
Transkript
Hola hola Hello, selamlar.
Nasılsınız? Umarım çok güzel bir hafta başlangıcı olur.
Normalde pazartesi sabahları 7'de bölüm paylaşıyoruz.
Çok çılgın bir saat bence.
Ve Instagram'dan bana yazıyorsunuz.
Bu arada Instagram'da En İyi Versiyonun podcast hesabında daha fazla paylaşım yapmaya başladım.
Çünkü Nurtaş Türkiye'de artık daha fazla İngilizce yapıyorum.
O yüzden podcast ile alakalı ya da buradaki günlük hayatımla alakalı paylaşımlarımı En İyi Versiyonun podcast hesabında bulabilirsiniz.
Bu arada Spotify'dan beni takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca 5 yıldız verirseniz çok mutlu oluyorum.
Çünkü bütün bunlar Spotify'a diyor ki biz bu podcast kanalını seviyoruz ve beni biraz daha öne çıkartıyor ya da başkalarına dinlemek için öneriyor.
Yeni yeni keşfedenler var, bana Instagram'dan yazanlar var.
Zaten DM'lerden de bol bol konuşuyoruz o yüzden bekliyorum sizi de.
Bugünkü bölüm yine böyle öznel bir yerden çıkacak ama birçok kişiye dokunacağını tahmin ediyorum.
Biraz kaba bir başlık olacak ama böyle kullanmak istedim.
İçimizdeki açlığı doyurmak.
İçimizdeki açı doyurmak.
İçimizde bir aç var ve bugünkü bölümde bundan bahsedeceğiz.
Çünkü kim bu? Bu aç kişi yani kalbimiz, ruhumuz, mental sağlığımız, fiziksel sağlığımız.
Bunların hepsinin içindeki minik minik açlıklara dokunacağız.
Bu biraz daha yoksunluk hissi.
Almak isteyip alamadığımız şeyler.
Güncel ekonomi, dünya ekonomisi aslında.
Sadece Türkiye sıkıntı yaşamıyor.
Bazen şey diyorsun eskiden birçok şeye ulaşılabilirmiş.
Her şey daha kolay yapılabilitesi varmış.
Şu anda birçok şey dejenerasyona uğradı.
Sosyal medyayla beraber özellikle yani bunu sosyal medya kötülemek anlamında söylemiyorum ama böyle bir gerçek.
Hepimiz bununla karşı karşıyayız.
Şu anda yapay zeka geliyor.
Tükenmişlik ayrı bir şey.
Ekonomik zorluklar ayrı bir şey.
Bizim bu havada hissetmelerimiz bir türlü grounded olamamamız.
Daha çok kendi vücudunda hissetmek, köklenmek, hissetmek diyoruz ya.
Kendin gibi olamadan, kendini keşfedemeden, içindeki açlığı doyurmaya çalışarak aslında nasıl bir hayat yaşıyorsun?
Bu hayat sana mı ait? Gerçek mi?
Sahte bir balon mu kurdun kendine?
Bazen öyle görünmek için yapmak istemediğimiz şeyleri yaparız.
Mesela... Çok sevmediğiniz arkadaş grubundasınızdır ama kalabalık görünmek için çok arkadaşları var denmesi için depresyonda demesinler diye belki de hiç size benzemeyen insanların arasında mı buluyorsunuz kendinizi?
Bir de bu kalabalıkların dezavantajı vardır ki kendi sesinizden çok uzaklaşırsınız, kendi sesinizi duyamazsınız.
Sürekli birileri eleştiri yapar, sürekli birileri size bir tavsiye verir.
Oh my god yani bu şu anda benim vücudumun diyeyim tahammül edemediği bir şey.
Vücudumun tepki vermesi ne demek biliyor musunuz?
Birisi böyle bir eleştiri yaptığında...
sormadan tavsiye verdiğinde böyle tırnaklarla beni çiziyormuşsunuz gibi hissediyorum.
Olunur ya öyle bir yer.
İçimizdeki açlığı doyurmak ne demek peki?
Birazcık burada derinleşeceğiz.
Yine kendimden başlayarak örnekler vereceğim.
Çünkü kendimi incelediğimde bir tarafım buruk.
Kendime baktığımda ah be Nur tacım.
Yani çok şeyler istedin.
Çok hevesin vardı. Çok iştahın vardı.
Nasıl ulaşacağını bilemedin.
Elinden gelen bütün kaynakları değerlendirmek istedin.
Seni çok iyi anlıyorum. Ama çok yoruldun.
Ve çok şükür diyeyim.
Doydun. Demek istiyorum öncelikle.
Çünkü Türkiye'de büyürken bir de benim zamanımda bir şeyler daha ulaşılabilirdi.
Okey ama benim ulaşamadığım, heves ettiğim, alamadığım, yapamadığım, buruk kaldığım, böyle yoksun kaldığım çok da şey oldu.
Bu hem ekonomik durumlardan kaynaklı hem de hayatın sistemi bu.
Yani adalet yok, evet.
Siz bir hayat yaşarken başka hayatı gördüğünüzde önce bir ona hevesleniyorsunuz.
Ve bazen o kendi hayatınızın gerçekliklerini kabul etmeden başka hayatın, başka grubun sizden çok daha iyi olduğunu...
Onlara benzeyen şeyler yapmak istiyorsunuz.
Burada ne demek istiyorum? Mesela siz büyürken belirli bir zümreye aitsiniz.
Daha küçük belki minimal bir hayatınız var ama televizyonda bizim zamanımızda özellikle öyleydi.
Daha zengin yaşayan, daha havalı yaşayan insanları gördüğünüzde sanki sizin yaşadığınız hayat daha basitmiş, daha ulaşılabilirmiş hatta belki de bazen daha kötüymüş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.
Bu sadece benim değil birçok insanın doğal olarak yaşadığı çünkü yaşatılması hedeflenen bir duygu zaten.
Hani o karşılaştırma... Özellikle sizin hormon dengeniz ergenliğiniz işte kendinizi keşfederken dünyada bir ben olmaya çalışırken versiyonunuzla dışarıdan gördüğünüz şeyler hani o daha iyi o daha havalı o daha zengin
zengin olmak daha havalı çünkü zengin olmak daha özgür daha daha daha derken siz kendinize ait olan şeyleri biraz böyle hani boklamak gibi düşünebilirsiniz tam beğenmeme.
Hani bu olmadı, bu kötü.
Oradaki ayrıştırmadan kaynaklı siz de bir eksiklik olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
Öyle hissediyorsunuz.
Her istediğinizi alamamanın sanki dünyadaki en kötü şeylerden bir tanesi olduğunu zannediyorsunuz.
Aslında öyle değil. Aslında bu gayet hayatın normal bir parçası.
Hatta şey derler ya çok zengin olsanız bile hiçbir şey garanti değil.
Yani o mutluluğu, huzuru %100 hedefleyemezsiniz, %100 garantileyemezsiniz.
Çünkü çoğu şey zaten sizin kontrolünüzün dışında.
Ayrıca insansınız birçok şey size vuracak, etkileyecek.
Çok zengin olduğunuzda her şeyi alabilir hale geldiğinizde, her şeyi yapabilir duruma geldiğinizde bütün problemleriniz...
Bir anda çözülmeyecek, bir anda böyle dünyanın en mutlu insanı olmayacaksınız.
Ama bu noktaya gelmek zaten kolay olmuyor.
Bu farkındalığa gelmek işte doydum ben birazcık diyebilmek kolay olmuyor.
Benim hikayeme şöyle başlamak istiyorum.
Yine siz kendinize benzeyen tarafları alın buradan.
Normalde Zonguldak'ta büyüyorum ama 15 yaşından beri yazları Bodrum'da geçiriyorum.
Çünkü sabahları gazete, dergi sattığım bir işim vardı.
Akşamları da bir organizasyon şirketinde, halk dans grubunda otellerde gösteriler yapıyorduk.
Baktığım zaman 15 yaşındaki bir kızın, yani 22-23 yaşına kadar...
Bunu yaptım ben neredeyse her yaz.
Mükemmel bir yaz dönemi.
Ve daha güzel olan sadece o zaman canımı da acıtan bir şey vardı ki başka hayatlarla karşılaşıyorsun.
Başka vizyonlarla karşılaşıyorsun.
Sende olmayan şeyleri görüyorsun.
Bu ilk başta senin kalbine şöyle bir iki tane çizik atıyor.
Çünkü bu güzellik de olabilir bu arada.
Para olabilir işte.
Boyunuz posunuz olabilir, kıyafetleriniz olabilir, ailenizin durumu olabilir.
Birçok şeyle tekrardan karşılaşıyorsun.
Bunlar ergenlik yaşlarında olduğu için sonuçta 15 çok ergen bir dönem.
Ve 22 yaşına kadar hala tam benliğiniz oluşmadı, hala formatif döneminizdesiniz.
Bunlarla karşılaştığınızda içinizdeki şeyler, yapamadığınız şeyler, olamadığınız şeyler sizinle alakalı bir bilgi veriyor.
Ve bunları okumalarımız genelde bizimle alakalı olumsuz bir şeymiş gibi.
Mesela işte boyum yeteri kadar uzun değil, çok fazla kıyafetim yok, ben şuraya gidemiyorum, bunu alamıyorum, böyle görünmüyorum, sevilemiyorum, arkadaş bulamıyorum, ailemin durumu o kadar iyi değil gibi bilgileri siz sisteminize
kaydediyorsunuz. Ya bunları değiştirmek için bir çabaya giriyorsunuz ya da işte kabul edip belki kendinizle alakalı yanlış yorumlamalara başlıyorsunuz.
Diyorsunuz ki... Ben zaten zengin değilim, yapamam.
Ben zaten yeteri kadar güzel değilim.
Benimle kimse sevgili olmaz, beni kimse sevmez.
Ya da işte ben çok ilginç bir insan değilim, çok akıllı birisi değilim, çok fazla arkadaşım olamaz benim.
Beni çok kabul etmezler, beni sevmezler gibi çıkarımlarınız olabiliyor.
Bu herkes için geçerli değil bu arada ama benim algılarım ya da çevremdeki birçok insana göre bu okumalar olabiliyor.
Tüm bunlar içeride yoksunluk, kusurluluk duyguları çıkartıyor.
Diyorsunuz ki ben... Yeterli değilim.
Ya da savaşmak istiyorsanız da bunu doyurmak için başka şeylere yöneliyorsunuz.
Aslında içinizdeki eksikliği kapatmaya çalışırken zaten sizde olan şeyleri görmeden, buraya tam kıymet veremeden sürekli o açık hissettiğiniz yeri kapatmak adına eylemlerde bulunuyorsunuz.
Ben buna işte açlık diyorum.
O içinizde o kalbinizde çizdiğiniz çizikler, eksiklikler bir açlık.
Ve doyurmak için aslında telafi etmek için bir şeyler yapıyorsunuz.
Harekete geçiyorsunuz. Bu güzel olabilir.
Ama tamamen gözü kapalı, sırf bu hedefle olduğunda çok yorucu ve sizi, sizden, şu kıymet veremediğimiz güzel taraflarımızdan uzaklaştıran bir yer.
İçinizdeki aşkı doyurmak da böyle bir devreye giriyor.
Siz artık bundan sonra burayı telafi etmek için, o çiziklikleri telafi etmek için sürekli bir eylemde bulunuyorsunuz.
Mesela bir şirkete girmek istiyorsunuz, şirkette yükselmek istiyorsunuz.
Sanki yükseldiğinizde tüm bu eksik hissettiğiniz şeyler yok olacak.
Belki bunun uygun birisi değilsiniz, belki corporate hayatı hiçbir zaman istemediniz.
Belki başka bir hayat sunulsa size çok daha mutlu olacaktınız.
Ama işte burayı kapatmak için, daha iyi görünmek için, o yoksunluk duygusundan çıkmak için, araba alabilmek için, insanlara göstermek için, yaptı desinler denmesi için bir çabaya giriyorsunuz.
Bir başka örnek, ben Amerika'ya geldiğimde ben de yaptım ve diğer yapanlarda da görüyorum.
Ve bu beni birazcık üzüyor.
Azıcık kalbimi böyle kıran da bir şey.
İnsanlık adına kalbimi kıran bir şey.
Şu marka mevzusu. Sanki marka giyinebilmek...
Bir statü göstergesi. Umarım bu artık değişir.
Lütfen uyanalım. Küçükken alamadığımız markalar kalbimize çizikler attı.
Bu da başka bir yoksunluk duygusu tamam mı?
Senin giyemediğin bir şeyi başkası giydiğinde onun senden daha iyi olduğunu düşündün.
Onun hayatının daha iyi olduğunu düşündün.
Ve sen belki fake alarak o insan grubuna dahil olmak istedin.
Ama fake ile fake olduğu da belli oluyor.
Hani bir türlü oraya da ait değilsin.
Oraya ait olmak istiyorsun ama aslında oraya bir gün gerçekten hani orijinalini bile alıp gitsen ya yine de ait hissetmiyorsun.
Ama önemli olan buradan oraya baktığında onun hedef olduğunu zannedip oraya ulaşmak istemez.
Değil mi? Marka konusunu o yüzden örnek verdim.
Amerika'ya gelindiğinde genelde böyle bir açlık var.
Hemen bütün markaları alıp...
Çünkü burada alınması daha kolay.
Alınabilitesi yüksek. Bir de zaten uygun mağazalar var.
Siz bazı mağazalar var işte TJ Maxx deniyor, Marshalls deniyor.
Öyle mağazalara gittiğinizde mesela Türkiye'de iyi olan işte Gas, Calvin Klein gibi markaların daha ulaşılabilir fiyatlı hallerini çok daha rahat alabiliyorsunuz.
İlk geldiğimde bu duyguyla bir afalladım.
Çünkü Çin'de yaşıyordum öncesinde.
Çin'deyken bu kadar marka ilgimi de çekmiyordu ya da hedefim değildi ya da...
Paramı biriktiriyordum açıkçası.
Oradayken daha akıllıymışım bence.
Amerika'ya ilk geldim dedi. Hepsi önünüzde ya.
Ve o lüks markalar çok daha ulaşılabilir olunca önce onları hemen alıp gösterme isteği geldi.
Yani bakın alabiliyorum.
O çocukluktan kalan eksiklik, çiziklik sanki onunla doyurabiliyorsun gibi.
Aldıkça, hani o markalara ulaştıkça, bir şeyleri becerebildikçe, eve getirdikçe, işte araba kullanamıyorum, araba almadım henüz ama işte büyük büyük şeyler aldıkça, büyük büyük şeyleri gösterdikçe zannediyorsun ki burayı doyuruyorsun.
O eksikliğini, yoksunluk duygunu doyuruyorsun gibi bir düşünceye giriyorsun.
Çünkü yaşayamadın ya çocukken onu ve onun...
sahip olanların daha iyi olduğunu düşündün.
Onların hayatlarının daha iyi olduğunu düşündün.
Bu markalarla alakalı başka şöyle bir örnek de verebilirim.
Mesela Hailey Bieber'ın markası Rode değil mi?
Siz Hailey Bieber'ın markasını aldığınızda Rode kullandığınızda ondan bir parça alıyormuşsunuz gibi de hissedip sanki onun hayatına azıcık dokunmuş gibi bir hissiyat veriyor.
Öyle bir şey yok gerçekte ama bu bir pazarlama stratejisidir.
Gayet de işe yarar. Keza aynı şekilde influencerların bu kadar influencerlara meraklı olmak hani onların gittiği yere gitti.
İşte çok beğendiğiniz bir influencer orada yemek yedi.
Hani aynı odadasınız.
Bir hayranlık, bir ulaşabilmek.
Sizin de hayatınızın o konumda olduğu ilizyonunu veriyor.
Onun ürününü kullanmak, onun tavsiye ettiği ürünü kullanmak, evinize getirmek.
Şey diyorsun bazen mesela Lady Gaga'nın ürünü House Glass mıydı?
Hatırlamıyorum bile adını. Benim evime PR olarak geldi.
Aldım elime lan dedim Lady Gaga bu ürüne bakıp buna onay vermiş.
Ve ürünün plastiği o kadar dandik ki şey diyorum yani Lady Gaga...
Belki de yapmamıştır. Normal şartlarda yapmasını beklersin.
Eğer bir marka çıkarıyorsan oturursun, şöyle ürünü alırsın.
Dersin ki bunun plastiği dandik.
Ben daha kaliteli bir ürün çıkarmak istiyorum diyebilirsin.
Buna istinaden şu düşünceyi de yakaladım kendimle.
Lan dedim Lady Gaga'nın kendi ürünü benim şu an evime PR olarak giriyor.
Yani ben para vermedim bu ürüne.
Benim evime hediye olarak ürün geliyor ve Lady Gaga'dan bir parça gibi.
Bu eski Nurtaç'ı.
Hani yıllar önceki o daha aç olan Nurtaç'ı böyle havalara uçururdu.
Herhalde ayaklarım götüme vura vura koşardım.
Şu anda böyle şeyim ablacığım ya azıcık daha kaliteli yapabilirdin bunu.
Hani daha iyi ürün çıkarıp çünkü gerçekten allığı geldi bana.
Çıkarınca böyle şey plastiği sallanıyor.
O şey rol gibi olan kısmı sallanıyor.
Bu döngüden çıkılmazsa kalitesiz şeylere sırf Lady Gaga'dan diye, işte Hailey Bieber'dan diye, şundan bundan diye kendi kazandığınız o kuruş kuruşları başkalarına veriyorsunuz.
Oradaki açlığı, oradaki...
çizikliği tamir edebilmek, kapatabilmek hani ben de oradanım.
Ben de Hayley Bieber'dan ürün alabiliyorum.
Ben de işte Lady Gaga'nın ürünü alabiliyorum.
hissiyatını yaşamak için, orayı kapatabilmek için kendi kazandığınız ve zar zor kazandığınız paraları buralara saçıyoruz.
Amerika'daki örneği neredeyse her gelen kişi de görüyorum bu arada.
Kocaman logolar kullanılıyor, öyle kıyafetler giyiliyor.
Hemen evler alınıyor ve evimizi aldık.
Ev almayı başarı olarak gören birçok insan vardır.
Bu kendi içinde zaten bir başarı ama bir de Türkiye'ye gösterme halimiz var ya bizim.
Amerika'ya geldik ve çok iyiyim.
Hayat standartlarım inanılmaz yükseldi.
Bakın o American House'da...
yaşıyorum. Yani dream life'ı yaşıyorum.
Köpek de var. Gerçi Türklerde köpeği çok promot görmüyorum ama hemen altına iyi bir araba almak, ev almak, o markalı logoları promot ede ede gezmek.
İşte. İçinizdeki yoksunluk hissiyatını, açlığı bu şekilde doyuruyorsunuz.
Benim başka bir gözlemim.
Bunları yaşamak çok normal.
Tamam mı? Yani hepimiz bu yoldan az ya da çok istikala düşünün yine.
Geçiyoruz. geçmişinize bağlı olarak eğer hayat standartlarınızı artırdıysanız bunun tabii ki de mutluluğunu yaşayın yani içinizi atın kimseye göstermeyin aman çok ayıp ya da nümani havasında söylemiyorum hani görgüsüzce bir şey olduğunu söylemiyorum sonuçta
içinizde tamir etmeye çalıştığınız bir duygu var kop da denilebilir buna yani bununla nasıl başa çıktınız onu nasıl telafi ettiniz ya da telafi etmeniz gerekiyor muydu aşırı mı yaptınız bunu hiç mi yapmadınız bunların hepsi sizin kendi sisteminizde
zaten mevcut ve bunu dinleyen birçok insanın herkes demeyeyim benzer yollardan az çok geçtiğini Tahmin ediyorum.
Hele ki Türkiye'de yaşadığınızda başkası ne diyecek diye korktuğunuz için ya da başkası şunları şunları desinler diye de çok şey yapılıyor.
Yani bırak ya kıskansınlar mesela.
Bunu duymuşsunuzdur ya da kendiniz söylemişsinizdir.
Ay çok kıskandı, ay kudurdu.
Yani tüm bu motivasyonlar o kadar yorucu ki aslında.
Yani bu bahsettiğim şeyler bir motivasyon olabilir.
Belki sizi hayatta bir yere götürebilir.
Ama özde. Havada kalan motivasyonlar ve çok yorucu motivasyonlar yani evet insanlar desin ki ya harika ya işte Nurtaç gitti Amerika'ya ev aldı arabalar aldı çok
zengin oldu nasıl da markalar giyiniyor yani desin mesela.
desen olacak demek istiyorum aslında.
İçimdeki tüm o yoksullukları tamir ettim diyelim ben.
Onları tamir etmek için bir çabaya girdim.
Bakın dedim işte gösterdim herkese.
Ben böyle yaptım, şöyle yaptım dedim.
Burunlarına soktun bazen değil mi?
Günün sonunda şuraya dönüyorsun aslında.
Günün sonunda değerli olanın burası olduğunu fark ediyorsun.
Zaten sana ait olan şeylerin daha değerli olduğunu fark ediyorsun.
Bu farkındalık en çok neyle geliyor biliyor musunuz?
Sağlıkla alakalı bir tökezleme yaşadığınızda.
Eğer ki sağlığınız biraz bozulursa yemişim senin arabanı.
Yemişim senin 5 odalı 2 garajlı evini mesela.
Bu tabii ki de Amerika örneği.
Şu an uzun zamandır Türkiye'de yaşamadığım için Türkiye tarafına tam hakim değilim.
Ama az çok aynı olduğunu düşünüyorum.
İnsanlar dost alışverişte görsün diye belki de harcamak istemediği paraları harcıyorlar.
Görünmek istemediği şekilde görünüyorlar.
Takılmak istemediği ortamlarda takılıyorlar.
Sırf... Şöyle şöyle densin, sırf şöyle şöyle olsun.
Yeter ki bir gruba ait olayım diye.
Hayatınızdan veriliyor yani hayatınızdan harcanıyor.
Önemli olan şuraya geri dönmek.
Böyle ayırdım bilmiyorum belli oldu mu ama en azından bu şekilde göstermek istedim.
Özetle bu durumu benzer şekillerde yaşayan vardır.
Sonuçta bununla alakalı bir telafi yöntemi kullanmış olabilirsiniz.
Ama içinizdeki açlık doyduktan sonra yani gerçekten...
Tüm bunları yaşadınız, geçtiniz bu patikadan, tüm bu taşlara kendi ayaklarınızla bastınız.
Çünkü isterseniz yolun başında olun ve bu bölümü dinleyin.
O patikayı siz kendiniz yürümek zorundasınız.
O yüzden bir ebeveyn dinliyorsa beni bunu da ekstra söylemek isterim.
Siz kendi çocuğunuzu uyarsanız bile herkes kendi yolundan kendisi geçmek zorunda.
O deneyimi kendisi yaşamak zorunda.
Çünkü oraya geçmeden onun nasıl olduğunu anlayamıyorsun.
Böyle bir hayatın cilvesi var.
Uzun bölüm oldu. Umarım keyifle dinlemişsinizdir.
Tüm içimizdeki açlıkları doyurup kendimiz gibi olabilmeye, özümüze dönebilmeye diyorum.
Yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
