
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Artık 2025 yılının son haftalarına giriyoruz.
Vay! Vay ki ne vay!
Bir şey söyleyeceğim. Hayatımdaki en en en hızlı yıl bu olabilir.
Yani geçen gün 4 Aralık 2024 yazdım şeye günlüğümü.
Dedim ki aa ben hala 2024'deyim aslında zihinsel olarak.
2025 aşırı hızlı geçti.
Güzel şeyler oldu. Baya güzel şeyler oldu.
Ama aşırı zorlandığım şeyler oldu.
Yani size anlatamadığım arka planda beni çok üzen şeyler de oldu.
Maalesef burada her şeyi anlatamıyorum.
Hak verirsiniz ki. O yüzden 2025 hani hayatım boyunca şey yapmadım aslında.
Ay bitsin şu yıl artık falan hani insanlar bazen yapıyor ya.
Bit artık Allah kahretsin falan.
Öyle bir şey yok. İyisiyle kötüsüyle aldım.
Yani bizimdir.
Sonuçta öğrendiklerimiz de bizim.
Yani hayatımdaki defa ameliyat oldum da buna her bölüm.
de söylüyorum ne olur kızmayın ya.
İlk defa olunca işte böyle her yerine sürüyor kel.
Bu yıl bitmeden benim öğrendiğim şeylerden bir tanesi sizinle paylaşmak istiyorum.
Kontrol manyaklığı.
Ama kontrol manyaklığın içindeki problemi buldum ben.
İnanç eksikliği. Bunları deşmeye geldik.
Hazırsak başlıyorum ama yani kendi kendine güldüren kadın.
Örneklerimi çok beğenmeyebilirsiniz ama bu örneği vermezsem öleceğim.
Zek'le benim Bir sırrımı açıklayacağım size.
Biz ikimiz de çizgi film acayip seviyoruz.
Yani çizgi film ya da animasyon filmini çok seviyoruz, çok izliyoruz.
Bayağı çocuk gibi yani çocuğumuz yok ama bütün Disney filmlerine falan hakimiz.
Seviyorum. Özellikle Zack'in çocukluğunda izlediği filmleri benimle tekrardan izlemesi benim için ayrıca tatlı.
Çünkü onunla beraber sanki onu yakalıyormuşum gibi geliyor.
Hani onun büyürken sevdiği filmler.
Hatta bir tane film önerisi vereyim.
The Emperor's New Groove.
Bence izlediğim en iyi animasyon filmlerinden bir tanesiydi.
Çok ince, zekice işlenmiş diyaloglar var.
Durup durup oha falan yaptığım bir film oldu.
Benim çok keyif aldığım bir film oldu.
Sayılamadan geçemedim. Şimdi...
Geçenlerde Cinderella'yı izledim Zek'le.
Yani biz de bir ülken izledik Cinderella'yı.
Zeynep Değirmencoğlu'ndan mıydı?
Onun film versiyonunu izledik.
Konuya çok hakimiz. Kitabını da okuduk tamam.
Biliyoruz yani ama Amerikan versiyonunu özellikle orijinal versiyonunu en son ne zaman izledim hatırlamıyorum.
Zek'le mümkün mertebe hafta sonu etkinliğimiz sabahları dışarıdan yemek söylüyoruz.
Kahvaltımızı ve film izliyoruz.
İşte çizgi film oluyor. Geçen de işte Cinderella'nın filmini izlemeye başladık.
Benim yaptığım çıkarıma bakın şimdi.
Biliyorsunuz hikayeyi zaten. Annesi ölüyor.
Babası kötü bir kadınla evleniyor.
İki tane kötü kız kardeşi var.
Sonra hop babası ölüyor.
Yani bu kızcağızımız Cinderella kendi evinde hizmetçi oluyor.
Çatıda kalıyor. Bütün evi temizliyor.
Kötü kadınlarla beraber. Onların işlerini yapıyor falan.
Balo düzenleniyor. Balo'ya nasıl gittiğini biliyorsunuz.
Özetle berbat bir hayatı var.
Ama bir günden bir güne gık demiyor.
O kadar mutlu. Kuşlarla işte.
Ara lala falan arkadaş. O kadar sevimli, mutlu ki.
Her şey onun için güzel. Şimdi izlerken hani insan kendinden bir şeyler buluyor ya sürekli.
Ben böyleyim. Yani hani insanlar bu tarz olaylar karşısında bu kadar pozitif olamaz zaten.
Yani bu çizgi film okey anlıyorum.
Ama yani böyle olunmaz ya kardeşim.
Çünkü biz reaksiyon vermeliyiz, biz tepki vermeliyiz gibi sesler duyuyorum kafamda.
Sonra yine izlerken Zek'i düşünüyorum ama Zek öyle değil.
İşte Zek de böyle biraz daha mülayimdir, bekler, biraz daha akışa inanır falan hani onları sorguluyorum.
Benim normal film izlediğimi düşünemezsiniz zaten.
Son olarak biliyorsunuz ki Prens geliyor, onu kurtarıyor ve evleniyorlar, mutlusu on falan filan.
Şimdi ben bunları izlerken dediğim gibi birçok yerden tetikleniyorum.
Aldığım uyarılar benim farklı.
Çünkü... Ben kendim hayatta şöyle bir misyon belirlemişim.
Ben gidip düzeltmeliyim, ben ellemeliyim, ben müdahale etmeliyim, ben karışmalıyım, ben işte ellerimi oraya koymalıyım, ağırlığımı koymalıyım, sesimi çıkartmalıyım falan.
Bu bazı yerlerde okey bu arada hani sıfıra indirmiyoruz.
Ama bazen de bir şeyler bizim kontrolümüzün dışında olduğunu kabul edemiyoruz, etmek istemiyoruz.
Bu bizi acayip korkutuyor.
Çünkü bilinmezlik ya hani olacak mı olmayacak mı, istediğimiz gibi mi olacak, neden istediğimiz gibi olmuyor.
Oralarda da sabır çok zor çünkü.
Bunun en büyük sebebi maalesef inanç eksikliğinden kaynaklı.
Şimdi buralarda size çok kendimle alakalı dürüst olduğum şeyleri anlatacağım.
Ben aslında büyürken biraz daha inançlı birisiydim.
Daha çok aklıma gelen, dualar ettiğim, mümkün mertebe ibadetlerimi de yapabildiğim.
Bir yerdeydim. Uzun yıllardır buradan çıktığımı düşünüyorum.
İyi ya da kötü diye yargılamadan kendimce başka şeyler keşfediyorum.
Ruhen kendimi eğitmeye devam ediyorum aslında.
Ama inanç eksikliğim var.
Doğruya doğru. Mesela eskiden yalnız kalmaya korkardım.
Hatta şey derdim, yanımda bir köpek olsa kendimi daha rahat hissederim diye.
Annem bana hep şey derdi, dua et sen yat, dua et uyu.
Kendini yalnız hissetmezsin, dua et diye.
Bende böyle bir inanç eksikliği var maalesef.
Dua ettiğimde gerçekten korunacağıma çok inanmıyorum.
Benim bunları burada anlatmam aslında çok zor.
Benim için de çok zor. Yani kimin nasıl duyacağını bilmiyorum.
Nerelere çekileceğini bilmiyorum.
Ama gönlümden geçen gerçeklikler bunlar en azından.
Kendimde yakaladığım bir farkındalık çünkü.
Kontrol manyaklığımın en büyük sebebi inanç eksikliğim.
Sanki her şeyin benim elimde olması gerçeği gibi algım var.
İşte ben yapmazsam kimse yapmayacak gibi.
Ya da... Doğaya, evrene çok da o kadar güvenmiyorum gibi.
Yani bunları işte söylerken korkuyorum.
Hani bunları yüksek sese söylemek bile beni korkutuyor.
Ama işte umarım bir yerlerden dönüşür ve bana daha pozitif olarak geri döner.
Size de ulaşır. Çünkü kendimde değiştirmek istediğim bir şey bu aslında.
Eskiden daha çok vardı.
Çünkü o zaman biraz korkuyla vardı aslında.
Hani büyürken birçoğumuz...
Biraz bunlara maruz kaldık.
Öyle ya da böyle. Belki okulda, arkadaşlarında.
Benim arkadaşımın babası çok dindardı bu arada.
Onların evine gittiğimde ben solağım.
Sol elle yemek yememi istemezdi.
Namazları kaçırmamıza izin vermezdi.
Yani biraz daha böyle ufaktan despottu aslında.
Üzerimize yarattığı baskı oydu.
Mesela onun kızı benim arkadaşım.
Evden bir kıyafetle çıkıp yarı yolda kıyafetlerini değiştirirdi.
Yani o şekilde bir hayat düşünün.
Ben bunları onun üzerinden gözlemledim.
Kendi doğup büyüdüğüm evde bir baskı yoktu ama genel olarak Allah'tan korkmak üzerine öğretiliyor ya bize bunlar.
Yaşımda itibariyle benim bir şekilde öğrendiğim, içine girdiğim, sevdiğim, istekte bulunduğum, konuştuğum, bağ kurduğum bir şey aslında.
Hani ilahi güç diyelim.
Sadece bir dine mensup olmak zorunda değil bu arada.
Yine ilahi güce inanıyorum ama inancım zayıf.
Böyle bir şey olacağı zaman ben yapmam gerekiyormuş gibi oluyor.
O tevekkülü... Çok iyi gerçekleştiremiyorum.
Teslimiyetle de o kadar iyi değilim bence.
Bir diğer sebebi de artık böyle inançtan...
Evren, kanun, ondan sonra Allah, yaratıcı bunlardan konuşmak sanki outdated gibi oldu ya.
Hani modası geçmiş, hala bunlardan mı konuşuyoruz arkadaşlar gibi de oldu.
Yani bu illa ki böyle ve o yüzden konuşmuyoruz değil.
Ama birçoğumuz artık çekinmeye başladı.
Dua etmekten bahsetmemeye başladık.
Sanki böyle inşallah maşallah deyince üff ya falan yapılıyor böyle.
Artık insanlar bu konulara biraz daha şey gibi bakılıyor.
Yani çağ dışı kalmışsın gibi bakılıyor.
Ama işte bir de metafizik konusu.
Gerçek yani bizim gücümüzün dışında olan güçler var.
Biz onlarla hala tam olarak nasıl bağ kuracağımızı bilmiyoruz.
Nereden nasıl yardım alacağımızı bilmiyoruz.
Bu konulara odaklanmak, öğrenmek bile istemiyoruz.
Daha çok fiziksel dünyada işte ne olmadı, hala neler olmuyor arkadaşlar.
Yani kafalarımız burada sıkışmış bence.
sizi de yargılıyormuş gibi olmayayım da benim gözlemlerim bu.
Yani hepimiz maddesel dünyada neyin olmadığıyla alakalı bir bunalım içerisindeyiz.
Neler oluyor, ne iyi gidiyor ya da olmadığı zaman şöyle bir oturalım sakin.
Sakin bekleyelim, Allah'ın bir bildiği vardır falan demiyoruz.
Neredeyse demiyoruz yani hiçbirimiz.
Bir şey olmadığı zaman hayırlısı böyleymiş falan lafta sanki ya da artık aklımıza bile gelmiyor.
Neden olmadı diyoruz, biz başaramadık, yetersizlikler falan hani başka şeylerle saldırıyoruz kendimize.
Bence en büyük eksiklik bu.
Yani artık ne ilgi duymak istiyoruz böyle şeylere, ne öğrenmek istiyoruz.
Melekler diyoruz mesela işte meleklerin olduğuna inanıyor musun?
Sana yardımcı olan melekler.
Ya da şeye inanıyor musun mesela yalnız değilsin?
Ben bunu düşündüğümde biraz panik oluyorum.
Ben yalnız değil miyim ya gerçekten yanımda melekler mi var dediğimde panik oluyorum.
Çünkü düşünmek istediğim ya da çok da kıvırtmak istediğim bir şey değil sanki.
Hani alışkanlık değil ya bu.
Gerçek hayatta göremediğimiz şeyleri, gözlerimle göremediğim şeye daha şüpheci yaklaşıyorum maalesef.
Eskiden bu halime göre daha iyiydim ama o zaman da şüpheciydim.
Benim genel olarak tavrım şüpheci.
Okey şüpheci ol ama bırakma peşini.
Yani yine öğren, yine araştır, yine deneyimle.
Bence son dönemlerdeki tavrım biraz daha yok gibi davranmak.
Çünkü ilgimi çekmiyor ya da işime yaramıyor gibi.
O yüzden yok gibi davranıyorum.
Ama stresimle baş edemiyorum.
Kendi kendime stres yaratıyorum.
O kadar terapiye gidiyorum falan.
Başka böyle itiraf etmek istediğim bir şey.
Aslında çok çok açık söylemek gerekirse tekrardan böyle dinle alakalı ya da bir inançla alakalı, ideolojiyle alakalı bir çalışma yapmak istemiyorum.
Sanki bir tarafım o kadar dejenere olmuş ki verdiğim tepki ufak bir travma cevabı.
Yani rahatsızlık duyarak ki bakın çok açık söyleyeceğim ben öyle bir dejenerasyondan gelmiyorum.
Gayet rahat bir ilde büyüdüm.
Küçük bir şehir olmasına rağmen çok daha rahat bir yerde.
Çevremde de öyle inanılmaz bir baskı kültürü yoktu.
En fazla Kayseri Üniversite'ye gittiğimde renkli giyindiğimle alakalı.
Büyük eleştiriler alıyordum.
Aşırı renkli giyiniyordum önceden.
Zonguldak'ta da gerçi bununla alakalı çok eleştiri yedim çocukken.
İşte bana palyaço gibi giyiniyorsun diyenler oluyordu.
O konuda zorbalanmıştım. Ama genel olarak böyle dışarıdan çok baskı edeyim bir yerde büyümedim.
Din konusunda da. Ne ara nasıl bu kadar negatif bir cevap vermeye başladı vücudum bilmiyorum.
Ama çok puşluyorum orayı şu anda.
Bu din olmak zorunda değil.
Ama inanç mevzusunu hayatımızdan çıkaramıyoruz.
Yani bazı şeylerin senin...
gücünün dışında olması ya da başka ilahi gücün olması konusunu yani kendinizi bir inceleyin.
Hayatınızdan çıkarttığınızda ekstra stresler giriyor bence.
Çünkü belirli bir yere kadarsınız ya siz de.
Bazı şeyleri siz yönetemiyorsunuz.
Bazı şeyleri isteseniz de değiştiremiyorsunuz.
Bazı şeylerin nasıl olacağını bilmiyorsunuz.
Ve orada inanç aslında en büyük rahatlatan duygu gibi.
Buna inanmak zorunda değilsiniz.
Belki de bölümü çoktan kapattınız o yüzden ama.
Bu bölümü çekmemin en büyük sebebi aslında ben yoruldum.
Yani bu kadar her şeyi düşünmek, zihinde yaşamak.
Her şeye mercekle bakmak, analiz etmek, ne oldu, ne bitti falan yani bu kadar zihnimde yaşamaktan acayip yoruldum.
Sürekli düşünme, over analize etme, analiz analiz analiz yani her şeyi öğreneceğim, anlayacağım.
Yani bir bırak, gerçekten bir akış, bu.
Olan bu, malzeme bu, hayat bu, önümüzde olanlar belli, olmayanlar belli, arkamızdaki şeyler belli.
Yani ben hep İngilizce'de şey diyorum, I'm so grateful for what I have and what I don't have.
Yani olmayan şeylere de şükretme şu anda.
Onları bazen kaçırıyoruz, günlük hayatta aklımıza da zaten gelmiyor.
Yani genel alışkanlığımız bir tık daha böyle isyana meyilliyse, ben biraz öyleyim maalesef.
Azıcık böyle tırnaklarımı çıkartıp niye olmadı ben ona istiyorum gibi birazcık böyle agresif bir yaklaşımım var.
Bu da kendimle alakalı güzel bir eleştiri.
Yok yani huysal birisi değilim zaten birkaç bölümdür bahsediyorum.
Huysuz ve mızmız bir tipim ama inancın hayatıma girmesiyle beraber biraz daha rahatlayacağımı düşünüyorum.
En azından üzerimde kendi kendime yarattığım stresten bir nebze kurtulacağımı düşünüyorum.
O yüzden şimdi son zamanlarda zaten stimüle olmayı biraz daha azalttım.
Çevremdeki şeyleri acayip azalttım.
Ekran bağımlılığımdan neredeyse büyük ölçüde kurtuldum.
Çok az izliyorum bir şeyler.
Çok az ses getiriyorum hayatıma.
Ve bu sessizlik de daha çok işte ruhani şeylere yönlendiriyor beni.
Kendimde uzun zamandır görmediğim eksiklikleri görüyorum, hissediyorum, bir şeyler yapmak istiyorum bunlarla alakalı.
Ama hemen böyle ah dürtü geldi, ah hemen bir şeyler yapalım gibi değil de doğal akışıyla içimden çıkması, hayata geçmesiyle alakalı o dönüşümler, enerjilerin dönüşümleri, hayatıma geri gelişi, benim onlara kapıları açmam gibi.
Bu sessizlik dönemi bana iyi geldi.
Hatta belki duymuşsunuzdur böyle 10 günlük sessizlik kampları var.
Sürekli meditasyon yapıyorsunuz 10 gün boyunca.
Hiç konuşmuyorsunuz.
Maksimum böyle oradaki yöneticilere bir şey sorma hakkınız var galiba ama bir arkadaşım gitti.
Penceresiz bir odada kaldı.
Yani... Şu anki ruh halimle onu asla yapamam gibi geliyor.
Özellikle penceresiz bir odada.
Çünkü klostrofobim tavan yapabilir.
Ama bir tık merak ediyorum. Eğer o 10 günlük kamp olmasa bile evde homemade meditasyon kampını yapmak istiyorum.
Zor yani. Gerçek hayatta zevk var, arkadaşlarım var, ailem var.
Yine de belki bilimim ufak denemeli bir şeyler olabilir.
O sessizlik halini çok merak ediyorum.
Meditasyonlarda çünkü meditasyon dediğimiz sadece otur ve hiçbir şey düşünmeye değil.
Gerçekten başka bir...
Ruh haline geçiş yapıyorsunuz ya, onları deneyimlemek istiyorum.
Neredeyse drug etkisi yaratıyor.
Gerçek meditasyonlar, o gerçekten zona girebildiğiniz meditasyonlar bir ilaç etkisi yaratıyormuş.
O yüzden belki o seviyeye gelebilirim.
Belki hiç düşünmediğim yerlere gidebilirim.
Bunları merak ediyorum ben. Yani sessizlikle, kendimde öğrendiğim şeylerle yeni yıla böyle bir geçiş yapıyoruz diyelim.
Minik minik. 2025 aslında fazlaca bir şeyler beklediğim bir yıldı ama galiba...
Olmadı. Birçoğu olmadı.
Bunlara hüsran duymuyorum sonuçta.
Yılın başında hep şey yapıyoruz ya.
Şunu da yazayım, bunu da yazayım.
Biraz böyle random oluyor çoğu.
Gerçekten bir şey istiyorsan yaparsın çünkü.
Ve gerçekten bir şey istemek için önce bir şey isteyemediğin süreci de deneyimlemek lazım.
O yüzden şu anda ben bir şey yapmadığımda acayip panik oluyorum.
Dışarıdaki görünümle alakalı da panik oluyorum.
Hani insanlar beni hiçbir şey yapmıyor zannediyorlar diye.
Ama ben şu an bu aşamadayım.
İçeriyi boşaltıyorum.
İşe yarayanları belki geri alacağız, belki almayacağız.
İşe yaramayanları da dışarıda tutmaya çalışacağız.
Böyle bir sakinlik dönemindeyim.
Ya bu yaşta insan inzivaya çekilir mi?
Birazcık inzivaya çekilmiş gibi oldum ama olsun.
Yani zaten yolun yarısı diyorlar ya maalesef 35 yaşın.
Umarım 95 yaşına kadar yaşarım ama.
Genel olarak benim ruh halim bu.
Biraz daha böyle okumalarımın arttığı bir dönemdeyim.
El işleri çok yapıyorum. Yani bu bana aşırı iyi geliyor.
Sessizlik aşırı aşırı iyi geliyor.
O yüzden buradan devam.
Podcastlerde neredeyse günlüğüm gibi yani kendimi daha şeffaf bir şekilde anlattığım bir yer.
Hala çekindiğim böyle umarım doğru anlaşılıyorumdur dediğim yerler var tabii ki de.
Bir de bu konu özellikle daha hassas bir konu ama benzer şeyler yaşıyorsanız ve paylaşmak isterseniz Instagram'dan ya da e-mail üzerinden her zaman yazabilirsiniz.
Çünkü birçoğumuz bence bazı şeyleri azıcık kaçırdık, biraz koptuk.
Ya nasıl geri döneceğimizi de tam bilmiyoruz ya da neyin eksikliğini nasıl yaşadığımızı...
Belki tam idrak edemiyoruz.
Umarım ortak bir payda da yine buluşuruz.
Umarım bize iyi gelen versiyonumuzla yine karşılaşırız.
Çünkü bütün kontrol bizde değil.
Bunu söylemesi kolay yapması çok zor.
Ve yardım istemek çok güzel aslında.
Ya da işte meleklerini hatırlamak çok güzel aslında ama ben de hatırlamıyorum.
Hatta biraz maalesef saçma geliyor.
Keşke birazcık daha inansam.
Yani zorlamıyorum sadece eksikliğini hissediyorum öyle söyleyeyim.
Böyle umarım keyifli bir bölüm olmuştur.
Haftaya 2025'in son bölümüyle geliyoruz.
Kendinize iyi bakın. Spotify'dan beni takip edip 5 yıldız verirseniz de çok mutlu oluyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
