
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Hatırlarsanız bir ara bana KBB doktoru kahve içmemi yasaklamıştı.
Yasakladığı gün kafeye gidip kahve içmiştim.
Sonra mide doktoru iş tabii ki de hayatını yaşa demişti.
Biliyorsunuz 10 doktor içme desin, bir tanesi iç desin, biz onu dinleriz.
Ama ben bir ara galiba elimde Türkiye'den paket paket getirdiğim o Türk kahvelerini birine hediye ettim ya da taşınırken bulamıyorum.
Şimdi bulamadığım için de evde bir arkadaşımın sevgilisi bana Kakuleri Türk kahvesi hediye etmiş ki...
Türk kahvesinde kakule ne alaka?
Hani hiç kullandığımızı hatırlamıyorum ben Türkiye'de.
Ama bu kahve elimde mecbur olduğu için onu içiyorum.
Hala Türk marketlerine gidip bir tane kahve almadım ya da internetten de sipariş verebilirim.
Yapmıyorum ısrarla ve hiç isteme isteme Türk kahvesini içiyorum.
Bu konuya buradan girmemin sebebi hayatımızdaki eksikliklere bağlayacağım buradan ama nasıl bir bağlama şöyle düşünelim ya da kendi üzerimden aktaracağım.
Genelde... Biraz böyle time management konusunda sıkıntı yaşadığım için kendimi gözlemleme konusunda da sürekli eleştirel yaklaşıyorum.
İşte aa bunu da yapamadın, aa şurada geç kaldın, bu da eksik, bunu da halledemedin ya da New York'a taşındın acaba Asya'ya mı geri dönsen, Avrupa'da mı yaşasan, bir süre Türkiye'de mi yaşasan, evliliğin, dışarıdaki insanlar, hayatın, arkadaşların, günlük hayatın, işin,
her şeye biraz dokunuyorum.
Normal bunlar ki geçen bölümde kim olduğumu bilmiyorumdan biraz böyle azıcık girmiştik.
Bana DM'lerde de yazdınız aynı süreçlerden geçtiğinizi.
Kim olduğumu bilmiyorumun arkasında hayatındaki eksiklikten birazcık bahsetmek istiyorum.
Yani bir şeylerden tatmin olmayabilirsin.
Hayatında bir duygu eksiktir, birkaç duygu eksiktir.
Onların arayışında olabilirsin.
Bu yaşadığım şehirden kaynaklı o yüzden söyledim.
New York'ta olmasam buraya karşı istek duyan, hayal eden...
bütün hayallerini belki de New York üzerinden tasarlayan bir insan iken buraya geldikten sonra tekrardan gözünü Avrupa'ya dikmek ya da Asya'ya dikmek.
Çünkü hani hep bir olmayanda arayış içerisinde olabiliyoruz ya bu neden arayışımız var gibi sorgulama değil.
Geriye döndüğümüzde, vücudumuza geri döndüğümüzde bu tarafta neyin eksik olduğunu.
Şimdi bunu ikiye böleceğim. Biri dışsal faktörler, biri içsel faktörler.
Hayatınızdaki eksik olan dışsal faktörleri bulmak daha kolay.
Bu mesela para olabilir, çevreniz olabilir, arkadaşlarınız olabilir, belki hayat arkadaşınız olabilir.
Bunların hepsi dışsal faktörler, sizin içinizde olan şeyler değil.
Dışarıya bağlı, başka insanlara bağlı, başka ortamlara bağlı olan şeyler.
Bir şehirde yaşamak, mesleğiniz, başka bir yere taşınmak.
Arkadaşlarınızla olan yakınlığınız, sıcaklığınız, iş hayatınızdaki başarınız, kariyeriniz bunların hepsi aslında yine dışsal faktörler.
İçsel faktörler ya da bu içteki eksik olan duyguları biz sorgulamayı, tartmayı, incelemeyi çok fazla beceremiyoruz.
Çünkü buna yönelik çok pratik yapmadık.
Alıştırmalarımız bunun özelinde değil.
Hatta ben bundan bahsederken belki imgeleme konusunda sıkıntı yaşıyor olabilirsiniz.
Gözünüzde canlandırmakta zorlanıyor olabilirsiniz ya da kendinize sorduğunuzda içsel olarak bende ne eksik dediğinizde hemen cevap gelmeyebilir.
Çünkü tekrar ediyorum bunun pratiğini yapmadık.
Çok alışkın olduğumuz şeyler değil.
Yine bu dışarıdaki eksik olan duygulardan bahsedelim.
Mesela para dedik. Parayı neyle eşleştirdiğinizi anladığınızda ona giden duyguyu bulabiliyorsunuz.
Mesela saygınlık diyebilirsiniz.
Orada bir saygınlık hissetmek istiyorsunuzdur.
Kendinize olan saygınız artıyordur ya da dışarıdaki insanların size olan saygısının artacağına inanmış olabilirsiniz ki bu bizim toplumda maalesef var.
Paran olduğu kadar değer görüyorsun diye diye ya da duya duya maalesef büyüdük geliştik.
Paran olmayınca kendini biraz daha küçük hissedebiliyorsun.
Ki geçenki tembellik bölümünde bundan bahsettim.
Param olmadığındaki...
Kendi değerimi neye göre entegre ettiğimi algılamaya çalışıyorum bu sıra.
Çünkü bir süre çalışmama kararı aldım.
Yani para üzerine düşünmeme ya da o kaygısız halimi merak ediyorum.
Hala inceleme halindeyiz.
Bence güzel gidiyor. Çünkü bugüne kadar ki o hayat kaygılarım, survival halimin aslında o dış etken para üzerinden gittiğini, parayı da eşleştirdiğim şeylerin benim hayatımda sanki olurlarsa var olacağını düşündüğüm
duygulara bağlı kıldım.
Bu dediğim gibi değer görme, saygınlık, belki içimdeki huzur ve mutluluk haliydi bir süre.
Bunun üstüne bu kadar duruyorum ki biraz daha kafanızda o ayrımı yapabilmenizi çok isterim.
Hani dışsal faktörler başka insanlarla ya da başka insanları ilgilendiren konularla ya da dışarıya bağlı olan şeylerle ilişkilendirdiğimiz konu.
İçsel olanlarsa senin içinde neyi nasıl hissettiğin, sindirdiğin, senin ne mutlu eder, baş başa kaldığında hani şey deriz ya hayatta kendine sırtını yaslamak gibi düşünün.
Hayatınızda hiç kimse olmadığınızda, o cücüğünüz yani, bütün sıfatlardan arındığınızda, çevrenizdeki insanlar kalmadığında, bugüne kadar kendinize eklediğiniz bütün o title'lardan, tanımlamalardan uzaklaştığınızda
geriye kalan ile siz nasılsınız, nasıl bir hal alıyorsunuz biraz onu düşünün.
düşünmenizi istiyorum. Yani içsel tatminlik.
Siz sizinle baş başa kaldığınızda hani bazen diyoruz ya ay ben kendim kafeye bile gidemiyorum, sinemaya gidemiyorum, ortamlara karışamıyorum.
Ortama girmek zorunda değilsin ya da yabancı bir ülkeye gidip gezmek zorunda değilsin.
Sadece evinde, kendi evindeyken bile o halin çünkü biliyorsunuz hemen dijital şeylere sarılıyoruz.
Hemen kitap okumamız gerekiyor.
Yani bir şey yapmamız lazım gibi.
O duraksamaları zaten beceremiyoruz.
Tamam. sindirmek, üstüne düşünmek, şu anda mevcut olan hayatınızı böyle kutunun dışında gibi düşünmek bize pek böyle mümkün değil gibi, sıkıcı gibi, hemen bir şeye sarılmak istiyoruz.
Birisini aramak istiyoruz, onları aktarmak istiyoruz.
Yani o paylaşım çok güzel, okey.
Ama o yüzden şimdi ben bizi yine geri bizim vücudumuza çekeceğim.
Ana konum burası olacak benim.
Yani hayatta bir şeyler eksik ise her zamanki roadmap'imizi bunun üzerinden ilerlememizi isterim.
Kendi adıma da sizin adınıza da.
Bir şeyler eksik diyelim. Kendinizi birileriyle kıyasladınız diyelim.
Çünkü bunlara hepimiz düşüyoruz zaman zaman.
Ama tam o kıyasladığını tam düşeceksin hop böyle kendini geri alıp o kendi içindeki güvenli limanına getirebilirsen kendini oradan sonra işte daha güvendesin demek.
Kendine kendi sırtını yaslayabilirsin demek.
Hani şeyleri de bana bir şey olmaz.
Şimdi bunları anlatırken ne demek istiyorum?
Biraz açacağım. Kendi terapist yansımda da bana terapistim sorduğunlarını sence içsel olarak ne eksik Nurtaş dediğinde ilk verdim cevap yalnızlık falan yaptım böyle.
Yalnız hissediyorum. İşte Türkiye'de büyüme halim komşularlaydı.
Sürekli lisedeki ve üniversitedeki halim hep kalabalık gruplar içerisinde.
Harikaydı benim için. Gerçekten hani o sosyal ilişkileri güçlü olan birisiyim.
Hala arkadaşlarımla sık görüşürüm.
Hala Türkiye'ye gittiğimde çok yakın arkadaşlarım var.
Bu bir nimet. Yurt dışında yaşayan, bu kadar uzun süre yaşayan bir insan için gerçekten bir nimet.
Elbette zorlandığım kısımlar var.
Çünkü yıllardır görmediğiniz insanlarla bir araya geldiğinizde de sıcaklık var okey ama çok şey kaçırıyorsunuz.
Bunlar ayrı bir nokta.
Çok konuyu dağıtmayalım. Fakat böyle terapi esnasında anlatıyorum ya işte şöyle arkadaşlıklar, ortamlar, Türkçe dili.
Çok fazla Türk arkadaşım yok mesela burada.
O yakınlık, sıcaklık eskisi gibi hani çay koy geliyorum muhabbeti yaparız ya biz.
Ayrı bir dipnot bunu çok sık da istemiyorum bu arada.
Yani her akşam birileriyle görüşmek falan istemiyorum.
Böyle söyleyince hani ayıp olmasın ya da yanlış anlaşılmasın.
Ama en azından o topluluk hissiyatını seviyorum.
Bu kadar anlatırken kendimi bölüp terapide...
Dedim ki aa yine bu dışsal faktör.
Yani yalnız hissetmeme rağmen anlattığım şey dışarıdaki insanlarla alakalı.
İşte ne kadar arkadaşım var, çevremde kimler var, ne kadar yakın hissediyorum, yurt dışında yaşamam, Türkiye'ye arada bir gitmem, ailem, uzaklık.
Bunların hepsi hala dışsal faktörler.
İçeriği görmeye az önce dedim ya çok alışkın değiliz, buralarda çok pratiğimiz yok.
İçeride yalnız hissettiğinde...
Demek ki içeriğiyle çok özleşemediğin için yani o içeride kalmaları çok beceremediğin için dışarlardan o ihtiyacı karşılamaya çalışıyorsun.
İşte bir arkadaşınla kafeye gittiğinde tatmin olduğunu düşünüyorsun.
Belki bazen tatmin de oluyorsun ama çoğunlukla çoğumuz eve geldiğimizde yorgun hissediyoruz.
Hatta diyoruz ki bazen ben neden 3 saat 4 saat bir arkadaşımla kafede oturdum sohbet ettim ya da bütün günü beraber geçirdim.
Buna ihtiyaç var mıydı? Çünkü o ihtiyacı dışarıdan almaya çalıştığında bazen istemediğin bir şeyi yapıyor oluyorsun.
Hiç gereksiz bir yerde oturuyor oluyorsun, üstüne para harcıyorsun.
Çünkü içerideki eksiklik tamamlanmadı.
Demek ki içsel bir şeyden memnun değiliz.
Yurt dışında yaşayanlar genellikle şeyi söylerler.
İşte çok çevrem yok, yabancı arkadaşlarım yok, adapte olamadım, alışamadım bana diyenlerden de yazanlar oluyor çünkü.
Yine içeride tam tatminliği gösteremediğimiz için.
Bu dediğim gibi ağaç atadana cevap bulduk ve hemen gerçekleşti ve hemen durulduk, rahatladık diye bir şey değil.
Zaman zaman değişiyor bu arada.
Bugünkü eksikliğiniz ve bugünkü ihtiyacınız farklı olabiliyor.
Üç ay sonra başka bir şeye dönüşebiliyor.
Ama bugüne baktığınızda, çünkü hayattaki en önemli şeylerden bir tanesi bu.
Bugün ne oluyor? Bugünkü ihtiyacınız ne?
Yarın bir gün bugünkü ihtiyacınız ve kararınızdan dolayı pişmanlık da göstermenize gerek yok ya da üzülmenizi, suçluluk hissetmenize.
Çünkü bugünkü haliniz neye ihtiyaç duyduysa ve siz onu nasıl gidermek istediyseniz, bugünkü versiyonunuzun kararı.
Yarın bir gün yani geri dönüp baktığınızda bunları da düşünebilirsiniz.
Bir şeyler eksik.
İçeride bir şeyler eksik.
Bu duygular neler olabilir biraz onları sorgulayabiliriz.
Mesela mutluluk, tatminlik duygusu, içsel huzur.
Kendi başınıza kaldığınızda nasıl vakit geçiriyorsunuz?
Keyif alıyor musunuz? Kendinizle olan diyaloglarınız nasıl?
Kafanızda oluşan sesleri ayırt edebiliyor musunuz?
Bir de bir şey daha hatırlatmak istiyorum ben.
Kendim de uygulamıyorum.
Uygulamayı isterim. Böyle Guardian Angel deniyor ya.
Yardımcı meleklerimiz.
Hepimiz hala yalnızız diye düşünüyoruz.
Eğer meleklere inanıyorsanız bu arada inanmak zorunda değilsiniz tabii ki de.
Ama inanıyorsanız ve aklınıza gelmiyorsa benim gibisiniz demektir.
Aklıma gelmiyor. Yani benim bir yardımcı meleğimin olduğu hiç aklıma gelmiyor.
Onların sesini duymak, o içsel sesi duymak, içerideki durgunluk, sakinlik, o huzura ulaşmak çok nadir.
Anca böyle meditasyon dönemlerinde falan oluyor.
Ya da işte şimdi zevkle sohbet ettiğimizde falan bunları konuşuyoruz.
Bir yerden hani guidance almak, rehberlik almak, mentorship'lik almak çok aklımıza gelmiyor.
Hepimiz diyoruz ki ya bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.
İç güdünü çok kullanmıyoruz biz.
Bilmiyorum siz kullanıyor musunuz?
Kullanıyorsanız lütfen bana söyleyin.
Ne diyor?
Dua edeyim, belki namaz kılayım.
İçerisi ama hani o kendine olan güvenin limanın çok kullandığımız ilk aklımıza gelen yer değil.
Belki yapanlar vardır en azından benim çok aklıma gelmiyor.
Anca yalnız kaldığımda ya da gerçekten dinlemeye kalkıştığımda diyorum ki biliyorum ben cevabını biliyorum.
İçerideki sesi duyuyorum.
Kimayet olduğunu da ayırt edebiliyorum.
Ama ilk alışkanlığım oraya gitmek olmuyor.
Sonra işte diğer yerlere de yansıyor bu.
Sanki bir şeye ihtiyacınız olduğunda eksiklik hissettiğinizde hemen onu doğru bir şekilde dedekte edemeden başka bir yere enerjinizi ve zamanınızı aktarıyor olabilirsiniz.
Hatta bu yanlış bir aktarım olduğu için sonrasında işte çıkmaz da hissediyor olabilirsiniz.
Çünkü ihtiyacınız olan şey yanlış yerden karşılanılmaya çalışıldı ve oradan alamadığınız şey içinizde belki de daha bir büyük boşluk hissi yarattı.
Sonra diyorsunuz ki neden böyle hissediyorum?
Neden kendimi yalnız hissediyorum?
içsel tatminliğim yokmuş gibi hissediyorum, beni ne mutlu ediyordu'yu unutuyoruz.
Bu soruya verdiğiniz cevaplar çok basit şeyler de olabilir bu arada.
Kendinizi kendiniz gibi hissettiğiniz, mutlu hissettiğiniz, huzurlu hissettiğiniz şeylerin listesini yapmanızı önereceğim size.
Çünkü o liste sizsiniz.
Ve dışarıdaki etkenlerden uzak.
Bak hep içsel diye o yüzden söylüyorum.
Siz. Mesela siz bir şey yaptığınızdaki o hissiyatınızı biliyorsunuz.
Başkasının görmesine ya da onaylamasına gerek yok.
İçinizdeki o spark diyoruz ya.
O canlanan o neşeyi, huzuru.
Evet daha çok yapayım hissiyatını biliyorsunuz.
Demek ki... O güzel bir işaret size.
Mesela onlardan bir tanesini yazabilirsiniz.
Bu herhangi bir şey olabilir, çok basit bir şey olabilir.
Mesela kendi yazdığım şeylerden size biraz bahsetmek istiyorum.
Kendim gibi hissettiğim, o içimdeki çocuğu kıpırtan şeylerden bir tanesi interior design.
Yani bu. İç dekor, mimarlıkla alakalı şeyler.
Çok hoşuma gidiyor. Yani içimde bir şey o kadar kabarıyor ki.
Sadece bakmak, onu görmek beni çok mutlu ediyor.
Kıyafetler demişim. Kıyafetleri çok seviyorum.
Şimdi dikiş dikmeye başladım. Zaten dikiş dikmekle alakalı bilmiyorum.
Ben 5 saat falan konuşabilirim.
Gerçekten dünyadan kopabildiğim.
Hiçbir şeyin umurumda olmadığı, bir şey dinlemek zorunda olmadığım.
Yani müzik ya da arkada bir şey çalmak zorunda değil.
Sadece adapte olabildiğim şeyi buldum diyeceğim.
Benim için dikiş dikmek oldu. Fotoğraf çekmeyi de seviyorum ama bu kadar zonda kalamıyorum.
Başka yeni yerler keşfetmek.
Böyle çok güzel dekorasyonu olan ya da güzel sunumu olan yerleri çok seviyorum.
Kafe, restoran gibi şeyler. Gerçekten gittiğimde bütün modum değişiyor.
Geçenlerde bir arkadaşımla buluştuk.
Sonra bir mobilya mağazası var.
Kahve de satıyorlar. Hadi gel bir uğrayalım dedi.
Bütün modum değişti.
O kadar güzel bu kaleidoskop diye bir style var ya.
Rengarenk ve çok vintage, antik duruyor her şey.
O kadar güzeldir ki bütün modum değişti.
Zıplaya zıplaya falan çıkıyordum yani kafenin içerisinden.
Bunlar işte detaylar, bunlar size işaretler.
30 tane yazmışım.
Yabancı diller var, küçük detaylar var.
İşte böyle küçük dekorasyonlar, estetik şeyler çok hoşuma gidiyor.
Güzel bir kitap okumak, şükran duymak, dua etmek, başkalarına yardım etmek, kendimle ilgilenmek.
İşte bu maskeler yaptığımda bacaklarımı at kılıfıçısıyla falan taradım da çok hoşuma gidiyor.
Güzel bir kahve içmek, manzarayı izlemek, insanlarla bağ kurmak, tanımadığım insanlarla sohbet etmek ve göz göze gelmek beni çok ben gibi hissettiriyor.
Kendi kıyafetlerimi tasarlamak ya da kombin yapmak demişim.
Sahnede olmak, dans etmek, şık giyinmek, zevkle şık bir restoranda yemek yemek.
Yani dediğim gibi bunlar pahalı şeyler de olabilir, ucuz şeyler de olabilir.
Burada 50 tane şey yazmışım hepsini paylaşmayacağım.
Kendi listenizi bu şekilde hazırlayabilirsiniz.
Çünkü bunların anlamı sizin o boşluk hissiyatınız olduğunuzda başvuracağınız mekanlar, yapacağınız eylemler, sizi siz gibi hissettiren şeyler.
Eğer siz mutfakta kek çırparken kendinizi kendiniz gibi hissediyorsanız o boşluk anlarında mesela dışarıda arkadaşınızla gezmek ya da onlar da olabilir.
içerideki yer olabiliyor.
Hayatınızdan tatmin değilseniz, hayatınızdaki o tatminlik duygusunun eksik olduğunu düşünüyorsanız o tatminlik duygusunun yerini alacak bir şey koymanız gerekiyor oraya.
Çünkü bu hemen evet o zaman şehir değiştirmeliyim, evet o zaman işimi değiştirmeliyim, eşimi değiştirmeliyim gibi hemen böyle sonucu atlayacağımız büyük değişimler değil.
İçerideki eksikliği doyuracağınız, kendinizi o ruhunuza besleyeceğiniz şeyleri yaparak entegre edeceksiniz ve o zaman gerçekten kendinize nasıl yaslanacağınızı biraz daha test etmiş ve deneyimlemiş
olacaksınız. Önemli olan o duyguları biraz dedekte edebilmek, kendinize bu soruları sık sık sormak.
Ben şu anda neye ihtiyaç duyuyorum?
Ya da kadınsanız eğer biliyorsunuz ki...
Aylık olarak hormonlarımız zaten değişiyor.
Sürekli bir mood swing modundayız.
Geçenlerde böyle tam ağlayacağım metrodayım böyle hüzünlü hissediyorum.
Ve şey dedim aa ben hüzünlü hissediyorum.
Sonra şunu hatırladım. Benim şu an periyot öncesi dönemim zaten hüzünlü hissetmeye otomatik olarak geçtim.
O yüzden hani dışarıdaki etkenlerden dolayı değil içeride oluyor bu.
Ben şu an biyolojik olarak böyle hissediyorum.
Benim hormonlarım şu anda hüzünlü.
Bazı olaylar bir ise eğer şu an on etkisinde hissediyorum.
O yüzden panik olmayalım. Sadece hisset.
Eve geldiğinde bir şey mi yemek istiyorsun?
İlla sorgulama. Evet ondan ye.
Tamam çok abartma, sağlığını etkileyecek seviyelere götürme.
Ama o sınırlamalar, kısıtlamalar kendini bildiğin zaman dersin ki mesela Nurtaş periyot öncesi tatlı yemeği seviyor.
Şu kadarcık yiyecek, bitti.
Nurtaş kahve içmeyi seviyor, günde bir tane kahve içiyor, bitti.
Neden bu kafamızda negosya işini yapıyoruz?
İçelim mi içmeyelim mi, yiyeyim mi yemeyeyim mi?
Ama yemedim, ama yiyecektim. Kendini tanıdığın zaman, neyine ile gerçekleştirdiğini, yerine doldurduğunu anladığın zaman, inanın o içerideki kavgalarda...
En azından azalıyor yani tamamen bitmiyordur belki.
Ama o git gelleri eskisi kadar sık yaşamamaya başlıyorsunuz.
Bu da bana enerji tasarrufu oldu.
Tüm bu anlattıklarımın yolu nereye çıkıyor biliyor musunuz?
Kendiniz olmak. Mesela benim şu hayattaki en büyük görevim nurtaç olmak.
Nurtaç'ım ben ya. Yani artısıyla, eksisiyle, iyisiyle, doğrusuyla, heyecanlılığı, durgunluğuyla, her şeyiyle Nurtaç'ım.
İlla başkası olmak isteyebilirsin.
İdeallerin olabilir. Kendini gerçekleştirmek istediğin başka bir versiyonun olabilir.
Ama yine senin kendine uyan haliyle, sana benzeyen haliyle, senin için olanıyla bu yolculuğu gerçekleştireceksin.
O kıyaslamalar başladığında şunu diyeceksin tekrardan.
Ben benim. Ben o değilim.
Onda olan şey benim içimdeki motivasyonu etkiliyor.
Belki istek arzuyu artırıyor.
Ama sen o kişi olmak istemiyorsun zaten.
Sen sensin. Biz bunu çok beceremiyoruz.
Kendimiz olmayı tam beceremiyoruz.
Yani kendimiz gibi olabilmeyi bir egzersiz haline getirmiyoruz.
Hep böyle ne değiştirebilirim?
Neyi daha iyi yapabilirim? Tamam en iyi versiyonumuz ama kendimiz gibi en iyi versiyonumuz.
Başkasına benzeyen en iyi versiyonumuz değil.
Ya da bize hiç benzemeyen insanların...
Geçmişi tamamen farklı olan insanların hayatı gibi bir hayat yaşamadığımız için kendimizi suçlu hissetmek, az hissetmek, değersiz hissetmek gibi de değil.
Nitekim orada kendini kıyasladığın kişi başka şeyler yaşıyor.
O kendisini başkasıyla kıyaslıyor.
Onun kendi sorunları, kendi yapamadıkları, kendi eksiklikleri hepimizin var.
Bak bunu her gün hatırlamamız gerekiyor.
Hepimizin var. O en yüksekte gördüğün insanların bile.
Günlük hayatında zorlandıkları şeyler var, eksiklikleri var.
İsterse çevrelerinde hizmetçileri olsun, sürekli hizmet edenler olsun.
Bazen şey gibi cümleler de kuruluyor ya.
Ya onun tuzu koru, onun şöyle yardımcıları var, şöyle bekçisi var vs.
vs. İstediğinizi söyleyebilirsiniz.
Ama sizin de size ait olan şeyler var.
Yani bırakın dışarı bakmayı. İçeride.
Bakın içsel olan ne eksik.
Bir önerim belki...
Duyguların hepsini bir kağıda yazabilirsiniz.
Sizin iyi hissettiğiniz duyguları, kötü hissettiğiniz duyguları, aklınıza gelen duyguları.
Çünkü bazen duygunun ne olduğunu bile bilmiyoruz.
Yani duygu nedir ya, ne demek hani hangi şey duygu kategorisine giriyor bazen bulamıyoruz.
İsterseniz internetten yardım alabilirsiniz.
Şöyle 50-60 tane duygu yazın mesela.
Yanlarına bir ölçek koyabilirsiniz.
İşte mutluluk, ne kadar mutlu hissediyorum şu an.
Mesela tam bugün birkaç duyguyu alt alta yazdığınızı düşünün.
İşte mutluluk, korku, öfke, huzur, kaygı, suçluluk, yalnızlık, kıskançlık, özlem, gurur, hayranlık gibi gibi.
Yani siz kendiniz kendi listenizi hazırlayın.
Yanlarına deyin ki ben bugün şu kadar mutluyum.
Mesela tatminlik hissediyor musunuz?
Korkuyor musunuz?
Kaygı durumunuz nasıl?
Bütün bu duyguları yazın.
Eksik olan ne? Kendinize göre bir alıştırma yapın.
Ne olduğunda daha huzurlu hissediyorsunuz mesela?
Ne olduğunda kaygılarınız azalıyor ve yapılabilen şeyi yazın.
Mesela ne olduğunda kaygılarım azalıyor ya işte atıyorum hayatımdaki kişi beni sevsin uyduruyorum şu anda.
Hani hemen yapamayacağınız sizin elinizde olmayan şeyler değil.
Kaygınızı azaltan bir alıştırma yazabilirsiniz oraya.
Belki yaptığınız kendinizle 10 dakikalık olumlu konuşma size iyi hissettirebilir.
Bu hemen elinizin gittiği bir alışkanlık olmayabilir merak etmeyin.
Ama ufak ufak en azından onları yakaladığınızda demek ki içeride bir şey eksik.
Yani sevilmek istediğinizde neyin eksik olduğunu, hangi duygu olduğunu bulduğunuzda onun yerine koyacağınız şeyi de bulabiliyorsunuz akabinde.
Demek istediğimi anlatabildim mi?
Belki bir şeyden kaygı duyuyorsunuz.
Oradaki eksiklik ne? Dışsal bir eksiklik, içsel bir eksiklik.
Dışsal bir etkinlik başkalarına bağlı, dışarıya bağlı.
Demek ki her zaman sizin elinizde olan, kontrolünüzde olan bir çözüm yolu değil.
İçsel olarak ne yapabilirsiniz?
O duyguyu yetiştirmek için, o eksikliği tamamlamak için.
O yüzden diyorum ben şimdi yabancı bir ülkeye taşındım.
İçsel olarak tatmin olamadıkça, başka yere gitsem de, başka bir eve gitsem de, bütün hayatımı değiştirsem de, işimi değiştirsem de içerideki eksiklik devam edecek.
Çünkü içeriye bakmayı bilmiyorum.
gibi. Bu bölümü uzun tuttum.
Çünkü çok değerli bir konu.
Bütün konular değerli ama bunu biraz daha aktarmak istedim.
Bu sıra, inanın bana, bütün süzgecim bu.
Sosyal medyayla alakalı, yakın çevremle alakalı, buradaki kendi arkadaş ortamımla alakalı önce kendime bakıyorum.
Yani benim ihtiyacım olan ne?
Ben nasıl tatmin oluyorum?
Neyi eksik, neyi tamamlayabildik?
Yani buraları görebilmek istiyorum.
Sosyal medya o yüzden söylüyorum.
Evet ben sosyal medyada varım ama orasının benim için bir değeri yok.
Yani bugün sosyal medyayı çıkarın hayatımdan benim için okey.
Bu cümlenin ağırlığını fark etmenizi isterim.
Kendimi onunla tanımlamıyorum, onunla özleştirmiyorum.
Yani evet ben sosyal medyada var isem varım gibi.
Sosyal medyada olmayanlar belki bu ağırlığı çok anlamazlar ama demek istediğim kendinize yüklediğiniz o title'ları çıkardığınızda geriye kalan sesiniz ya ve o tatminlik.
Orası, orada kalalım.
Bütün süzgecimiz bu olsun.
Bugün kendinizi çok bağımlı hissettiğiniz işinizden atılsanız mesela hemen böyle Allah korusun falan diyebilirsiniz ama işte buralar.
bizim için değerli olan şeyler.
Yani içerideki tarafımızı güçlendireceğiz.
Yarın o title'ınız alınsa bile elinizden sizin sarsılmayan haliniz bizim için önemli.
Kendimiz için önemli yani.
Diyorum, bitiriyorum bölümü.
Umarım keyif aldınız. Güzel bir bölüm olmuştur.
Hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
