
Nurtaç bu bölümde Imposter Sendromu nedir, karakteristik özellikleri nelerdir, biz de var mu, varsa hayatın neresinde etki ediyor gibi konulara yakından bakıyor. Elbette en sonunda, buna karşı neler yapabiliriz, bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendiririz bunları da eklemeyi unutmuyor.
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/eniyiversiyonun Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "nurtac10"u kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar. En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Sesim için kusura bakmayın bir tık böyle kısılmış gibi.
Dün gece çok geç uyudum çünkü.
Geç geldim eve. Arkadaşlarımlaydım.
Bir haftadır falan da zevk yok.
Acayip bir kafa içerisindeyim.
Hem böyle çok acayip keyif alıyorum.
Üniversite, işte Çin'deki yalnız olduğum günlere geri dönüyorum.
Hem de bir tık zevki özlüyorum falan.
Ama bence uzun süreli ilişkiler için çok sağlıklı bir şey.
Hem zevk için hem benim için.
Bu konuyu da ayrıca bir podcast yapıp...
Çünkü hiç merak etmeyin o uzun süreli ilişkileri daha canlı tutma metotlarından bir tanesi.
Bugünkü bölümü de aslında uzun zamandır aklımda olan bir bölümdü.
Imposter Sendromu üzerine yapacağım.
Ben bu... sendrom ile karşılaştığımda aslında haaa işte o yüzden miymiş falan gibi aydınlanmalar yaşamıştım.
Eğer ki daha önce hiç duymadıysanız umarım sizin için de faydalı olan bir bölüm olacak.
Bölümümüze başlamadan önce bu bölüme sponsor olan Hayvel'e öncelikle teşekkür ediyorum ve Hayvel'den biraz bahsetmek istiyorum.
Hayvel online bir terapi platformu.
Eğer siz de benim gibi özellikle uzun süredir yurt dışında yaşıyorsanız ve terapiyi kendi dilinizde almak istiyorsanız maalesef çoğunlukla terapist bulmak o kadar kolay olmuyor.
Tabi sadece yurt dışı değil yine bulunduğu yerden kendi zamanına ve mekanına göre seansa katılmak isteyenler için yolda vakit kaybetmeden kendi konforunuzda da gerçekleştireceğiniz terapi
ortamı size sağlanıyor.
Hayvelde benim en sevdiğim özelliklerden bir tanesi herhangi bir seans satın almadan önce terapistinizle 15 dakika tanışma gerçekleştirebiliyorsunuz.
Burada da terapist ve danışan uyumuna göre hareket edebiliyorsunuz.
Eğer ki uyum olmadığını düşünüyorsanız yine ücretsiz olarak başka bir terapiste sizin verdiğiniz cevaplara göre bir tanışma gerçekleştirebiliyorsunuz.
Seans süreleri 50 dakika.
Bana yetmiyor. Maalesef hatta haftada iki yemi çıkartsam diye düşünüyorum ama.
Çünkü terapi alanlar bilirler.
Terapi gününü iple çekiyorsun.
50 dakika. pıt diye geçmiş oluyor falan.
Neyse denemek isterseniz bu arada zaten uygun olan fiyatlara Nurtaç 10 kodu ile bir de %10 indirim kazanıyorsunuz.
Platformun linkini açıklamalar kısmına bırakacağım.
Orada baktığınızda seans fiyatlarını, paketleri görebiliyorsunuz.
Çünkü toplu alımlarda ekstra indirim yapılıyor.
Ayrıca tabii Nurtaç 10 kodu ile ekstra %10 indirim de kazanabiliyorsunuz.
Dedikten sonra hello imposter sendrom.
Imposter kelimesinin İngilizce'deki aslında tam karşılığı sahtekar anlamına geliyor.
Buradan da az çok imposter sendromunu tahmin edebiliyoruz.
Kendi başarılarını kanıtları olmasına rağmen yok sayan, günün birinde insanların onun ne kadar sahtekar olduğunu anlayacağını düşündüğü, mesela iş yerinde bir gün kovulacağını, arkadaşlarının ya da bulunduğu
ortamda kendi yeteneklerine güvenmeden ya da başarılarının arkasında başka şeyler olduğunu zannederek, mesela şans zamanlama tuttu ya da şu şu şu insan bana yardım etti o olmasa bunu yapamazdım gibi hep dışarıdaki
external factors dediğimiz yere de itafta bulunan kendi başarılarının Yani yeteneklerine şüphe duyan, bunları yok sayan ya da sahtekar olduğuna inanan bir sendrom var burada.
Birazcık buldunuz mu kendinizi?
Yani bende bu sendrom direkt yok.
Sadece bende olanları biraz anlatacağım tabii bu bölümde.
Ama Allah kahretsin bir gün sahtekar olduğumu anlayacaklar gibi bir şey yok bende.
Sadece başarılarımın arkasında kendimin yeteneğinin ya da çabamın, çalışmamın emeğini görmekten ziyade biraz daha böyle şans eseri olduğuna inanma durumu var benim hayatımda.
Bir süredir olduğu için bu imposter sendromunu araştırmıştım.
İlk defa İngilizce'de şu cümleyle karşılaşmıştım imposter sendromuyla alakalı bir makalenin başında.
Yani senin için çok basit görünen yani bu yani daha hani göremediniz mi bunu yapamadınız mı gibi olabilen şeyler başkasına amazing görünebilir ama sen kendinde olanı ufak
bir boklama üzerinde de alışkanlık geliştirdiysen eğer keza bende maalesef öyle kötü bir alışkanlık olabiliyor.
O yüzden bu tarz bir sendromla da karşılaşabiliyorsunuz.
Zaten sendromun nerelerde çıktığını yani birçok çeşidi var.
Kor inançları falan var.
Oralara da gireceğiz bölüm boyunca.
Şu ana kadar kendinizde bulduklarınızı neler yapıyorsunuz falan bir düşünün derim.
Bölüm ilerledikçe belki hiç karşılaşmadığınız tarafınızla da karşılaşmış olacaksınız.
Who knows yani. Bu arada acayip de yaygın bir sendrom türü bu.
Şu anda birçok tanıdığınız, çok başarılı bulduğunuz ünlü de kendi içerisinde bu yolculuktan geçiyor.
Ben bilmiyorum ama okuduğum makalelerde birçok ünlünün kendiyle alakalı yazdığı demeçler vardı.
Onlardan da ileride bahsederiz.
Imposter sendromunu anlamamız, neyle karşı karşıya olmamız, hayatın nerelerine etkettiğini fark etmemiz bu anlamda çok önemli.
Onu fark ettiğin zaman aslında sanki yolunun üstündeki taşı kaldırıyormuşsun gibi bir şey de oluyor.
Çünkü bazen o aynı yere toslayıp duruyoruz ya ya Allah kahretsin aynı şey başıma geldi gibi.
Çünkü o taş orada gözümüzün önünde ama o taşı görmüyoruz ya da kaldırmıyoruz.
İşte o yüzden minimum birçok şeyi kendi içimizde...
Hazmederek, düşünerek, üzerine çalışarak o taşları teker teker kaldırmaya çalışacağız.
Bence imposter sendromu o kadar çeşit çeşit hayatın içerisinde olduğu için birçoğumuzun ama mükemmelliyetçilik gibi ama işte başarı korkusu ya da başarısızlık korkusu gibi birçok yerden hayata girdiği için anlamak,
öğrenmek ve kendini bunları yaparken yakalamak acayip de faydalı bir şey olacak tabii.
Imposter sendromunun bu core yani temel karakteristik özelliklerini şöyle sıralamak istiyorum.
Birincisi kendini.
Yani şüphe etmek. Hello kendinden şüphe edenler.
Burada mıyız? Gerçekten yani mesela şey çok oluyor bende.
Bir projeye başlıyorum.
Acayip yükseğim. Motivasyonum tavan.
Tam programlarımı hazırlamışım.
Önümde bir roadmap'im hazır.
Üçüncü günden sonra...
kendime şüphe başlıyor. Yani gerçekten yapabilir miyim?
Benim buna gerçekten kapasitem yeter mi?
Bu yetenekler bende var mı?
gibi sürekli ikinci, üçüncü, dördüncü düşüncelerle kendi kendinizi yavaşlatabiliyorsunuz.
O yüzden ilk karşımıza çıkan yer kendine dair şüphe.
İkincisi de bu başarıyı dışarıdaki etkenlere bağlamak.
Başta da söylemiştik zaten birazcık.
Şans eseri oldu. Doğru zamanda doğru yerdeydim.
Ben değildi. Ahmet burada olsaydı.
Ahmet'i işe alacaklardı.
Ya da şu şu kişi bana yardım etmese ben bu Bugün burada olamazdım.
Annem sayesinde, babam sayesinde, öğretmenim sayesinde.
Yani dışarıdaki faktörlere o başarıyı bağlamak seninle hiçbir alakası yok.
Kendi emeğinle, çalışmanla, zekanla, yeteneklerinle, sana ait olan özelliklerinle değil de dışarıdan gelen etkenlerden dolayı o başarıyı almışsın ve bir gün elinden alınacakmış gibi de bir korku olabiliyor.
Sonra fear of exposure yani bu insanların artık bunu görme korkusu.
Aa evet artık anlayacaklar, görüleceğim, sahtekar olduğumu bilecekler.
Bu benim suratıma vurulacak ve ben şu an bulunduğum konumu kaybedeceğim.
Bir sonraki başarılarını yok saymak.
Bu bende baki.
Bende şöyle bir reaksiyon oluyor.
Bir başarıyı gerçekleştiriyorum.
Tam elime almışım, tadını çıkartacağım.
Sonra onu tuvalete atıp sifonu çekiyorum ve hayatıma devam ediyorum.
Yani oldu mu, hayatımdaki ne gibi bir faktörü var hiç önemli değil.
Benim için hemen unutma kapasitesine sahibim.
Ya da kendini başkalarıyla kıyaslamak.
Bunu kendim yaparken çok yakalıyorum.
Yakaladığım zaman genelde not alıyorum.
Çünkü yazı yazmak aşırı faydalı bir şey.
Bundan daha önceki bölümlerde de çok kez bahsettim.
Çünkü kendinizi bir şey yaparken yakaladığınızda bu düşünce, otomatik düşünce oluyor genellikle.
Onu bir kağıda döktüğünüzde ve karşı düşünceyi yazdığınızda genelde ara verilmesi de öneriliyor bu arada.
Mesela felaketlendirme senaryosu yaşıyorsunuz.
Onların hepsini teker teker nasıl oluyorsa yazacaksınız.
15 dakika sonra gelip karşıt görüşü yazacaksınız.
Sonra düşünceleriniz biraz daha canlandığı için çok daha faydalı oluyor.
Ama tabii bunun kendini diğerleriyle karşılaştırmayla çok bir alakası yok.
Sadece böyle yerlerde kendinizi yakaladığınızda yazmanın etkisi büyük olabiliyor.
Bir diğeri bu neredeyse bütün ülkede bence hatta neredeyse bütün dünyada var.
Aşırı mükemmelliyetçilik, bir şeye başlayamamak.
Hemen işte şunu da yapayım öyle başlayalım, bunu da yapayım böyle başlayalım diye diye hep öteleme ve sonucunda bir de kendini şüpheyle beraber kombine olduğunda hiç başlayamıyor oluyorsun.
Çünkü hem mükemmelliyetçisin, ortam ve koşullar ona hazır değil.
Bir de üstüne kendinden de şüphe edince o genelde hiç başlanmamış, kenarda bekleyen bir proje olarak hayatında kalabiliyor.
Bir diğeri... Oh my god.
Kendinden aşırı büyük beklentiler.
O çıtaya erişememe, standartlarına erişememe yaptın ama çok da değerinin olmaması.
Biraz fazla. Orada da hep gerçekçi hedefler konulması çok öneriliyor ya.
Şimdi şey oluyordu çok daha gençken.
Arkadaşlarla da böyle. Bu ay 20 kilo vereceğim.
Bu ay 3 tane yabancı dil öğreneceğim.
Öyle bir to do list ki o.
Yani sonsuz şelaleler akıyor akıyor asla bitmiyor.
Mesela ben bunu ilk fark ettiğimde şey çok komikti.
Bu yıl tarih çalışacağım, coğrafya çalışacağım, enstrüman öğreneceğim.
Hani hiçbir şey spesifik değil.
Hiçbir şeye odaklanmış değil ama kendimden de müthiş bir performans bekliyorum.
Sonra işte o yüksek standartlara çıkamadığım için de ayrı bir savaşa giriyorum.
Kendimi aşağılıyorum falan filan.
Yani bunları fark etmek o kadar...
Releasing o kadar rahatlatıcı ve kurtarıcı bir şey ki.
Sonra övgüleri kabul edememe.
Aman Allah'ım yani ben yüzüme karşı övüldüğümde acayip utanıyorum.
Konuyu değiştirmek falan istiyorum.
Ama tabii illa övmek istiyorsanız beni arkamdan övebilirsiniz.
Mesela ekşi sözlüğe gidip güzel şeyler yazabilirsiniz.
Çok kötü şeyler var orada benimle alakalı.
Bir diğeri başarısızlık korkusu bu.
Bende başarı korkusu da var.
Çok saçma ama böyle başarıncın olacağını bilmediğim için.
O başarıya giden yol bana daha lezzetli geliyor.
Başardıktan sonra hani eee okey ama bundan sonra ne yapacağız gibi bir şey olabiliyor ya.
O yüzden başarıyı da bazen tökezleme ya da sabote etme durumum olabiliyor.
Başarısızlık korkusu da genelde biraz daha dışarıya karşı duyduğunuz bir kaygı ile bağlantılı olabiliyor.
Yani tüm bu bahsettiklerim aslında imposter sendromu yaşayan insanların bu daha derin, birincil karakteristik özellikleri olarak görülebiliyor.
Bunları fark ettiğimizde bunun bir objektif olmadığını kabul etmek, anlamak, bunu öyle değerlendirmek ve de bunların gerçeğe dayalı olmadığını anlamak yapacağımız ilk ve en önemli adım.
Bu tarz core inançların da hayatımızda etikettiği yerler genelde özgüven ve özdeğer eksikliğiyle çıkabiliyor.
Çünkü düşünün bir başarınız var, bir ortamdasınız, bir şirkettesiniz.
Gerçekten emek sarf etmişsiniz, sunmuşsunuz.
Cevaplar çok olumlu, başarınız takdir ediliyor ama siz kendi içerinizde onu bir türlü içselleştiremediğiniz ve hep reddetme eğiliminde bulunduğunuz için günün sonunda özgüven kaybı yaşıyorsunuz ve özdeğer kaybı
yaşıyorsunuz. İltifatları reddetmek, işte...
atıyorum Ayşe daha iyi yapardı bence.
Ben bugün şans eseri bunu yaptım demek.
Kendine o değeri gösterememek ve hep dışarıdan onayı almana rağmen yine reddetmek.
Burada hem anksiyeti yaratıyor, stres yaratıyor.
Belki depresyona sürükleyen bir psikoloji olabiliyor.
Bu üzerine düşünmediğinde, fark edilemediğinde.
Kendi kendinize negatif konuşmalarınız artıyor.
Sen zaten neyi becerirsin ki?
Bunu da yapamadın işte. Öyle söylüyorlar ama aslında şunu demek istediler.
Sen bunları hak etmiyorsun.
Bir gün fark edecekler seni gibi kendi kendinize sürekli bir negatif konuşma gerçekleştirebiliyorsunuz.
Bu ilişkilerinize de yansıyor, karşınıza çıkan fırsatlara da yansıyor, oluşturacağınız network'ünüze de yansıyor çünkü birçok fırsatı kaçırıyorsunuz zaten sırf bu inançtan dolayı.
Ben bunu hak etmiyorum ya da benim bu yeteneklerim yok.
ben aslında burada olmamalıyım, burada nasıl oldum gibi düşündüğünüz zaman karşınıza çıkan fırsatları da değerlendiremiyorsunuz.
Ya da ilişkilerinize olumsuz yansıyan bir şey oluyor.
Network'ünüzü geliştiremiyorsunuz.
Kendinize güvenmediğiniz için ve kendinizi hep baltaladığınız için.
İnsanlara da bu yansıyor.
Maalesef özgüvensiz görünüyorsunuz.
Bazı insanlar da bu tarz semptomlarla başa çıkma yöntemi olarak aşırı telafi uygulanabiliyor.
Yani workaholic olmak, sürekli dışarıdan gelen onaya tabi olmak ki bu onaylara göre hissettiğin yetersizlik hissiyatını ya da bu kendine olan şüpheyi hafifletebilmek arayış
içerisinde de olunabiliyor.
Ona ihtiyacına bağlı olan insanların çoğu yardım istemekte de sıkıntı yaşıyorlar.
O acizliğini tırnak içerisinde göstermemek için birçok yükü kendi başına alıyor.
Hepsini kendi kendine halletmeye çalışıyor.
O yüzden dışarıda aslında daha stresli ve daha yoğun bir hayat içerisine kendilerini sokmuş oluyorlar.
Böyle bir durumla erteleme alışkanlığı da geliştirilebiliyor.
Biraz sonra yaparım, sonra yaparım.
Çünkü çok işin var ve stres halindesin, aksiyeteler yaşıyorsun.
O yüzden hep bir biriktirme, bir yerlere yükleme alışkanlığı da geliştirilebiliyor burada.
Mesela beni çok strese sokan bir şey.
Ben ne zaman bir şeyi çok ötelesem, ertelesem.
Omuzlarımda yük, onunla uyuyamıyorum falan.
Böyle hiç hoşuma gitmiyor. Karnımda bir ağrı oluyor ama ufacık ya.
Böyle bir tanecik e-mail atacaksın.
3 saniyeni falan alacak.
Onu öteleye öteleye. Bu işte bir imposter sendromunun görülen tarafı bence.
Kendi başarını kendin engelliyorsun bir yerde.
Ya da yavaşlıyor oluyorsun. Çünkü bütün yükü kendi omuzuna kendin yüklediğin için seni yavaşlatan bir şey de oluyor.
günün sonunda. Çünkü nasıl olmasın mesela bu kadar şeyin üzerine, bu kadar stres, anksiyete ve kaygı üzerine.
Sürekli plan değiştiren, hedef değiştiren insanlar da olabiliyor burada bu arada.
Çünkü hep kendinden şüphe duyduğun için tam bir şeye başarı gerçekleştireceksin.
Orada gidiyorsun tık yol değiştiriyorsun, hedef değiştiriyorsun.
Yok ben bunu da yapayım, şunu da yapayım.
Mesela ben Wasaf'ın Wasaf'sın bölümünde Wasaf'lıktan mediocre olmaktan bahsedip onu bir güzellemiştim.
Ama tabii bunun alt inancında bunlara benzer.
Düşünceler yattığı için yani kendinden şüphe etme kaygı gibi sürekli plan değiştirme, her şeyden gıdım gıdım bir şeyler yapmak.
Benim hayatımda hep fark ettiğim ve çok konuma giden, ilgimi çeken şu olmuştu.
Çince biliyorsunuz ben Çince okudum.
Normalde en üst seviyeye çıktım ama tabii uzun zamanlar Çince çalışmadığım için zaten o yeteneğimi de kaybediyorum.
Ama Çince'de şöyle bir şey oluyor.
İnanılmaz zor bir dil gerçekten.
Yani öğrenmeniz gereken çok fazla alan var ve okuldasınız.
Ekstra öğreneceğim yabancı bir delil olmazdı.
Belki küçükken hani öğretiyorlar ya şimdi çocuklara.
Okey ama gerçekten zor bir dil.
Çince'de belirli bir seviyeye geldikten sonra ben bırakmıştım.
Yani buradan sonrası advanced olacaksın.
Neredeyse Çinli seviyesinde Çince konuşacaksın.
Aman ya tamam ya burası da yeter bize.
Günü kurtaralım. Hani işte biz nasıl yapıyorum.
Tercümanlıklar yapıyorum. Hem de anlık tercümanlıklar.
O kadar okey ki benim istediğim standartta.
Ama acaba... Orada kendimi rahat hissettiğim ve bir sonraki levele geçmek için daha fazla çaba göstereceğim için korku ve kaygı yaşadığımdan dolayı mı ben onu okeyledim?
Ya da enstrüman çalma.
Ben bir enstrümana başlıyorum.
Mesela piyano. Piyanoyu öğrendim.
Bir yere geldim sonra bıraktım.
Tamam ya ben onu çalabiliyormuşum falan.
Hani aslında istesem ilerletirim.
Bayağı iyi olurum ama... yok gibi.
Hep de böyle yarı yoldan dönme, yarı yolda bırakma, bir şeylerin tadına bakma gibi bir marmun iştahlılık da gösteriyorum orada ama işte bunları araştırıp öğrendiğinde bilinç altında normalde kendinden şüphe ya da işte yeteneklerine
güvenmeme olabilir. Tabii ekstra hobilerden bahsetmiyorum.
İlginizi de kaybediyor olabilirsiniz.
Bende şey daha çok var tabii.
Yarı yoldan dönüyorum çünkü başarısızlıktan korkuyorum.
O yolda olma tarafı benim daha çok hoşuma gidiyor çünkü onu castife etmek kolay.
Diğer insanlara anlatmak yani zaten yapıyorum, yoldayım olacak, henüz olmadığımı üzerinde çalışıyorum demek kolay.
Ama yaptım olmadı biraz daha zor olacağı için hiç oraya gelmeden yarı yolda dönebiliyoruz gibi bir şey olabiliyor.
O yüzden sürekli plan değiştiren insanlar oluyoruz böyle bir yerde.
2-3 bölüm önce zaten kendini sabot etmekten bahsetmiştim.
Bütün bunlar aynı kategoriye giriyorlar.
Yani o bölümü biraz daha ekstent etmiş gibi olduk burada.
Daha genişletmiş gibi olduk.
Bir de sürekli kendi yeteneklerine bir boklama durumu var ya burada.
Mesela hayatımda benim Zek gibi bir insan olmasa ben çok daha karamsar ve kendisiyle çatışan bir insan olabilirim.
Zek beni böyle uyaran, uyandıran.
Hani kendine gel, yeteneklerinin farkına var.
Bunları gerçekten kendi emeğine, kendi çalışmanla yaptın.
Hard work, hard work deyip duruyor adam.
Ve ben hımm bilmiyorum.
Beni sevdiği için böyle söylüyor.
Bence tamamen bias bakıyor.
Yani tamamen taraflı bakıyor.
Beni sevdiği için daha olumlu görüyor gibi.
Hala böyle öteleme.
İşte övgüyü kabul edemiyorsun ya falan böyle.
Beni bana övme, bana para ver.
Oluyorsun orta. Kendi kendini güldüren ve mikrofona kahkaha atan podcaster.
Bu anlattıklarımın arkasında kültürel boyutlara birazcık değinmek istiyorum.
Bizim kültürde böyle övgüyü kabul etmek de ayıp gibiydi ya.
Hani böyle kabul etmedin de yok yok ya öyle demeyin arkadaşlar falan.
O biraz daha seni alçak gönüllü gösteren, daha aslında kabul edilen bir davranış biçimi ya.
Yoksa sen teşekkür ederim ben de böyle düşünüyorum falan dediğinde kendini de ne kadar çok övüyor, ne kadar da beğenmiş gibi de yaftalanmaya müsait bir ortam olduğu için genelde zaten biz övgüleri kabul etmeyerek yok canım ne demek estağfurullahlarla
büyüdüğümüz için burada öğrenilmiş bir hareket var zaten.
E bir de komşu kızlı faktörü var, komşu oğlu faktörü var.
İşte sen neden 95 aldın da 100 almadın gibi ebeveynler var.
Sana sürekli başkalarının örnek gösterilmesi gibi bir durum var.
E sen sürekli kendini onlarla kıyaslıyorsun.
Sen kıyaslamazsan annen kıyaslıyor, öğretmenin kıyaslıyor.
Okul hayatında, iş hayatında sürekli bir sıralamaya konuluyorsun.
Ayın çalışanı seçiliyor.
Derken hep bir yarış içerisinde de olduğumuz için bu tarz bir arka planda bu davranış biçimlerini aslında oluşması ve hayatına müdahale etmesi de normal bir yerde.
Ayrıca kolektif bir toplumda yaşayan bireysen bireyselleşme kısmı da çok daha zor olduğu için oralarda işte topluluktan kopma, birey olamama, yetersizlik duyguları da pörklüyor,
olabiliyor. İşte bu nedenle tüm imposter sendromun arkasında dönen senaryoyu anlamak, o...
arka sahneyi görmek, neyin nereden geldiğini anlamak, mental sağlığımız üzerinde, profesyonel ilişkilerimizde, başarıya giden yolda, kendi gelişiminizde, bunu normalleştirmekte, cinsiyet
eşitliğinde, her yerde mutlaka çok önemli bir rol oynuyor ve fark ettiğinizde ve bunları anladığınızda dönüşüm oradan sonra başlıyor.
Bunu normalize etmek, iş arkadaşlarınla bunu paylaşabilmek, birbirine destek verebilmek.
Biri bundan bahsettiğinde senin de benzer bir şey yaşadığını ya da ona nasıl yardımcı olabileceğini anladığında beraber bir gelişime açık alan da yaratıyor oluyorsunuz.
Bu sayede çok daha verimli, üretken, yaratıcı bir alanda da kendi grubunuzu kurmuş oluyorsunuz.
Çünkü gerçekten imposter sendromu aklınıza gelmeyecek insanların bile yaşadığı bir sendrom olabilir.
Yani o kadar yaygın.
Birçok insan bundan bahsetmeye dahi utandığı için ya da bunu kabul etmek istemediği için kendi çevresinde bununla savaşmak durumunda kalıyor.
O yüzden bunu konuşmak, anlatmak, birbirine destek olmak, daha üretken, daha açık bir alan yaratmak buradaki yapmamız gereken en önemli şey aslında.
Mesela ünlülerden Meryl Streep'in söylediği bir şey var.
Önce İngilizcesini söyleyeceğim.
Yani kadın diyor ki ben oyunculuk yapmayı bile bilmiyorum.
Beni neden bir sinemada görmek isteyesiniz ki?
Bunu Meryl Streep söylüyor arkadaşlar.
Yani en top oyunculardan bir tanesi hala kendisinin iyi oyunculuk yapamadığını düşündüğünü söylüyor.
Bunun gibi birçok ünlünün de söylemi var dediğim gibi.
O yüzden merak ediyorsanız ünlüleri böyle görmek de aslında aydınlatıcı bir şey.
Hani okey bu kişi bile bunu düşünüyorsa ben de düşüneyim abi ben de bir insanım, ben de normal biriyim gibi bir rahatlatıcı etki yaratabiliyor.
Ne yalan söyleyeyim ben de oldu.
Çünkü fark etmeden kendine öyle bir yükler yüklüyorsun ki o dedik ya başta yüksek standartlar benim başımın belası sağ olsun.
O yüzden o yüksek standartlara çıkmak için bir çaba içerisindeyim.
Çıktıktan sonra küçülüyorlar, aşırı normalize oluyorlar.
Onları da görmezden geliyorum.
Haruhuru haruhuru böyle bir müthiş actiondayım, müthiş bir hareketlilik halindeyim ama yoruluyorum.
Terapiste gidip şey diyorum zaten ne olur yardım edin.
Hani bu core inancı değiştireceğimiz bir metot var mı?
Oraya gidelim, onu elleyelim, baştan ekelim.
ünü verelim, büyütelim, yeni bir şey çıkaralım oradan.
İngilizcede de unlearning diye bir şey var.
Kendini yani öğrendiğin şeyleri tekrardan geri öğrenmeme moduna sokabilmek, hani tekrardan programlamak, fabrika ayarlarına geri dönmek gibi de düşünebilirsiniz.
Bunlar çok emek isteyen ve consistency yani süreklilik isteyen yerler.
Zaten bir şeye başlıyorsunuz hep bir hafta, on gün iyi gidiyoruz.
Sonra niye gitmiyor? Çünkü o devamlılık gerekliliğini tam içselleştirememiş olabiliyoruz çoğunluğumuz.
Başta çok iyi gidiyor, sonra...
Duvara tosluyorsun ve o tosladıktan sonra yolunu değiştirmeye çalışıyorsun.
Çünkü kolayına o geliyor. Oraya devam ettiğinde ve süreklilik sağladığında aslında gerçekten orada bir büyüme ve gelişmeyi göreceksin.
Bunu sen de çok iyi biliyorsun. Yaparken de iyi biliyorsun ama işte bir anda pat diye olmuyor.
Değişmiyor. Tüm bunları toplayıp başa çıkma yöntemlerini hızlıca ve kısaca tekrar son bitirmeden önce ele almak istiyorum.
En başta tüm bu negatif düşüncelerimizi, kendimizle alakalı inançlarımızı yeniden çerçevelendirmek.
Bunları tekrardan değerlendirmeye almak.
Olumsuz düşüncelerin ve inançların karşısına bunların olumlu hallerini yazmak.
Kendinize sizinle alakalı iyi olan şeyleri hatırlatacak belki yazılar yazmak.
evin içerisine podcastler yapıştırmak ama o şeyi tekrardan yeniden bir çerçeveye almanız gerekiyor.
Onu reframe etmeniz gerekiyor.
Öz bakımınızı artırmak da burada öz değerinize büyük bir katkı sağlayacak hareket olabilir.
Mesela kendinize ayırdığınız vakitler, kitap okuduğunuzda ben klasik müzik dinlemeyi aşırı seviyorum bu arada.
Bu, bu yılbaşıma gelen bir şey.
Öncesinde anlamıyordum ama şu anda klasik müzik beni o kadar rahatlatıyor ki meditasyon etkisi yaratıyor gerçekten.
Ve klasik müzik dinlerken yatağınızda uzandığınız yüzünüze bir maske yaptınız.
Belki klasik müzik dinlerken gözünüzü kapatıyorsunuz ve kendinizi başka yerde hayal ediyorsunuz.
Ufak bir meditatif çalışma da yapabilirsiniz kendi kendinize.
Ya da meditasyon yapabilirsiniz direkt.
Kitap okuyabilirsiniz. Vücudunuzu atıyorum at kılı fırçası yapabilirsiniz.
Bu çok saçma gelebilir ama insanı böyle kendini gurur duyduran bir şey gibi oluyor.
Çünkü çok yapmadığımız bir şey ya.
Yani bende öyle oluyor. At kılı fırçası kullandığımda böyle yağlandığımda kendimi bir güzel boya badanaya soktuğumda bakıma soktuğumda müthiş bir gururlanıyorum.
Aferin ya bak ne güzel kendimle de ilgilendim.
Ya da bu da yeni başlayan bir şey oldu bende.
Ev temizliği yaparken keyif almak.
Normalde evi temizlemeyi hiç sevmiyorum.
Çocukluğumdan beri acayip travmatik olduğum bir yer bu arada.
Annemden dolayı çünkü sürekli şunu yapın, bunu yapın, bunu temizleyin falan diyen bir anne olduğu için.
Thank you anneciğim. Yani temizliğe karşı müthiş bir reaksiyon, olumsuz reaksiyon gösteriyordum.
Şimdi evi temizlerken böyle bir baktım kapıların üstünü falan siliyorum.
Tozu alerjim olduğu için de olabilir tabii.
Ama işte bunun için bir ortam yaratıyorum.
Ona göre müzik dinliyorum ya da ona göre bir şey yapıyorum.
Onu yaparken öncesinde ya da sonrasında kendimi ödüllendiriyorum gibi.
Kendi kendine de ekstra bakım vermek acayip keyifli bir şey olabiliyor gerçekten.
Kendinize gerçekçi hedefler belirlemek o.
Dedim ya bir ayda 5 dil öğrenmek, 20 kilo vermek, 100 kilometre koşmak gibi asla olmayacak.
Yani olsa dahi acayip saçma ve tehlikeli olan şeyler olduğu için zaten yapmayın.
Sakın yani 100 kilometre falan koşmayın bir anda.
Ya da hemen 5 tane yabancı dil öğreneceğim diye bütün beyin sisteminizi de çökertmeyin.
Ama tabii işte gerçekçi hedefler koymak, sıralamalara koymak bunları.
Mesela benim 6 tane ana hedefim var bu yılla alakalı ve New York yaşantımla alakalı.
Onları sıralamaya koydum. İlk ikisine odaklanmıştım.
Şu an üçüncüdeyim. İkiye bazen geri dönüyorum.
Yani aralarında oynuyorum.
Diğer 3'ü hiç ellemem. Ama kategorilendirdim onları kafamda bir köşedeler.
Sadece öncelik sıralaması yaptığım için öncelikleri gelmedi ve bu beni acayip tatmin ediyor.
Çünkü sırasının gelmediğini bildiğim için kaygıya da düşmüyorum.
Beni korkutmuyor. Eyvah hani niye bunu yapmadık, neden, ne zaman yapacağım gibi bir telaşa da kapılmıyorum.
O yüzden en güzeli kendinize o sıralamaları belirtip onların en uygulanabilir, en ulaşılabilir haliyle hedefler koymak.
Başarısızlığı normalleştirmek. Bazen böyle bağıra bağıra ya bunu da baya kötü yaptım abi.
Hani çok kötü oldu ya hiç de beceremedim.
Elimde patladı. Bir iş başlattım olmadı olsun bir daha denerim.
Bunu normalleştirebilmek.
Çünkü... Genelde yani insanoğlu, şimdi bende de sosyal medyada 100 tane olumlu yorum var.
Bir tanecik kötü yorum gelmiş ben ona odaklanıyorum.
Beyin olumsuzu seçmeye müsait.
Başarısızlığa karşı daha çok takılıyorsun, onu daha çok düşünüyorsun.
Başarı anlık bir şey, mutluluk veriyor.
Pıt 3 saniyede yedin bitti gitti normale döndü.
Ama başarısızlık kafan takılıyor onu düşünüyorsun, düşünüyorsun, üstüne kurcukluyorsun.
Oradan alıyorsun, kendi öz değerine getiriyorsun.
Oradan alıp annen haklıymış diyorsun.
Oradan alıp komşu teyzeyi düşünüyorsun.
Yani kafan asla o cycle'ı bitirmiyor.
Böyle hamster gibi bir şeyin içerisinde takılıp kalmış oluyorsun.
O yüzden bunu daha normalleştirebilmek, bunu biz yapabiliriz.
X, Y, Z jenerasyonları bu bizim elimizde gerçekten.
Çünkü şu an genç grup biziz.
Bu bizimle beraber değişen bir şey olacak.
Başarısızlığında konuşmak, kabul etmek, kendinle alakalı, başkalarıyla alakalı.
Başkalarının başarısızlığına sevinmemeyi öğrenmek.
Çünkü alttan altta öyle bir şey de var ya insanoğlunun fıtratında.
Maalesef var. O yüzden onları da eğitmek, ehlileştirmek burada bize düşen bir görev olabiliyor.
Tabii yine... bu bölümümüzün de sponsor olduğu için söylemiyorum ama en en en önemlisi profesyonel yardım almak.
Çünkü benim hayatımda gerçekten ben son yani 2018'den beri terapi alıyorum.
Ara ara ara verdim.
Ara ara üst üste yaptığım terapi süreçlerim oldu.
Ve aşırı faydalarını gördüm.
Ara vermek de bu arada çok faydalı.
Alın 4 yıl boyunca her gün her hafta terapi yapın demiyorum.
Ara vermek bir an böyle kendini de salmak tamam hani birazcık ellemeyelim kurcuklamayalım biraz deniz salıyorum demek de güzel bir şey.
Ama başa çıkamadığım hissettiğiniz yerlerde ya da artık hayatınızı değiştirmek istediğinizi anladığınız ve bu anlamda dışarıdan da profesyonel bir yardım almak istediğinizde terebileri ben kesinlikle öneriyorum.
Kendi hayatımda yani bugün bunları konuşamazdım bence.
Eski Nurtaç, bundan 6-7 yıl önceki Nurtaç bugün 30 dakika boyunca ağzını açıp bu kadar şey söyleyemezdi.
Şu anda... Bunları kabul etmek, kendi aşağılık kompleksimde dahil bunları anlatabilmek, değersizliklerimle ilgilenmek, bunun üzerine terapiler almak, terapide hüngür şakırt ağlamak, ağlarken utanmak bunlardan da bahsetmiştim.
O yüzden bunlar benim sonradan öğrendiğim, terapiyle geliştirdiğim şeyler oldu.
Bugün bunları anlatabilmek ve gururla söyleyebilmek ya da sosyal medyada var olmak gibi birçok şeyi ben aslında terapiler sayesinde geliştirdim.
Tabii bütün bunları yaparken en önemli şey, bende de çok az olan bir şey maalesef sabır.
Sabır, sabır, sabır. Sabır çok garip bir şey gerçekten.
Hemen olsun isteyen çağ insanıyız ya biz.
Yani hız çağında yaşıyoruz ve sabır ne demek ben bilmiyorum.
Hayatım boyunca sabırı öğrenmem gereken şeylerle karşılaştım aslında.
Yani o life lesson'lar içerisinde.
Benim hayatımda burada sabırı öğrenmemiz gerekiyor.
Bak burada bunu geliştirmemiz gerekiyor.
Bak dediğim... Örnekler oldu hayatımda.
Biraz ilerlemiştir bence.
Ama mesela Zekin de beni eleştirdiği konulardan bir tanesi buydu.
Sabırsız olman bir şeye böyle hemen reaksiyon, hemen bir şey olsun, hemen söyle, hemen yapalım, hemen gidelim gibi.
Burada da tabii bu gelişimi göstermeniz gereken yerde de sabır sabır sabır diyoruz.
Sabır özellikle bu süre esnasında düştüğünüz yerler olacak.
Aynı alışkanlıklarınızdı, tekrar tekrar yaptığınız hani of ya hani iyileşmiştik, hani değişmiştim dediğin yerlerde.
Ben o yüzden şunu çok söylerim.
Annemin evine gittiğimde 16 yaşıma geri dönüyorum.
Çünkü kapıyı çarpmak istiyorum, kadınla kavga etmek istiyorum.
Tabi bu ilk 3 gün çok güzel her şey çok güzel birbirimizi çok özledik.
3. günden sonra ben 16 yaşında ergene dönüyorum.
Ama bu bir gelişimin parçası.
Bunu da kabul edin.
Dayanıklı olun. Çalışmaya devam.
Ne diyoruz? En iyi versiyonumuza ulaşmaya devam.
Cillop gibi insanlarız.
Bakın burada bu podcast'ı dinliyorsanız demek ki böyle kaygılarınız var.
Sona kadar geldiyseniz ilerleme gösterdiğinizde düşünüyorum.
Çünkü buraya kadar dayanabilmek, bu konuya bu kadar kanalize olabilmek bir istek, arzunuzu gösteren işaret.
O yüzden çalışmalara devam diyorum.
Haftaya yine pazartesi günü sabah görüşmek üzere.
Hepinizi öpüyorum. İyi haftalar olsun.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
