
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Ağzınızda gümüş kaşıkla doğmadıysanız eğer kendinizi şanssız mı hissediyorsunuz ya da dezavantajlarınız varsa eğer hayatta ya da büyürken bazı dezavantajlarla karşılaştıysanız bunlar sizi nasıl hissettirdi?
Acaba bugün olduğunuz kişiye olumlu etkiler mi yaptı yoksa hala bir köşede bunun adına üzülüyor musunuz?
Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum.
Çünkü Türkiye şartlarında büyüyüp bazı şeylerin altında kalmamak çok zor.
Çünkü biz birazcık böyle show-off kültürünü seven bir milletiz.
Bunun daha çok böyle Middle Eastern tarafına yönelik olduğunu düşünüyorum.
Yani başka milletlerde yok demiyorum.
Ama bize baktığımızda, bizim taraflara baktığımızda, işte çevre bölgelerimize baktığımızda bazı şeylerle fazlasıyla övünüyoruz.
Bazı şeylerin olmasıyla bize aitmiş gibi hissedip.
Bizi daha değerli yapıyormuş gibi hissediyoruz.
Ne demek istiyorum? İşte iyi aile çocuğu olmak, iyi aileden gelmek gibi, varlıklı bir ailede büyümek, annenizin babanızın eğitimli olması, işte zengin olmanız.
Tabii ki de artıları var ama bir başka insandan sizi daha üstün yapmıyor.
Fakat bizim ülkemizde biraz böyle bu üstünlük hani ben daha önce de bahsetmiştim.
Bu vertical relationship deniyor ya, dikine ilişkiler.
Kimisi altınızda kalıyor, kimisi üstünüzde kalıyor.
Şimdiden söyleyeyim bu sağlıklı bir bakış açısı değil.
Kendiniz de başka insanları yapıyorsanız eğer bunu, bazı insanları sizden daha aşağı görüyorsanız, bazı insanları sizden daha yukarıda görüyorsanız bu iyi bir bakış açısı değil.
Çünkü evet, dezavantajlarımız, avantajlarımız olabilir ama günün sonunda hepimiz eşitiz.
Keşke bu bakış açısına hepimiz sahip olabilsek ve günlük hayat akışımızda da bunu uygulayabilsek.
Zor, ben de zorlanıyorum.
Merak etmeyin kendimi bazı insanlardan aşağı hissediyorum.
Özellikle büyürken daha çok zorlanıyordum burada.
Çünkü küçük yaşta babamı kaybettiğim için zaten toplumda hop böyle sizi yetim kategorisinden, yetim kategorisinde de daha böyle acınılacak bir pozisyon gibi bir hal alabiliyor.
Onunla büyürken mesela bunu Zeki anlatırken şey diye anlatıyorum.
İnsanlar sana küçümseyerek bakıyorlardı Zeki.
Yani bunun babası öldü diyorlardı benim için ve bu...
O yaşlarda bir çocuk için acayip zordu, kaldırması zordu ve ben kendimi direkt değersiz hissediyordum.
Bunu ispat etmek için böyle hayır ben değerliyim, bakın ben çok şeyler yapabilirim, kendi başıma çok şey yapabilirim derken hayatta uzunca bir süre çabaladım, zorlandım.
İyi de oldu bu arada yani burada gelip ağlamıyorum.
Bu kadar, sesim çatladı bunu söylerken.
Bu kadar zorlanmamın bugünkü Nurtaç'a güzel faydaları var.
Yırtıklık diyoruz ya böyle hani go get a girl.
Onu kendimde görüyorum ve şey diyorsun yani kendime sırtım yaslayabilirim yani Allah korusun tabii ki de ama yarın bir gün başıma bir şey gelse nereden başlayacağımı biliyorum, sıfırdan başlayacağımı biliyorum gibi.
Konuyu çok dağıttım ama şunu demek istiyorum.
Gümüş kaşıkla büyümediyseniz eğer, bazı dezavantajlarınız varsa, belki annenizden babanızdan utanıyorsanız, belki kendi maddi donumunuzdan utanıyorsanız eğer...
Bunlar maalesef öz değer eksikliğiyle eşleştiriliyor.
Kendi değerinizi yine dışarıya bağladığınız için işte sizden daha iyi durumda olan, daha eğitimli olan insanlardan aşağı görüyorsunuz ve size ait olan birçok özelliği, size ait olan o güzellikleri
görmezden geliyorsunuz.
Yani tek bir potada eritiliyor bunlar.
Yani param var mı? Yok. O zaman ben değersizim.
Eğitimli bir aileden mi geliyorum?
Hayır. O zaman ben değersizim gibi size ait olan her şeyi bir potada hıp eritmiş oluyorsunuz ve ortaya ne kalıyor?
Bu düşünce tarzının çok sinsi olduğu kanaatindeyim.
Çünkü dışarıdaki insanlar da size böyle baktığında siz de kendinizi ona göre değerlendirip ona katılabiliyorsunuz kendinizle alakalı ve değeriniz düştükçe düşüyor.
Gümüş kaşıkla doğmak yani daha varlıklı diyelim doğmak dezavantajları da var avantajları da var.
Ben daha önce şey diye düşünüyordum.
Acaba İstanbul'da doğup büyüsem daha farklı olur muydum?
Kesinlikle farklı olurdum ama daha mı çok severdim o versiyonumu bundan emin değilim.
Çünkü Zonguldak'ta deniz kenarında dağların üstünde büyüdüm ben ve çok özgür büyüdüm.
Yani girmediğimiz delik yoktu ve bıcır bıcır bir çocuk mahalle ortamında hiç durmayan böyle akşam ezanında eve gitmediğimiz bir ortam olurdu.
Ablamlar... Sahilde midye toplarlardı.
Ben midyeyi hiçbir zaman sevmedim bu arada.
Öyle şeyler de yapamadım. Hep elleri kesik çıkarlardı suyun içinden.
Ya kasaba çocuğuyum ben ve o kadar güzel büyüdüm ki.
Üniversiteyi mesela İstanbul'da okusam daha mı güzel olurdu?
Evet muhtemelen daha güzel olurdu.
Ama Kayseri'de bana ait çok farklı bir arkadaş ortamımla işte daha çok sanatsal aktivitelerle geçti.
Yani demek istediğim şu, geri dönüp baktığınızda şöyle olsa daha güzel olurdu, ailem böyle olsa daha güzel olurdu, ben şurada yaşayıp büyüsem daha güzel olurdu gibi kalıplarınız var ise eğer, ben de o yollardan geçtim ve artık yok.
O yüzden bugün bu aklıma geldi ve bununla alakalı konuşmak istedim.
Çünkü eskiden bunlara daha çok önem veriyordum.
Hatta bunun altında eziliyordum.
Beni böyle daha değerli hissettirecek arayışlar içerisindeydim.
Ama yaşla beraber... ve kendi değerinizi, kendi biçmenizle beraber bu algılar, bu yaklaşımlar, bakış açıları değişiyor.
Bu iyi haber ama biraz şunun da etkisi olduğunu düşünüyorum.
Burada açık olacağım. Türkiye'de yaşasaydım şu anda muhtemelen hala etkilenirdim.
Çünkü bizim yapımızda bir şey ile övünmek otomatik olarak yükleniyor.
Yani varsa eğer göstermemiz gerekiyor, göze sokmamız gerekiyor.
Karşımızdaki insanların o saygınlığı ve hani o üstünlüğü görmek istiyoruz.
Bunun içinde biraz üstünlük olduğu için aslında canımız sıkıyor.
Çünkü karşındaki kişinin senden hoşlanmasını isteyebilirsin, seni sevmesini isteyebilirsin, seninle arkadaş olmasını isteyebilirsin.
Biz bunu doğal yollarla yapmak yerine böyle en baştan kendini ispat etmek gibi bir gayeye düşebiliyoruz.
Biz diye bahsediyorum çünkü bizim toplumumuzda bununla çok sık karşılaşıyorum.
Bazen şu oluyor hatta benim Amerika'da yaşamamdan kaynaklı işte ne bileyim sosyal medyada olmamdan kaynaklı.
Karşımdaki insan benimle tanıştığında böyle hemen kendisini ispat etmek istiyor.
Kendisiyle alakalı işte evi varsa, evin var mı, araban var mı?
Bunları böyle teker teker sayıyor.
Ya da kendi yaptığı kendince yüksek olan şeyleri bana anlatmak istiyor.
Ben oradaki gayeyi şöyle yakalıyorum.
Bir böyle onay çabası var orada.
Benim muhtemelen onayımı almak istiyor.
Bu arada küstah bir yerden anlatmak istemiyorum bu konuyu.
Sadece gözlemlerimi anlatıyorum size.
biraz böyle hani sosyal medyada olup İnfluencerların, affedersiniz ama götünün kalkmasını asla anlamıyorum.
Yani sizin sosyal medyada olmanız diğer insanlardan üstün olduğunuz anlamına gelmiyor.
Bu bir, eğer influencer iseniz ve bunu dinliyorsanız.
Bir diğeri de bir influencerla tanıştıysanız onun sizden üstün olduğu anlamına gelmiyor.
Bu sadece günümüz dünyasında sosyal medyada birkaç kişinin sizi takip etmesiyle değişen bir sayısal durum.
Sizinle alakalı herhangi bir değer katkısı yok.
Evet bir karakteriniz vardır, ilginsinizdir, bazı insanları toplayabiliyorsunuzdur, eğlendirebiliyorsunuzdur.
Bilgi veriyorsunuzdur. Bunlar güzel meziyetler zaten.
Ama diğer insanlardan üstün olan bir özelliğiniz yok.
Aynı şekilde ünlülere de yani bu televizyonla gördüğümüz celebrity denilen kategoriye de hani o fazla fazla elin ayağının titremesi, imzalar atılması, hayran olunması, işte fan kulüpler falan kurulması hayatım boyunca çok garibime gitti.
Ve açıkçası anlayamıyorum, anlam veremiyorum.
Çünkü o insanın sizden tek farkı sadece göz önünde olması.
Yani böyle hayranlık duyulacak, yükseklere çıkarılacak hiçbir şey yok.
Bu ünlülerden bahsediyorum.
Aynı zamanda sosyal hayatınızda mesela iş yerinizde sizin müdürünüzse işte patronunuzsa hatta bu da sizden üstün olduğu anlamına gelmiyor.
Yani bu farkı en çok Amerika'da gördüm.
İnsanlar patronlarına isimleriyle hitap ediyorlar ve...
Bu hem Çin'de de böyleydi, bizde de böyle.
Eğer birisi üstünüzse, öğretmeninizse, sizden daha yüksek bir mevkideyse hemen çok dikkat ederek konuşmanız gerekiyor.
Bu arada saygı çok güzel, saygıdan bahsetmiyorum.
Ama biz onları hemen yükseklere çıkarıyoruz ve onlar sanki hata yapamazlar, yanlış bir şey söyleyemezler.
Onların bize verdikleri öneriler, nasihatler çok önemli ve neredeyse yani o hayati değeri sunan şeymiş gibi yaklaşabiliyoruz.
Oysa ki öyle değil. Çok saçmalayan bir sürü sizden yaşça büyük ya da mevkice büyük insanla karşılaştığınızda %100 eminim.
Bu insan da bunu mu söyledi diyebilirsiniz.
Bazen böyle hiç çıkmayacak kişilerden neler duyuyoruz.
Böyle böyle herhalde dediğim gibi yaşla ve tecrübelerle karşılaştıkça bu insanları böyle konumlandırdığım yer benim değişti.
Çünkü ben de öyleydim yani eğer öğretmenimse hala sizlerim bu arada ama arkadaşlarım benim eski hocalarım.
Ama siz derim hala yani saygı kalır fakat onların benden üstün olduğu gibi bir algım yok.
Daha küçükken okuldayken falan onların benden üstün olduğunu zannediyordum ya da patronumun benden üstün olduğunu zannediyordum.
Yani kendilerine getirdikleri konuma saygı duyabilirsiniz, bilgi birikimlerine saygı duyabilirsiniz ve bu saygıyı koruyarak çok güzel diyaloglar kurabilirsiniz.
Benim demek istediğim karşınızdaki insanı nasıl konumlandırdınız ya da sizin kendinizi onların yanında nasıl konumlandırdığınıza dikkat etmeniz.
Çünkü böyle otomatik olarak daha zengin insanlar bizden daha üstünmüş gibi algı olabiliyor.
Şunu da demiyorum bu arada ama birazcık demek istiyorum galiba.
Kendi başınıza hallettiğiniz şeylerin arkasında durmanız gerekiyor.
Madem ana baba desteği almadınız mesela, madem kendinizi bazı insanlardan daha eksik hissediyorsunuz, tırnak içerisinde eksik hissediyorsunuz ama tüm bunlara rağmen yaptığınız o çabalar, geliştirdiğiniz,
gösterdiğiniz emekler bir yerde değer görmeli ve siz o değeri kendiniz verince zaten oradaki değişimi fark ediyorsunuz.
Burada demek istediğim eğer bir şeyleri kendi başınıza hallettiyseniz, kendi kendinize yetiştirdiyseniz birçok konuda.
Çünkü bazen oluyor ki hayatımızda mentor bile olmuyor.
Sadece deneye yanıla, duya göre siz kendiniz öğreniyorsunuz ve deneyimliyorsunuz.
Bunun bir de çıkan sonuçlarını ona göre tekrardan değerlendirip muhakemesini falan yapıyorsunuz.
Her şeyi kendi başınıza yapıyorsunuz.
Çevrenizde dışarıda başka arkadaşlar bulmaya çalışıyorsunuz.
Belki yaşça büyük belki tecrübeye daha fazla olan insanlarla konuşuyorsunuz paylaşıyorsunuz.
Ama demek istediğim...
O paylaşım karşılıklı olabilir, aynı değerde olabilir, aynı levelde olabilirsiniz.
Kimseye böyle eliniz ayağınız titremesin, baş eğmeyin.
Yani yine saygısızlıktan bahsetmiyorum bakın burası çok önemli.
Saygı her zaman olmalı.
Sizden yaşta küçük, sizle aynı yaşta ya da büyük herkese.
Ama... Böyle birileri sizden daha avantajlı geldi diye ya da sizden daha iyi giyiniyor diye, daha iyi bir işi var diye, daha iyi evde oturuyor diye vs.
vs. neyse artık. Lütfen onları farklı bir yere konumlandırmayın.
Ağzında gümüş kaşıkla doğanlar.
Bilmiyorum. Belki hayatlarında farklı sıkıntıları var, farklı şeylerle uğraşıyorlar.
Yani bu şu da demek değil.
Yani onların da hiçbir sorunu yok ya da demek değil.
Yani hayatla alakalı bir şey bildikleri yok işte yan gel yat ya yedi önü demedi arkasında falan.
Yani bunlar da değil. Bizde çok yakalıyorum bunu.
Bazen YouTube'da yorumlara falan bakıyorum bazı içeriklerde.
Ya karşımızdaki insanı böyle hemen bir kategoriye koymak ya küçük konuma getirmek ya da onu daha üstün görmek gibi maalesef yaklaşımlarımız var.
Oralarda biraz böyle elleyelim isterim.
Oraları biraz dokunalım isterim.
Kendi değerinizi kimseden aşağıya da üste görmeyin.
O dikey... İlişkilere ihtiyacımız yok.
Gördüğünüz zaman yine böyle bir hadi bakalım yine yaptık ya falan deyip tekrardan o aynı seviyeye çıkarabilirsiniz ya da düşürebilirsiniz.
Bunları demek istiyorum. Eğer kendinizde bazı şeyleri dezavantaj gibi görüyorsanız bu arada bu dış görünüşünüzle alakalı da olabilir.
Bunun gerçekten hissiyatla alakalı olduğunu düşünüyorum.
Siz kendi hissiyatınızı, kendinize bakış açınızı değiştirdikçe dışarıya verdiğiniz enerji gerçekten ama gerçekten değişiyor.
Lütfen kendinizi düştüğünüz zaman yakalayın, biraz böyle yukarı çıkartın.
Başkalarının standart metriklerine göre kendinizi değerlendirmenize gerek yok.
O standartlara uymuyorsanız sizin gibi düşünen kişilerle çevrenizi genişletip ona göre bir hayat rutini oluşturabilirsiniz.
Kendinizi illa bir yere zorla sokmaya, oraya uydurmaya çalışmanıza gerek yok.
Bunu gerçekten tecrübelerime dayanarak söylüyorum.
Uzun süre kendi güzellik algımla alakalı sıkıntı yaşamış ya da ailemden kaynaklı, maddi durumumdan kaynaklı kendini küçük görmüş olarak birisi olarak anlatmak istiyorum.
Bilmiyorum. Umarım ulaşmıştır bu bölümümüz.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
