
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Sesimden de anlaşılacağı üzere ben yine hasta oldum.
Yani ameliyattan sonra bağışıklık düşüyormuş.
İnanın bana sadece geçen hafta bir kere böyle brança gittim.
Ve Christmas'dan dolayı New York o kadar kalabalık ki 2 dakika yürüme mesafesi vardı subwayden restoranta ama böyle 4 dakikada falan yürüdük.
Yani stadyumda konser alanında yürüyor gibi falandı.
Çok kalabalıktı. Galiba oradan kaptım ve maalesef Covid.
Ara ara muhtemelen hapşıracağım o yüzden böyle bu bölümü çekmek birazcık zor olabilir.
Ama çekmem de gerekiyordu.
Öncelikle kocaman teşekkürlerimi size iletmek istiyorum Spotify Wrapped sonuçlarından dolayı.
7600 kişinin bir numaralı podcastı çıktık.
Hemen buraya bir alkış efekti.
O kadar sevindim ki yani geçen yıl böyle 5000'e yakın kişiydi.
Çok güzel bir büyüme olmuş.
Çok güzel dinlenmişiz ve Instagram'dan da teker teker yazdınız zaten.
Çok teşekkür ediyorum yani 7600 kişi yazmadı ama çok teşekkür ediyorum.
Böyle şeyler beni acayip motive ediyor çünkü...
Podcast'ta yorum yeri falan da yok ya yani kimse yorum bırakmıyor.
Eğer DM'de yazmıyorsanız, e-mail atmıyorsanız bilmiyorum kimin dinlediğini.
Çok mutlu oluyorum. Hem siz bana ulaştığınızda ya da böyle sayıları gördüğümde gerçekten inanılmaz motive oluyorum.
Bir de 55 bin kişinin de ilk 10'undayız.
Bu da benim için inanılmaz bir başarı.
Yani bunu beraber yaptık.
İyi ki buradasınız. İyi ki dinliyorsunuz.
İyi ki benimle bu duyguları paylaşıyorsunuz.
Bazen yazıyorsunuz zaten ben de böyle düşünüyorum.
Benim de başıma bunlar geldi diye.
Ya da yalnız olmadığınızı bana iletiyorsunuz.
Ki ben de yalnız olmadığımı hissediyorum.
Yalnızlık demişken ama bugünkü bölümün konusu yalnızlık olacak.
Yalnız olmadığımı hissediyorum ama aynı zamanda da çok yalnızım.
Çok yalnızım. Bunu böyle dramatik bir yerden anlatmayacağız bugün.
Sadece geçenlerde böyle bir breakdown yaşadım yine.
Bir süredir yaşamıyordum aslında.
Biliyorsunuz ameliyat oldum ve ameliyat sonrası zaten enerjim eski haline geri dönmedi.
Tabii ki de. Yani bir iyileşme süresi var.
Ama zihinsel olarak zorlanıyorum.
Hemen kalabalığa karışmak istiyorum.
İşte New York'un Christmas'ı var.
YouTube'da yapmak istiyorum. Instagram'a daha çok içerik hazırlamak istiyorum.
TikTok'a girmek istiyorum falan.
Bu enerjimi, isteğimi, hayalimi anlayabiliyorum.
Ne güzel. Ya da arkadaşlarım geliyor.
Üst üste arkadaşlarım da geldi eve.
Sonra ben inanılmaz bir yorgunluk hissettim.
Hem zihinsel olarak bu kadar kendime verdiğim görevler, ödevler, beklentiler.
Hem arkadaşlarımın ziyarete gelmesi bile.
Hani ben yatakta yatıyorum ve battaniyemle sarılıyorum.
Onlar da gelip beni ziyaret ediyor değil.
Nurtaç gibi birisi evi biraz daha toparlamaya çalışıyor.
Alışveriş yapmaya çalışıyor. Yani hala host modundayım.
Oysaki insanlar hasta ziyarete yapıyorlar.
Ama ben ondan da yoruldum.
Bu tamamen benim kendimle alakalı bir sorunum.
Yani benim evime geliyorsanız bir şey yapmam gerekiyor.
Hasta bile olsam. Çok da seviyorum yani gerekiyordan kastım.
Severim. Misafir ağırlamayı severim.
Hazırlamayı severim. Sofralar kurmayı severim.
Saatlerce yemek yaparım.
Eğer evime geldiyseniz bilirsiniz.
Çok severim yani birini ağırlamayı.
Ama şu an onun zamanı değil.
Kafamda duyduğum ses Nurtaç.
Gerçekten ne olursun kendine şu dinlenme alanını bir ver.
Hem ben bu dinlenme alanını kendime vermekle zorlanıyorum.
Hem de dışarıya nasıl göründüğümle alakalı bir kaygı yaşıyorum.
Sanki işte ameliyat ben olmamışım ya da ameliyat oldum ama bakın hemen eski halime döndüm.
Bakın hemen güçlendim gibi bir kaygı yaşıyorum.
Bu kaygılar çok saçma.
Biraz böyle spotlight efekt de var maalesef.
Yani sosyal medyada olduğunuz için böyle bir şey paylaşmadığınızda geri çekildiğinizde daha büyük kaygı yaşıyorsunuz.
Çünkü maalesef kimliğinizin bir parçası oluyor orası.
Ama gerçek hayatta böyle olmadığının farkındayım.
Mantığım gayet farklı.
İşte duygusal olarak zorlandığım bir yer.
Daha sonra bu breakdown'a beni götüren şeyi anlatacağım.
Zek zaten Birleşmiş Milletler'de çalışıyor ve dünyadan arkadaşları var.
Sadece Amerikalı değil yani Zek'in çevresi.
Kültür içerisinde böyle etkinlikler falan yapıyorlar, koruya gidiyor.
Aynı zamanda hapşıracağım bir saniye.
Ay geldim. Neyse Zek'in dedikodusunu yapıyorduk.
Ya Zek acayip sosyal bir arası.
İşte söyleme bilmiyorum. Birleşmiş Milletler'de tiyatro ekibini kurdu Zek.
Yani kendisi yapıyor bunu.
Doğaçlamalar yapıyorlar. Gösterisi var.
Koro gösterileri var. Arkadaşlarıyla dışarı çıkıyor.
Geçen haftalarda da Thanksgiving vardı burada.
Şükran günü. Normalde onun şehir dışında çocukluk arkadaşı var.
Sık sık da gider oraya. Ben de bazen giderim.
Ama hani hem hastalığımdan kaynaklı hem de açıkçası bazı birkaç sebepten dolayı gitmek istemedim.
Bazı birkaç sebebi de söyleyeyim.
Amerikalılar üşümüyor.
Yani bak kocaman Amerikan evi düşünün.
Kapı pencere açık. Çocuklar üşümüyor.
Onlar yani soğuk kış vakti anladın mı?
Yani ben bunların evine gittiğimde birkaç kere dondum.
Hani tamam öyle birkaç kalın kıyafet götürerek gidebilirdim.
Ama yok anacığım ben Türk'üm.
Bakın ben atletimi giyip ayağımı çorabımı giyerek büyüdüm.
Atletin içine sokarak büyüdük biz.
Yani bu kültür farkıdır.
Ben buna alışamıyorum. O çocuklar da öyle cıbıl cıbıl geziyor ya kış vakti.
Neyse. Yani zaten hastalık işte ameliyat, recovery süresi derken dedim ki ben gitmeyeceğim.
Sonra Zack işte şehir dışına gitti, birkaç gün kaldı, geldi, arkadaşlarıyla akşam dışarı çıktı ve sabah geldi.
Ben öyle bir tetiklendim ki.
Hani dışarı çıkamıyorum ya doğru dürüst.
Çıktığımda zaten yoruluyorum.
Aşağı markete inip de şeyim böyle koca karı gibiyim yani.
Ay yoruldum yavruma falan.
Hani bir yerlere oturayım. İyi değilim yani.
Mental olarak da iyi değilim.
Zaten zorlanıyorum. Zaten kendine baskı vermekle müthiş bir insanım.
Hani çabuk iyileş, çabuk.
Bir sürü yapmamız gereken şeyler var.
Neden ameliyat oldum falan.
Yani inanılmaz kavgalar, gürültüler var beyin içerisinde.
Sonra ben zekabilendim.
Dedim bu çocuk niye bu kadar sosyal?
Yani bunun hayatı baya hareketli.
Dışarı gidiyor, bir arkadaşları falan var.
Bu arada maşallahlar tabii ki de yani sonuçta hayat arkadaşım.
Gerçek anlamda başka bir şey istemem bu adamın hayatı için.
Mutlu olsun, gezsin, tozsun.
Sadece işte insan hali olarak ben orada bir bilendim.
Bir de sabah geldi ya yani sabahladı arkadaşlar.
Barda falan sabahladı. Ben zaten tavuk 9.30'da uyuyorum bak.
Yani zekin ne zaman geldiğini bile bilmiyorum.
Sadece gece çişe kalktığımda gördüm.
Gelmediğini gördüm.
Neyse ben sabah bir kavga ettim onunla.
Sonra... Kavga ederken her yeri salça oluyorum tamam mı?
Şöyle de böyle de. Yani zaten sizde de vardır belki.
Kavga ederken kendinizi dinlediğinizde bazen kıçınıza gülmek istiyorsunuz.
Yani uydurduğum argümanlar, kendimi haklı çıkartmak istediğim yaptığım manipülasyonlar.
Yani adamın hiçbir alakası yok.
Tamam Thanksgiving'de gitmemesini söyleyebilirdim.
Ama sonuçta Thanksgiving'dakin en sevdiği holiday.
Ve normalde artık geleneksele bağladı.
Beraber kutluyorlar. Ben de bir iki kere katıldım.
Ve yalnız kalmaktan da normalde rahatsızlık duymuyorum.
Ama işte üst üste geldiği için muhtemelen bir yere salça olmak istedim.
Zeka salça oldum. Sonra da çok uzattım ama biraz uzun bölüm olacak galiba.
Zeka anlatırken böyle derdimi hani o breakdown'ı yaşarken yine bir iç muhakememizde fark ettim ki ben aslında yalnızlık yaşıyorum.
Ama bu yalnızlık sadece bana mahsus değil.
Bu yalnızlık hayatın bir parçası olan yalnızlıktan bahsediyorum.
Plus bir de parasoşallıktan bahsediyorum.
İnternetten dolayı birçoğumuz kendimizi bununla meşgul ediyoruz.
Hayatımıza sanki sosyalliği bununla katıyoruz.
İşte talk show izlediğimizde sanki biz de oradaymışız gibi o sohbetin bir parçasıymışız gibi hissedebiliyoruz.
Hatta yurt dışında yaşıyorsanız işte Türkiye ile alakalı...
Ben YouTube bağımlısı falan oldum.
Bir sürü şeyi oradan öğreniyorum.
Oradan görüyorum. Sanki arkadaşlarım oradan olabiliyormuş gibi.
Çünkü benim kendi arkadaşlarım zaten sosyal medyayı neredeyse hiç kullanmıyorlar Türkiye'de yaşayanlar.
Mesaj atmadığınız zaman görüşemiyorsunuz.
In person zaten görüşemiyorsunuz.
Burada bir sürü yabancı arkadaşım var ama hep söylüyorum benim aslında ihtiyaç duyduğum şey biraz daha Türk bağlantıları oluyor.
Ama Türklerle yakınlaştığımda da korkularım çıkıyor.
Bunlardan da bahsettik. Yani çok açık olacağım.
Maalesef bazen yani yurt dışında olduğunuzda belki de Size ilham veren, belki çok istediğiniz tarz arkadaşlarınız olmuyor yanınızda.
Genel anlamda söylüyorum.
Bunlar handikapları.
Yani açık olalım. Biliyorsunuz zaten sayısal olarak çok değiliz.
Ve bir araya geldiğimizde de bazen aynı kafe yapılarında olmayabiliyoruz.
Bu zaten benim yani çok uzun zamandır yaşadığım bir yalnızlık.
Ama biraz da şunu fark ettim.
Bence ben Türkiye'de de olsam bu duyguları yaşayacaktım.
Yalnızlık hissedecektim.
Çünkü bu bahsettiğim yalnızlık aslında insan olmanın yalnızlığı.
Hani buraya geliyorsunuz tamam annenizden doğuyorsunuz ama yalnız doğuyorsunuz ya.
Ve size bakım verenler var bir şekilde büyüyorsunuz.
Ama duygusal olarak birçok yerde çoğumuz...
Bayağı yalnızız. Bunu kabul etmek şu anda çok zor çünkü günümüz dünyasında böyle extrovert olmak daha ödüllendirici gibi görünüyor.
İşte sen daha kabul edilen, daha cool, daha sevilen bir imajsın gibi kabul edildiği için.
Bizler böyle hani içimize dönük olmayı, kendimizde iyi vakit geçirebilmeyi, yalnızlıktan keyif almayı aslında tam beceremedik bence.
Yani bizim grup için söylüyorum.
Böyle hissetmeyen kişiler zaten dinlemiyordur bu bölümü.
Ben şöyle değerlendiriyorum. Özellikle ameliyattan sonra muhtemelen yaşadığım hayatta kalma korkusunu inanılmaz derecede ekran bağımlılığıyla geçiştirmeye çalıştım.
İşte kısa videolar izlemek ya da YouTube üzerinden.
Maalesef bir YouTube bağımlılığı var zaten.
Siz de yapıyor musunuz bilmiyorum. Evde genelde böyle arka planda bile olsa ses olsun istiyorum.
Tamam büyürken de televizyonda büyüdük belki onun da etkisi vardır ama uzun zamandır sessiz kalmadım.
Çünkü sanki sessiz kaldığımda istemediğim duyguları hissedeceğim, duymak istemedim şeyleri duyacağım kafamda gibi bir korkum vardı.
Sonra ben bu breakdownı yaşadım da işte zevkle kavga ettim de kendimi eleştirdim de bence esas problemi buldum.
Benim yalnızlığım. Yani bu zekin sosyal olmasıyla alakalı değil.
Arkadaşlarımın evime gelip beni ziyaret etmesiyle alakalı değil.
Benim kendimle ne kadar bağ kurmamla alakalıydı.
Bir de çok uzun zamandır zaten ben analog şeylere inanılmaz derecede hasret hissediyorum.
Çünkü çok dijitalde yaşadığımız için bu artık beni tatmin etmiyor.
Hatta tam tersi beni benden çok uzaklaştırdı.
Bundan çok bahsettim. Birkaç bölüm de hazırladım.
Şimdi hemen pat diye olmayacak ama mümkün mertebe bilgisayarı da hayatımdan bir süre çıkartmak istiyorum.
Çünkü telefonu çok azalttım.
Bu işte birkaç hafta inanılmaz artmıştı ekran sürem.
Tamam onu düşürdük yine. Telefonu bazen nereye koydum bile hatırlamıyorum.
Ama bu sefer bilgisayar problemim var.
Yani her yere bilgisayarla geziyorum.
Yemek yaparken arkada bir şey çalıyor.
Hatta şimdi ben örgü örüyorum.
Örgü örerken bile YouTube'dan işte kabinde yağmur sesi, kabinden kar görüntüsü yani bunları açıyorum.
Sonra dedim ki bu bile olmayacak.
Bir süre gerçekten sadece sessizlikte kal, düşüncelerini bir duy, kızgınlıklarını bir gör.
Kendine hissettiğin duygularla bir barış.
Çünkü ben kendisine de çok kızan birisiyim.
Kendisiyle helalleşebilen birisiyim ama işte böyle erteledikçe, üstünü kapattıkça orayı...
Gitmeyi sevmiyorum gibi.
Orayı halledemiyorum uzunca bir süre.
Bunu yapmak kolay değil bu arada yani birçoğumuz için.
Çünkü ölümlü olduğumuzu bildiğimizden dolayı birçoğumuz hayatta distraction'ı seviyoruz.
Yani dikkatimiz dağılsın, başka şeylerle ilgilenelim, mutlu hissedelim, eğlenelim, birkaç gülelim.
Ama size de oluyor mu bilmiyorum. Ben gülmek için açtığım programlarda bile gülmüyorum aslında.
Yani şey gibi gülmüyorum.
İçeride bir şey baskıladığım için, üstünü kapatmaya çalıştığım için gerçek bir mutlulukla hissetmiyorum.
Bir de zaten yine parasocial yani gerçek hayatta değil ki bunlar.
Benim arkadaşlarım odama gelen, dışarı çıktığım, beraber takıldığım insanlarla kahkaha atmıyorum eskisi gibi.
Yani kabul etmem gereken bir gerçek var ki ben yalnızım ve yalnız hissediyorum.
Bununla bir yüzleş ve kendi içinde bir halleş, bir şeyler yap, gerçekten içinde mutlu ol.
Sonra, bakın bence burası çok önemli bir nokta.
Baya dürüst olacağım. Sırf yalnız olmamak için beraber vakit geçirdiğin insanları da daha net görüyorsun.
Çünkü yalnızlıktan korktuğumuz zaman Nasıl insanların arasında olduğunu bazen çok da sorgulamıyorsun.
Bu insanların kötü olmasıyla alakalı değil bakın.
Yani ah ben daha iyiyim onlar kötü gibi değil.
Ama bana ilham veriyor mu?
Ya da geliyor mesela sadece dump yapıyor.
Sana seni sormuyor. İyi misin seni merak etmiyor.
Mesela herhalde bu ameliyattan sonra birçok insanın yaşadığı kırılgan bir nokta.
Kim aradı seni? Tamam mı ameliyatından sonra?
Kim senin yanına ziyaret etmek istedi?
Kim seninle ilgilendi? Çünkü ciddi bir ameliyattı sonuçta.
Estetik ameliyatı olmadım arkadaşlar.
Gerçekten büyük bir ameliyat yaşadım.
Kimseninle ilgilendi mesela.
Yani bunlar aslında değerlendirmeyi almamız gereken şeyler.
Onlar sana o değeri vermiyorlarsa sen sırf yalnız olmamak için neden onun için hayatından zaman harcıyorsun?
Yalnızlığın kendisi bence yani sen istediğin zaman yalnız kaldığında güzel.
Eğer çevrende kimse yoksa, senin bir türlü anlaşabildiğin işte sana iyi gelen insanlar yoksa bu çok da istemediğimiz bir yalnızlık türü.
Ama işte dışarıda zaten istediğin bir ortam varsa, sevdiğin kişiler varsa ama sen tercihen yalnız kalmayı istediğin alanlar ya da anlar oluyorsa bu güzel.
Şimdi bence olması gereken ve yapmak istediğimiz şey bu.
Kendisiyle barışık, yalnız kalabilen, kendi alanında gayet rahat, huzurlu, kendi düşüncelerini duyabilen pozisyonumuz bu bir.
İki, dışarıda bize iyi gelen, gerçekten bizim de ilham aldığımız, huzuru bulduğumuz insanların olduğu bir ortam.
Kendimde yakaladığım şey, ikisine de yeteri kadar zaman ayırmadığım için, ikisiyle de yeteri kadar ilgilenmediğim için haldur huldur hareket ediyorum bence.
Bu ne demek? İşte kafeye gidiyorum, aa ne güzel, yalnızım, çok güzel.
Ama geliyorum eve bir şey izliyorum.
Sonra yine böyle çöp torbası gibi hissettiğim şeyler oluyor.
Ya da bence bu da sizin başınıza geliyordur.
Birkaç bir şeye gitmek istemiyorum.
Hani tercihli yalnızlıktayım.
Ama hani aynı kişinin davetini...
Üst üste birkaç kere hayır dediğim için şunu da biliyorum ki bir daha beni davet etmek istemiyorlar.
Onlar da düşüncelerinde muhtemelen şöyle Nurtaç gelmiyor zaten bizimle takılmak istemiyor gibi düşünüyor olabilirler.
Ya da bu tarz etkinlikler demek ki Nurtaç'a göre değil düşünüyor olabilirler.
Çünkü hiçbirimiz iletişmiyoruz.
Ne ben açık açık söylüyorum.
Şu anda şöyle, şu anda böyle diye.
Yorgun olduğumda ya da iyileşme sürecimdeki dönemde onları söyledim.
Ama bazen de event ilgimi çekmiyor.
Oraya gitmek istemiyorum, kalabalığa girmek istemiyorum.
E siz bunu birkaç kere üst üste yaptığınızda işte maalesef dışlanıyor oluyorsunuz.
Bunlardan genelde hoşlanmıyoruz.
Bunları istemiyoruz değil mi hayatımızda?
Yani hep davet edilelim diye ya da böyle hani çok üst üste gelmesin diye birkaç davete gidiyoruz.
Bu uzun vadede çok yorucu ve bence biraz da mutsuzluğumuzun sebebi gibi geliyor bana.
Çünkü ilk kategoride başarılı olamadığımız zaman yani kendimizde sessiz kalmayı, kendimizde yalnız kalmayı, işte yapmak istediğimiz etkinlikleri yapmayı beceremediğimiz zaman diğer tarafa zaten daha çok enerji harcıyoruz.
Ve o harcadığın enerjiyi iyi değerlendiremediğin için anlatabiliyorum değil mi?
Yani gitmek istemediğin navete gidiyorsun.
Çok da takılmak istemediğin insanlarla takılıyorsun.
Ve sonra eve döndüğünde posan sana kalıyor.
Yani aslında iyi versiyonunla da karşılaşmıyorsun orada.
Bir eve gelmişken zaten yorgunum.
Aa işte çarşı yemekler yiyeyim.
Aa işte boş bir televizyon bir şey izleyeyim.
Hepsi bak hepsi ömrümüzden yediğimiz dakikaları görüyor musunuz?
Bunu nasıl dönüştürebiliriz?
Benim şu an yapmak istediğim şey ekran detoksu.
Hani daha öncesinde aa dopamin detoksu, aa instagram detoksu falan dedik.
Şu andaki hedefim ekran detoksu.
Tamamen sıfıra indiremeyeceğim.
Çünkü gerçeklikle yaklaşmamız gerekiyor böyle şeylere.
Ama mümkün mertebe artık böyle YouTube'u izlemek istemiyorum.
Dizi, film belki olabilir.
Hani akşam partnerinizle, arkadaşlarınızla bir şey yapmak istiyorsanız.
Relax, böyle atıştırmalar yediğiniz.
Tatlı bir ortam istiyorsanız bunlara hayır değil bu arada.
Bence değil yani en azından.
Ama gün içerisinde artık şu kalabalıklardan uzaklaşmak.
Belki iş hayatınızda bile çalışıyorsunuz, masa başındasınız.
Çünkü ben bunu zamanında yaptım biliyor musunuz?
Yani yıllar önce Türkiye'de çalışırken arka planda kim 500 milyoner?
Neydi o ya? Kim milyoner olmak ister miydi?
Onu izliyordum. Yani çalışıyorum sözde.
Excel falan izliyorum orada. Ürünleri geçiriyorum ama arkadan onu dinliyorum.
Çünkü duramıyoruz. Yani o anda kalmak çok zor.
Bu bahsettiğim şey 15 yıl önce falan bu arada.
15'te salladım. Tamam 10.
10 yıl önce. Çok önemli detaylar bunlar.
Özetle ben yine oturdum.
Dedim ki ekranın olmasa şu anda hayatında hani böyle bir şey izlemiyorsun yatakta dinlenmiyorsun.
Çünkü oda çok keyifli geliyor ya bir şey yapmıyorsun sen dümdüz duruyorsun bir şey izliyorsun.
Dedim ki bu sesler olmasa hayatında neler yapacaksın?
Bunları burada şu anda paylaşmak istemiyorum.
Çünkü önce kendim deneyimliyim.
Ama hazırladığım liste benim için...
Hazırlarken keyif aldığım, huzur bulduğum bir listeydi.
Yani şöyle ortalama olanları söyleyeyim de tamamen böyle gizli şey sır halinde değil.
Ama mesela atıyorum elmalı kurabiyeyi yapmak istiyorum da şu an hasta olduğum için yapamadım.
Elmalı kurabiyeni sessiz sakin yap.
Bir şey izlemene, bir şey dinlemene, müzik de dahil.
Gerek yok. Benim artık klasik olduğu biliyorsunuz ben eralardan bahsediyorum.
Yani dönemler. Anlaşılan o ki ben şu anda bu dönemdeyim.
Hayatım boyunca işte arkada müzik dinlemeyeceğim şu bu değil.
Ama ben yalnızlık hissediyorum.
Yalnızlık yaşıyorum.
Ve bu yalnızlığı sürekli bir şeylerle kapatmaya çalışıyorum.
Sürekli üstünü örtmeye çalışıyorum.
Sürekli kaçmaya çalışıyorum.
Kaçmayacağım. Kaçmamam lazım.
Kendime hazırladım işte o fiiller.
Dedim ya resim yapmak gibi, dikiş yapmak gibi, tasarım yapmak gibi.
Uzunca bir listem var. Hepsini yapmak zorunda da değilim ama gerçek hayat aktiviteleri yapmak istiyorum.
Gerçek hayatta bana iyi gelen insanlarla görüşmek istiyorum.
Yalnız kalmayayım diye ya da aman da beni bir daha davet etmezler diye istemedim yerlere gitmemeye çalışacağım bu sıra.
Zaten gidemiyorum da hastayım da.
Yani bir süre daha şeyim bu olacak.
Yani değerlendirme metriğim bunlar olacak.
Böyle yani açık açık sizinle de paylaşmak istedim.
Yalnızlık yaşıyorum, yalnız hissediyorum ama bu yaşadığım yalnızlık hissiyatı bence dönemsel değil.
Çünkü hepimizin karşılaştığı bir duygu.
Yani yalnız kalmamak için yaptığımız bir sürü şey var şu hayatta.
O korku bize neler neler yaptırdı bugüne kadar hepimiz yani.
Coping mekanizması dönemsel olabilir.
Coping mekanizmam şu anda bununla baş etme yöntemim dönemsel olabilir.
En azından şu anda kendimde yakaladığım ve kendime verdiğim teşhisim bu şekilde biraz böyle şu gürültüden uzaklaşıp İlla dikkat dağınıklığı yapmadan bazı şeyleri kabul ederek.
Ben şu anda böyleyim. Belki şu an daha kırılgan bir dönemde olduğum için ama özetle çok da kırılgan bir dönemde olduğum için değil bence.
Çünkü çok uzun zamandır hayatımda bunları hissediyorum.
Özdeğer eksikliği çok sinsi bir şey.
Yani bu imposter sendrom dedik, işte özdeğer eksikliği dedik, ona ihtiyaçları dedik.
Bunları çok irdeledik, çok konuştuk, çok analiz ettik.
Birçok sebebi maalesef özler eksikliği.
Siz kendinize değer vermedikçe yaptığınız şeyleri unuttukça hep böyle aha onlar beni istediler mi, beni çağırdılar mı, beni sevdiler mi diyerek gezdiğinizde işte maalesef böyle oluyor.
Aslında içerideki yalnızlığı bununla kamufle etmeye çalışıyor oluyoruz.
Ama kendinize değer verdiğinizde, kendinizle baş başa kaldığınızda, o onayı siz kendinize aldığınızda ya dışarıdaki interakşınlarınız tabii ki de devam edecek.
Dışarıdaki insanlarla sosyal olmaya tabii ki de devam edeceğiz.
Bu hadi bakalım. Bütün kapılarınızı kapatın ve yalnız kalın değil.
Ama daha siz siz gibi olacak bence.
Bir de... Yalnızlık korkusuyla olmayacak o bir araya gelmeler.
Şu anda şöyle bir açıklama yapma gereği hissettim bu arada.
Ben kimin beni hangi ruh haliyle ya da nasıl bir analiz yeteneğiyle dinlediğini bilmiyorum.
Bu anlattığım şeyler bugüne kadar her şeyi yüzde yüz bu korkuyla yaptık ya da her zaman şöyleydi böyleydi gibi değil.
Söylediklerimi genelde böyle bir skala gibi düşünün.
Ve skalada bazen yukarı çıkıyoruz bazen aşağı iniyoruz.
Kendimiz zaten sürekli değişiyoruz.
Sürekli çevremizden etkileniyoruz.
Yaşadığımız çevre değişiyor.
Kişiler değişiyor. Olaylar değişiyor.
O yüzden böyle bir genel... değerlendirme içerisinde olan konudan bahsediyorum.
Bir ufak müdahale etmek istedim çünkü bazen Söylediklerim tabii ki de benim düşündüğüm gibi karşımıza geçmiyor.
Hatta ufak bir şey ekleyeceğim.
Geçen bölümde iyi sevgili nasıl bulunur konusu vardı.
Birisi şey yazmış hani çok da sevmiyorum sevgilimi ama çok iyi birisi.
Yani ben bundan bahsetmiyorum. Sevmediğiniz birisi iyi birisi diye beraber olmayın.
Sadece o arayış halindeyken yani biraz daha bad boydan uzak durun anlamında anlatmıştım.
Yani ne kadar da iyi bir çocuk var ben o yüzden onunla beraber olmalıyım gibi değil mesela.
Yani bazen galiba böyle ufak açıklamalar yapmam gerekiyor.
Çünkü benim kafamda ben çok netim kendim.
Ama Zek de bazen bana şey diyor.
Hani anlamıyor mesela.
Yani bu gramerle ya da İngilizcenizle falan da alakalı değil.
Bazen düşünceleriniz karşınızdaki kişiye tabii ki de aynen naklen geçmiyor.
Öyle bir ufak açıklamamı da yaptım.
Genel olarak bugünkü bölüm bunun üzerineydi.
Yalnızlığımız, yalnızlığımızla barışıklığımız.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
