
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde hobiler ve etkilerinden bahsediyoruz.
Son zamanlarda hayatın değişen akışı, yeni hobiler, farkındalıklar ve hobilerin etkileri bu bölümde.
İyi dinlemeler.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
En iyi versiyonlarımıza ulaşma yolculuğu nasıl gidiyor?
Geçen hafta bölüm çıkmadı.
Yani... Çıkmadı.
Benden bir bölüm çıkamadı.
O kadar böyle mikrofonla gittim her yere, gezdim, taşıdım yanımda.
Aklımın bir köşesinde üzerimde bir ağırlık yaratmasına rağmen gerçekten bölüm çıkmadı.
Şimdi bu bölümde zaten biraz ondan da bahsedeceğim.
Neler oluyor son dönemde benim hayatımda.
Neden bölüm çıkmadı vs. ondan bahsedeceğim.
Öncelikle geçen hafta Zek'le ben uzun tatil diye geçiyor.
Yani burada long weekend diye geçiyor.
Cadılar Bayramı'ydı.
Benle alakalı bir anekdot.
Tatilleri hiç sevmiyorum ben.
Yani şöyle... Spesifik olan tatilleri kutlamayı hiç sevmiyorum.
Acayip overwhelm oluyorum.
Cadılar Bayramı, Thanksgiving, Christmas geliyor şimdi.
Yani kaçacak yer arıyorum.
O kadar çok abartılıyor ki bence.
Her yerde aynı temaları görüyoruz ya.
Belki Cadılar Bayramı tatlı olabilir.
Benim gibi bir insanın buradan hoşlanıyor olması lazım.
İşin içinde karakterler var, oyunculuk var.
Normal şartlarda ben de kendime şaşırıyorum.
Neden bundan hoşlanmıyorum diye.
Bana çok bunaltıcı geliyor ve overrated geliyor bu tatiller.
Türkiye'dekiler de dahil diyeceğim.
Bu tabii ki de Türkiye'deki tatiller çok daha farklı.
Hani dini bayramlarımız çok fazla var.
Oradaki hissiyatım muhtemelen overwhelming hissetmem.
Böyle ekstra duygular yükleniyor.
Çok yüksek ihtimalle psikolojik bir background'ı var bunun.
Bir iki bayram tatilim iyi geçmediği için mi gerçekten bilmiyorum.
Yani terapide bu konuya gelmedik.
Henüz bu konulara gelmedik hocam.
O yüzden bu konuyu salıyorum.
Biz de Long Weekend'de Zach'le beraber Montauk'a gittik.
Gossip Girl dizisini izliyorsanız Hamptons diye bir yer var.
Hamptons'ın yanında Montauk.
Tam böyle ucu. Hatta dünyanın sonu diyorlar oraya.
End of the world. Dünyanın ucu gibi düşünebilirsiniz.
Çok tatlı bir otelde kaldık.
Kendi tercihim off-season'da bir yerlere gitmeyi daha çok seviyorum.
Çünkü çok az insan var.
Neredeyse otel bize aitti.
Boştu. Montauk zaten hani normalde yazın dolup taşan ve çok pahalı olan bir yer bu arada.
Fiyatlar görece... Ya fiyatlar yine pahalıydı aslında ama hani yaz tatiline göre biraz daha...
En azından otel fiyatı yarı yarıya düşmüştü.
Öyle söyleyeyim. Çok keyifli bir tatildi.
4 gün boyunca oradaydı.
Kattan mikrofonumu oraya götürdüm.
Hani oradan bölüm çekelim diye düşündüm.
Çünkü tam suyun kenarında kaldık.
Çok... Tatlı bir yerde, böyle kafamı da toparlayabileceğim, rahatsız edebileceğim bir yerde.
Ama çıkmadı, bölüm çıkmadı içimden yani aklımda olmasına rağmen.
Bir türlü elim gitmedi, bir türlü oturamadım.
Dedim galiba benim bir hafta erteleme ihtiyacım var.
Oradayken de bisikletle bütün alanı gezdik.
Hani kasabayı diyeceğim, town'ı gezdik.
Otelin kendi bisikleti vardı, hemen onları aldık.
Tenis falan oynadık. Zaten öyle olduğu için de hasta oldum bu arada.
Çünkü hep dışarıda ve hareket halinde olup bir de tenis oynarken...
Tank Top'la oynadığım için hemen hasta oldum.
Bu arada tenis demişken galiba şu spor dalları arasında en en en en ilgimi çeken şey tenis ve bence kendimi en dişi hissettiğim spor da tenis.
Bir kurs almayı düşünüyorum ama bilmiyorum.
Buraya bir manifestini bırakalım.
Şu son 100 gün çalışmaları nasıl gidiyor siz de bilmiyorum.
Hatırlarsanız böyle kendimizi bir ufak challenge almıştık.
Yıl bitmeden neleri kotarabiliyoruz diye.
Benim tarafımda çok güzel gidiyor.
Fotoğrafçılık ve oyunculuk derslerine devam ediyorum.
Fotoğrafçılık zaten New York sokaklarında fotoğraf çekmekle alakalı bir kurstu.
Böyle farklı farklı mahallelere gidip elimizde öğrenci kartıyla insanlara işte fotoğrafınızı çekebilir miyim diye soruyorsunuz ya da caddelerin fotoğraflarını çekiyorsunuz, binaların fotoğraflarını çekiyorsunuz.
Keza New York çok tarihi bir yer olduğu için hani Amerika'da en köklü yer diyeceğim açıkçası.
Kültürel olarak da öyle yani neredeyse her mahallede başka bir kültür var.
İşte burası Rusların çoğunlukta olduğu mahalle, İtalyan mahallesi, Porto Rikolu, Ukraynalı yani o kadar çeşit çeşit böyle kültürler dağılmış ki bunların içine bir de böyle fotoğrafçılıkla dahil olmak gerçekten çok...
Tatmin edici bir duygu yaratıyor çünkü hem New York'u yakından tanımış oluyorum hem caddelerin insanların fotoğraflarını çekmiş oluyorum.
Bir de bir ürün çıkıyor ortaya kendimi daha sanatçı gibi hissediyorum.
Zaten biliyorsunuz kendimde son dönemlerdeki kaygım bu.
Yıl bitmeden kendime bu alanı verebilmek üzere bir çalışma yapıyorum.
Biraz daha böyle kaygının az olduğu bir...
gün planlamaları üzerine gidiyorum.
Çünkü benim gibi insanlar, bu podcast'ı dinleyen birçok insanın bana benzediğini düşünüyorum.
Keza zaten o şekilde bana DM'ler de atıyorsunuz, e-mail de atıyorsunuz.
Birbirimize benziyoruz, birbirimizi çok iyi anladığımızı düşünüyorum.
Böyle kaygı, yüksekliğinin sebebi beklentimin fazla olması kendimle alakalı ve çok fazla şeye ilgimin olması.
Bundan hep bahsettik. İşte shiny object sendromundan bahsettik.
34 yaşındayım ama böyle hala o yetişkinliğin demlenemediği halimden bahsettik.
Yetişkinin demlenemediği halimden kastım bir ev almak, çocuk olması, bir kariyerin oturması gibi kaygılarımın olmaması.
Sürekli değişen, başka şeylere merakımdan gelen bir kaygının olması neticesiyle şu anda bu ruh halindeyim.
Bunlarla alakalı bir panik yaşamıyorum.
Kendimdeki bu halimden rahatsız da değilim açıkçası.
Hatta son elime bir kitap geçti.
Still Like An Artist diye geçiyor.
Yani sanatçı gibi çal diye çevirebilirim direkt.
Orada 10 tane temel fikir var.
Böyle yaratıcı olmak için, sanatçı hissedebilmek için ya da sanatçı tarafını ortaya çıkarabilmek için.
Adımlar var, çalışma var, bakış açısı var, değişik metotlar var.
Onlardan bir tanesi de şeydi, direkt Türkçesini söyleyeceğim.
Hiçbir tarafından vazgeçme diyor.
Hani hep bize şey öğretiliyor ya bir tane bir şey seç ve orada kal.
Bu belki dedication anlamında farklı bir şey ifade edebilir bizde.
Yani hepsine aynı anda aynı şekilde vakit ve enerji ayıramayabiliriz.
Evet ama en azından...
O taraflarınızı unutmamak, o ilgi alanlarınızı, yeteneklerinizi, merakınızı, sizde uyandırdığı hisleri unutmamak, bir köşeye itmemek.
Çünkü sizin bir parçanız ya bu, size ait olan da bir bütünlük ya bu.
O yüzden onlara böyle don't throw away diyor.
Onu sahiplen, onu da al.
Ama belki hani sizin kendi dünyanızdaki onun planlaması değişebilir, bilmiyorum.
Benim açımdan ben şu anda böyle dört bacak gibi bir şey yaptım kendime.
Beni tanımlayan, bana beni iyi hissettiren dört ana madde üzerine odaklanmak istedim.
Bunlar bu arada hobi olarak da kalabilen ve kalması gereken şeyler şu anda benim hayatımda.
Çünkü genelde para kaygısı olduğunda elimdeki yeteneği hemen commercialize etmeye çalışıyorum.
Bu da bana verdiği hazdı etkileyen bir faktör haline dönüşüyor.
Çünkü ben ona artık business gibi yaklaşıyorum.
O eski aldığım... Zevk ve şevk birazcık bundan dolayı etkileniyor.
Hani para akışına göre etkilenebiliyor.
O yüzden benim bir şeyleri sadece hobi olarak bırakabilmem benim için şu anda bir challenge.
Bu eşittir oyunculuk mesela.
Şu anda biliyorsunuz oyunculuk dersleri de alıyorum.
Çok keyifli geçiyor. Ve oyunculuğu hemen böyle commercialize etmemek, hemen iş başvurularına bakmamak işte backstage diye bir platform var burada.
Küçük küçük roller var aslında.
Hani başvurmak geliyor elimden diyor ki hani bırak şu anda hemen bir şeye dönüştürmene gerek yok.
Sadece... Oraya git.
Sadece orada olmak, sadece bunu yapabilmek, bir kursa katılmak, oradaki insanlarla arkadaş olmak.
Bir tane sahneyi başka bir çocukla çekiyoruz.
Anton Chekhov'un bir oyunu, Platino diye bir oyunundan.
Ben Sofia'yım, o Platano.
Bir sahneyi beraber yapıyoruz.
Yani bir 10 dakikalık sahne var ve beraber çalışıyoruz.
O kadar keyifli ki yani bırak o keyfi kalsın orada.
Onu hemen böyle commercialize etme.
Aslında demek istediğim bu yani shiny objekleriniz olabilir, ilginç duyduğunuz şeyler olabilir, merakınız olabilir.
Ve onlardan sadece aldığınız o hazıza odaklanabilmek de aslında biraz böyle geliştirilmesi gereken bir şey haline dönüşüyor.
Şu anda hayatınızda sadece hobi olarak kalabilen ne kadar aktivite var bilmiyorum.
Bende biraz bu... Hani yurt dışında yaşadığım için de olabilir.
Çünkü hemen mesleğe dönüşme ihtimalleri de var burada birçok şeyin.
Bende o kaygı var. O yüzden o sakinleşmeye başladı.
Çok şükür ve kendime bu sözü verdim.
Açıkçası yıl sonuna kadar.
Biraz daha dedim sadece hobi olarak bırakacaksın.
Hemen her şeyi commercialize etmeye gerek yok.
Yani yetişkinlikte maalesef bir şeyleri böyle hobi olarak alabilmeyi hayatımıza, dahil edebilmeyi, onlarla sadece oyun oynamayı çok çabuk unutuyoruz.
Belirli bir sorumluluklar yüklendikten sonra hayatımıza sanki kendimizde o oyun oynama alanına hakkımız yokmuş gibi bir his uyanıyor.
Bir kurcalayın kendinizi. Şu anda öyle bir şeyiniz var mı yok mu?
Orayı bir check etmenizi rica edeceğim.
Yetişkinlikle gelen böyle garip bir ciddiyet.
Hele ki ebeveyn olduysanız eğer toplumunda yüklediği bazı formlar var ya işte anne öyle giyinmez, anne böyle söylemez, sen annesin şuraya gidemezsin, ne işin var artık şunlarla gibi gibi belirli kısıtlamalar da hayatınıza
yükleniyor olabilir. Bilmiyorum ben ebeveyn değilim.
Bende süreç biraz daha kendi kendime kurduğum cümlelerle verdiğim kısıtlamalar oluyor.
İşte sanki hep çalışmam lazım.
hep para kazanmakla alakalı bir şeyler yapmam lazım.
Yoksa hayatım boşa geçecek, zaman boşa geçecek, kendimden hani kendimi geliştirememiş olacağım gibi kaygılarım var.
Oysa ki oyun oynamayı o kadar çabuk unutuyoruz ki yani oysa ki bu o kadar gerekli ki yani o kadar elzem bir konu ki en son ne zaman sadece keyif aldığınız ve hiç kimseyle
paylaşmadığınız bakın sosyal medyadan da bahsediyorum hiç kimseyle paylaşmadığınız ve çok keyif aldığınız bir şey yaptınız.
Benim mesleğim sosyal medyada olduğu için biraz daha zorlandığım bir yer.
Çünkü hemen inspirational bir reels'e çevirebilirim bunu.
Ya da hemen paylaşmak istiyorum.
Zaten şu paylaşma heyecanım yüzünden.
Yani bir şey olduğu anda kendi içimde tutamıyorum.
En azından zeka anlatmalıyım.
Ama mümkünse herkese anlatmalıyım.
YouTube videosu falan çekmeliyim.
Binlerce insana ulaştırmalıyım ben o konuyu, düşünceyi, oluşumu.
O zaman böyle paylaştıkça...
Gerçekleşmiş gibi hissediyorum ben onu.
Dünyaya ulaşmış ve bir forma geçmiş ve insanlara dokunmuş gibi hissediyorum.
Fakat bu hissiyatın şöyle bir handikapı var.
Bir kere enerjisel olarak bir şeyi başka bir şeyle interakte etmiş oluyorsunuz.
Henüz o oluşmadan önce sadece fikir halindeyken, belki bebek halindeyken, daha minicik halindeyken onu ortaya koymanın enerji olarak çok tavsiye edilmediği de bir şey var.
Hani bizim toplumumuzda bu nazar denen kimseye anlatma, nazar deniyor başka bir şeyde.
Siz anlattıktan sonra onu artık publik hale getirdikten sonra başka insanların, başka enerjilerin de ona...
interfere etmesine izin vermiş oluyorsunuz.
Yani müdahale etmesine de izin vermiş oluyorsunuz.
Enerji işlerine inanıyorsanız biliyorsunuz ben her zaman yarı skeptical, yarı inançlı bir insan olduğum için bende süreç böyle yarı yarıya gidiyor.
Ama bir yandan böyle test etmeleri de seviyorum.
Hani bakayım şimdi anlatayım herkese işe yarayacak mı, bozulacak mı falan diye.
Genelde galiba bu şekilde test ediyorum.
Her şeyi herkese anlatıyorum. Bu huyumdan hoşlanmıyorum açık söyleyeyim.
Bu kadar her şeyi herkese anlatmama gerçekten gerek yok.
Yani YouTube yapan bir insanım, podcast çeken bir insanım, Instagram'dayım, TikTok'tayım yani her yerdeyim.
Hani o kadar çok anlatacağım şey var ki.
Tıkandığım yerde zaten kendimden bir şey çıkarıp onu anlatmak istiyorum.
Ama demek istediğim de bu.
Böyle biraz daha slow living ile daha yavaş yaşayıp hani benim bunu anlatmama gerek yok ya da şu an bir şey çıkarmama gerek yok ya da geçen hafta olduğu gibi yani içimden çıkmadı, bölüm çıkmadı.
Neremle çıkarayım? Yani sözcükler, cümleler, düşünce tamamen böyle bir kutuda kalmak istedi.
Bir şey olduğu için değil bu arada.
Sadece tatildeydim ve tatile dönüşe hasta olduğum için de olabilir.
Okey. Ama burada ana konumuz hobilerin hobi olarak kalabilmesi.
Biraz böyle sadece siz keyif alarak yaptığınız, o içinizdeki yaratıcı ile buluştuğunuz, o çocuk enerjisini tekrardan yakaladığınız, o çocuğun neşesini tekrardan yakaladığınız ana aslında
gidebilmek, o anı kendinize hissettirebilmek.
Benim çok keyif alarak yaptığım çok fazla şey var.
Yani çok fazla şey var ve bunları hepsini aynı anda yapamayacağıma göre Öncelikle bunu kabullenmekle başlıyorum.
Tamam demek ki her şey aynı anda yapamayacağız.
Şu anda fotoğrafçılık ve oyunculuk dedik.
Birkaç tane daha kurs var aklımda ama onların sırasının gelmesini bekliyorum.
Çünkü bana kalsa şu an freelancer'da olduğum için her akşam bir kursa gidebilirim.
Ama çabuk yoruluyorum. Bu faktörü unutuyoruz bazen.
20'li yaşlarımda gerçekten bir günde 5-6 plan yapabiliyordum.
Sabah çalış, aralarda okul.
Sonra sosyal aktivite, akşam bir daha çalışıp özel dersler ver, dans kursları, dans dersleri veriyordum.
Yani bir günde hiç şakasız 4-5 tane event koyabiliyordum hayatıma.
Şu anda bir kâfi.
Bu biraz yaşla gelen bir şey oldu.
Belki New York'un hengamesi de olabilir bilmiyorum ama ben çabuk yoruluyorum.
En fazla bir, hadi maksimum iki event alabiliyorum günde.
Yani etkinlik diyeyim. İki etkinliğin fazlası yok.
Hatta benim sabah rutinlerimi etkileyecek bir şey olursa mesela saat 10'da birisi bir randevu koyarsa panik oluyorum.
Alanıma girilmiş gibi hissediyorum ve yapmıyorum.
Hatta 12 bile benim için çok erken hissettiriyor.
Bu arada ben çok erken uyanan bir insanım.
Yani geç uyandığım için bana 12 erken gelmiyor.
Erken uyanıp sabahı kendine ayırmaktan hoşlanan birisiyim.
O yüzden böyle dışarıdan gelen müdahale de canımı sıkabiliyor bazen.
Ya da onu değiştiriyorum.
Çünkü burada başka bir şey de eklemek istiyorum size.
biraz böyle people pleaser bir tarafınız varsa ki bende var.
Artık bu tarafımı bilmeyen yoktur diye düşünüyorum.
Ama kendime bayağı bir farkındalık da getirdiğim için olay anında kalıp ne istediğimi sorabildiğim için neden keyif aldığımı sorabildiğim için ben yapıp
yapmak istiyor muyum bu anlayabildiğim için buralar bende değişmeye başladı.
Çok güzel bir haber. Artık sonunda bunu anlayabilmeye başladım.
Yani ben istiyor muyum? Mesela bu tamam sabah Randevudan bahsettik.
Yani randevu ne ya? Planlama değil.
Ne o tam bilmiyorum. Yani insan bir başkası sabaha bir şey planlamak istediğinde ben istemiyorum.
Bu çok net artık. Eskiden kendimi biraz daha gerekli hissederdim.
Hani tamam ona uyuyormuş ben de ona uydurayım kendimi gibi hissederdim.
Şu anda o alanlarım kalmadı.
Diyorum ki benim kendime ayırdığım bir sabah rutinim var.
Sadece 12'de müsaitim. Ya da bazen söylemiyorum bile ben en erken 12.30'da müsait oluyorum diyorum.
Artık karşıki taraf da bunu hani o şekilde öğreniyor, oturtuyor kafasında.
Ben son dönemlerde bunu baya baya bilinçli olarak yani mindful olarak yapmaya başladım.
Başka yerlerde de böyle bu arada.
Ben istemiyorum mu ya da ben istiyorum mu biraz daha ortaya koyuyorum.
Hatta oyunculuktan şöyle bir şey örnek vermek istiyorum size.
Oyuncu hocamız Romanya kökenli.
Yani İngilizcesi tamam burada büyümüş aslında ama biraz böyle aksanı var ve çok anlaşılmıyor.
Kelime tarzı, anlatış tarzı bazen çok anlaşılmıyor.
Ben de yabancıyım.
İkimiz de ortak bir dilde birbirimizi anlamaya çalışıyoruz.
Geçen derste sahneye koymamız gereken şey public solitude diye geçiyor.
Yani sahnede kendiniz bir şey yapacaksınız.
Bu yarım saat işte.
İstediğinizi yapabilirsiniz.
İsterseniz sessiz kalın.
İsterseniz monolog yazın.
İsterseniz doğaçlama oynayın.
İsterseniz ağlayın.
Yani ne yaparsanız yapın. Sahne sizin.
Public solitude diye geçiyor yani.
Ben şeyden çok kaygılanıyorum.
Kesin yanlış anlamışımdır ben bunu yani.
Kesin yanlış anlamışımdır ve muhtemelen kendi kendime bir şey uyduracağım sahnede diye düşündüm.
Ve bu kaygıma rağmen ilk önce ben çıkmak istedim sahneye.
Ders başladı. İşte hocayla zaten sohbet ediyordum.
Kim çıkmak ister deyince ben böyle şeylere bayılırım bu arada.
Eskiden de severdim.
Hani hemen kendimi atmayı severim.
Ve yanlış anlama ihtimalimin olduğunu da biliyorum.
Çünkü daha önce böyle bir şeyin örneğini görmedim.
Kadın bence iyi ifade edemedi.
Kendisi de şey dedi zaten private moment diye anlatıyordu.
Ya aslında private moment değil de public solstitut diyelim.
Bunu yanlış anlamanızı istemiyorum falan dedi.
Ben de dedim ki kesin yanlış anladım seni bence.
Ama ben yine de çıkacağım dedim.
Çıktım ve yarım saat kendim nasıl anladıysam, ne anladıysam onu ortaya koydum.
Sahnede bu arada bir...
Trick eğer ki tıkanmış hissediyorsanız bunu yüksek sesle söylüyorsunuz.
Yani bu oyuncunun bir tıkanmışlığı da olabilir.
Kendi karakteriniz de olabilir ama seyirci onu anlamıyor.
Şey diyebiliyorsunuz yani şu an çok tıkanık hissediyorum diyebiliyorsunuz.
Ben de şey diyorum mesela yine yanlış anlaşılıyorum kesin.
Ya da ben yanlış anladım insanları.
Hep böyle değil mi zaten bu kaygılar yok mu kafamda falan diye yüksek sesle söylüyorum.
Aslında gerçek düşüncem bu. Çünkü kaygım şey konuyu anlamamış olmaktan korkuyorum.
Yani hiç anlamamış olabilirim.
Kendimi rezil ediyor olabilirim.
Sonra dedim ki ne yapıyorsun ya?
Saçmalama yani. Birincisi özellikle oyunculukta.
Ya yanlış anlama diye bir şey yok.
İki iki daha dört etmiyor.
Herkes kendi yorumlamasını, kendi karakterini, kendi bakış açısını ortaya koyabiliyor.
Yani en en en en özgür hissedebileceğiniz yer orası.
Sahne. Hani dışarıda yapamayacağınız kabalığınıza, saçmalığınıza neyse artık o.
Diğer göstermedeniz bütün taraflara izin verilen yer orası.
Dedim ki sahne senin istediğini yap.
Ve sahnenin sonunda ağladım.
Fake falan değil gerçekten ağladım.
Böyle bir şey hayal ettim çünkü sahnede.
Onu hissederken de çat diye böyle ağlamaya başladım.
Ve o kadar hoşuma gitti ki.
Dedim ki burası senin özgür alanın.
Burayı bazen belki her zaman değil dışarıya çıkaracağız.
Burada biraz daha böyle kendi karakterinizin oturması artık people pleaser'lıktan çıkmak.
Hayır ben böyle anladım mı diyebilmek.
Çünkü... Her zaman her yerde aynı doğrular geçerli değil, aynı kurallar geçerli değil ya da daha güzel haber.
Siz ona farklı bir bakış açısı katıyor olabilirsiniz.
O orijinalliği değiştiriyor olabilirsiniz.
Yenilik getiriyor olabilirsiniz.
Belki form değiştiriyor olabilirsiniz.
Yani bu hakkı kendinizde görebilirsiniz.
Her zaman... Bir tık böyle follower olma eğilimimiz vardır ya bir tane kitap var hatta Originals diye.
O kitap da bunu çok güzel anlatıyor aslında.
Fikir kuranlar, oluşturanlar, başlatanlar bir de takip edenler.
Eğer siz kendinizde olanı fark etmezseniz, içeriği görmezseniz, ortaya koyacağınız gücü en başta siz anlamazsanız, siz ortaya koymazsanız eğer follower oluyorsunuz, takip eden oluyorsunuz
ve bilirsiniz ki zaten içten içe çok da memnun değilsinizdir o durumdan.
İçsel olarak çünkü hepimizde var bu.
Bazı insanlarda var bazı insanlarda yok gibi değil bence.
Hepimizde var. Hepimiz kendimize ait olanı ortaya koymak istiyoruz.
Hepimiz önemli olduğumuzu bilmek istiyoruz.
Hepimiz bir şeyi başarabildiğimizi görmek istiyoruz.
O takdiri duymak istiyoruz.
O yüzden hani o küçük yerlerde kendimizi yakaladığımızda bunu sahneye koyabilmek ve koyduktan sonra arkasında durup hani ben yaptım.
Evet çünkü böyle düşündüm.
Evet çünkü böyle yaptım mı diyebilmek müthiş de bir cesaret.
Bir de daha güzel haber o cesaret başka yerlere taşınıyor oluyor.
Bir yerde yaptıktan sonra başka bir yerdeki gücün ve cesaretin artıyor.
O da öyle öyle bence yetişkinliğin en tatlı taraflarından bir tanesi diyelim.
Buna ben hobilerin faydası diyeceğim.
Siz hobilerinizle kendinize oyun alanı açmaya başladıkça, eğlenebilmeye başladıkça, kendinize tekrardan yakınlaştıkça, kendi keyif aldığınız şeyleri fark ettikçe orada kalmayı da öğreniyorsunuz.
O yüzden onları da başka yerlere taşıyabiliyorsunuz.
Oyunculuk dersinde mesela bu anlattığım az önceki örnekte benden sonra sahneye gelen insanlar da benim yaptığım birkaç şeyi tekrar ederek yaptılar.
Bazen öncü olabilmenin verdiği cesareti de gururla taşıyabilmek lazım.
Ben kendimi bulunuk suya atmayı severim.
Hani önce bir atlayalım sonra bakarız demeyi severim o yüzden.
Bilmiyorum benim için çok keyifliydi.
Kendimle alakalı başka bir farkındalığımın da olduğu bir hafta oldu.
Son bir tane kötü haberi araya sıkıştırarak gideceğim.
Trump kazandı maalesef, maalesef, maalesef.
Yani çok üzgünüz, gerçekten üzgünüz.
Burada oturup Trump'ı anlatmayacağım ama bölücü bir adam, zaten komedyen bir adam ve hani komiklikle belki de bu kadar sempati kazandı.
Ama genel olarak kaygımızı da artıran bir adam burada yaşamakla alakalı.
Kendi getirdiği birkaç regulasyon ya da uygulamadan da dolayı biraz böyle endişemizi de artırabilecek bir adam.
En basit örneği mesela kadınların kürtaj hakkı yok.
Öyle söyleyelim. Bu en can alıcı örneklerden bir tanesi bence.
Neyse biraz onun da etkisi oldu açıkçası bu haftaki ruh halimizde.
Yani election'ı takip etmek, sonuçlar ve kötü haberle karşılaşmak da biraz böyle sarsıcı bir şey oldu.
Genel olarak kendi balonumda kalmaya çalışıyorum.
Geçen bölümde de bahsetmiştim çünkü kendi enerjini koruyabilmek, iyi hissedebilmek, önce kendine iyi gelebilmek de aşırı kıymetli.
Buraya kadar dinleyenlere son bir şey daha ekleyip öyle gideyim o halde.
Eğer ki bir tıkanıklık hissediyorsanız, böyle bir ağırlık hissediyorsanız göğsünüzde çünkü bu election'dan sonra özellikle saçma bir ağırlık oldu üzerimde ve nereye koyacağım bilemedim.
Yani ne yapacağım bilemedim. Durup durup ağlama isteği geliyordu.
Korkuyorsun çünkü yani iyi bir başkan istiyorsun.
Trump ya da Kamala'dan bahsetmiyorum.
Ben genel olarak dünyanın her yerinde gerçekten çıkarlarını ülkenin çıkarları olarak görebilecek bir başkan istiyorsun.
O yüzden bu üzerimdeki ağırlığı nereye koyacağımı bilemediğim için kendi kendime şey dedim yani en en en çok yapabileceğin şey hareket etmek.
Temizlik yaptım. Temizlik yapınca da üzerimdeki ağırlık kalktı.
Çünkü hareket ettim. Bir şeyleri temizledim.
Ruhsal olarak böyle fiziksel olarak da bir rahatlama geldi.
O da zaten o rahatlama başka bir şeye dönüşüyor.
Hep böyle görüyorum ben bu arada hayatı.
Yani bir düğümü çözdükten sonra başka bir düğüme yardımcı oluyor.
Ya da bir şeyi aydınlattıktan sonra başka şeyi görmenize fayda sağlıyor.
Böyle pıt pıt pıt taşların üzerine sekerek gidiyormuşum gibi geliyor bana bu hayat yolu.
Böyle yine en iyi versiyonumuza yaklaşıyoruz olarak görelim.
Pozitifliğimizden hiç aman vermeyelim diyorum.
Haftaya yeni bir bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
