
Diploma onaylı psikolog ve diyetisyenlerle internetin olduğu her yerden online görüşme yapabileceğiniz Eczacıbaşı Evital ile şimdi tanışın.
Görüşmelerinizi %25 indirimle planlamak için VERSİYON25 kodunu kullanabilirsiniz. Evital'i indirmek için: Tıklayın
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu bölüm Evital'le ilgili tanıtım içerir.
Bugünkü konumuz kendi kişisel gelişim tarihimde benim için çok şey ifade eden bir konu.
Teslimiyetten hayata kafa tutmaktan bahsedeceğiz.
Bu bölümün çıkışını sağlayan kişiye, keyfimin kahyalarındaki beyefendi adı Tolga'ydı sanıyorum.
Teşekkür etmek istiyorum. Çünkü sabır bölümünde çok güzel bir örnek verdiği için bu bölüm aklıma geldi.
Diyor ki Tolga Bey, hayat sizin hayatla tenis oynamanıza benzer.
Siz bir top atarsınız ama karşıya koşup topa cevap vermek istediğinizde hayat sana der ki, ha!
Çok mu biliyorsun? O zaman al buyur kendin oyna ve seni yalnız bırakır.
Yani kardeşim her şeye koşturamazsın, her şeye yetişemezsin.
Biraz sabırlı olman gerekir.
Bazen bazı şeyleri yaparsın, üzerine düşer ve sonra sana gelir, sen ona cevap verirsin.
Karşılığını da sadece beklersin, usul usul.
Fakat ben ne yaptım uzun yıllar?
Sabırsızca, beklemeden, kendi kendimi inşa etmeye çalışarak, duvarlara tırmanarak, sağa sola böyle gergin bir enerjiyle uzun süre yaşadığımı düşünüyorum bence.
Çünkü genel olarak gergindim.
Yani survival seviyesindeydim, hayatta bir yere gelmeye çalışıyordum.
Geçen haftaki bölümde de bahsettiğimiz gibi işte bu mazlumun ihtiyaçlar hiyerarşisinde biliyorsunuz ki ilk basamakta normalde fiziksel ihtiyaçlarınızın karşılanması gerekiyor.
Yani yeme, içme, uyku gibi.
barınma ihtiyaçlarınız yani temel ihtiyaçlarınız karşılanacak.
Kendinize göre başarınız ya da dışarıdan aldığınız onaylar takdir edilme taraflarınızda yoksa bunları gerçekleştirmek işte bir yerden onay almak için uzun bir emek gösteriyorsunuz.
Bir de benim gibi biraz kendi başınıza büyümek zorunda kaldıysanız diyeceğim.
Çünkü ben babamı çok küçük yaşta kaybettiğim için annemin maddi durumu da buna çok yeterli olmadığı için aslında Çoğu yerde kendimi yalnız hissettim.
Burada anneme karşı bir saygısızlık yapmak istemem.
Hatta çok hassasım olan bir konu.
Onun elinden gelenin en iyisini yaptığını farkındayım ama dört kardeşiz.
Bir de onların jenerasyonu, yetiştirme tarzı derken orada birazcık kendimi yalnız hissetmiş olabilirim büyürken.
Genel anlamda kişinin biraz da kendisinde olur ya bu vizyon, kendi hedefleriniz, kendinize belirlediğiniz şeyler.
Galiba ben dediğim gibi babam öldükten sonra bazı şeyleri fazlaca kafaya koydum.
Mesela bunların en başında aileyi kurtaracağım gibi bir kahramanlık sendromuyla birçok şeye girişimde bulundum.
Ve bu gayet yorucu bir misyondu benim için.
Ama aynı zamanda klasik bir örnek at ve havuç örneğine de dönüşmüştü hayatım.
Ben havuca ulaşmak için böyle toplumda birer kazanmak için işte siz görürsünüz ben büyüyünce şöyle şöyle olacağım diye bir yerden kafa tutma hali ve koşturmaca halindeydi aynı zamanda.
Çünkü bizim gibi topluluklarda biraz böyle ötelenme hissiyatı olabiliyor.
Özellikle işte maddi durumunuz biraz daha eksikse, işte ebeveyniniz yoksa vs.
Yani biliyorsunuz söylememe çok gerek yok.
O yüzden böyle için için hissettiğim bu kendini ispat hali, toplumda bir yere geleyim hali vardı bende çok uzun bir süre.
Bu da işte size teslimiyetten uzak, sanki her şeyin kontrolü sizin elinizde olacakmış gibi bir hissiyatı sürükleyebiliyor.
Bende o vardı, o eski hırsım vardı.
Bunu bir de nereden söylüyorum biliyor musunuz?
Şu anda o enerjide olan insanla karşılaştığımda birincisi hemen tanıyorum.
İkincisi acayip irkiliyorum.
Yani o enerji şu anda bana iyi gelmiyor, beni iyi hissettirmiyor ya da bana hizmet etmiyor şu anda.
Ve hemen tanıdığım için ya o kişiden ya da o enerjiden uzaklaşmaya çalışıyorum.
Karşınızdaki insana bunu anlatmak da olmayacağı için.
Genel olarak kendimi uzak tutmaya çalışıyorum.
Bu gibi durumları ayıklayabilmek, farkına varabilmek, kendini anlayabilmek ya da karşındaki insanın sana ne getirdiğini hemen idrak edebilmek de kolay olmuyor merak etmeyin.
Neyse ki bu keşifleri kendimiz yapmak zorunda değiliz.
Burada Evital'den bahsetmek istiyorum.
Biliyorsunuz ben bir süredir terapiye ara vermiştim.
Sürekli böyle kendine uğraşma hissiyatı verebiliyor.
Bunun farkındayım. Bu da yorucu.
Bunları daha önce konuşmuştuk zaten.
Fakat böyle insanın kendisini keşfetme yolculuğunda aa bir de bende böyle bir şey varmış deyip ya da farkındalığımı nasıl arttırabilirim, son zamanlarda nasıl hissediyorum gibi sorularınıza cevap bulmak da çok değerli.
Ben bu noktada Evital'le tanıştım.
Evital, kullanıcı dostu arayüzüyle dilediğiniz her yerden kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir dijital sağlık uygulaması.
Sağlık Bakanlığı tarafından tescillenmiş bir uygulama.
Ayrıca diploması onaylı uzmanlarla çalışıyor.
İstediğiniz zaman diyetisyenler ve psikologlarla görüşebiliyorsunuz.
Bu arada ücretsiz öngörüşme hakkınız da mevcut.
Bir diğer değerli özelliği ise kendinizi daha yakından tanımanıza yardımcı olan testler var.
Son zamanlarda kaygılarınız artmış mı, dikkat eksikliğiniz var mı gibi testlere de rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz.
Eğer daha önce denemediyseniz ücretsiz olarak deneyebilirsiniz.
Ayrıca avantajlı seans paketleri ve taksit imkanı da var.
Böylece bütçenize uygun bir programda seçebilirsiniz.
Ve de tabii ki versiyon 25 kodunu kullanarak %25 indirimden de faydalanabilirsiniz.
Yani sürekli kendinizi yalnız hissetme ya da hayata sürekli kafa tutma enerjisinde kalmanıza da gerek yok diye düşünüyorum.
Çünkü böyle hayata biraz kafa tutan her şeyi ben bilirim, yaparım, isterim, uğraşırım, onu da yaparım, bunu da yaparım deyip bir yerlere gelme gayesi içerisinde ilerlediğinizde maalesef insanın farkındalığı çok düşük
oluyor. Ve uzun yıllar kendisini gerçek anlamda tanıyamamış oluyor.
Ve bunun sonucu olarak da sanki böyle yolun sonuna geldiğinde sana çok benzemeyen...
tanıyamadığın, seni çok ifade etmeyen bir hayatı sahiplenmiş oluyorsun.
Aslına bakarsanız bu birçok milyonerin başına gelmiş bir şey bu arada.
Çünkü böyle havuç örneğinde bahsettiğim gibi bir şeyin peşinde belki sana ait olmayan bir şeyin peşinde yıllarca koştuğunda evet belki sonunda milyonların olabilir ama bir bakarsın En sonunda dersin ki ben
ne inşa ettim şu anda?
Bana bir şey ifade etmiyor. Yalnız hissediyorum.
Sağlığım yerinde değil belki.
Yani bir şeyin peşinde koşmuş oluyorsun yıllarca.
O hırs enerjisiyle ve günün sonunda bu seni tam ifade etmediği için o gerçek tatminlik duygusunu da alamamış oluyorsun.
Çünkü bu kadar hırsla ilerlediğinde ve neredeyse yıkıcı bir enerjiyle bu hayatı kurduğunda karşılaştığın şey bundan çok farklı olmuyor diye düşünüyorum.
Peki böyle bir sonla karşılaşmamak için ne yapmak gerekir?
Teslimiyet nedir ve neden bu kadar önemlidir?
Biraz onu konuşalım. Teslimiyeti ben kendi değerlendirmemde şöyle tanımlıyorum aslına bakarsanız.
Biraz böyle fani olduğunu, yaratılan olduğunu kabul etmek gibi.
Yani senin her şeye gücün yetmiyor, her şeyi kontrol edemezsin zihinsel olarak.
Biraz böyle elden bırakma, biraz böyle akışa bırakma gibi değerlendiriyorum.
Özel güçlerimiz yok. Hiçbirimiz kahraman değiliz.
Her şeyi böyle magical bir şekilde etkileyemeyiz, değiştiremeyiz.
Başka insanların zihnine giremeyiz.
Ya da bir şey olmadığında bir şeyleri yakıp yıkamayız.
Yani bunları kabul ettiğinde biraz böyle kendi güçsüzlüğünde fark etmiş oluyorsun.
Yani güçsüzlük derken korkuyorum aslında.
Böyle sanki kelimeler olumsuz bir şeymiş gibi hissettiriyor.
Ya da böyle sanki teslimiyet olmadığında, işte bir şeylere razı geldiğinde boynu bükük köşede oturan bir çocuk gibi kafamda canlanıyor.
Demek ki ben de bunları yanlış öğrenmişim.
Yıllarca o yüzden belki de hayata kafa tutma enerjim vardı.
Bunu anlayıp, kabul edip, özümsediğimde bana ne oluyor biliyor musunuz?
Böyle gün içerisinde sürekli şey anları yaşıyorum.
Hayat çok güzel ya. Yazı yazmak çok güzel, kahve içmek çok güzel, yaşamak çok güzel, nefes almak çok güzel.
Kıyafetler, ev dekorasyonu artık neyse sizin ilginizi çeken.
Çünkü şükür defterimde de böyle en alakası şeyleri bile görebiliyorsunuz.
Ama bunların etkisi çok güzel oluyor.
Yani bir kahve kokusunu bile alabildiğime şükür etmek bana beni iyi hissettiriyor.
Çünkü hayatın genel amacı uzun vadede bence kendini gerçekten tanıyabilmek olduğunu düşünüyorum.
Kendini anlayabilmek ve kendini gerçekleştirmek olduğunu düşünüyorum.
En nihai hedefimizin.
Sanki böyle yolun sonunda ruhumuzu buna göre teslim edeceğiz.
Yani hadi bakalım ben kendimi tanıdım, yetiştirdim, bir şeyler yaptım, ekledim, çıkardım ve buyruğun bütün bu ömrüm boyunca yaptığım çalışmanın sonucu buymuş gibi geliyor bana.
Böyle uzun vadede kendinizde kalabilmek, vücudunuzda kalabilmek, hayatın bir parçası olduğunu anlamak çok değerli, çok keyifli bence.
Ve tüm bunları yaparken hani kimseye zararımız olmadan böyle belirli bir yere geleyim, bir şeyleri parçalayayım, yıkayayım değil de hani daha iyi, daha huzurlu nasıl bir hayatı inşa ederim sorusu ile
yolculuğu tamamlamak olduğunu düşünüyorum.
Büyük resme baktığımızda.
En azından ben böyle görüyorum açıkçası.
Çünkü diğerleri bir yerden sonra teferruatmış gibi.
Yani title'larımız, işte aldığımız evler, uçaklar.
Bu arada uçak almak hayalimiz de var galiba ama.
Neyse yani tüm bunlar yolun sonunda sanki içi boş hayallermiş gibi.
Galiba o yüzden son dönemlerde kendime böyle güzel zaman ayırma konusunda despot bir tip oldum.
Eğer kendime vakit ayıramıyorsam bunu çok açık ve net bir şekilde hissediyorum.
Vücudumda yani gerginleşmeye başlıyorum.
O yüzden diğer insanlarla şey gibi anlaşıyorum yani eğer bir etkinlik yapacaksak sabahları beni ellemeyin.
Hani 12'ye kadar kendime ayırdığım bir vakit olmuş oluyor.
Hani bir yere beni çağırmayın ya da evime gelmeyin vesaire ya da aramayın hatta.
Çünkü bu konuda dediğim gibi biraz despotlaştım ama bana çok iyi geliyor.
Yani sabah sayfaları yazmak, kitabımı okumak, sporumu yapmak, işte sağlıklı bir kahvaltı hazırlamak, kendime yürüyüşe çıkmak, bir kafeye gitmek.
Ya resmen böyle kutsal zamanlar gibi oldu benim için.
Umuyorum bu rutin devam eder.
Çünkü tatil sonrası rutin de beni birazcık etkiledi maalesef.
Neyse yavaş yavaş geri dönüyoruz.
Olmadığı zaman da oluyor. Bazen bir randevu çıkıyor.
Atıyorum bir doktor randevusu falan oluyor.
Onları o şekilde modere edebiliyorum.
Ya da en azından gece yatağa yattığımda hani kendimi o vakitleri ayırmaya çalışıyorum.
Kitap okumak ya da işte meditasyon yapmak gibi ya da stretching işte vücudumu esnetmek gibi bana çok çok iyi geliyor.
Çünkü en azından kendimi böyle grounded hissetmiş oluyorum.
Bir de şu sıra sürekli kitap siparişi veriyorum Türkiye'den.
Yani bu iştahımı durduramıyorum.
Hani birkaçını oku öyle sipariş var ama yok sürekli bir kitap siparişi veriyorum.
Gönlümden geçen aylık böyle 10 kitap okuyabilmek.
Gerçekçi olmayan hayaller de kuruyorum bazen ama.
İnce kitaplar hızlı bitiyor.
Okuması da keyifli oluyor.
Son olarak Çavdar Tarihsinde Çocukları okudum.
bir günlük bir kitaptı gerçekten ve çok keyifliydi.
Daha önce bahsetmiştim zaten sosyal medyadan inanılmaz uzak duruyorum.
Yani tüketici olarak çok az kullanıyorum.
Size de bunu tavsiye etmiştim. Yani uzun saatler scroll'dan yapmadığınızda bir bakıyorsunuz ki aa benim çok fazla vaktim varmış gerçekten.
Ya da şu karşılaştırmalar olmadığında dopamin zehirlenmesine girmediğinizde de kafanız en azından biraz daha böyle sakinleşiyor.
O attention span diyoruz ya işte bir şeye uzun süre bakabilme süreniz artıyor.
Bu arada örgü örmeyi de daha önce konuşmuştuk galiba.
Aşırı iyi geliyor. Yani örgü örmek gerçekten çok iyiymiş.
Arada onu da yerleştireyim.
Neyse. Genel anlamda teslimiyet içerisinde bu dinginliği görüyorum kendimde.
Biraz böyle o huzuru yakalayabildiğimi düşünüyorum.
Kendime öyle gelebildiğimi düşünüyorum.
Hep söylüyorum ya oturduğunuzda oturma kemiklerinizi hissedin, kıyafetlerinizi hissedin, nefes aldığınızı hissedin.
Yani bunlar spritüel çalışma yapmayan insanlara biraz daha komik gelebilir ama meditasyon yapanlar için nefes aldığınızda vücudunuzda neyin şiştiğini, nasıl nefes aldığınızda ciğerin nasıl yandığını hissetmek bence aynı zamanda hayatta olduğunuzda hissetmek
anlamına geliyor. Burada teslimiyetin o yüzden değerli olduğunu düşünüyorum.
Size o dinginliği getirdiğini düşünüyorum.
Çevrenizde o hırs enerjisi olan insanlar çok fazla varsa mesafe koymada bir abes olmadığını düşünüyorum.
Hatta bunun çok daha elzem olduğunu düşünüyorum.
Evlendiğiniz kişi bu anlamda çok önemli.
Ben mesela Zek'te ilk tanıştığımda da bu bilgeliği fark etmiştim.
Kendisini dışarıdaki insanlarla kıyaslamayan, o çabaya girmeyen, kendi halinde çok grounded bir insan Zek.
Öyle bir partnerle olmanın...
avantajını da yaşıyorum çünkü onun enerjisi bana da iyi geliyor.
Eğer ki ben de bana benzeyen biraz daha böyle hırsları olan bir yere ulaşma çabası olan bir insanla beraber olsam belki böyle dışarıdan bakıldığında daha başarılı, daha zengin görünebilirdim.
Ama içeriden o grounded hissetme, ayaklamın yerde hissetme hali muhtemelen olmayacaktı.
Çünkü bence ben o enerjideydim.
Hala dönem dönem oraya böyle ufaktan atıfta bulunduğum oluyor.
Bazen şey diyorum yani acaba eskisi gibi hırslı olsam daha mı başarılı olurdum?
Çünkü biliyorsunuz ki başarının kalıpları da ya da işte değerlendirmeleri de bize dışarıdan verilen datalar.
Biz onlara uymadığımızda kendimizi başarısız zannedebiliyoruz.
Ama ben kendim hep bunu hatırlatıyorum.
Yani başka insanın neden bana benle alakalı bir şeyler söylemesine izin veriyorum, kendimi yeteri kadar tanımıyor muyum diye.
Bazen böyle uyanma halleri yaşayabiliyorum.
O yüzden umarım bu bölüm sizin için de değerli, anlamlı bir bölüm olmuştur.
Keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Hesabımızı Sporify'den takip edebilirsiniz ve 5 yıldız verirseniz de çok mutlu olurum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
