
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Geçenlerde Instagram'da bir şey paylaştım.
Durduk yere gelen hüzne bu Japonlar bir şey diyor mu diye.
Çünkü biliyorsunuz Japonlar her şeyi bir açıklama ve anlam getirdiği için.
Dedim bu durduk yere hani anlamsız gelen hüzne ne diyorlar?
Bir şey deniyor mu? Çünkü hüzün nedir ya?
Bir kere hüzün kelimesi çok güzel bir kelime değil mi?
Size bu etki yaratıyor mu bilmiyorum.
Ben bu kelimeyi söylerken bile bir içim gıdıklanıyor.
Aslında sanki olumsuz bir şeymiş gibi.
Ama galiba şiirsel bir tarafı da var ya hüzünün.
Bilmiyorum bir insan hüznü över mi?
Öveceğiz bugün hüznü övüyoruz.
Hoş geldiniz. Yengeç Burcu olmamdan mütevellit olsa gerek ben.
Sıklıkla hüzünlü hissederim.
Ve biliyorsunuz ki modern dünyada sanki bizi böyle aşağı çeken tırnak içerisinde olumsuz duygulardan hemen kurtulma çabasına gireriz.
Çünkü sürekli mutlu olmamızla alakalı bir yanılgı var.
Ve mutluluk peşinde koşmaktan yorulan bir yanılgı var.
O yüzden böyle hüzün anı geldiğinde benim de verdiğim ilk tepki genelde hemen çıkma.
çabası oluyor. İşte o zaman spor yapayım, neşeli şarkılar dinleyeyim, dışarı çıkayım, yürüyeyim, hemen bu duygudan çıkayım gibi bir hal alıyor.
Çünkü göğsümde hemen bir öküz oturmaya başlıyor.
Boğazım düğümleniyor falan ve bazen ya da çoğunlukla bunun nereden geldiğini ben de idrak edemiyorum.
Sonra dedim ki artık demek ki bu senin mizajında var Nurtaç'cığım.
Birçok şeyden etkileniyorum.
Yani sosyal medyada ya da dünyada olan olaylardan tutun.
Kendi hayatımda, ailemde, yakın çevremde olan şeylerden de etkileniyorum.
Sadece benim hayatım özelinde bir şeyler olmasına gerek kalmıyor.
Ben mutluysam ama yakın çevremde bir kişinin başına bir şey geldiyse, umutsuzsa o da beni etkiliyor.
Hüzün, üzüntüden farklı bir şey aslına bakarsanız.
Hüzün biraz daha kalıcı bir haldir.
Size gelir, yapışır, üzüntü belki daha kısa dönemli, hemen üzerinizden daha kolay silkebileceğiniz bir duygu olmasına rağmen hüzünün diyorum ya böyle biraz daha romantik bir tarafı da var gibi geliyor.
Sizi başka bir şeye yönlendiren, farkındalığınızı geliştiren ya da derinleştiren bir duygu da olabiliyor.
Onun için bir araç olarak da kullanmak istediğinizde buna müsaade ediyor diyeceğim.
Yeter ki bunu sevin, yeter ki bunu kabul edin.
Biliyorsunuz ki ben yaratıcılıkla alakalı zaten sürekli çalışmalar yapıyorum.
sanatçının yolunu bahsetmiştik.
Instagram'da da bir grup kurduk bununla alakalı.
12 haftalık devam eden bir çalışmamız var şu anda.
Birçok kişi bazen yaratıcı olabilmek için daha çok şey hissedebilmek için bilinçli ya da bilinçsiz stir the pot diyeceğim.
Yani o tencereyi biraz karıştırmak ister.
Biraz böyle aksiyona ihtiyaç duyar.
Kendisinde bir şey olmuyorsa gider başka bir yerden kaosumsu şeylerden beslenir.
Yani illa kaos olmak zorunda değil ama bazı duyguları diğer duygulardan daha çok öne çıkartacak ve sizi böyle daha derin hissettirecek ki Başka şeye aktarım yapabilin diye bilinçsizce ya da dediğim
gibi bazen bilinçlice yaptığımız bir şey olabiliyor bu.
Ve hüzün de diğer duygulara nazaran gerçekten kendi halinde bir ağırlığı olan, bir patroniçeliği olan bir duyguymuş gibi geliyor bana.
O yüzden hüzün geldiğinde hemen üzerimden atmak yerine o ağırlığı kabul etme halini biraz daha özümseyebilmeye başladım sonunda.
Çünkü bende şu olabiliyor.
Ağır hissettiğim anda birini aramak istiyorum mesela.
O duygudan çıkmak istiyorum. Daha komik bir şey izlemek istiyorum.
Hemen bir yere aktarmak istiyorum onu.
Aktarmadan, bu arada bakın bence bu kısım önemli.
Yani hemen bir yere yazmak, çizmek, onu yaratıcılığa ya da üretime döndürmek zorunda da değilsiniz.
Bazen o duygu halinde kalabilmek ya da kalabilmeye cesaret edebilmek de bir meziyet ya burada.
Çünkü ağır.
Ağır yani ve istemediğimiz bir duygu.
Bir de arkasından kötü bir şey gelecekmiş gibi de hissettiren bir duygu.
Yani ben şimdi durduk yere niye böyle hissediyorum hali.
Ama dediğim gibi üzüntüden farkı da buradan kaynaklı.
Biraz daha uzun süre. Belki karakterinizin bir parçası, belki yapınızın, yaratıcılığınızın, üreticilerinizin bir parçası.
Hasılı sizin bir parçanız.
O yüzden o hüzünün getirdiği, o melankolenin getirdiği duyguyla biraz oturabilmek, belki üstüne bir kahve yapabilmek, bir çay yapabilmek, yanında bir cookie yiyebilmek, onunla bir baş başa kalabilmek
de herhalde biraz daha keyfini çıkarmamız gereken bir şeymiş gibi diyorum burada.
Zaten biliyorsunuz her duygu geçici.
Bunu Zeynep Selvi'li Pembe Fili Düşüme kitabında çok önceden okuduğum ve aklımda kalan bir örnek.
Duyguları diyor bulut gibi görün.
Siz böyle geriye yaslandığınızda o zaten geliyor ve geçiyor.
Yani bulutlar da öyle sonuçta.
Bazen şarol şurul yağmur yağıyor.
Bazen karlı havalar. Bazen de günlük güneşlik.
O yüzden günlük mü güllük mü?
Neyse ay bilemedim şu anda.
O duyguyla işte baş başa kaldığınızda daha da derinleştiğinizi hissediyorsunuz.
Bence hayatın en önemli amaçlarından bir tanesi bu.
Derinleşebilmek, anda kalabilmek, kendi vücudunuzda hissedebilmek.
Yani grounded diyoruz ya hep.
Kendi vücudunuza geri dönebilmek ve burayı anlayabilmek.
Kendinizi anladıktan sonra zaten diğer insanları da daha iyi anlıyorsunuz.
Bence o zaman hayat da biraz daha anlam kazanıyor.
Yaptığınız şeyler de biraz daha anlam kazanıyor.
Anlam kazanıyor. O boşluk hissinden biraz daha uzaklaşmış oluyorsunuz.
Çünkü biliyorsunuz zaten ben çok bahsediyorum ölümlü olma halinden, fanilikten.
Yani bu dünyanın geçici olma hali bana hala umuyorum ki komplo teorisidir gibi geliyor.
Yani birisi çıkacak diyecek ki komplo teorisi hiçbirimiz ölmeyeceğiz falan.
Çünkü ben buna çok kafa takan bir insandım.
Hayatı anlamlı yaşamak üzere kafayı takan bir insanım.
Korkuyorum çünkü böyle elimden kayıp gidecekmiş gibi.
Fakat burada benim yaptığım olumsuz bir hareket var.
Bunu kibir bölümünde konuşmam gerekiyordu bence.
Ben bazen sabır edip beklemek yerine gidip almak üzere bir eylem geliştiriyorum.
Yani o bana gelmesin, ben gidemem.
Bunun içinde biraz kibir var.
Çünkü sen hayata kafa tutuyorsun orada.
Diyorsun ki benim istediğim zaman olacak.
Ama öyle bir şey yok. Bazen o güçsüzlüğünü, çaresizliğini kabul edebilmek, ona teslim olabilmek ya aslında hayatın en önemli çalışlarından bir tanesi.
Yine kendine dönüp bakman gereken bir şey aslında bu.
Elindekilerin farkında olmak.
Yani bu senin elinde değil bazı şeyler.
Her şeyi kontrol edemiyorsun, her şeyi sen yönetemiyorsun, değiştiremiyorsun, müdahale edemiyorsun.
Bekleyeceksin kardeşim, sabır edeceksin, hayatın sana getirdiklerini gözlemleyeceksin.
Onları anlayacaksın, özümseyeceksin, sindireceksin, benliğinin bir parçası haline getireceksin ki işte orada demlenme başlasın.
Yani buradan tasavvuf falan geçecek gibi oldu.
Ama tüm bu yaşananların böyle bir katkısı olduğunu düşünüyorum ben.
Anda kalabildiğinde, hüzün anıyla kalabildiğindeki gelen o derinleşme ve bazen işte o güçsüzlüğünü, çaresizliğini kabul etme.
Biraz da o melankoliyi seviyoruz galiba biz.
Çünkü mesela Zek bizim şarkılarımızı duyduğunda bazen şey diyor yani nasıl survive ettiniz?
Bu kadar duyguyla bu kadar ağır şeyle.
Çünkü arabesk ya. Yok ölürüm, geberirim, bir arada olmamız lazım, sen ölürsün, topraklar, damarımda kanlar yani çok ağır şeyler aslında.
Gerçekten Türklere madalyon verilmeli diye düşünüyorum.
Bu hayat yarışında bir de bunlarla ekstra çeşitlendireceğiz diye ne hale getirdik kendimizi.
Ben bu arada tabii ki de her zaman yaptığım gibi genelleme yaparak aktardım bu bölümde ama belki hepinizde aynı reaksiyonlar vermiyordur.
Benim dediğim gibi işin içinde biraz da romantizm ve melankoliyle gelen yaratıcılık da olduğu için ufak bir obsesyonum var benim bu tarz duygulara.
Kendimi daha böyle home hissediyorum, evde hissediyorum.
Bunu hayatıma çağırmıyorum, istemiyorum aslında.
Yani hüzünlü olmak istemiyorum sürekli ama göğsümde genel olarak bir ağırlık vardır benim.
Başkalarıyla alakalı da vardır.
Ufak şeylerden de çabuk eskilenirim.
Hemen silkelemek değildir artık niyetim.
Şiir gibi oldu. hemen silkelemek değildir artık niyetim.
Yazı yazmayı zaten çok seviyorum ama bazen yazıyla da çıkmıyor zaten bu duygular.
O yüzden dedim ki artık niye hemen değiştirmeye çalışıyorum?
Biraz içinde kalsın.
Bazen müzik bile dinlemek istemiyorsunuz.
Yani illa oturayım melankoli olayım değil çünkü buradaki konu.
Bazen gerçekten sadece götünüzdeki kemikleri hissetmek istiyorsunuz ya.
Yani bu bu kadar basit bir olay.
Oturayım ve götümdeki kemikleri hissedeyim abi.
Oturduğumu hissedebileyim.
Ayaklarımın yere değdiğini hissedebileyim.
Bunu... Metaforik olarak söylemiyorum.
Bayağı ciddi ciddi oturun ve gök kemiklerinizi hissedin.
Ayaklarınızın yere değdiğini hissedin ve deyin ki ben buradayım.
Bu arada buradan şuna da bağdaştırabilirim.
Ben çakra çalışması çok seviyorum.
Burada kök çakranızı da biraz böyle temizlemiş olabilirsiniz.
bir sıkıntı yaşıyorsanız, güvende hissetmekle, bu dünyanın bir parçası olduğunuzu hissetmekle, bu dünyayı göneriş amacınızla alakalı, kendi darmanızla alakalı bir tıkanıklık hissediyorsanız muhakkak kök çakraya bakmak iyi geliyor bence.
Ben bütün çakralara çalışmayı seviyorum bu arada.
Sanatçının Yolu Instagram grubumuzda yaptığım çakra çalışması listesini paylaşmıştım.
Burada da paylaşabilirim. Bayağı kök çakradan taç çakrasına kadar.
Belirli bir gayret meditasyon şeyi var bende, listesi var.
Böyle yani hepsini toplayıp bir bakın derim.
Bu hüznünüz neye işaret ediyor?
Sizde sizi nereye götürüyor?
Bundan hemen kaçmanıza gerek var mı acaba?
Ya da sakin sakin belki ufak bir yürüyüşle, uzanmayla, şöyle sadece burada olduğunuzu hissetmeyle.
Yani hep böyle kafa açıyormuşum gibi geliyor bazen.
Çünkü farklı gündemlerimiz olabilir.
Sizin hayatınız şu anda çok daha başka şeylerle mücadele halinde olabilir.
O yüzden söylediklerim ne kadar havada kalıyor, ulaşıyor mu, saçma mı geliyor bilmiyorum.
Ama... Ben en azından kendime bunları biraz görebiliyorum kendi içimde.
Ben burada olmak istiyorum çünkü sadece şu an var ya hani bizde sadece bu.
Bu dinlediğiniz an, bu bölümü dinlediğiniz an var.
Bugün yaşadıklarınız var.
Dün gerçekten dünde kaldı.
Bu böyle bazen havada kalan bir cümle bu arada ama dün dünde kaldı çok güçlü bir cümledir bence.
Anlamı derin bir cümledir.
Bir şeyi öğreten, silkeleyen bir şeydir.
O yüzden ara ara söylerim kendime dün dünde kaldı diye.
Ya da gelecek kaygısıyla alakalı da kendimi durdururum.
Diyorum ki buradasın, anda kal.
Sadece bunu hisset. Göt kemiklerinizi hissedin arkadaşlar.
Haftaya yeni bir bölümle görüşmek üzere.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Spotify'dan beni takip edebilirsiniz.
Bir de 5 yıldız verin lütfen.
Öne çıkıyor çünkü o zaman.
Daha çok dinleneceğiz. Daha çok büyüyeceğiz.
Thank you. Haftaya yeni bir bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
