
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Benim podcastlerim hep böyle aynı şey çevresinde dolaşıyor gibi ama aynı şey çevresinde dolaşmamız gerektiğini de...
Yani kendimi eleştirdiğim bir yer değil burası.
Belki üst üste dinleyenler için kendimi çok sık tekrar ediyorum gibi görünebilir.
Ama muhtemelen haftalık olarak dinliyorsanız unuttuğumuz şeyleri tekrardan hatırlatma ve uygulama üzerine güzel bir adım olabiliyor.
Çünkü biliyorsunuz ki yapmıyoruz.
Yani yapanlar varsa zaten muhtemelen dinlemiyordur artık beni.
Ama dinliyorsanız eğer ve hala yapmakta zorlanıyorsanız bu da prosesin bir parçası.
Gelişime bir parçası.
İngilizce söylediğimi gıcık olunabiliyor bazen.
Sürekli bir arayış halinde olmamız, bir hal çare aramamız, şifa istememiz, dualar, diğer ideolojiler, birçok şeyi deneyimlememiz, kitaplar, YouTube videoları, motivasyonlar, TED
Talklar, podcastler. Gelişim halindeyiz değil mi?
Gelişmek istiyoruz, değişmek istiyoruz, bir şeyler başarmak istiyoruz.
Olmak istiyoruz ya.
Bir şey olsun. Biz bir şey olalım.
Bilinelim belki de yani o ölümsüzlük olabilir arkasında.
Birçok motivasyon olabilir. Bireysel olarak değişebilir.
Olursak bir şeyler sanki istediğimiz gibi olacağına inanıyoruz.
İşte daha çok param olursa daha mutlu olacağım.
Ülke değiştirirsem daha iyi hissedeceğim.
Evimi değiştirirsem vs.
Bazılarının gerçek etkisi var bu aradan.
Hiçbiri tamamen fasafüs ödemiyorum.
Bazıları gerçekten etki yaratıyor.
Gerçekten gitmeniz gerekiyor.
Değiştirmeniz gerekiyor. Alt üst etmeniz gerekiyor.
Alt üstünden daha iyi oluyor.
Bazen bok gibi oluyor. Okey çok güzel.
Yaşam. Yaşamın her hali.
Sonuna kadar hissetme gayreti.
Bu gayreti size kim yükledi?
Size ait olan bir gayret mi?
Girdi mi çıkamıyoruz buradan.
Girmeyeceğim bu kadarına.
En azından sizi bir haftalık bir challenge'a davet edeceğim.
Bir şey tüketmeme, öğrenmeme challenge'ı.
Yani öğrenmeyelim. Bir hafta, mümkünse iki hafta olabilir.
Çok şey izlemeyelim, dinlemeyelim, tüketmeyelim, anlatmayalım, aktarmayalım.
Nadasımızı yapalım ya.
Hiç nadas yapmıyoruz bence.
Kendimizi bir serbest bırakıp, bir süre böyle zaten olanı havalandırıp.
Kendi haline bırakmıyoruz.
Öğrendiğimiz şekli neydi?
Nasıl uyguladık?
Böyle bir durup incelemiyoruz.
Yine ne olmadı motivasyonuyla ne öğrenebilirim?
Yerine ne koyabilirim?
Daha çok ne izleyebilirim?
Nasıl kendimi geliştirebilirim?
Gibilerin peşinde koşuyoruz.
Hep söylüyorum bunların arkasında yatan motivasyonlar bireysel.
Ama çoğunlukla aynı oluyor.
Genelde özler eksikliği ve özsevgi eksikliği tabanından bakabiliriz.
Bir değer arayışındasın.
Kabul görme arayışındasın.
Bunları söylerken şu sesleri duyuyorum kafamda.
Hepimiz bu zaten duamızda olan bir arayış.
Bu biyolojik olarak da kanıtlanmış bir şey.
Kabul görmek istiyoruz toplumda yaşamak için.
Birlikte olabilmek için kimse tamamen bireysel böyle tamam ben kendimi onayladım, kendime değer verdim ve bitti değil.
Ama şöyle bir farkındalık geliştirelim isterim burada.
Kendi olmak istediğin halinle kabul görmeyi çok deneyimlemediğimiz için çok yoruluyoruz.
Bu cümle anlaşıldı mı bilmiyorum.
Yani arkandaki motivasyon zaten değer görmek için uyguladığın şeylerse hep yorgunsun.
Hep yorgunsun, daha çok istiyorsun.
Olmadığında üzülüyorsun. Başka insanlar üzerinden kendini değerlendirmeye devam ediyorsun.
Bunun egzersizini şöyle yaptım kendimde.
Hayatımdaki birkaç insanın isimlerini yazdım deftere.
Bana beni nasıl hissettirdiklerini düşündüm.
Ben gibi hissetmediğim insanların böyle üstüne çarpı attım.
Dedim ki ben gibi hissetmiyorum.
Ben gibi değil yani o insanla kurduğum halim.
Arkasında yatan motivasyon onlar beni sevsinse eğer.
Demek ki bana iyi gelmiyorlar.
Yani bu insanları hayatımdan çıkardım onları çarpattım değil.
Orada değiştirmemiz gereken bir şey var Nurtaç dedim.
Yani orada daha çok kendi halinle olduğunda ne olacak?
Seni sen olan halinle kabul ederlerse ki hayatı deneyimlemek üzerine bahsediyorum aslında.
Bu alıştırmayı yapabilirsiniz.
Hayatınızda sık gördüğünüz insanların listesini yapıp sizi nasıl hissettirdiklerini, onların yanında nasıl olduğunuzu, onlarla nasıl bir ilişki kurmak istediğinizi, onlardan beklentilerinizi, gelecekteki halinizi
vs. yazabilirsiniz.
Çok uzun gibi gelebilir.
Ya da dediğim gibi aklınıza ilk gelen hissiyle şöyle bir tik ya da çarpı atabilirsiniz.
Evet ben bu insanla ben gibi hissediyorum.
Doğalım, rahatım, üzerime ağırlık çökmüyor aldığınızda durun orada.
Aksi halde ise demek ki siz siz olmadığınız ilişki halinde olabilirsiniz.
Bu da dediğim gibi yorgunluk yaratıyor ve bu yorgunluk bizi diğer tarafa sürüklüyor.
İşte daha iyi ne olabilir?
Daha çok para kazanayım ki bu kişi beni sevsin.
Daha çok ortamlara davet edileyim.
Marka şeyler kullanayım.
İnsanlar bana saygı göstersinler.
Belki de hiç umurumuzda olmayacak olan şeyleri arzu ettiğimizi zannediyoruz.
Bunun örneğini aslında Amerika'ya gelen Türkler üzerinden daha önce vermiştim.
Biz yani sadece Türk üzerinde anlatıyorum burada biz biz olduğumuz için.
Ama birçok millette var bu.
Amerika ilk geldiğinde...
Önce doyurmak istediğin duyguları doyurmaya çalışıyorsun.
Bu da genelde buradaki işte marka olan mağazalara gidip onları alıp kocaman logolarıyla gezmek ile başlıyor.
Bunu neredeyse %90'ında gözlemledim buraya gelen göçmenlerde.
Bir şey gösterme hali başlıyor.
Yani yabancı ülkedeyim hele ki Amerika'dayım.
Amerika'yı da böyle hani kutsallaştırmak, yüceltmek gibi bir algı, bakış açısı, yaklaşım.
Ve Amerika'ya gelmek bir başarı.
Belki başarı olabilir bu arada yani bunları boklamıyorum.
Sadece buraya gelen insanın verdiği ilk psikolojik tepki biraz bu yaklaşımla oluyor.
Geldiğini göstermek istiyorsun.
Buraya geldim, zenginleşmeye başladım.
Amerika'da çok klasik olan işte bu büyük evler var ya bahçeli, önlü arkalı falan.
Onları aldın, arabalarını aldın, pahalı şeyler almaya başladın, kıyafetleri aldın, ülkeleri geziyorsun gibi şeyleri gösterme zihniyetiyle yaptığım ile gelen yorgunluk başka bir yorgunluk.
Ben de geçtim bu süreçten.
Önce aldıklarımı göstermek istedim, yaptığım şeyleri göstermek istedim.
Sosyal medyada büyüdükçe başarı gibi hissettim.
Hele ki benim gibi bir geçmiş hikayeniz varsa.
Yetersizlik şeması, haklılık şeması, aşağılık kompleksi bunların hepsi var içerisinde.
Orada doyurmaya çalıştığınız bir yeriniz var okey.
Yeter ki doyurmaya çalıştığınızı fark edin ve o doyunma halinin aslında uzun vadede muhtemelen mümkün olmayacağını fark edin.
Çünkü bitmiyor zaten doğal yapımız doyumsuzluk üzerine bir şeyden doyduğunu düşündüğünde başka bir şeyle yer değiştiriyor.
Yani hayatta kalmak için bir motivasyon aslında.
İleriye devam etmek için daha çok arzu ediyorsun, daha çok istiyorsun.
Hiçbir şey istemeyelim, monk olalım gibi bir şeyden kesinlikle konuşmuyorum.
Yani daha başına çıkalım ve kendi halimizde yaşayalım değil.
Ama yeter ki artık bu artificial dünyadan biraz uzaklaşmayı becerelim isterim.
O yüzden sosyal medyadan ben çok uzaklaştım.
İnsanlar depresyonda olduğumu falan düşünmeye başladılar.
Ama eskisi gibi bir ihtiyacım yok orada.
Önceden ihtiyaç duyduğum şey görünmek.
İşte saygınlık kazanmak, değer algımı orada ölçmek gibi şeylerdi.
Bu da kendi içim dediğim, kendi olgunlaştığımın göstergesi.
Burada paylaşımlar yapmak hoşuma gidiyor, burayı kötülemiyorum.
Hani sosyal medya tamamen hayatımızdan çıksın değil.
Sadece yaklaşımım ve enerji kullanımım çok değişti.
Şimdi geçenlerde burada büyümeye çalışan bir hesap beni takip etti ve yapmaya çalıştığı şey dikkatimi çekmek aslında.
Yani bunu görüyorum işte mesaj atmıyor, sadece yorumlar yazıyor.
Hikayelerimi beğeniyor. Onu görmemi istiyor.
Yani bu yollardan geçtiğim için en azından tahminde bulunuyorum diyelim.
Belki öyle değildir. Ama benim beklentim şu olurdu.
Bana mesaj atsın. Merhaba Nurtaç sen de New York'ta yaşıyorsun.
Tanışmak isterim gibi. Olan hali bana daha çok uygun olan versiyonu diyelim.
Yaptığı şey bana biraz daha pasif bir yaklaşım olarak göründü.
Ve direkt irit oldum mesela.
Çünkü orada hissettiğim şey onun o hırsı.
Yapmak istediği şey, gelmek istediği şey onun gözünde muhtemelen Nurtaç zaten influencer olduğu için basamak yani yeni başladığı çok belli arkadaşın basamak ve benden çok şey öğrenecek.
Bu arada paylaşmakla alakalı hiçbir sıkıntım yok.
O yüzden bir mesaj atsa, bir kahveye çağırsa, tanışalım falan dese buralarda çok okeyim.
Kendi buradaki influencer grubum da bu şekilde oluştu bu arada.
DM'lerle tanıştık. Şimdi çok yakın arkadaşlarım oldular.
Daha sonrasında başka arkadaş ortamlarım oldu, gruplar oldu.
Bu böyle gelişir zaten, böyle büyür.
Ama arkadaşın hesabına baktığımda hırsı görüyorum.
Ve bu duygulardan kendimi uzaklaştırdığım için sosyal medyanın bu tarafından çok rahatsız oluyorum.
Şöyle anlatmaya çalışayım.
Sosyal medyaya ilk giren insanda böyle duygular olur.
Bende de oldu. Kullanmaya başladıkça, belki almak istediğin şeyi aldıkça, belki kendi içinde geliştikçe, kendi hayatındaki gelişimleri ya da sosyal medyanın dışındaki tarafı gördükçe bazı ihtiyaçların azalıyor.
Ve o ihtiyaçlar azalması akabinde de sosyal medya eski gücünü yaratmıyor senin üzerinde ya da seni eskisi kadar etkisi altına alamıyor.
YouTube'u hala seviyorum.
Orada kurulan bağı çok seviyorum.
Çünkü YouTube'da mesela biraz sinematik tarafı da çok seviyorum o çekimler.
Bir de en güzel tarafı kendi hayatını dokümente ediyorsun aslında.
Ben bugün Çin'deki hayatımı görüyorum.
Çin'de 28 yaşındaki Nur Taç'ın nasıl...
Nasıl bir evde yaşadığı, nasıl ses tonu.
Mesela Çin'deki ses tonum farklı eğer YouTube'da bakarsanız eski videolara.
Herhalde hava kirliliğinden.
Gerçekten sesim daha böyle kısık ve farklı çıkıyor.
Kıyafetlerim, işte evimin hali, konuşma tarzım falan çok güzel.
Kendi hayatını dokümente etmen harika.
Sosyal medya sayesinde yaptığım arkadaşlıklar çok güzel.
İçime sinen yaptığım işbirlikler çok güzel.
Bunların hepsi inanılmaz değerli.
Hepsini çok seviyorum. Buradaki benim kilit noktam ihtiyacım olmadığı için Eski enerji aktarımını oraya yapmak istemiyorum.
Sadece izlemek değil, kullanım açısından da yani benim paylaşımlarım açısından da.
Kimseden bir şey sakladığım vesaire de değil.
Yani hayatımı gizli yaşamaya çalıştığım için de değil.
Biliyorsunuz zaten Zek'le beni boşandı falan zannediyorlar.
Çünkü artık onunla da videolar çekmiyorum.
Yani özetle sosyal medya mesela benim üzerimdeki gücünü bayağı kaybetti eski gücünü.
Orada büyüme işte bir yerlere gelmeye tanınma hayallerim yok.
Ama bu sıfırlandığı anlamına gelmiyor.
Sosyal medya tamamen hayatımdan çıktığı anlamına da gelmiyor.
Daha sağlıklı bir ilişki kurduğumu düşünüyorum.
Ve bu benim için bir sosyal medya örneğiydi.
Kendi hayatınıza da oradan bakabilirsiniz.
Ki bu sosyal medya da olabilir eğer ki girdiyseniz influencer olmak istiyorsanız.
Yani bu söylediğim şey şu an size bir şey ifade etmiyor olabilir.
Çünkü kafanızda başka bir frekanslısınız.
Sizin için olması gerekenler çok net.
Bunu niye söylüyorum? Uzun zaman Zek'le konuşmalarımızda Zek'i ikna etmeye çalışıyordum.
Sosyal medyanın neden çok önemli olduğu ile alakalı.
Sosyal medyanın bizimle alakalı ne ifade edeceği ile alakalı.
Şu anda mesela o geçtiği için.
Ben Zek'in olduğu frekansa geldim diyelim.
Yani Zek için benim yaşadığım hırslar bir şey ifade etmiyordu.
Zek'te o hırslar yoktu. Bana sadece yardım etmek istiyordu.
Ama tabii ki de günlük olarak sürekli beni dinlediği, sürekli şikayet ettiğim ya da daha fazla ne olabilir, daha ne gelişebilir, daha daha daha dediğim bir yerden şu an bambaşka bir frekansa geçtim.
Belki sizin böyle günlük telaşlarınız yoktur.
Yapılarımız da farklı.
Kendi karakterlerimiz, bakış açımız, her şeyimiz farklı.
Hepimiz biriciyiz.
Ama ben en azından burada kendi hikayemi paylaştığımda çok yorulmuşum.
Ben bu süreci yaşarken çok yorulmuşum.
Sosyal medyada bir şeyler yapmaya çalışırken çok yorulmuşum.
Neyi neyle özdeştirdiğimi fark ettiğimde ihtiyaçlarımı...
Buradan almaya çalışmak beni çok görmüş yani demek istediğim o.
Bu ihtiyaçlar ne? Mesela görülme ihtiyacı, sevilme ihtiyacı, onaylanma ihtiyacı, hediyeler ya da biraz ünlü birisi beni takip ettiğinde benimle alakalı değer göstergesi olduğunu düşünüyordum.
Böyle şaşırıyordum. Aa beni tanıyor, aa beni takip ediyor falan diye.
Ya bunlar çok doğal.
İnanın bana yani bu belki sizin hayatınızda direkt aynı.
Tıp atıp bir örneği olmayabilir ama kendi değerinizi diğerleri üzerinden görmek gibi bir alışkanlığınız varsa işte patronunuzun sizi sevmesi, öğretmeninizin sizi kayırması işte ya da arkadaşınızın size
öncelikli davranması gibi şeyler de ekstra bir şey ifade ediyormuş gibi görünebilir.
Şöyle söyleyeyim bunların hiçbiri hiçbir şey ifade etmiyor aslında.
Yani ettiği şeyler var tamamen değersiz değiller ama böyle içindeki o gıdıklanmalar yine o içindeki eksikliklerden kaynaklı oluyor.
Kendi üzerimde bunu zayıflık olarak algılıyorum.
Kendi zayıflığım olarak görüyorum.
Uzunca bir süre bir şeyleri tamamladığımda kendimle alakalı yükseldiğimi falan düşünüyordum.
Mesela işte bu dedim ya pahalı şeylerle başladı, marka kıyafetlerle başladı.
Belki bugün yaşadığım bu ev bile.
Bilinç altında bunu ifade ediyordur.
Çünkü daha iyi bir apartmana taşındım.
Daha manzaralı işte gösterebileceğim bir yer gibi.
Content friendly deniyor ya işte influencer isen.
İçerik yapabileceğin ev.
Şimdi burada yaşadıktan sonra da zaten onu sorgulamaya başlıyorsun.
Bunu kabul etmek bayağı kötü isteyen bir şey.
Çünkü ulan hani bunu nasıl kabul edebilirsin ya?
Yani böyle sadece... Sevgi saygı görmek için mi?
İyi evlerde oturmak istiyorsun falan.
Hayır. Yine korkmayın, panik olmayın.
Yani kendine değer vermek, iyi şartlarda yaşamak istemek, lüksü sevmek yine kötü değil.
Bunların hepsini sorguladığım ve üstünden geçtiğim için açıkça paylaşıyorum.
Ve belki benzer yerlerden geçiyorsanız buralarda kalbinize dokunmak istiyorum.
Çünkü böyle materyalistik şeyleri sevmenin kötü olmadığını hep söylüyorum.
Sadece yeter ki o hırs kısmında.
Kendimizi böyle ezip geçmeyelim.
Onu anlatmak istiyorum. Yapabileceksen eğer gücündeyse, kontrolündeyse, seni aşağı çekmiyorsa, seni yormuyorsa ya imkanın varsa özetle yap.
Niye yapmayasın? Orada da suçluk hissetme mesela.
Çünkü var da yememe gibiden de bahsetmiyorum.
Evet var imkanın ama yapmayacağım.
Ya da kendimi kötü hissediyorum.
Ya da işte monk olacağım falan da değil.
Güzel kaliteli şeyleri sevmek, onları kullanmak, değerlendirmek için okşuyor olabilir.
Bu seni iyi hissettiriyor olabilir.
Yeter ki... onun için olmasın.
Yani onun arkasından, onun peşinden yorularak olmasın.
İki tarafı da gördüğüm için söylüyorum, öyle söyleyeyim.
Maddi olarak eski halime göre çok çok çok rahat bir yerdeyim.
Bunu böyle üstten bakmacı bir yerden söylemiyorum çünkü bunları kıyasladığımda kendime böyle bir ufak üzülüyorum önce.
Ya bir örnek şeyi vereceğim size.
Belki alakasız olacak, çok ulaşmayacak bir örneğim ama Çin'de yaşarken, 2010 yılında ama O zaman devletten, Türkiye'den yani burs alıyordum.
250 liraydı ve o zaman düşünün.
Bakın Çin parası ile Türk parası aynıydı.
1 yuan, 1 TL'ye geliyordu.
Çin'de de 250 yuan'im vardı.
İlk taşındığımda yabancılar yurdunda kalıyordum.
Yani daha fancy. Odanın içerisinde banyo var.
Koreli bir oda arkadaşım vardı.
Odaya da 75 yuan veriyordum.
Sonra baktım Çin yurduna taşındığımda yıllık olarak 120 miydi neydi?
Yani 10 aylığına 120 yuan mi ne verecektim?
Tek farkı... Binada banyo yapacağın yer yok.
Yani başka binaya gitmen gerekiyor.
Ve soğuk. Dalian gibi bir şehrinde yaşadım Çin'in.
Çok soğuk. Dört kız.
Baya komik ama aslında zor şartlarda yaşamıştım.
Çinlilerin anlattığım bir bölüm çekmiştim.
İlginizi çekerse bakabilirsiniz.
Orada param yok yani.
Bazen noodle'lar oluyor ya böyle fanbiyen miyen yani.
Hazır noodle'lar. O kaplanın içinde olanlar.
Bazı markalar biraz daha pahalıydı.
5 yuan diyeyim. Tam hatırlamıyorum fiyatını.
Bazıları da 3 yuan. Ben o aradaki farkı düşünmek zorundaydım.
3 yuan'e aldığım bir fıstık vardı.
Fıstık çok seviyordum içinde yaşarken.
Bir de 5 yuan'lik fıstık vardı.
Ben o 5 yuan'lik fıstığı alabildiğimde çok mutlu oluyordum.
Genelde böyle 3 yuan'liğe falan param yetiyordu.
Bu belki çok dedim ya alakasız bir örnek gibi gelebilir ama o senin bir şey alamadığındaki halin.
Yani yapıyoruz. Benim bugünkü halimde de var bu arada.
Çok zenginleştim falan değil.
Bir şey almak istiyorum ama alamıyorum.
Böyle içimde ukda kalıyor.
Yapamıyorum. Bazen işte imkanım yetmiyor falan.
O duygu ama farklı bir yerde şu anda.
O zamanki halim bayağı böyle kendimi kötü hissettiğim, küçük hissettiğim, diğer insanlardan az hissettiğim versiyonuyla ben de duygu yaratıyordu.
Bugünkü hissettiğim şeylerde kendimi durdurabiliyorum.
Diyorum ki buna ihtiyacın yok aslında.
İhtiyacın var gibi zannediyorsun.
Ya da şu anda gerekli değil.
Ya da yapabildiğin zaman yap.
Yani borca gireceğim, kredi kartından çekeceğim ile değil.
Yapabildiğim şeyleri yapıp onlarla keyif almak üzerine en azından bir şey geliştirdim.
Bu da tabii ki de benim hayrıma, benim mental sağlığıma.
Çünkü olmayanı oldurmaya çalışırken, maddi olan şeyler özellikle, sen yıpranıyorsun.
Sürekli bir arayış halinde oluyorsun.
Başka insanlardan bir şeyler almak istiyorsun.
Belki çıkar ilişkileri kuruyorsun.
O basamaklar biraz daha böyle farklı hissettirmeye başlıyor.
İnsanlara o göze bakmaya çalışıyorsun.
belki bilmiyorum. Bunlar da kendisine saygısı olan insanı yıpratan şeyler oluyor.
Çünkü gerçek ilişkiler kurmadığında çıkar düşündüğünde hep bir şeyleri oldurmaya çalıştığında daha çok daha çok daha çok istediğinde sen değilsin.
Sen zannettiğin şey olmaya çalışıyorsun.
Olmak istediğini düşündürüldüğün şey olmaya çalışıyorsun.
Ve bu yüzden yorgunsun.
Ve bu yüzden yol bitmiyor.
Ve bu yüzden tükenmeye başlıyorsun.
Oradaki çaban Boşa gidiyor olabilir.
Şöyle boşa gitmiyor. En azından bu duygulardan geçtikten sonra sakinleşme başlıyor.
Grounding diyoruz ya o köklenme başlıyor.
Kendi vücuduna, kendi frakansına geçebilmeyi öğreniyorsun.
Kendine dönmeyi öğreniyorsun.
Hasılı o hırstan aldığın en büyük fayda bu oluyor en azından.
Grounding olmayı öğreniyorsun.
Oldurmaya çalışma. Ol.
Bugün ne ise o ol.
Bugün kimsen o ol.
Gerçekte kimsen onu bulup önce onu olmaya çalış.
Bunu son zamanlarda yakın çevremle deneyimlediğimde insanların sevgisinin değişmediğini anladım.
O çabayı azalttığımda, yapmak istemediğim şeyi yapmadığımda, söylediğimde en azından kendimi nasıl hissettiğimi görmeye başladım.
Çünkü biliyorsunuz bir şeye hayır dedim de geçenlerde bayağı cancel oldum yani linç edildim.
Kendi hayatımda yakın bir dönemde.
Ama bu beni kötü hissettirmedi.
Hatta böyle özgürleşmiş gibi hissettim.
Bu hep konuştuğumuz şeylerin uygulamasını yapabildiğim bir yer oldu.
Öyle söyleyelim. Siz de yorulduysanız belki o tükenmişlik hissiyatı varsa bir sebebi bu olabilir.
Başka birçok sebep de olabilir ama en azından bugün bunu konuşalım istedim.
Kendimiz olabilmenin şerefine diyorum.
Böyle bir hayat yaşayalım.
Biricik halimizi kutlayalım.
Haftaya yeni bölümle buluşalım.
Kendinize çok iyi bakın. Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
