
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar. Arkadaşlar, we made it.
İnanabiliyor musunuz ya?
Resmen artık hayatımda hiç ameliyat olmadım demeyeceğim.
Yani çok özetle bütün konumuz bu olmayacak hiç merak etmeyin ama ya ameliyatım normalden daha uzun sürdü ve istemedim bir işlem yapıldı.
Üç gün hastanede kaldım.
Bayağı zor bir süreç geçirdim açıkçası.
Hala iyileşme sürecindeyim.
Enerjim acayip düşük.
Evde falan yürüyorum yani dışarı çıktığımda bayağı bir zorlanıyorum.
Manhattan'a gitmeyi özledim.
Birkaç kafeye gitmeyi özledim.
Yediklerim çok limitli.
Şimdi şimdi başladı da yediklerim.
İlk başlarda zaten ilk iki gün sadece sıvı içiyorsun.
Tavuk suyu falan içiyorsun. Katı hiçbir şey yok.
Sonra işte bir iki denedik.
Sonra hastaneden eve gönderdiler.
O kadar açım ki yani iştahım zaten kapanmadı hiç maşallah diyelim.
Ağrılarım hiç olmadı ona da maşallah diyelim.
Zaten benim endometriosisim birazcık unique vaka.
Çok çok nadir olarak görülen bir yerde ve nadir görülen bir durumdaymış.
Dediğim gibi ameliyat biraz beklediğimden uzun sürdü ama hatırlamıyorum hiçbir şey.
Sadece şunu söyleyeceğim. Hatta bugünkü bölüm bunun genelinde gitsin istiyorum.
Gözümü açtığımda çok huysuz uyandım.
Ama o huysuzluk beni ben gibi hissettirdi.
Burada ne demek istiyorum aslında konumuz birazcık bununla alakalı olacak.
İlk gözünü açtığında birincisi zaten bir hayat kaygın var.
Yani bir elhamdülillah diyorsun önce ameliyattan sağ çıktın.
Bu çünkü... You never know yani hani anesteziye vücudum ne tepki verecekti bilmiyorsun ki.
5 saat sürdü ameliyatım.
Gerçekten çok uzun. Tamam sen bir şey hatırlamıyorsun ama vücut bir şoka giriyor.
Laparoskobi yapıldığı için içeriye gaz doldurdular.
Yine yine şükürler olsun uyandığımda o gazı galiba güzel çıkarmışlardı.
Bir gaz sıkışması falan olmadı vücudumda.
Bazı insanlar da omuzlarında ya da göğüs tarafında gaz ağrısı olabiliyormuş.
Bende herhangi bir ağrı olmadı.
Mental olarak zorlandım.
Ama o mental zorlanmada dediğim gibi galiba ben gibi hissettim.
Yani gözümü açtığımda. Direkt o huysuzluk.
Tabii ki de şey kaygısı da var.
Bir an önce normal hayatıma döneyim.
Ben neden buradayım? Hani bilinçaltında bir saldırıya da uğruyorum bir taraftan.
Normal hayatıma dönmek istiyorum.
Normalleşmek istiyorum. Çünkü yediklerin normal değil.
Hastane ortamı normal değil.
Hayatımdaki defa hastanede kaldım.
Ve Amerika'da VIP oda bile kötüydü arkadaşlar.
Hemşireler falan ya tabii ki de işleri çok çok zor.
Ama bir tane kadın vardı.
Asla bu işi yapmak istemiyor.
Kolum öyle bir mor arttı ki. Bir aşı yaptı bana.
Yani incirden daha mordu kolum ve kocaman bir morluk vardı.
Abla hani hiç çalışmasan daha iyi gibi bir şey.
Neyse bu bölümü zaten direkt hastalık üzerine yapmayacağım.
Fakat bu konuyu merak ediyorsanız YouTube'da uzun uzun anlattığım bir video hazırlayacağım bence.
Yani benim de ilgimi çekiyor bunu yapmak.
İnşallah diyorum YouTube'a da geri dönmek istiyorum.
New York'taki böyle basic hayatımı da sizinle paylaşmaya devam etmek istiyorum.
Bağırsağa dokunduğumuz için benimkisi bowel endometriosis diye geçiyor.
İyileşme sürecim biraz daha uzun.
Doktorun demesine göre 6 ay 1 yıla kadar tam böyle kendim gibi hissetmem sürebilirmiş.
Bakalım ama şu konuda acayip heyecanlıyım.
Biliyorsunuz ben birkaç yıldır gerçekten çok yorgun hissediyordum ve kendimi sürekli itekleyerek devam ediyordum.
Yani bare minimum deniyor ya hani en az ne yapabilirim?
Ve sonra yaptığım birçok şeyden soğumaya başlamıştım.
Çünkü çok yorgun hissediyorum.
Hevesim yok, ilgim yok. Birçok yol denedim.
Her şeyimi sorguladım.
İnşallah diyelim yani. Bunun sebebini bulduk.
Ameliyatını da olduk. Yavaş yavaş vücudum kendi dengesini bulsun istiyorum.
Yediklerime biraz daha dikkat etmek istiyorum.
Anti-inflamatuar beslenmek istiyorum.
Çok zor. Yani ameliyat sonrasında yine abur cubura saldırmak istedim.
Çünkü duygusal beslenmek istedim.
Bunlar benim maalesef kötü alışkanlıklarım diyeyim ama...
Yavaş yavaş hiç acele etmeden kendi dengemi bulmak istiyorum.
Hormon dengelerine baktırmak istiyorum.
Bu arada sizin de aklınızda bulunsun.
Özellikle kadınsanız maalesef vücudumuz çok fazla alarm veriyor ama biz bu alarmlara alışkın değiliz.
Anlayamıyoruz. Daha dikkatli, daha özenli baktırmak gerekiyor.
Rendometriosis gibi bir hastalık genel rutinlerde görünmüyor.
Benimkisi MRI'de göründü ki MRI bile daha nadir olan yöntemi.
En bilinen en doğru teşhisi laparoskopi ameliyatı ile yapılıyor.
Yani düşünsenize bir teşhis almak için ameliyata giriyorsunuz.
O da ayrı bir zorluk.
Şimdi şu huysuzluk mevzusundan şu şekilde bahsetmek istiyorum.
Dedim ya ben kendim gibi hissettim.
Kendim gibi uyandım diye. Bayağı atarlıydım.
Ama şöyle bir gerçeklik var.
Ben dört çocuklu bir ailede büyüdüm.
Kavgalı bir ortam. Yani çocukların birbirleriyle kavga ettiği, bağırışıp çağrıştığımız bir evdi.
Ve uzun yıllar boyunca zevkle beraber olduğum için, yurt dışında yaşadığım için, Çinliler de öyle bu arada, Amerikalılar da öyle.
Duygularını çok açık yaşamazlar.
Hani duygularını çok göstermezler, kavga etmezler, hemen huysuzlaşmazlar.
Amerika'da keza yani toksik görünmemek için duygularını insanlar barrel down yapıyor.
Yani bayağı bir içlerine sıkıştırıyorlar.
Hatta çoğu zaman sahte görünebiliyorlar.
Bu genele yayıyorum bu arada.
Herkes böyle olmak zorunda değil ama inanın bana çoğunluk maalesef duygularıyla in touch olabilen bir millet değil.
Yani duygularını çok anlayabilen, anlamlan...
Fakat şimdi bu Nurtaç arkadaşınız uzun yıllarca...
Onların yaptığını doğru zannettim.
Yani yaptıklarının arkasındaki motivasyonu görmüyordum.
Sadece görünen şeydi ya daha sakin görünüyorlar, kavga etmiyorlar.
Birbirleriyle hakkında dedikodu yapmıyorlar.
Çok böyle drama ihtiyaçları yok.
Ya da bir insan drama çıkarına o ana kadar drama queensin deyip beğenmiyorlar.
Benim bu modellediğim bir yaklaşımdı maalesef.
Genele yayıyorum bu arada yine.
Bir de aynı zamanda hayat arkadaşım çok sakin bir insan.
Dedikodu yapmayan, böyle grounded denir ya.
Yani kendini bilen.
Kimseyle yarışı olmayan, hayatı kendince yaşamayı seven, spiritüellik de olan bir partnerim var.
Çoğu zaman bilgi olarak görüyorum zaten ben Zeki.
Baya bir şeyde danışırım yani Zeki.
Ya da diğer insanlarla alakalı bir kaygısı yoktur, kıskançlığı yoktur, tetiklendiği yerler yoktur.
Gerçekten daha stable bir adam.
Fakat şimdi benim burada öğrendiğim şey, ben yıllarca Zek gibi olmaya çalışmışım.
Kendime yaptığım haksızlığın birincisi burada zaten.
Bizim aramızdaki çekimin esas sebebi bu zıtlıktan kaynaklı olmasına rağmen ben kendimi toksik olarak değerlendirdim yıllarca ve hatta benim gibi olan insanları muhtemelen yansıtma
yaparak beğenmemeye başlamıştım.
İşte hiçbir şey beğenmiyor.
Ne çok şikayet ediyor. Yani neden böyle konuşuyor?
Neden negatif gibi yargılayıp onlardan uzaklaşmaya çalışıyordum.
Oysa ki uzaklaşmaya çalıştığım şey aslında kendimmiş.
Kendimi böyle hani değiştirmeye çalıştığım için sürekli aslında kendi doğama karşı geliyormuşum.
Bu ne demek? Yani şöyle, evet ben toksiyim ve yıllarca toksik kalacağım değil.
Farkındalık harika bir şey ve kendinizi geliştirmeniz en önemli şey.
Hani hep beraber böyle kalalım ve dedikodu toksik yaşayalım, kavgalı yaşayalım değil.
Kavga etmekten gerçekten hoşlanmıyorum.
Ama ben aynı zamanda huysuz bir insanım.
Bir şeyi beğenmediğinde beğenmediğini söylemeyi seven bir insanım.
Azıcık sesi çıkan bir insanım.
Azıcık tırnaklarını gösteren bir insanım.
Dediğim gibi partnerim öyle olmadığı için ben kendimi oralarda biraz böyle yıllarca yontmaya çalışmışım.
Bir örnek şöyle söyleyelim. Mesela hastanedeyken odamızı değiştirdiler birkaç kere.
İlk başta VIP oda diye biz ayarladık.
Daha hani görece iyi bir odaydı.
Sonra odanın banyosu çalışmadı.
Zek banyo yapacaktı. Bizi diğer yan odaya aldılar ve ben orada bile huysuzlaştım.
Yani bu nasıl ya? Bu nasıl olabilir falan.
Hani şey kabalığında değil.
Biz parasını veriyoruz kardeşim. Nasıl yani?
Hani buraya banyoyu getireceksiniz değil.
Ama şey de yapmak istemiyorum.
It's okay. Everything is fine.
Hani birazcık şey yapmak istiyorum galiba.
Kampanseydin bir yerden. Bir yerden destekleyin o zaman bizi gibi derken katı kapattılar arkadaşlar.
Yani VIP katını kapattılar.
Bizi downgrade ettiler.
Yani daha kötü kata gönderdiler.
Ve ben yine huysuzluk devam.
Çünkü zaten iyi değilim.
Yani kestadarı bağladılar bana arkadaşlar.
Sidik torbası bağladılar bana.
Ben yataktan kalkamıyorum. Ama hala huysuzluğuma devam ediyorum.
Ama hala kendim gibi hissediyorum.
İşte oralarda benim şöyle ampullerim yandı.
Evet katı kapatıyorlar. Yapabilecek hiçbir şey yok.
Ama şunlardan emin olmam lazım.
Sen beni daha kötü bir odaya alıyorsun.
Ama aynı fiyat çarj edemezsin.
Mesela bunlardan emin olmak istiyorum.
Buralarda tırnaklarımı göstermek istiyorum.
Şöyle bir şey. Zek de hakkını yedirmiyor.
Yani Zek'in yaptığı usul hakkını yedirmiyor.
O daha böyle sakin yolla gidiyor.
Benimki biraz daha reaktif.
Muhtemelen yine yaşadığımız ülkede haklarımız yendiği için sesini çıkarmazsan işte vur kafasını al lokmasını olacak bak şöyle olacak böyle olacak dendiği için çoğumuz reaksiyon vererek hakkımızı aramayı öğrendik muhtemelen ve benim
kaygım buralarda çıkıyor.
Şimdi bütün bu konumuzda şeyi söylemek istemiyorum.
Evet ya bence toksiğim ve böyle devam etmeliyim değil.
Dengesini bulacağız ama içimizdeki ateşi biraz daha fark etmiş olacağız.
Yani kabullenmek istediğim yer, nehiri tersine döndürmeye çalışmaktansa...
Kendimizdeki özelliklerin içindeki güzelliği görmek adına.
Kendimiz diyorum çünkü birçoğumuz benzeriz bu anlamda.
Dedim ya yani ben kendimi değiştirmeye çalışırken Türklerdeki özellikleri de beğenmeyerek uzaklaşmaya çalışıyordum.
Özellikle de maalesef yurt dışında yaşayan Türkler çoğunlukla birbirini beğenmez.
Çünkü çoğumuzun kelime seçimleri böyle iğneleyici ya da tetikleyici olabiliyor.
Birbirini beğenmeme üzerine olabiliyor.
Bunlardan yine hoşlanmıyorum.
Ama birbirimizin güzel taraflarını görsek, birbirimize birazcık daha destek olsak aslında o kadar böyle fiery bir milletiz ki yani ortama enerji getiren, ışık getiren, canlılık getiren yani ateşiz aslında.
Fakat biz biraz daha negatif tarafta kaldığımız için belki bu Türkiye'de de böyledir.
Uzun yıllardır Türkiye'de yaşamıyorum.
Yurt dışında böyle bir bağ kopukluğu var.
Bizi bir araya getirecek şeyler istiyorum.
Hatta bir tane projem var aklımda yakın bir zamanda ilan edeceğim inşallah.
Yani burada yaşayanlar özellikle New York'ta yaşayanları ilgilendiren bir konu olacak.
Fakat gerçekten şeyi kabul ettiğimde yani bizde biraz bir toksiklik var ya ve biz bu toksikliği doğru kullandığımızda bundan beslenebilecek belki de yaratıcılığımıza bile kullanabileceğimiz
şeyler olacak. Herkes için söylemiyorum belki bazı insanlar benim gibi...
Kendilerine tepki göstermemiştir.
Ben de şöyle oldu yani beğendiğim, modellediğim şeyi tamamıyla almaya çalışmışım.
Kendimdeki özellikleri de çıkartıp, kendimi kabul etmeyip işte böyleysen Nurtaç kötü.
Bunlardan kurtul. Daha sakin ol.
Daha grounded ol. Hani köklenmiş diyoruz ya.
Daha böyle bir kendini bil.
Yavaş yavaş, sakin sakin.
Ya şöyle. Dengesini bul derken onu demek istiyorum.
Sürekli diken üstünde ya da sürekli negatif, sürekli şikayet eden bir insan olmak istemiyorum.
Ama kendimi de kabul etmem gerekiyor.
Yani ben birçok şeyi beğenmiyorum.
Ben baya huysuz bir tipim ya.
Ve bunu kabul etmediğim için bir süredir, son birkaç yıldır hayatımda kendimle savaştığımı fark ettim.
Beğenmediğini söylemenin yöntemini belki daha güzel bulunabilir.
Hani ben bunu beğenmiyorum. Alın bunu gidin gibi değil.
Ama mesela Zach şey diyor bana.
Sendeki bu dürüst tavrı da çok seviyorum diyor.
Bunun alakalı da şöyle bir örnek vereceğim.
Şimdi hasta ziyaretine arkadaşlarım geliyor.
Bir tane arkadaşım geldi ve apple pie getirmiş.
Ben de apple pie sevmem. Normalde hani kibarlıktan çok teşekkür ediyorum falan dersin.
Bu arkadaşım yakın bir arkadaşım.
Ama şey dedim. Teşekkür ediyorum ama ben apple pie sevmiyorum.
Bir dahakine çikolatalı kek getirirsen daha mutlu olurum dedim.
Şimdi bu benim kendimi değiştirmeye çalıştığım dönemdeki Nurtaç'a göre çok kaba.
Ama doğru şekilde söylersen, doğru tonlamayla ve yakınlığınıza göre diyeyim, ilişkinizdeki yakınlığa göre aslında önümüzdeki birçok yanlış anlaşılmayı ya da resentful deniyor ya hani kalp kırıklıklarını, beklenti, bozukluklarını
falan halletmiş oluyorsun.
Çünkü birbirimize karşı açık olduğumuzda, beğenmediğimizi güzel bir dille söylediğimizde Beni daha iyi tanıyor.
Ben orada sahte olmuyorum.
Çok teşekkür ederim ya Apple Pay getirdin.
Tamam orada bir jest yapılmış. Sana eli boş gelinmemiş mesela.
Ama demek istediğim de bu.
Yani ben artık sahte olmak istemiyorum.
Beğenmediğimi söyleyebilmek istiyorum.
Beğendiğimi daha içten söylemek istiyorum.
Beni daha iyi tanıyın istiyorum.
Mış gibi davranmak istemiyorum galiba.
Ve inanın bana özellikle Amerika gibi bir ülkede çok fazla mış gibi yapılıyor.
Çevrenizdeki insanlarda da bunu çok güzel gözlemliyorsunuz.
Belki yaptığınız bir şey beğenmiyorlar ama herkes böyle kibar olmak için ya da nice deniyor ya.
Nice olmak için sevmediği bir şeyi yapıyor, sevmediği bir şeyi sevmiş gibi davranıyor.
Benim buna karşı anlayış kredim bitmiş aslında.
Kendimde de bunu gördüğüm için.
Doğana karşı gelmeyeceksin dedik ya.
Kendi doğana karşı gelme.
İçinde huysuzluğu olan bir kızım yani mızmızlığı olan bir kızım.
Ben böyle çok tough girl modunda falan değilim.
Yani ben bayağı aha dizim kanıyor işte lütfen bana pansuman yapın demeyi seven bir kızım.
Narin bir kızım yani tamam güçlü taraflarım da var ama şeyi çok seviyorum.
İlgiyi çok seviyorum. Bana hizmet edilmesini çok seviyorum.
Övgüleri seviyorum.
Yani bunları uzunca bir süre bir de bu psikoloji şeylerinden kaynaklı egoizmle birleştirdik işte ana kadar.
Ben merkezci ne kadar egoist gibi.
Oysa ki beni böyle hayatta tutan, kıvılcım yaratan şeyler ya da benim çok kullandığım bir cümle var içimdeki çocuğu gıdıklayan şeyleri ben hayatımdan, heybemden çıkartmaya çalışmışım.
Bunlar bana hayatta aslında ya mihenk taşı bana ilerlememe destek olan elmas gibi düşünün yani parlatan şeyler ama işte aman övülmeyeyim, beni şey yapmasınlar, toksik görünmeyeyim.
çok da çıkıntı olmayayım, huysuzluk yapmayayım diye diye diye bana benzemeyen bir versiyonuma geçmişim.
Bir sonraki bölümü de bununla alakalı şey üzerinden yapmak istiyorum.
Ona ihtiyacı ve izole olmak, yalnızlaşmak üzerine yapmak istiyorum.
Çünkü bu sen sana benzemeyen versiyonunda yaşamaya devam ettikçe Seni gerçekten senden uzaklaştırıyor ve sonra diyorsun ki ya neden ben ben gibi hissetmiyorum, neden içimdeki kıvılcımlar gitti, neden kendime benzemiyorum, neden
yorgunum gibi şeyler olabiliyor.
Ya da şu ara benim hormonlar iyice dalgalı olduğu için ben şu an bu çıkarımlarda geziyorum.
Bilmiyorum sizin kulağınıza nasıl geliyor bu söylediklerim ama benzer şeyleri yakalayacağınızı tahmin ediyorum.
Çünkü birçoğumuz, özellikle sosyal medya daha kaynaklı, bize benzemeyen versiyonlarımızı yaratmaya çalışıyoruz.
Daha cool görünmek için, daha bilgili görünmek için, akıllı görünmek için, saygı almak için.
Oysa ki kendi tırnak içerisinde bozuklukların, kötü huylarınla barıştığında tüm bunların totalindeki varlığını daha güzel bir şekilde göreceksin.
Bu seni sen yapan baharatlar, sana tat veren baharatlar.
Demiyorum işte ben hani evet ya ben huysuzum ve her şeyi alt üst ederim.
Herkes benden korkar. Öyle bir modum da yok zaten ki öyle bir mizacım da yok bu arada.
Yani beni gerçek hayatta görseniz de baya minnoş bir tipimdir.
Kavga ettiğim bir arkadaşım olmamıştır benim.
Ama beğenmediğini söyleyebilen bir insan olmak istiyorum artık.
Yani bu da böyle yapılmaz kardeşim demeyi istiyorum.
Çünkü bir de şimdi default cümleler var ya hepimizin hazır kullandığı işte.
Evet çok teşekkür ediyorum. Buradaki yaklaşımına saygı duyuyorum.
Ama şunu bir dahaki sefere şöyle yapsak olur mu falan.
Yani o alttan alttan ısıtarak yaklaştığımız cümleler.
Yine kibarlık olması için yani kimseye karşı kaba olmayalım.
Bunun bir adabi usulü vardır ama default cümlelerle konuşmayalım.
Sana uyan versiyonunu bul.
Ben o satış pazarlama cümlelerini duyduğum anda hemen fark ediyorum ve hemen soğuyorum.
Çünkü çok alıştık artık.
Beyaz yaka dili gibi oldu ya bu yani sürekli bir kalıba girmeye çalışıyorsun, o kalıba uymaya çalışıyorsun.
Bugünkü bölümden yani birçok şey çıkarılabilir sadece bu anlattığım değil ama biraz daha kendini kötü taraflarına da kabul etme, o toksik taraflarına kabul etme, açık şöyle huysuzluğunu, mızmızlığını neyse artık o yani şikayet de edeceksen
tabii kimseyi yorma da yine de çevrendeki.
Yoracaksan da hani adabıyla yor diyeyim çok da abartma çünkü kimseyi yormamak adına da bazen şey yapıyoruz ya böyle ay dur ben sana şöyle yapmayayım şöyle deme ama zahmet olmasın falan o da seni bir yere sokuyor.
Şöyle bir şey var bu arada yani bundan önce söylemiştim aslında.
Eğer karşınızdaki insanı yoruyorsanız yorulduğunu söylemek onun görevi bu arada.
Hadi sürekli talepkar olalım ve isteklerimizi arzularımızı artıralım değil.
Ve aynı şekilde aman yük olmayayım zahmet olmasın diye de kendi isteklerinizi arzularınızı söylemekten de yüksünmeyin.
Valla ben bu modu birazcık deneyeceğim.
Sonuçta yine Zek'le olan örnekten bahsetmek istiyorum.
Zek Zek ben benim.
Aramızdaki bu zıtlıklar bizi birbirimize çekti aslında.
Ben bu kötü özelliklerimi aman da kötü hemen kurtulmalıyım işte o yüzden terapi almalıyım hemen bir şeyler yapmalıyım gibi değil.
Beni ben yapan bütün özelliklerimi görmek kabul etmek istiyorum.
Gerçek anlamda bu arada sadece lafta değil.
Çünkü birçoğumuz en çok kendimizle savaşıyoruz ya en çok kendimize yapıyoruz yapacaklarımızı.
En çok kendimize çelme takıyoruz maalesef.
O yüzden bırakın bir kabullenme.
Süreci olsun sonra kendinizi yine gözlemleyin.
Dediğim gibi kimseye de böyle yaptırımlar halinde olmaya gerek yok ya da patronluk taslamaya gerek yok.
Onun dengesini iyi yapacağımızı düşünüyorum ben kendimden de sizden de bu arada.
O güvenim var. Hepimize güveniyorum.
Umarım kalbinize dokunan bir bölüm olmuştur.
Ben iyileşme sürecine devam ediyorum.
Daha çok evde takılıyorum ama biraz daha enerjimi topladıktan sonra dediğim gibi para kaygısı olmayan projelerim var.
Onlara da başlayacağım. İçimdeki çocuğu gıdıklamaya devam.
Hafta yeni bölümüne görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
