
Hayatta kendimizle konuştuğumuz gibi başkalarıyla konuşsak, çevremizde ne kadar insan kalırdı?
İnsanın kendisine şefkat göstermesi, hatalarını anlaması, mükemmeliyetçilikten uzaklaşıp, kendisini olduğu gibi kabullenip, sarılması bu kadar güç mü?
Bu bölümde öz şefkat nedir, nasıl geliştirilir bundan bahsediliyor.
Sevgiyle dinlemeniz dileğiyle ❤
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/nurtacturkelii
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar! Yeni bir bölümden herkese merhabalar.
Sesimin garipliğinin farkındayım.
Kısılmış. Neden kısıldı ben de bilmiyorum.
Yani bir yere gidip bağırmadım.
Dün sadece arkadaşlarımla dışarıdaydım gece.
Ondan dolayı bilmiyorum ama neyse.
Kusura bakmayın eğer sesim biraz böyle kışır kışır geliyorsa.
Geçen haftaki bölüme gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ediyorum.
Benim için çok değerli olan şeyleri sizinle paylaşmak istedim.
Ve sizin de uygulamanız, onları takip etmeniz beni çok mutlu etti.
Ve hatta Instagram'dan bana...
Ulaşıp bunları anlatmanız beni daha daha mutlu etti.
Çok teşekkür ediyorum. Bugünkü bölümümüz de şu canımız bir tanemiz.
Öz şefkat ya, öz şefkat.
Yani şu kelimenin bile gücünün farkına varabilir miyiz iki saniye?
Öz şefkat yani kendine gösterdiğin şefkat, kendine gösterdiğin sevgi.
Bugün bu konuya biraz daha derin olarak gireceğiz.
Ben uzun yıllardır geliştirmeye çalışıyorum öz şefkati.
Şapadanak diye olmuyor.
Şimdiden kocaman bir spoilerı baştan vereyim.
Eğer de önce hiç kendinize bunu deneyimlemediyseniz.
Öncelikle bölümümüzün sponsoru Canımız Hayvel'e de teşekkür ediyoruz.
Çünkü öz şefkat yolculuğunda aslında en önemli şeylerden bir tanesi iç huzuru bulabilmek hedefi.
Bunun için de sorunlarımızı çözebilmek, kendimizi daha iyi hissetmek istiyoruz.
Bu hayatı daha kaliteli, daha bilinçli...
Bu hedeflerimize doğru giderken de destek almak, terapi yolculuğuna başlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Yani süreci çok daha farkındalıkla ilerleten.
sizi yalnız hissettirmeyen, destek sisteminizi geliştiren bir ortam sunuyor.
Ayrıca bunun online olması itibariyle de isterseniz seyahat edin, isterseniz başka bir ülkeye taşının yine kendi ana dilinizde terapinizi aksatmadan kendi yolculuğunuzu devam edebilmenizi de sağlıyor.
Herhangi bir ödeme yapmadan önce terapistinizle uyum görebilmek için ücretsiz 15 dakika ön görüşme yapabiliyorsunuz ve sonrasında kendi bütçenize göre seans paketi seçebilmenizin yanı
Ayrıca Nurtaç10 kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Açıklamalarda Hayvel'in platform linkini bırakıyor olacağım.
Oradan kendi kriterlerinize göre ve kendi terapi ihtiyacınıza uygun terapisti bulabilmek için istediğiniz gibi inceleyebilirsiniz.
Öz şefkat kavramını ilk defa Dr.
Kristin Nuff galiba soy ismi o tanımlıyor.
Ben ilk defa psikolog Zeynep Selveli'nin TEDx konuşmasında duyuyorum bu kavramı.
Konuşmayı YouTube'dan bulabilirsiniz.
Zeynep Selvili Çarmaklı en acımasız ses diye geçiyor konuşmanın adı.
Benim en aklımda kalan şey bu konuşmadan Zeynep küçükken düşüyor kanlar içerisinde eve geliyor annesi kapıyı açtığında Zeynep ne yaptın diyor.
Oradaki ilk tepki oradaki ilk ses ve yıllarca kafasında takılı kalan bir ses oluyor.
Hata yaptığında, canı acıdığında, üzüldüğünde aslında kafasındaki ilk çağrı Zeynep sen ne yaptın?
Yani biraz böyle ton içerisinde kaygısı olan, üzüntüsü olan bir ses ama aynı zamanda eleştirel ve aynı zamanda sert bir ses.
Bunu kendinize uyarladığınızda kendimizle sık sık bu şekilde konuştuğumuzun farkına varabiliyoruz.
Nurtaç ne yaptın, bu böyle yapılır mı, neon oraya düşürdün, o oraya konur mu, iyi yapamamışsın, bu olmamış gibi gibi o sesler bir şekilde form değiştiriyorlar ve kafanızda
gün içerisinde sizinle sık sık konuşan Zeynep yine baş öğretmen diyor ona hatta kendisinin pembe fili düşünme kitabı da çok güzel bu konuyla alakalı.
Yardımcı olabilecek, biraz daha kendinizi anlayabileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ve yıllar önce anksiye tek bir dönem geçirdiğimde beni en çok sakinleştiren kitaplardan bir tanesi olmuştu.
Hatta bence başucu kitabı olmalı.
Yani özünde aslında bunu kafamızdaki sesler olarak da biraz ayrıştırarak inceleyebiliriz.
Çünkü bir hata yaptığınızda bir...
Eyleminizden istediğiniz sonucu alamadığınızda, bir arkadaşınızla, aile bireyinizle ilişkinizde sorun çıktığında kendinizle olan konuşma tarzınız, seçtiğiniz ve kendinize kullandığınız kelimeler,
kendinize yarattığınız kimlik ve buna tutunmak bunlarla çok bağdaşan ve birbirini çok etkileyen bir grup aslında.
Aynı zamanda bunların sonucunda özgüvenimizi etkileyen de bir şey oluyor.
Çünkü kendinizle konuşma tarzınız eylemlerinizi etkiliyor.
Eylemleriniz sonrası başka bir feedback veriyor.
O feedback'e göre yeni bir düşünce, duygu hatta hareket, eylem geliştiriyorsunuz.
Bunu bir cycle olarak düşünebilirsiniz.
Kendinizle konuşma dilinizi, hangi sesin konuştuğunu fark etmediğinizde sürekli eleştirel, sürekli inceleyen o baş öğretmen dediği yani olduğunda kendinizi rahat da hissedemiyorsunuz.
Bir şey yaparken bir hareket...
Altyazı M.K.
bir durum haline dönüşüyor.
O yüzden bu geçenki bölümümde de en baştaki maddem aslında kendinle pozitif konuşmayı artırmak.
Kendinle pozitif konuşmayı artırmak biraz daha kendini sevgiyi de aslında yönelten bir şey.
Bu canım benim ya. Yani bugün bunu yaptık.
Uyandık ama modumuz çok da yok.
Modumuzun yükselmesi için neler yapmayı seviyorsun?
Kendinle bayağı konuşacaksın. Yani işte esnemeyi seviyorum.
Sabah yürüyüşü seviyorum. Bir kahve içmeyi seviyorum.
Kahve içerken günlüğümü yazmayı seviyorum.
Kristal çalış... Bir arkadaşımı aramayı seviyorum, bir podcast dinliyorum.
Neyse belki temizlik yapıyorsunuzdur.
Çünkü sabahları kendinizin sevdiği bir şeyi size hediye etmek gibi de düşünebilirsiniz bu arada.
Vaktiniz varsa tabii ki de çünkü sabah kalkıp işe gidiyorsanız ve çok erken bir saatse farklı bir senaryo farkındayım ama belki de yarım saat önce uyanıp kendinize onu verebildiğinizde, kendinize açtığınız alanı fark ettiğinizde
ve dahi sevgiyi ve şefkati kattığınızda oradaki enerji...
pozitife doğru dönüşeceğini düşünüyorum.
Çünkü bizim bu enerji çalışmalarında da aslında biz bir enerjiden kurtulmaya çalışmıyoruz.
Yani üf git negatif enerji çok sinirliyim bundan kurtulayım değil.
O elinizde olan enerjiyi dönüştürmek üzere eylem yapılıyor.
Genelde işte enerji çalışması ise bu healing olarak düşünüyoruz.
Biz reiki yaparken ben önceden O şekilde ilerliyordum.
Bu arada reiki yapmakla alakalı artık yapmıyorum ama yaparken sembollerle çalışılan bir metottur.
Onu küçük bir not düşeyim.
Ve de ada çayı, palo santo gibi tütsüler kullanarak da evin enerjisini yine postefe dönüştürdüğünüzü hissederek bir çalışma yapıyorsunuz.
Bu aynı zamanda kendinize de enerji dönüşümü olarak çalışma yapmak alanı olabilir.
Yani kendinize olumlu konuşmak, nazik davranmak, bir hata yaptığınızda da bu öz şefkati kendinize gösterebilirsiniz.
Çünkü yakın çevremizdeki insanlar, iş yerindeki arkadaşlarımız, bilmiyorum öğretmenseniz belki öğrencileriniz, anneyseniz sizin çocuklarınız bir hata yaptığında onlara o kadar sert konuşmuyoruz.
Onlara o kadar hoyrat davranmıyoruz.
Hele ki başkası olduğunda yani daha bir başkası aile üyesi değil diyelim ki daha da tutabiliyoruz o dilimizi, kendimizi kontrol edebiliyoruz.
Ama söz konusu kendimiz ya da aile içerisinde yani rahat edebildiğimiz biraz daha nazımızın geçtiği insanlar olur.
Dil değişiyor.
Hatta nedense sivri oluyor.
Bel altı vurma çalışmaları da olabiliyor.
Yani eskiden daha çok yapıyordum.
Şu anda neredeyse yok diyeyim.
Ama karşımdaki insanın neye üzüleceğini bildiğim için kavga esnasında oraya yönelme, oraya karşı yorum yapma, belki orayı deşme gibi özelliklerim vardı.
Yani bilinçlendikçe, kendimi fark ettikçe, iç huzurum arttıkça karşıdaki insana da aslında saldırma gereği hissetmiyorsun.
Tabii bu da ayrı bir parantez bu arada.
Kendinizle konuştuğunuz gibi başka insanlarla konuştuğunuzda belki de çevrenizde insan kalmayacak.
Önce bir o dili fark etmenizi istiyorum bu anlamda.
Kendinle konuşurken bir acı his...
Mesela o acıdan kurtulmaya mı çalışıyorsun?
O acıyı anlamaya mı çalışıyorsun?
Yoksa buradaki hatanı kabul edip biraz bundan motive olup belki de bunu bir öğrenme fırsatı olarak mı görüyorsun?
Çünkü bu kısımda güçlendiğimizde ayrıca duygusal dayanıklılığımızı da artırdığımızda sorunlarla baş edebilme becerilerimizi de geliştirebiliyoruz.
Benim kendimde yıllar önce fark ettiğim ve hiç hoşuma gitmeyen bir şey dürtüsel davranma eğilimimin olmasıydı.
gemede, kavganındaki tepkimde, üzücü bir olaya karşı verdiğim ilk tepki de dürtüsel olarak karşıma çıkıyordu.
Bir de yüksek standartları olan, mükemmelliyetçi yapısı olan bir insansanız gerçekten bu anlamda bunları kontrol edebilmek, dürtüsel davranmadan, öz şefkat ile olayları incelemek,
anlamak, hazmetmek burada bizim hayat hedeflerimizden, en iyi versiyonumuzdaki en önemli adımlardan bir tanesi olacak.
Bu noktada egonun karşımıza nasıl çıktığından da biraz bahsetmiştim.
Biz bazen kendimize verdiğimiz kimliklere çok tutunuyoruz.
İşte ben çok sert yapıda bir insanımdır.
Kimliğine tutunmuşsundur.
Aslında sert yapıda olmak istemiyorsundur.
Ama yıllar önce belki de kendine bu kimliği verdiğin için ve buna yönelik eylemlerini düzenlediğin için oradan çıkmak birazcık zor olabiliyor.
Hele ki çevrenizdeki insanlar sizi o şekilde tanıdıkları için, beklenti de o yönde ilerlediği için biraz daha zorlaşıyor.
Fakat siz orada olmak istemiyorsunuz ya da kimliğinize çok tutunuyorsunuz.
Ve siz de bunu fark etmiyorsunuz.
Ama ben hayatta hep şunu yapmayı çok seviyorum kendime.
Daha önce dalga geçtiğim, beğenmediğim, ilk defa karşılaştığım, beni şaşırtan şeyleri denemeyi gerçekten çok seviyorum.
Ve başka insanların kafa yapılarının içerisine giriyormuşum gibi geliyor.
Yani tamamen farklı bir lens veriyor bana bu.
Buradan da çok güzel bir şekilde duygusal esneklik ve adaptasyon becerileri de kazanıyorsunuz ve başka bir ülkeye gittiğinizde, belki yeni bir arkadaş ortamına girdiğinizde, yeni işe başladığınızda hem insanları daha
çok anlıyorsunuz, hem kendinizi daha çok anlıyorsunuz, kendinize olan güveninizin arttığını da fark ediyorsunuz.
Bir kere şöyle hayal edelim.
Her gün biraz daha iyi hissettiğinizde, kendinizle olumlu konuştuğunuzda, motivasyonunuzu yüksek tuttuğunuzda öncelikle var olduğunuzu hissediyorsunuz.
Yani sürekli bir yere sıkışmaktansa, sürekli şikayet etmektense, olayların negatif tarafını görüp oraya odaklanmaktansa ben bugün hayattayım, bugün bu bana verildi ve buna yönelik bir şeyler
yapacağım. Çünkü hareketi o yüzden hep söylüyorum.
Hareket etmezsek, bir şeyler yapmazsak, bir gün diğerinin aynısıysa bu ger...
Gerçekten bana kayıp gibi geliyor.
Buralarda da tabii ki de bazen moralimizi etkileyecek dış etkenler olabiliyor.
Bazıları ciddi anlamda büyük sorunlar olabiliyor.
Ama baktığınızda ve objektif olarak düşündüğünüzde gerçekten ortada halledilemeyecek bir sorun yok ise ve siz o soruna sıkışıp kalmışsanız işte orada müdahale etmek için gerçekten biraz da kendinizi, beyninizi
trick etmeniz gerekiyor.
Bu da genelde olumlu düşünceyi artırarak, öz şefkati artırarak Terapiyi de o yüzden öneriyorum aslında.
Bunlar hemen kendinizin baş edebileceği şeyler olmayabilir.
Hemen geliştirilebilen alışkanlıklar, beceriler olmayabilir.
Bu anlamda dışarıdan destek almak, yalnız olmadığınızı bilmek, bu takibi başkasıyla, profesyonel biriyle incelemek, görmek de size çok yardımcı olacak.
Ve zaman zaman yaptığınızı gördüğünüzde kendinize olan bakış açınız da değişiyor.
Hatta şey diyorsunuz yani tamam biz bunu hallettik ve yeni şeyler öğrendik orada.
Bunu bir öğrenme mekanizması...
olarak kullandım. Kendimi hayatta ileriye çekebildiğimi götürebildiğimin de farkındayım.
Bu bana daha fazla motivasyon veriyor.
İçerideki sistemi güçlendiriyor.
Kendime olan güvenimi artırıyor ve daha çok yapabilmeye başlıyorum.
Günlük hayatınızı şikayet ile, kara bulutlar ile geçmesine izin vermeyin.
Eğer ki gerçekten iyi hissetmiyorsanız bir yürüyüşe çıkın.
Nefes alın. Sevdiğiniz bir arkadaşınızı arayın.
Kendinize sevdiğiniz çikolatayı ısmarlayın.
Ama lütfen o an, o duyguya tutunmak yerine Bir çıkın ve kendinize iyi gelecek bir şey yapın.
Mesela dün akşam ben eve geldim.
Evde çalışmam gereken işler de vardı.
Ama hiç iyi hissetmiyorum. Yani vücudum ağır.
O koltuğa otursam ne uyuyasım var ne bir şey izleyesim var.
Yani hiç iyi değilim. Baya böyle şey modundayım.
Cranky yani. Kavga etmek istiyorum.
Böyle sinapi olmak istiyorum bir yerlere falan.
Bulaşmak istiyorum yani. Baya içeriden bir şey geliyor ve neden olduğunun farkında değilim.
İşte Costa'ya falan baktım.
Bu astroloji epi var ya.
Bu ara munlarla mı alakalı bir şey var?
İçimde böyle kıpır kıpır ekstra ama benlik hiçbir şey yok.
Durduk yere vücudum bana o şekilde.
Yani hormonal bir şey de olabilir. Periyot sonu falan.
Okey. Hani hepsi bir yerde duruyor.
Ama ben böyle hissediyorum.
Tamam. İki seçenek var.
Bir tanesi bu hissiyata sarılıp evde duracağım.
Böyle birazcık cranky olacağım.
Belki bir şey izleyeceğim ama çok keyif almayacağım.
Ya da Zek bir evente gidiyordu.
Zek'e dedim ki ben de seninle oraya geleyim.
Yani evente gelmeyeceğim. Öncesinde beraber bir yemek yiyelim.
Sonrasında da barda bir arkadaşımız var burada Türk.
Bir çocuk dart yarışmasına girmiş işte.
Biz de onun yanına gideriz. Barda oluruz birazcık.
Mekan değişir, kafamız değişir modunda çıktım.
Ve Zeki'ye de açık açık söyledim.
Bak dedim bende bir garip hissiyat var şu anda.
Neden olduğunu bilmiyorum. Sana salça olasım var, bulaşasım var.
Bir şey yapamıyorum. Atışmak istiyorum yani.
Ama haber verdim öncesinde.
O yüzden ben dedim çok ciddiye alma.
Ama evde durmaktansa dışarıya çıkayım.
Havam değilsin. İşte notbookumu falan aldım.
Bilgisayarımı aldım yanıma. Kulaklık falan filan.
Neyse yani yalnız kalacağım ya.
Zek şeydeyken, eventteyken.
Beraber yemek yedik. Sonra o eventine gitti.
Ben onu beklerken bir bara gittim.
Hayatımda ilk defa barda tek kendim oturup böyle yazı falan yazdım.
Bartender ile biraz sohbet ettim.
Yani benim için ilk defa da yaptığımdan dolayı çok keyif aldığım bir akşam oldu.
Sonra Zeki'nin eventi bitti.
Beraber Mert ile buluştuk.
Oradan sonra bütün enerjim değişti.
Eğer ki ben evde dursaydım bence o duyguya tutunacaktım ve ertesi günümü de muhtemelen etkileyecekti.
Duygunun farkındayım.
Duygunun nereden geldiğinin farkında değilim ama üzerimde bir ağırlık var.
Nereden geldiği hakkında birkaç tahminim var.
O tahminlerle alakalı neler yapabilirimi de düşündüm, yazdım üzerine.
Fakat kendime iyi gelecek bir şey yaptım.
Ve o benim motivasyonumu gerçekten çok etkiledi.
Bugünün daha iyi geçmesini, bugün daha iyi hissetmemi de sağladı.
Çünkü yok saymıyorum.
İşte yok yok ben kötü hissetmiyorum ya çok iyiyim de demiyorum.
Farkındayım ama buna karşı şefkat geliştirmek, kendini anlamak.
Tamam yorgun musun? Okey dinlen.
Bunu mu yapmak istiyorsun? Okey yapalım.
Yani bu arada o... Dinlenirken de suçluluk hissediyorsanız beyin dinlenmiyor ya.
Onu da bir not düşelim. Bende de oluyor çünkü.
Bazen bir şey yapmak istemiyorum.
Birkaç işim var. Ertelemek istiyorum.
Yani öğleden sonra 3'e ertelemek istiyorum.
3'e kadar dinlenme vakti verdim kendime diyelim ki.
3'e kadar ama biraz suçlu hissediyorum ve 3'den korkuyorum.
Yani 3 gelecek ve o dinlenme süren bitecek gibi.
O yüzden o ayrım yapabilmek de çok önemli.
Dinlenme sürecinizde gerçekten dinlenin.
Kendinize karşı şefkat gösterip tamam şu anda dinleniyoruz.
Biraz sonra işlerimizi yapacağız.
Yani buralarda o mükemmelliyetçiliği azaltmak.
Kendine koyduğun o hedefleri sert bir şekilde böyle o beklentilerini azaltmak yani yok etmek diyemiyoruz biliyorsunuz.
Ama bunları azaltmak, farkındalığınızı artırmak bir kere stresinizi azaltıyor.
Yani o stresle baş edebilmek gerçekten çok zor.
Yaratıcılığınızı etkiliyor.
Çünkü kendinize alan yarattığınızı fark ettiğinizde daha silly olabiliyorsunuz.
Daha şapşik, daha komik, daha yaratıcı, daha üzgün, daha bohem, daha istediğiniz şeyi olabiliyorsunuz.
Çünkü çok sert kalıplarını...
yok. Çok sert beklentileriniz yok kendinizden.
Bir hata yaparsanız olmazsa beceremezseniz tamam deyip şöyle kendinize sarılıp oldu olmadı diyebilmek ve kendinizi olduğunuz gibi kabul edebilmek.
Bunlar çok kullandığımız için aslında böyle içi boşaltılan kalıplar oldu.
Farkındayım çünkü hani kendini sev, kendini olduğun gibi kabul et, özgüven.
Hani bunlar çok çok kullandığımız için aslında tam anlayamıyoruz ne demek olduklarını.
Ama kendini olduğun gibi kabul etmek dış güzelliğinle, iç güzelliğinle belki de kendinize verebilecek.
En büyük hediye. Özellikle dış görünüşte mesela bu toplumun verdiği, sosyal medyanın verdiği standartlardan dolayı şu anda çok fazla plastik surgery kullanılıyor.
Kullananlara karşı bir eleştirim yok.
Çünkü bir gün ben de kullanabilirim.
Hani bu tamamen sert çizgilerimin olduğu asla dediğim bir şey değil.
Ama psikolojik olarak neyi hissedip neye göre davranışta bulunduğunuzu anlamadığınızda bir furyanın peşine kapılıyorsunuz ve kendiniz olmaktan çıkıyorsunuz.
Bu da aslında fark etmediğinizde çok tehlikeli bir düşünce yapısı olabiliyor.
biraz daha güzelleşmek, biraz daha kalıplara uymak için, kendini kabul edemeden, hiç kendi içine dönmeden, o içerideki huzuru yakalayamadan, dışarıya dışarıya dışarıya odaklandığınızda, yani dış motivasyonun direksiyonda
olduğunda, gerçekten o kontrol çıkabiliyor.
Hep söylüyorum, kendini kontrol etmeyi öğrenmek bizim hedefimiz.
Kendi duygularını kendi içinde olanları kontrol edebilmek bizim hedefimiz.
O yüzden o dışarıya bağlılık, dışarıya bağımlılık, dışarının onayına ihtiyaç bizim.
böyle teker teker üzerimizden atacağımız şeyler.
Tüm bunları uyguladığımızda ben diğer insanları çok daha anladığımızı ve daha kolektif olabildiğimizi hissediyorum.
Çünkü hepimiz bir şekilde bu dünyaya tutunmaya çalışıyoruz ya, bir kimlik yaratmak istiyoruz, sevilmek, tanınmak istiyoruz, takdir edilmek istiyoruz, aile kurmak, unutulmaz olmak, bu dünyayı değiştirmek,
bir şeyler yapmak, serpiştirmek istiyoruz.
Hepimizin baktığında gerçekten gözyaşlarının tadı aynı.
Hepimiz aynı gemideyiz.
O yüzden o diye... insanları anlamak, empati geliştirmek, kendine sarılmak, onlara sarılmak.
Buradayız ya, beraberiz diyebilmek.
Yani biz olabilmek.
Ya söylerken bile sizin içinizi böyle kıpır kıpır yapmıyor mu?
Ben çok kıpır kıpır oluyorum.
Ben çok heyecanlanıyorum. İnsanlarla collaborator olabilmekten çok keyif alıyorum.
O yüzden henüz kendisini aşamamış, egosuna sıkışmış, olumsuz kelimeleri çok kullanan, olumsuz bakış açısı olan, sizi aşağı çeken insanları hayatımda tutmuyorum.
Ve bu %100 seçenek.
Kendi seçiminiz. Eğer ki bu insanlar hayatınızda varsa sizi aşağı çekiyorsa o insanları hayatınızdan çıkarmak sizin gücünüz, sizin elinizde ve sizin seçiminiz.
Çünkü bazen o negatif insanlar size bir takım hissiyat verdiğinde o hissiyattan da keyif alıyor olabilirsiniz.
Çünkü psikolojik olarak bildiğiniz ortam, sizin tanıdığınız ortam, rahat ettiğiniz ortam.
Onu değiştirmek, o insanları değiştirmek de o kadar kolay değil.
O yüzden yine terapinin önemini burada tekrardan vurgulayayım.
Bunları anlamak ve o değişimi yapar.
Bunu profesyonelce yapmak da burada size çok yardımcı olabilir.
Bana çok çok yardımcı oldu uzun yıllardır bu.
Özellikle ayrışabilmek kavramının.
Yani ben bazen sabah uyandığımda saat farkı olduğu için WhatsApp'ıma bakarken korkuyla bakıyordum.
Ailede bir şey oldu mu? Arkadaşlarıma bir şey oldu mu?
Yani bir ayağım, bir düşüncem, bir tarafım hep Türkiye'de.
Ya da çok Türk içeriği izlediğim için kafam sürekli Türkiye'deydi ve ben bir türlü ayrışamıyordum.
Buraya çok odaklanamıyordum.
Yani bu yüzdelik olarak baktığınızda yüzde elli, yüzde elli gibi düşünebilirsiniz.
Bunun... Bana çok da faydalı olmadığını fark ettim.
Ayrışamadığımı, hala Türk kimliğime tutunduğumu, Türk kız arkadaşı, abla, kardeş, o kimliklere tutunduğum için o tarafa da böyle bir bağlılık, bağımlılık halinde olduğumu fark ettim.
Ayrışabilmek, yani bunu kendinize verebilmek, o alanı kendinizde yaratabilmek bambaşka bir dünya başlatıyor sizin için.
Oradan sonra sistem de biraz daha güçleniyor içeride.
Oradan sonra çevreniz de değişmeye başlıyor.
Hangi insanlara çevrenizde, günlük hayatınızda o beş kişiden bahsediyoruz ya, sık iletişimde olduğunuz insanlar kimler olacak?
Çünkü kalabalık olmayı çok seviyorum, insan tanımayı çok seviyorum.
Ama bu eşittir, o insanlar benim hayatımda ve etkileri var anlamında değil.
Kimlerin hayatıma etkisi olacağına ben karar veriyorum buradan sonra ve gerçekten bunun benim kararımın olduğunun farkındayım.
Ona göre partner seçimi yapıyorsunuz.
Yani partner seçimleri de karambola olan şeyler değil aslında.
Bir insana bakıyorsunuz ve tamamen aşıksınız ama mantığınıza uymuyorsa eğer ve orada çok fazla red flag görüyorsanız oradan sonra konunun sizin kendi kararınız olduğunu düşünüyorum.
Ve lütfen... Bunu da bir not düşmek istiyorum.
Bir şey seçtiyseniz ve onu değiştirme gücünü kendinizde bulamıyorsanız ve bu anlamda değiştirmek için dışarıdan destek almıyorsanız lütfen başkalarına gidip şikayet etmeyin.
Arkadaşlarınızı arayıp sevgiliniz hakkında saatlerce şikayet etmeyin.
Bu bir zaman kaybı. Eğer ki birilerini arayıp sadece olumsuz şeyleri anlatıyorsanız bu zaman enerji, sevgi kaybı ve maalesef ki negatif enerjiyi çoğaltan bir yer.
Ortada çok negatif bir şey var ise negatif bir şey anlatıldıktan sonra çözüm üzerine konuşulmalı diye düşünüyorum.
Yani sürekli onu çoğaltmak, onun üzerine eklemek ama bir de şöyle olmuştu böyle olmuştu gibi gibi onu daha da büyütmek.
No diyorum ve bölümü burada bitirelim istiyorum.
Umarım size de dokunan, bir şeyler ifade eden, farkındalığınıza belki yardımcı olan bir bölüm olmuştur.
Keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya yine pazartesi günü sabah 7'de görüşmek üzere.
Bana Instagram'dan ya da e-mailim üzerinden istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.
Kendi tecrübelerinizi aktarabilirsiniz.
Sizin için öz şefkat ne demek?
Siz nasıl deneyimliyorsunuz?
Sizin yaptığınız pratik çalışmalar neler?
Onlardan da bahsedebilirsiniz.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
