daha keyifsiz hissettiğimi fark ettim.
Hemen aksiyon almak, hemen kendimi keyiflendirmek üzere değil de biraz daha nasıl yavaşlayabiliriz, bugün ne ile geçirebilirim?
Yani yavaş olacaksa bugünüm daha mı çok kitap okuyayım, bir film mi izleyeyim, bir yürüyüşe mi çıkayım?
Küçük bir alışveriş mi yapayım?
Yani onu da planlamak istiyorum.
Hele ki şu an tatil döneminde olduğum için işten uzaklaşmak istiyorum.
Ama bir yandan tabii ki de işte arka planda.
Bir önceki bölümde de bahsetmiştim.
Şu anda kendi sesimi tam bulamıyorum.
Yani ben yeni bir yere geçeceksem eğer, yeni bir iş alanı kuracaksam eğer bunun ne olması gerektiğini, neden gerçekten keyif aldığımın cevaplarını bulabilmek için kendime ayırmam gereken zaman sürecindeyim.
Hobilere odaklanmak, kendinle vakit geçirmek ve biraz da kendini daha çok sevmek üzere aktiviteler yapmak istiyorum.
Çünkü insan kendisiyle alakalı böyle bir uzaklık yaşadığında, kendisini çok sevmediğinde, öz saygısında eksiklik olduğunda bir kopukluk yaşayabiliyor ve yaşadığımız dünyada çok fazla dışarıdan
etkilere maruz kaldığımız için kendimizi ister istemez başkalarının görünen başarılarıyla kıyaslamış oluyoruz ve kendinizi aşağı çekiyor olabiliyorsunuz.
Bu sürede kendimde bunu yakaladım açıkçası belki sosyal medya olduğu için.
Bir türlü yaptığım işi beğenmeme, istediğim noktayı önemsememe, bir nokta isteyememe, kendimi başkasıyla kıyaslama gibi sorunlar yaşadığım bir süreçten geçtim.
O yüzden şu an sessizlik şarkısını söyleyerek bugün en mutlu günüm.
Birazcık sessizlik istiyorum.
Diyorum kısa bir bölüm olsun.
Herhangi bir sorunuz varsa, benimle paylaşmak istediğiniz bir şey varsa Instagram ya da e-mail üzerinden benimle paylaşabilirsiniz.
Açıklamalarda linkleri de bulabilirsiniz.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
