
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayata geç kaldım hissini mi yaşıyorsunuz? Bugün olduğunuz konumu kabul etmekte ya da fark etmek de zorlanıyor musunuz? Genelde sabırsız birisi misiniz? Yıllar önce bugün nerede olduğunuzu görseniz neler hissedersiniz?
Bu gibi soruları konuştuğumuz, cevaplarını bir şekilde bulmaya çalıştığımız, daha iyi versiyonumuzun çalışmasını yaptığımız bölümü keyifle dinlemenizi umarız.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
New York'a yaz gelmesiyle beraber çok fena pişmeye başladık çünkü.
Kışın soğuktan şikayet ediyordum.
Şimdi sıcaktan klimayı falan kapattım.
Ses olmasın diye. Haydi bakalım.
Yani sırf bu terlemeyle 5 kilo vereceğim galiba.
Yalnız yaşla beraber mevsimlere karşı hassasiyetim arttı.
Çok can sıkıcı bir şey.
Çünkü kışın kızın buralar çok soğuk.
Yazın kızın buralar çok sıcak moduna geçtim.
Ve gerçekten çok garip.
Çünkü ne yapacağım? Hani kışın kendini hibernated yaptın.
Yazın nereye koyacaksın kendini.
Bir de önümüzdeki ay 34 yaşına geleceğim ve panik yapıyorum gerçekten.
Çünkü 33'te bir şeyler olacak zannediyordum.
Olur gibi yani 33 şöyle ağza dolu dolu gelen bir sayı.
Biraz da hani bilmiyorum ya sanki spritüel bir anlamı var gibiydi.
Oldu da zaten bu videoda bunlardan bahsetmek istiyorum.
Yani oldu. Neler oldu?
Topluma uymayan işte toplumun beklentisine göre mi bir şeyler oldu olmadı?
Ben kendimi nasıl değerlendiriyorum?
Eğer hayata geç kalmış gibi hissediyorsanız, hala aynı yerlerde takıldığınızı hissediyorsanız, bir şeyleri sorguluyorsanız, motivasyonunuz düşüyorsa, tembel miyim ben diye soruyorsanız, bugünkü podcast bölümümüz bunu konuşmak için olacak.
Şimdi ben kendi hayatıma genel olarak baktığımda, şöyle Nurtaç'la kafa kafaya verdiğimde, baş başa kaldığımızda, yani umarım bu şımarıklık gibi algılanmaz ama, çok memnunum.
Hayatımdan çok memnunum.
Lisedeki Nurtaç'ın, üniversitedeki Nurtaç'ın belki de hayal edemeyeceği şeyleri...
başarmış, kendini geliştirmiş, ilerletmiş bir insanım.
Bunları bu arada kendimi övmek için söylemiyorum.
Sadece neye göre kendimi değerlendirdiğimi ve neden sıkışmışlık hissiyatını hissettiğimi ve kendimi nerede oradan çıkartıp devam edebildiğimi de aktarmak istiyorum.
Baktığınız zaman ben Zonguldak'ta kısıtlı imkanlarla büyüyen bir kadınım ve kendisinden fazla fazla beklentisi olan bir insanım.
Bence... En büyük şansım yabancı dilleri okumak oldu, burs kazanmak oldu ve bu sayede uzun yıllar hem Asya'da yaşadım, şimdi Amerika'dayım.
İki tane yabancı dili ana dilim gibi konuşup oradaki insanlarla kaynaşabilmiş bir insanım, dünyanın birçok kültürünü anlamış bir insanım.
Bunlar sadece benim başarı tanımlamamda çok değerli yeri olan şeyler.
Fakat nerede tökezliyorum ben?
Toplum bunu onaylamadıysa, toplum bunu göz ardı ediyorsa, toplum şu anda bunlardan dolayı bana ekstra maaş ödemiyorsa, sanki yaptığım şeyin de değeri azalıyormuş hissine kapılıyorum ya da çabuk unutuyorum.
Şimdi bu detayı kendimde yakalamış olmam benim için çok değerli çünkü kendimi nasıl kategorize ettiğimi, başarılarımı göz ardı ettiğimi, nerede nasıl tökezlediğimi biraz daha iyi değerlendirebiliyorum bu sayede.
Siz de şu anda hayatın neresinde olduğunuzu değerlendirmek istiyorsanız ve bir A noktasından B noktasına nasıl gideceğinizi planlamak istiyorsanız umarım bu bölümde işinize yarayacak
ufak ipuçları bırakmış olacağım.
Şimdi başlangıç olarak kendi ideal gününüzü planlamanızı isteyeceğim.
Kaçta uyanmak istiyorsanız uyandığınızda neler yapmak istiyorsunuz size göre ama bu arada yani kitapta işte nasıl beşte uyanılır nasıl koşuya gidilir falan değil.
Sizin ideal gününüz eğer her şey size bırakılıyorsa Para derdi şu bu yoksa sizin kendi ideal dünyanızda kaçta uyanıyorsunuz?
Uyanınıza neler yapıyorsunuz?
Gün içerisinde neler yapıyorsunuz?
Akşam ne yapıyorsunuz? Bunları teker teker yazabilirsiniz.
Ve sonra bu ideal gününüz doable mı?
Yani yapılabilir mi? Bir ona bakabilirsiniz.
Ve sonrasında bence çok değerli olan bir şey var ki Şu an bu ideal gününüzü yapmanızı engelleyen şey ne?
Ona odaklanmanız gerekiyor.
Mesela çok fazla telefona bakıyor olabilirsiniz.
Sabahları yavaş hareket ediyor olabilirsiniz.
Kahvenizi çok uzun süre içiyor olabilirsiniz.
Çünkü ben de onu yakalıyorum.
Ben telefonu çok bakan bir insan değilim.
Çünkü uzun zamandır dijital detoks yapıyorum bu arada.
Kendimde en gurur duyduğum şeylerden bir tanesi çok fazla YouTube videosu işte kısa videolar izlemiyorum.
Yani o huyum yok. Story falan bakmıyorum.
O huyum yok. Çok değerli.
Gerçekten kaç saat kazandığımı bilmiyorum ben de.
Onun yerine neler yapıyorum?
Yine bu arada zamanımı harika bir şekilde mi geçiriyorum?
Hayır. Yine kötü alışkanlıklarım var.
Ama genel olarak şu an burada bahsetmek istediğim, daha vurgulamak istediğim konu ideal gününüzü siz nasıl planlıyorsunuz?
Ve bu planlamayı etkileyen, sizce sabote eden şeyler neler?
Eğer çok fazla telefona bakma huyunuz varsa ve Bu alışkanlık yüzünden çok fazla zaman kaybediyorsanız bunu engelleyen aplikasyonlar var.
Onu da tavsiye ederim.
Yani telefonunuzu kısıtlayan aplikasyonlar.
Mesela benim Instagram'ın kendi içinde var.
Bir saatten fazla Instagram'ı kullanırsam atıyor beni.
Çok güzel. Bazen işte geri dönüyorum.
15 dakika daha istiyorum falan filan.
Yani o şekilde devam ettirdiğim oluyor ama bir saati geçmemeye çalışıyorum Instagram'da.
İdeal gününüzü planladıktan sonra ideal haftanızı planlamak işte.
Mesela akşamları ne yapmak istiyorsunuz?
Arkadaşlarınızla mı dışarı çıkmak istiyorsunuz?
Kendinize mi zaman ayırmak istiyorsunuz?
Partneriniz mi var? Çocuğunuz mu var?
Yeni bir kurs mu almak istiyorsunuz?
Geliştirmek ve değiştirmek istediğiniz özellikleriniz var ve bunları nerelere yerleştirebilirsiniz gibi kendinize göre ideal haftanızı planlıyorsunuz.
Bu arada ben artık şeyden de çok yana değilim.
Yani illa böyle kendimize hedefler koyalım.
İşte bir haftada şunu yapacağım.
Üç hafta sonra bunu bırakacağım.
Daha çok koşacağım.
Sürekli kendinize hedefler vermek de maalesef ki overwhelming olabiliyor.
Yani fazla stres yaratabiliyor vücudunuzda.
Çünkü bence şu anda bulunduğunuz nokta.
Bir gelin oraya. Şu anda ne durumdasınız?
Tamam belki hayal ettiğiniz hayatı yaşamıyor olabilirsiniz.
Kendi kendinize kızıyor olabilirsiniz.
İşte bu yetersizlik sendromu var ya.
şunu da iyi yapamadın, burada yeteri kadar iyi değilsin, bunu şu şekilde yapsaydın gibi gibi böyle kendinize kurduğunuz o kızgınlık ve pişmanlık cümleleri ile kendinizi o frekansta tutuyorsunuz ve inanın ki kurduğunuz cümleler,
bunlardan daha önce de bahsetmiştik, beyninize verdiğiniz sinyaller yani şurada çok kötüsün, bunu da iyi yapamadın, neden hep böylesin gibi gibi kendinize kurduğunuz o kızgınlık cümleleri beyninizin algıladığı,
hemen sisteme ve o bilinçaltına yerleştirdiği cümleler.
Kendimize söylediğimiz şeylerin ne kadar önemli olduğunu bence hala tam idrak edemiyoruz.
Kafamızdaki o eleştirel sesin kime ait olduğunu hala bulamadığımız için ve onu susturmayı da tam beceremediğimiz için maalesef ki o frekansta daha fazla kalıyoruz ve bulunduğumuz konumdan
yani A noktası diyelim A noktasından B noktasına nasıl gideceğimiz üzerine bir plan yapamıyor oluyoruz.
Çünkü sıkışık hissediyoruz.
Doğru mu bilmiyorum. Ben çoğunlukla bu...
Arada kalmışlığı yaşıyor oluyorum.
Burada benim de kendimde yaptığım şey kabul et kardeşim yani bugüne kadar neler yaptın?
Bir onları değerlendir, bir gözden geçir, bir kendini takdir et, bir teşekkür et.
Bir de neredesin şu anda?
Yani neler oldu bugüne kadar?
Buradan sonra tamam B noktasına gideceğiz mesela.
Bunun için neler yapabiliriz?
Ama acele etmeden.
Yani benim hayattaki en zorlandığım nokta sabrımın olmaması, çabuk olmasını hayal etmem.
Şu anda dikiş dikiyorum mesela.
Sanki bak dikiş tikmede ipi makineye geçirmeyi daha yeni öğrenmeme rağmen hemen kıyafet dikeceğimi falan zannediyorum.
Bende genel olarak emeklemeden koşma isteği doğar ve yani mesela ben enstrüman öğrenirken bir şeyler öğrenirken yabancı dil de dahil.
Öğrendiğim anda birinci seviyeden onuncu seviyeye falan atlayacağımı zannediyorum.
Çünkü bir de öyle güveniyorum aslında.
Çaktırmadan kendi beynime çok fazla güveniyorum.
Bir şeyleri çok hızlı anlayan, çabuk öğrenen, çabuk uygulayan da bir insan olduğumu düşünüyorum.
Öyle olmadan da şaşırıyorum yani.
Tamamen saçmalık. Hasılı şu anda olduğum konumu kabul etmek ve A noktasındaysam...
Biliyorsunuz ben alfabetik şeyi de çok söylemeyi seviyorum.
Yani A'dan Z'ye gidene kadar arada bir sürü gelişmeler var.
Biz o gelişmeleri görmemeye, sabırsız davranmaya biraz daha meyilli kişiler olabiliyoruz.
Neyse yani ilk adım şu anda olduğun noktayı kabul etmek ve o ideal hayatına ulaşmak için neler yapabileceğini biraz daha kağıtta görmek gibi diyebiliriz.
Bununla alakalı Atomik Alışkanlıklar diye bir kitap var.
Daha önce çok bahsettim. Yine bahsetmek istiyorum.
Galiba alışkanlık geliştirmek, hayatı değiştirmek üzere okunabilecek en güzel kitap.
Yine aynı şekilde Neuroscientistler bu arada beynin nasıl çalıştığını, o kurduğumuz patternleri yani desenleri anlayıp tekrardan onu programlamak üzere neler yapılabileceği üzerine de baya
bir araştırma var, kitaplar var.
ilginizi çekecektir diye düşünüyorum.
Çünkü insan kendisini desenlere göre tanıdığını zannediyor.
Yani çok küçükken duyduğunuz bir cümle, annenizin size söylediği bir şey.
Kendinizde gördüğünüz bir alışkanlık, sizin deseniniz oluyor ve yıllarca siz o desene tutunup Hep öyleymişsiniz gibi düşünüyorsunuz.
Oradan çıkmak da bazen utanma hissini de yaratıyor bu arada.
Yani çok değişmek, kendinin yeni versiyonuyla tanışmak da dışarıdan çok kabul edilen bir şey değil ya bizim toplumumuzda.
İşte çok değiştin sen böyle değildin gibi olabiliyor.
Ya da sevmiyorlar seni artık, beğenmiyorlar vs.
O kaygılar da olabiliyor insanda kendisine.
Unlearning yapmak istediğinde, reprogramming yapmak istediğinde en azından kendimde bu kaygıyı yakalıyorum açıkçası.
Yani değişmek istiyorum ama o değişimi göstermeye bazen cesaret edemiyorum ya da hazır olmadığımı zannediyorum.
Bazen bu beynin nasıl çalıştığını anlamak üzere...
Ya keşke daha fazla eğitim alsaydık.
Keşke biraz daha kimyasal olarak, vücudumuzun kimyasal, biyolojik olarak nasıl çalıştığını biraz daha iyi anlasaydık.
Eğitim sistemimiz sanki biraz daha oraya odaklansaydı.
Çünkü o zaman psikolojinin nasıl çalıştığını, beynin nasıl çalıştığını daha iyi anlayacaksın ve bir sorun olduğunda sorunu kendi vücudundan ayırıp, kendi sisteminden ayırıp, önüne koyup ona biraz daha rasyonel
bakabilmeyi de öğrenebilirdik belki de.
Şu an o kadar iç içe kalıyoruz ki yaşadığımız.
tanımlamalarla, yaşadığımız sorunlarla, duygularla yani birleşmiş bir şekilde olduğu için insan kendini ondan ayrıştırmayı tam anlamıyla beceremiyor ve zaten ömrümüz ne kadar bir şeyleri anlayıp öğrenip gerçekleştirene kadar yarısı
gidiyor. Umuyorum ki diğer yarısında da en azından buna göre bir hayat kurup tekrardan yaşayabiliyorsun.
Bu arada şundan da birazcık bahsedeyim.
Geçen gün Zeki şey dedim.
Ben şu an hadi 34 oldum diyelim direkt.
34'üm. Birisi bana 85 yaşında öleceksin dese.
85'ine kadar rahatsın Durtaş.
Biri bunu garantilese. Yahu dedim 51 yılın var.
51 koca yıl.
Neler yapılmaz o hayatta.
Yani istersen milyoner de olursun.
Bütün dünyayı da gezmiş olursun.
Arada çocuk da büyütmüş olursun.
Hani birisi bunu garantilese bana biraz daha rahatlayacağım.
Demek ki arkada işte böyle ölüm, hayatın kırılganlığı vesaire gibi korkularım da var.
Tamam bunu da anlamak çok güzel.
O yüzden hani bir yandan burada da kendimi geliştirmek anlamak istiyorum.
Bir yandan şu anda bulunduğum konumu, bugüne kadar yaptığım şeyleri daha rasyonel bir şekilde anlayarak ve üzerine neler katabileceğimi daha rasyonel bir şekilde planlayarak devam etmek istiyorum hayata.
Çünkü hiçbir şekilde geç kalmadık.
Bugüne kadar yaptığın şeyler bugüne kadar yapman gereken şeylerdi zaten bugünkü konuma gelebilmek için.
Buradan sonra üzerine katacağımız şeylere yani daha böyle geleceğe odaklı gitmek de bizim gücümüzde.
Zaten böyle bir niyetiniz olduğu için ve bu potansiyeliniz olduğu için şu anda bu bölümü dinliyorsunuz.
Ben de bu bölümü kaydediyorum.
O yüzden biraz sakin olalım.
10 yıl sonra bir bakmışız çok çok başka noktalardayız.
Biraz daha böyle hayata güvenmek, o proses deniyor ya yani o sürece güvenmek üzerine de bir alışkanlık geliştirilebilir sanıyorum.
Şu anda bulunduğum konumu daha güzel anlayıp, içselleştirip, kabul edip işte B noktasına, C noktasına, D noktasına gitmek için neler yapılabileceği üzere bir plan oluşturmak ve
en önemlisi de bu süreçten keyif almak üzere.
Çünkü aceleci tarafınız varsa yine benim gibi hemen olsun istiyorsanız oradan keyif almak da zorlaşıyor.
Bir de değiştirmeye çalıştığınız şeyin tablosunu çıkarmak da önemli olabilir.
Yeni alışkanlıklar geliştirirken ya da bir sonraki step'e geçmek isterken önerilen şey bir tane küçük bir tane de büyük adım atmak üzere bir yol izlemek.
Yani çat diye bir şey değiştiremeyeceksiniz.
Eğer 6'da uyanmak isteyen bir insansanız ve şu anda 8.30'da uyanıyorsanız ertesi gün 6'da uyanamayacaksınız.
Ya da bir gün uyandınız 5.
gün uyanamayacaksınız ve hemen kendinizi işte sen de bir şey beceremiyorsun, bir türlü alışkanlık geliştiremiyorsun gibi cümlelerle suçluyor olabiliyorsunuz.
O yüzden hani o küçük adım meselesi çok önemli.
Kendinizi böyle başarısızlığa setup yapmak istemiyorsanız eğer ilk sürecin daha minik adımlarla ilerleyeceğini, daha çok kendi hayatınızdan memnun olduğunuz aşamaya getirene kadar bu süreci minik
minik minik minik neler yapılabileceği üzere bir plan yapmak.
Böyle bir noktada gerçekten tablo çizmenizi çok isterim.
A4 kağıdında renkli kalemlerle biraz daha böyle görselleştirerek daha net bir kendinize takvim göstererek daha analitik yaklaşarak bunun yapılabilir taraflarıyla ulaşılabilir
taraflarıyla plan hazırlayarak kendinizi bu sürece tekrardan sokabilirsiniz.
Ben mesela şu anda iki ay veriyorum kendime yaz sürecinde.
Biraz daha gezmek istiyorum. Türkiye'de yapacağım şeyler var bu arada.
Türkiye'den döndükten sonra gibi bir planım var.
O yüzden şu anda benim sakin olmam, panik yapmamam, bu süreci kendime vermem, dinlenmem ve şu anda da bir şeyler yapıyorum bu arada.
Arka plana devam eden hem fikirlerim var hem de uygulamalarım var.
Fakat bunları böyle dışarıya ispat etme çabam vardı önceden.
Sosyal medyada yine onu söyleyeceğim içerik üreticisi olarak dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapmıyor gibi görünmek benim egomu zedeleyen bir şey normalde.
O yüzden hani bu böyle değil bakın ben bir sürü şey yapıyorum.
Aynı zamanda çok çalışıyorum.
Aynı zamanda dünyayı geziyorum.
Aynı zamanda yabancı diller öğreniyorum ve yeni hobiler geliştiriyorum derken yaptığım en büyük zararın kendime olduğunu da fark ettim.
Sonuçta kendimi kimseye kanıtlamak zorunda değilim ve sağda solda madem her şeyin zamanı olduğunu söylüyorsam sürece güvenmem gerektiğini söylüyorsam bunu daha çok içselleştirmek de benim üzerimde olan bir şey.
Ben şu anda bulunduğu konumdan gayet memnun bir insanım.
Sabah uyandığımda bana ait olan bir güne uyanıyorum.
Bütün günümü kendim ayarlayabiliyorum.
Bu benim hayalimdi. Hayalim olan hayatı yaşıyorum ve buna sahip çıkamamamın bazen işte bu toplum kurallarına göre uyumaya çalışmak ya da başka insanlara bunu ispat etmek üzere bazen
boyumu geçen şeylere kalkıştığımın, Sonrasında kendimi tembellikle suçladığım işte motivasyonumun düştüğü anlarla beraber kendi kendime yani çelme taktığım bir süreçti.
O yüzden son dönemlerde daha çok böyle privacy'ye yani gizli tutmaya da önem vermeye başladım.
Hemen her şeyi birilerine anlatmak, hemen her şeyi böyle onaya sunmak değil.
Kendi içinde tut, yakının çok yakınında olanlarla tut gibi alışkanlığı da sonunda kazandım.
Çünkü önceden... Onay ihtiyacı ile yaşıyordum.
Yani gideyim birilerine anlatayım, birileri duysun ki o zaman gerçek olduğunu ben de anlayayım.
Birileri bir şeyleri duyarsa, birilerine bir şeyleri gösterirsem, onların da onayını alırsam daha değerliymiş gibi geliyordu.
Şu anda hayır. Birçok şeyi içeride tutuyorum.
Çok güzel planlarım var.
Olur ya da olmaz. Kendi içlerinde doğacaklar, büyüyecekler ya da hiçbir şekilde çıkmayacak açığa.
Ama şu onay ihtiyacından en azından uzaklaştığımı görüyorum.
Eskiden daha gençken diyeyim işte birisi bu aralar ne yapıyorsun dediğinde böyle her şeyi anlatıp onların şey hissetmesini istiyordum.
Yani ne kadar çok şey yapıyor ya çok güzel ben de ilham alayım ben de yapayım.
Hani oradaki böyle kendimi yüklediğim misyonlardan bir tanesi de şeydi yani insanlara ilham olursam eğer onların hareket etmesini sağlarsam eğer bu dünyaya bir katkım olacak.
Sonra şunu fark ediyorsun.
Yani insanlara ilham olacağım diye ya da insanlar benim için şunları şunları söylesin diye.
kendimden bir şeyler veriyorsam, henüz bende olgunlaşmamış, yerleşmemiş şeyleri dışarıya aktarıyorsam bu en çok bana zarar veriyor.
O yüzden ilham olmam gereken şeyler ayrıdır.
İlham olmaya çalışmaya çalıştığım şeyler de ayrıdır.
Yani bu farkındalık, bunu kabul etmek, o egona birazcık dokunmak orada çok değerli, çok güzel.
Ve ne zaman egoman zarar verilmesini kabul etsem bir tık daha büyüdüğümü hissediyorum.
Bir tık daha kontrol...
daha çok güçleniyormuş gibi hissediyorum.
Çünkü bazen ego öyle bir şey yani ego güzel bu arada.
Ego'yu boklamıyorum burada. Ama bazen seni öyle bir kontrol altına alıyor ki ya gerçekten istedin mi istemedin mi yaptın mı yapmadın mı abarttın mı yapacağın şeyi bir de böyle açığa sunmak.
Sonuçta bazen spritüel olarak inanıyorsanız ya da nazar diye düşünüyorsanız bunu açığa çıkarmak aslında evrenle aranızda başka insanların enerjisine girmesine de müsaade ettiğiniz bir şey oluyor.
Buna ne gerek var? O yüzden bazı şeyler bırakın içinizde kalsın.
Ve bu süreç bu şekilde olacak.
Yavaş yavaş olacak. A noktasına Z noktasına çat diye gelemeyeceğiz sabırsızlar.
Hepinizi anlıyorum. Ben de öyleyim.
Biraz böyle geç kalmadık.
Şu an olduğunuz noktayı kabul edin.
Bir sonraki aşamaya gitmek için yapacağınız şeylerden keyif almaya devam edin.
Bu kolay değil. Bir aşağı bir yukarı gidiyoruz.
Ben de o noktadayım. Ama şükürler olsun diyorum.
Biliyorsunuz şükür defterim de var benim.
Öyle bir defter tutmuyorsanız tutmanızı öneririm.
Çünkü beyin... Aslında bu şekilde tekrardan eğitiliyor.
Yani siz kendinize olumlu şeyleri yazdıkça, söyledikçe, şükrettiğiniz şeyleri tekrar tekrar gözünüze soktukça beyin o noktada aslında nöron geliştiriyor.
Yani buna da inanmak lazım, bunu da bilmek lazım.
Sonuçta siz kendinize sürekli olumsuz konuşuyorsanız, o inancı geliştiriyorsanız beyin de ona göre çalışmaya devam ediyor.
Belki de hayat bu kadar kolaydır.
Kendinize söylediğiniz o olumlu şeylerin belki de gerçekten etkisi vardır.
Biraz buna inanmak lazım. Biraz bunu deneyimlemek lazım.
Kendinize bir 6 ay verebilirsiniz.
İsterseniz benimle de paylaşabilirsiniz.
Hem hedeflerinizi hem yaptığınız şeyleri.
E-mail ya da Instagram üzerinden bana istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.
Umuyorum ki keyif veren, biraz böyle içimizdeki momentumu artıran, bir tık daha harekete yaklaştıran bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
