
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümümüz güçlü olmak üzerine.
Güç sizin için ne ifade ediyor, siz nasıl tarif edersiniz? Sizin için ilk akla gelen fiziksel güç mü, zihinsel güç mü yoksa duygusal güç mü?
Peki zayıf hissettiğiniz de hemen panikler misiniz?
Güçlü olmak, aynı zamanda bir kas çalıştırmak gibi mi? Yani gelişir ve daha güçlü olabilir miyiz?
Tüm bu soruları cevaplarıyla ve daha fazlasını bu bölümde bulabilirsiniz.
İyi dinlemeler
xoxo
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar. En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Umarım harika bir hafta başınız olur.
Ben bugün belki sesimden belli oluyordur.
Geçenki bölümde azıcık hasta olduğumu ve iyileşiyor olduğumu söylemiştim.
Meğerse covidmişim.
Hani covid bitmişti kardeşim ya.
Gerçekten hani insanlara şey diyorum covidmişim inanmıyorlar.
Çubukları falan gönderiyorum.
Gerçekten iki çizgi çıktı falan diye.
Ve de en kötüsü aslında benim şu anda Washington DC'de olmam gerekiyordu.
Yarın iki tane çok yakın arkadaşımız evlenir.
Zek tam 3 dilde onları evlendirecek.
Acayip de heyecanlıydık.
Ama ben son dakika golü yedim.
Gidemedim. Zaten bu bölümde de aslında...
Tekrardan bu konuyla beraber içimde fışkıran güçlü olma durumundan bahsedeceğim.
Hasta olmakla alakalı birkaç sıkıntım var benim.
Genelde reddettiğim bir şey ve hastalığı güçsüzlükle eşleştiriyorum maalesef.
Küçükken bunu bir şekilde öğrendim ve kategorize ettim.
Ve de inkar ediyorum. Aynı zamanda hayal kırıklığına uğruyorum.
Hani sen nasıl hasta olursun kardeşim gibi bir şey çıkıyor içimden.
Bir de güçlü olmakla alakalı aslında takıntılı bir tipim.
Bu çok halledilemeyecek derecede bir takıntı değil.
Sadece geriye dönüp baktığımda hayatımdaki birçok kararı aslında güçlü olma motivasyonu üzerine verdiğimi görüyorum.
Hatta ve hatta yıllar önce terapiye ilk başladığımda hani şöyle bir soru size iletiliyor ya bu terapiden ne bekliyorsunuz?
Ben şunu söylüyorum. Güçlü olmak istiyorum.
Adam da diyor ki sizin için güçlü olmak ne demek?
Bilmiyorum. Hemen orada işte bu sonraki seansa kadar sizin için güçlü olmak ne ifade ediyor, güç nedir falan gibi şeyleri yazmamı istemişti.
Ben de mesela bu bölüm aracılığıyla size bunu sormak isterim.
Eğer bu bölümü dinlediyseniz kuvvetle ihtimal güçlü olmakla alakalı derdiniz var ya da güçlü olmak istiyorsunuz.
Ve güçlü olmak ne demek aslında tam da bilmiyoruz.
Kafamızda çok da oturmuyor.
Bu nedenle bu bölümü birazcık kategori kategoride anlatmak istiyorum.
Kendi hayat hikayelerimden de birkaç bir şey eklemek istiyorum elbette.
Ama tabii biraz hasta olduğum için ara ara nefes alışlarım falan birazcık komik olabilir.
Misofonikler için ekstra özür diliyorum.
Çünkü ben de misofonik bir tipim.
O nefes alışı duyduğumda böyle ha ha falan oluyorsun ya içeriden.
I know how you feel. Ben aslında kendimi bildiğim bileli güçlü olma olayını aşırı seviyorum.
Belki işte bu şeme terapilerinin yüksek standartlarda daha çok öne çıkan bir özellik aslında.
Bazen aşağılık hissettiğiniz yerlerin üzerine telafi etmek için de onu ekstra güç sarf ederek yani ekstra efor sarf ederek onu kapatma eğiliminde bulunuyorsunuz ya muhtemelen değersiz hissettiğim, yetersiz hissettiğim
yerler olduğu için çocukken yaşadığım tecrübelerle vs.
onları kapatmak adına da hayatım boyunca hep güçlü olmam gerekiyor, güçlü olmam lazım gibi bir motivasyonla büyüdüm ya da kendimi büyüttüm.
O yüzden bu bölümde de gücü ben kategorilere de bölerek anlatmak istiyorum.
Çünkü güç deyince kafanızda canlanan şey sizin ne bilmiyorum ama ben de fizikselden ziyade biraz daha maddi tarafa giden bir güç daha çok canlanıyor.
Yani o şekil daha canlı bende.
Ama tabii burada gücü ben biraz daha şöyle bölmek istiyorum.
Hem fiziksel güç. Ya da zihinsel güç, duygusal güç, toplumsal güç ya da kişisel güç olarak bölebiliriz.
Fiziksel güç işte şu anda mesela bende birazcık düşen yer.
Yani hasta olduğunuzda tabii ki de en önce fiziksel güçten veriyorsunuz.
Biraz daha hareketleriniz yavaşlıyor.
Şey diyoruz ya ay elimi bile kaldıracak halim yok falan diye bende birazcık...
Şu anda iyiyim gerçi. İki gün önce ilk defa covid miyim lan ben dediğim zaman gerçekten tuvalete gidecek halim yoktu.
Ama çok şükür o geçti.
O yüzden hani fiziksel güç daha çok böyle yediğimiz içtiğimiz yapabildiğimiz sporlar ile de kuvvetlenen bir şey ya.
Ona emek verdiğinizde daha çok çalıştığınızda direkt somut olarak da geri dönüşü olabildiği için orada daha net görebiliyoruz bazı şeyleri.
Hatta şunu da merak ediyorum sizde böyle bir şey var mı?
Bende göremediğim şey hemen aklıma gelmiyor.
Neden? demek istiyorum burada. Tabii ki de fiziksel gücü gördüğümüz için birçok insanda da böyle bir reaksiyon olabilir tabii.
Fiziksel gücü görebildiğimiz için fiziksel güçü eksildiğinde hemen müdahale edebilecek başka şeyler bulabiliyorsun.
Ama zihinsel güçte, duygusal güçte eksilmeler olduğunda insan hemen fark edemiyor ya da maskelemeye çok alıştığımız için insanlar olarak, toplumda yaşayan insanlar olarak onu hemen daha çok cover etme üzerine
reaksiyonlar verebiliyoruz.
Onu iyileştirmek ya da güçlendirmek ya da oradaki sorunu anlayıp çözebilmek adına.
değil de daha çok maskelemek adına bir reaksiyon veriyormuşuz gibime geliyor.
Burada sizin nasıl tepki verdiğinizi de merak ediyorum.
Bana bir şekilde ulaştırırsanız Instagram'dan ya da e-mailden sizin için ne ifade ettiğini çok mutlu olurum.
O yüzden hani fiziksel güçte bir eksilme olduğunda mesela hasta oldun yat, dinlen, çorbanı iç hemen ilaçlarını al.
Tat diye hemen bir şey verebiliyoruz.
Şifa, karşılık reaksiyon mükemmel.
Ve de kabul de edilebiliyor ya hani Fiziksel olarak hastasın.
Ya hastalığın böyle bir tatlı tarafı da yok mu bu arada?
En en en güzel bahane değil mi?
Keyifli bir şekilde yatakta yatabilmek için.
Bu sefer bana boğulmadı bu arada.
Çünkü çok aktif bir hayatım var.
İnanılmaz yoğun bir süreçteydim ve belki de o yüzden aslında hasta oldum.
Çünkü gecenin birinde bile bir markaya pitch yapabiliyordum.
Hani yeni bir anlaşma için ulaşıyordum.
Ve aslında sağlıklı olmadığının da farkındaydım.
Çünkü o kadar bir momentuma girmiştim ki oradan çıkabileceğimi de zannetmiyordum.
Sonra çat! diye vücut hasta olunca.
Bir de Covid'de şey ya evden de çıkamıyorsun yani grip olsan yine kör top alt çıkacaksın o evden ama Covid'de başkalarına bulaştırabilirim potansiyelinden dolayı mümkünse lütfen hiçbir yere gitme.
Hatta zevk DC'ye gitmeden önce böyle bizim iki sokak ötede şey var bir Arap marketi var ama Türk ürünleri de çok.
Şey dedim hani abur cubur istiyorum.
Biskremler, çekirdekler, böyle çikolatalı gofretler bir de şey tea biscuit yazmıştım ben hani ne istediğimi.
Aslında ben böyle çikolatalı bisküviler gibi söylemiştim.
Petibior alıp gelmiş. Yani bu bizim bisküvi pastası yaptığımız bisküviden alıp gelmiş.
Hayatta da yemem yani onu boş boş anca çocukken yiyordum çaya batırarak.
Neyse konudan çok dağıldım bugün işte hasta olunca böyle oluyor galiba.
Ama şunu da demek istiyorum.
Hastaysan herkes tarafından kabul edilen bir şey var.
Yani güçsüz olabiliyorsun hastaysan.
Hatta insanlar sana ekstra iyi davranıyorlar.
İşte iş yerindeyseniz izin alma hakkınız var.
Çünkü sick day'ler. Daha çok hatta neredeyse 10 gün mü 15 gün mü ne Amerika'da da kural olarak.
İstediğin kadar hasta olabiliyorsun yani işe de gitmeyebiliyorsun.
Ama zihinsel güçte gerçi Amerika'da galiba mental izinler de alınabilmeye başlandı.
Hani ben bugün kendimi iyi hissetmiyorum mental olarak değil.
Aslında sick day alabiliyorsunuz diyebiliyorum.
O yüzden ya göremediğimiz şeyler çok da varlığını kabul ettiğimiz ya da kabul ettirebildiğimiz şeyler gibi de olmuyor ya bence.
Orada da ben açıkçası birazcık zorlanıyorum.
Hele ki zihinsel güç ya da duygusal güç kısmında kendi zorlandığım yerler çok bariz.
Zihinsel güç nedir?
Zihinsel olarak dayanıklılığınız, kararlılığınız, problem çözme yeteneğiniz, odaklanmanız, stresle başa çıkmanız gibi şeyler olabiliyor.
Duygusal olarak güçlü olmanızda daha çok duygusal zekanız, empati kurabilmeniz, duygusal dayanıklılığınız ya da sağlıklı ilişkiler kurabilme yeteneğiniz ya da duygusal bir şey olduğundaki o verdiğiniz
reaksiyona bağlı bir tepkimi olabiliyor.
Buradaki diğer şey de sosyal güç.
Sosyal gücümüz de... Hani bu ilişkilerdeki gücümüz aslında orada ne kadar etkili olduğumuz insanlar üzerine yarattığımız etki, empatiyi kurabilmemiz.
Biliyorsunuz işte ikili ilişkilerde özellikle eğer ki iyi diyaloglar kurabiliyorsanız, o iyi ilişkileri daha da derinleştirebiliyorsanız aslında bu sosyal güç anlamında da daha güçlü olduğunuzu gösteriyor.
Kişisel güçte de...
Burada bireyin kendine güvenme durumundan bahsediyoruz.
Hani bu kendine güvenmek ya direkt bu benim abi ben bu kadarım.
Aslında bu kendine güvenmek her şeyle mükemmel olmak anlamına da gelmiyor.
İnsanın kendisini bilmesi ve bunu her şeyle kabul etmesi aslında kendine güvenin en en en temel taşı.
Ben de buralarda bazen zorlanıyorum.
Yani inişli çıkışlı bir şey aslında.
Hani oldu tamam bitti ve ben artık kendime çok güveniyorum dediğim bir yer hiçbir zaman olmadı.
Biraz inişli çıkışlı buluyorum bu tarafı ama kişisel güçte...
aslında tam o bireyselliğine güvenmek, kendi hayatını yönlendirebilmen, kendi potansiyelini gerçekleştirebilmek adına yeteneklerini geliştirebilmek gibi düşünebiliriz.
Zaten bu bölümler biliyorsunuz en iyi versiyonumuzu bulmak adına, kendi potansiyelimizi gerçekleştirmek adına da olduğu için bizim için çok şey ifade ediyor aslında bu yolculuk.
Ama tabii şimdi güçlü olmanın motivasyonunun nereden geldiğini bilmek bu anlamda belki size ışık tutan ya da yani yolunuza gösteren bir roadmap aydınlığında da olabilir.
Çünkü benim için dediğim gibi bende bir aşağılık kompleksi sorunu var.
Zaten şema terapisinde henüz başlamadık ama onlara iyice gireceğiz.
Yani aslında literatürdeki dili daha nazikçe söyleniş şekli yüksek standartlar şeması.
Yani bazı şeylerin iyi olmasını istiyorsun.
Aslında temelinde birazcık değer eksikliği ya da yetersizlik duyguları olduğu için kapatma eğiliminde bulunabiliyorsun.
Yani başa çıkma yöntemlerinden ben muhtemelen şunu yaptım çocukluğumdan beri.
Aşırı telafi. Yani bir şeyi bir şeyle başa çıkabilmek için ben onu telafi etmeye çalıştım yıllar boyunca.
Güçlü olmak istedim.
Burada benim kendi serüvenimde bir baba kaybı çok önemli bir rol oynuyor.
Bu arada baba kaybıyla alakalı küçük bir not düşmek istiyorum.
Geçenlerde YouTube'da o kadar saçma sapan bir yorum gördüm ki yani 5 yıldır YouTube'dayım hayatımda böyle bir yorum görmedim.
Birisi şey demiş podcastlerini dinlemek istiyorum ama babanın ölümünü kullanıyorsun gibi bir şey söylemiş.
Benim buna vereceğim cevap dahi yok.
Hatta yorum yapan kişiyi anında engelledim.
Yani buraya söylenebilecek bir şey dahi yok.
Çünkü bu podcastlerin amacı bu zaten.
Yani içeriye girmek, içeriği görmek, dertleşmek.
Hatta bana bazen Instagram'dan da yazıyorsun.
Seni yürüyüşte dinliyorum, bulaşık yıkarken dinliyorum falan diye.
Ben sizin yanınızda olmak istiyorum.
Ve kendi içimi Instagram'da ya da YouTube'da gösteremediğim taraflarımı burada gösteriyorum.
Burada açıyorum. O yüzden benim için bunları anlatabilmek ya da sizinle bu boğa kurabilmek aşırı aşırı değerli.
Bu nedenle ben bu bölümlerimde istediğim kadar bütün travmalarımı anlatabilirim.
Tabii ki de beğenmeyenler dinlemeyecek çözüm bu kadar.
Ama şunu da tekrardan söylemek istiyorum.
Geriye dönüp baktığında baba ölümünü niye buraya eklemek istedim.
Şöyle. Terapistimin de söylediğine göre.
My therapist said. Burada stand-up'lar bunu çok yapıyorlar çünkü.
Aslında ben çocukken ilk önce babayla bağ kurmuşum.
Anneden ziyade. Bir de şey olur ya kız çocuğuyla babanın ilişkisi bir tık daha farklıdır.
Genelde öyle ilerler.
Neden bilmiyorum. Bu evrensel bir şey hatta bence.
İlk önce babayla bağ kurunca babanın ölümüyle beraber benim hayatımda bir kırılma noktası başlıyor.
O noktadan sonra çünkü tamam Türkiye'de biraz belki fazla edebi bir cümle ama şey denir ya çınardır, baba ailede gölge yapar, güçtür vs.
Şimdi o gücü ben kaybettikten sonra aslında benim vermeye çalıştığım tepki kendi kendimi koruyabilmek için ben orada aşırı telafiyeye başvurdum yine.
Geriye dönüp baktığımda işte bir şeyleri daha çok yapmak hatta aileme bakmak gibi aslında hiç çocuğa yüklenmeyecek misyonları kendi kendime yüklediğim bir dönemden geçtim.
Çok uzun yıllar bu arada yani bir iki yıl değil.
Bayağı belki 2-3 yıl öncesine kadar hadi 5 yıl öncesine kadar diyeyim.
Şu an 33 yaşındayım. Benim hayat misyonumun...
Başında giden bir yolculuktu bu.
Yani güçlü olmak, güçlü olacağım, kendim güçlü olacağım, toplumda sözüm geçecek.
Bir de kadınsınız yani biliyorsunuz bu yine dünyada diyeceğim.
Aterkil olduğu için aslına bakarsanız görüyorsunuz bütün başkanlar, bütün önemli görevlerdeki insanlar neredeyse, altını çizelim buranın, erkek.
O yüzden öyle bir toplumda yaşıyoruz ki senin kadın olman, paranın olmaması, işte babanın olmaması, önemli bir aileden gelmemen gibi şeyler aslında zaten beni bir iki adım hep geriye iten şeyler.
içten içe zorlandığım yerler oldu.
Biraz da tabii bu tecrübelerimden dolayı ben gücü biraz maddiyatla değerlendirmiş oldum.
Yine çocukken öğrendiğim şekliyle.
Ama aynı zamanda verdiğim tepkiler de şimdi geri dönüp baktığımda aşırı duygusalmış.
Yine buradan baktım da bu yaşımda bu hayat kalitemde diyeceğim.
Çünkü o yaşta başka bir şeyin savaşını veriyorsunuz aslında.
Yine dediğim gibi paranız olmadığı için belki gücünüz o anlamda etki olmadığı için hayatınızda, çevrenizde, kendi ailenizde siz her şeyi kendi kendinize yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Ve aslında bu bir yerde öz güveninizi, öz saygınızı etkileyen bir şey de olabiliyor tabii ki de.
İşte tüm bu aldığım tecrübelerden, hislerden, çocuk halimle diyeceğim yine tekrardan.
Kendi kendime yarattığım dünyamda ben eşittir güçlü olmak zorundaydım.
İyi konuma gelmek zorundayım.
Hayatta başarılı olmak zorundayım.
Toplumda bir gücümün olması gerekiyor gibi düşüncelerle aslında yıllar boyu kendi kendime bir konuma...
Çünkü bu tabii ki de özellikle benim hayatımda 27 yaşından sonra gerçekten bir aydınlanma dönemim oldu.
O güne kadar yaşadığım, inandığım, körü körüne bağlandığım birçok kalıbı, birçok duyguyu, düşünceyi tekrardan sorgulama, belki inanmama, bırakma, unlearn diyoruz yani öğrenmeme, yapmama, yeniden programlama gibi
eğilimlerim 27 yaşından sonra başladı benim hayatımda.
Bambaşka bir Nurtaş'la tanıştım.
Sanki beynimin içerisine yeni yeni odalara girmeye başladım.
benim düşünceme göre. O yüzden bu güçlü olma durumu da biraz daha üzerine tekrardan düşündüğüm bir konum oldu.
Fakat fiziksel güçten düşünce bende bir panik başlıyor.
Hayal kırıklığına uğruyorum dediğim gibi.
Sanki hasta olmamam gereken bir şeymiş gibi.
Bu arada yine tabii babaya şöyle itafta bulunmak istiyorum.
Benim hayat geçmişimde hastalık maalesef eşittir ölüm olduğu için belki hastalıktan o anlamda da korkan bir tip de olabilirim.
Genelde sizde de oluyor mu bilmiyorum.
İşte bir yerim çürür. Moralıklık görürüm.
Hemen bir Panik yaparım. İşte kanser miyim falan zaten googlamayın hiçbir şeyi asla yani.
Google'da hiçbir hastalığa bakmayın çünkü Google'a bakarsanız...
3 ay sonra falan ölüyorsunuz gibi bir şey.
Bu nedenle hastalığı öteleme huyum da oluşmuş olabilir.
Çünkü benim aile dizilimimde kim öldüyse hastalıktan ölmüş bir anneannem hariç.
Anneannemin de çok trajik bir hikayesi var bu arada.
Belki başka bir yerde anlatırız.
Eğer ki bunu kullandığımı düşünmüyorsanız ne kadar saçma bir yorum gerçekten.
Yine bak aklıma geldi. Şurada rahat rahat anlatamayacak mıyım yani ben travmalarımı, kendi duygularımı, düşüncelerimi?
Benim podcast'im git kendine kendi podcast'ini yap yani.
Bir de ben uzun zamandır şunu da fark etmiştim ve burada sizinle paylaşmak istiyorum.
Biraz dinden dolayı da olabilir tahminim.
Biz böyle bir şeylere çok özgüvenle yaklaşamıyoruz ya.
Yani hep bir...
Başımıza bir şey gelir, korkumuz var.
İnşallahla maşallahla konuşmamız gerekiyor.
Böyle çok da emin emin güçlü güçlü konuşamıyoruz baktığınız zaman.
Hatta benim neden bilmiyorum ilk podcastlerim silinmiş.
SoundCloud kullanıyordum o zaman.
Bir tane bölüm yapmıştım sana söz veriyorum ölmeyeceksin diye.
Orada ben Çin'de bir anksiyete dönemim oldu ben Çin'de yaşarken.
Ve öleceğimi falan zannediyordum.
Ölüm korkusu yaşadığım bir süreçti.
Çünkü ilk defa fiziksel ağrılarım vardı.
Ve bu aslında mental sağlıkla alakalı bir şeymiş.
Ve yeni yeni tanışıyorum bunların hepsini.
İşte tam 27-28 yaşında olduğum dönemler.
Dedim ya o aydınlanma çağım.
Nurtaç'ın aydınlanma çağı bunlar.
O dönem Zek şunları söylüyordu bana.
Söz veriyorum örmeyeceksin.
İçimden şey... Allah'ım yarabbim Allah mısın sen?
Nasıl böyle konuşuyorsun? Ne alaka?
Ya kendinden bu kadar emin konuşamazsın.
Bir de şey denir ya hayat sen plan yaparken sana güler gibi.
Tamam doğruluk payı var. Bunları yatsımıyorum.
Bir kenara koyalım. Ama sanki bende yarattığı tepki hiçbir şeye de güvenle bakamamışım.
Hiçbir şeyin üzerinde etkimin olduğunu düşünmüyorum.
Bir kararımın olduğunu yani bir tırsıyorum.
Bir şey yaparken lan yaptık mı olacak mı?
Hadi bakalım. Öğrendiğim için.
Oralarda biraz zorlandığımı fark ettim.
Yani bir şeye çok özgüvenle, kararlılıkla, güçlükle tam anlamıyla diyeyim.
Yani tabii ki de o taraflarımda var.
Onları da es geçmeyeceğim.
Ama alttan alta, bilinç altında yani böyle bir ufaktan inşallah, Allah korusun gibi daha böyle zayıf olduğum yerleri de fark ettim.
Yani zaten bu yüzden ben artık...
Yine dediğim gibi o aydınlanma çağından sonra kendimi biraz daha ayna tutabilmeye başladım.
Bu özellikle zaten terapilerle en çok yardımcı olan bir yöntem oldu.
Zek gibi bir insanın hayatımda olması benim için çok çok önemli bir şey oldu.
Çünkü bizim verdiğimiz tepkiler gibi tepki vermiyor.
Bizim dediğimiz Türk alışkanlıklarına göre demek istiyorum.
Hatta Zek'in verdiği tepkiler bana başta böyle yani saçma ne alaka ne kadar kendine güvenli konuşuyor falan yaptığım şeyler.
Şu anda Zek'e şey diyorum. Zek ne olur işte you're gonna be fine de bana.
Tamamen... İyi olacaksın de gibi böyle aradan affirmation alıyorum zevkten.
Tabii ki de duymak iyi geliyor.
Bana iyi geliyor en azından ya da buna inanmak istiyorum.
Ve de işte bu gücü kendi üzerinize de düşünebilirsiniz.
İster fiziksel olabilir, ister zihinsel, kişisel güç olabilir.
Aslında bunları... canlı tutmak lazım.
Yani buna da bir organizma olarak bakmamız gerekiyor gibi öğrendim ben artık bu şeyden sonra, yolculuktan sonra.
Çünkü bu da tabii ki de inişi çıkışlı bir yolculuk olabiliyor.
Aynı özgüven gibi. Bazen çok özgüvenli hissettiğimiz yerler oluyor, anlar oluyor ya da Alanlar oluyor bazı alanda.
Çok iyisiniz. Bence normal olanı da bu aslında.
Çok iyi olmadığınız alanda da özgüveninizin düşük olduğunu fark ediyorsunuz.
Benim gibi yapıp genellemeye vurmayın bence.
Çünkü bendeki ilk reaksiyon bazen bu oluyor.
Bir yerdeki özgüvensizliğimi alıp genele yayabiliyorum.
Sanki her yerde başarısızmış ya da yeteneksizmişim gibi bir algıya kapılabiliyorum.
Bunları yakalamak aslında böyle kafanızın içinde balık tutmak gibi düşünebilirsiniz.
Onları yakalayıp gel bakalım buraya şimdi burada bunu yaptım gibi deyip tam çocuğa anlatır gibi oldu ama bence metaforlar çok işe yarıyor.
Benim hayatımda çok işe yarıyor. Onları böyle baket diyoruz ya kutulara koymanız lazım.
Yani baktınız bir anda genelleme yaptınız mesela.
Lan her yerde de kötü olamazsın.
Öyle bir dünya yok zaten. Yoksa bu yaşına kadar yaşayamazdın yani.
O yüzden don't worry. Aslında iyisin.
Ama iyi olmadığın yerlerde belki güçlü olmadığını hissettiğin yerlerde onları yakalayıp belirli bir kategoriye koyacaksın.
Sonra orada yapıl... Ve yapılamayan şeyleri de değerlendirmek burada aslında hem sağlıklı hem de iyileştirici yani daha çözümcül bir yaklaşım olabiliyor.
Yani zaten bunlar kas gibi düşünün.
Geliştirilebilir ya da baktığınız zaman böyle bir adım geri çekilip daha objektif olarak baktığınız zaman benim buna harcayacağım zaman enerji var mı ya da buna değer miyi de değerlendirmek lazım.
Baktığınız bir alanda zayıfsınız ve onu neden istediğinizi o alanda güçlü olup olmamak sizin için ne ifade ediyor?
Onları değerlendirmek ve buna yatırım yapmak istiyor musunuz zaman enerji?
Belki para anlamında da olabilir.
Bunları görebilmek inanın bana hem sizi daha güçlü hissettirecek hem de beynin içerisinde bir sakinleşme başlıyor.
Çünkü justify ediyorsunuz aslında.
Demek ki bu bir şey çok da ifade etmiyor.
Bu sadece bu alanda sınırlı ve benim hayatımın diğer yerlerine ya da gelişimimi etkileyen bir şey değil diyebiliyorsunuz.
Ama tekrardan altını çizeceğim.
Eğer ki sizin için daha çok ifade eden bir şeyse ve zayıfsa eğer orası Merak etmeyin çünkü o da bir kas geliştirilen yer.
Orada da bir çalışma yapacağız, orada da bir iyileşme, gelişme olacak.
Bunlar da özellikle işte kendinizi değerlendirebilme yeteneğiyle aslında başlayan bir şey.
Baktığınız zaman objektif olup...
Dürüst olup hem kendinize hem de yeteneklerinize.
Bir de kabul etmek ya. Yani sadece bir bölüm kabul etmek üzerine yapmak istiyorum.
Çünkü bence herkesin en büyük kurtarıcısı kabul etmek.
Yani geçen bir bölümde güzellikle alakalı da bir bölüm yapmıştım.
Ben de zaman zaman zorlanıyorum.
Dünyanın güzellik standartlarına uymuyorum.
Ne yapabilirim? Uymuyorum diye kapı kapı plastik sörcürümü gezeceğim mesela.
Bunu kabul etmek zorundayım.
Dünyanın en zeki insanı değilim.
En zengin insanı değilim.
Vesaire vesaire ve bunlar ulaşılamayacak hedefler.
Bazen o kadar gerçek olmayan şeylere koyuyoruz ki kendimizi.
İdealize ettiğimiz şeyler yarın oluşacakmış gibi zannediyoruz mesela.
Gibi gibi bazen bu hayalperestliğimiz tutabiliyor.
Ben de tutuyor yani sizi bilmiyorum.
Oralarda gerçek hayata geri dönmek en yardımcı şey olabilir.
Objektif olmak yani. Dur bakalım sen gidiyorsun ama şu anda biraz yavaşlaman lazım.
Ya da şu anda şurayı biraz daha geliştirmen lazım gibi kendimi tekrardan o roadmap'e geri çekebiliyorum.
Zaten burada zihinsel gücünüzü, duygusal gücünüzü geliştirmek de...
Biraz egzersizlere dayanan da bir şey.
Bu duygusal zekayı geliştirmek için çok güzel kitaplar var, çok güzel çalışmalar var.
Onlara da bakılabilir mesela.
Yani çünkü duygusal zeka dediğimiz şey pıt diye de oluşabilecek bir şey de değil bence.
Empati özellikle bunu geliştirebilmek, insanlarla iletişimi arttırabilmek ya da o oradaki etkinizi görebilmek ya da bunu büyütmek acayip de dadından yenmeyen bir şey bence.
Aynı zamanda sosyal bağlantılarımızı da güçlendirmemiz iyi olabilir.
Yani bu sosyal bağlantılar bazen fark etmeden çok yalnızlaşabiliyoruz.
Hatta TikTok'ta bazen trend dönüyor.
Yanlışlıkla çok... kendi içime döndüğüme şu an yalnızım diye.
Hiç kimse yok çevresinde.
Bazen fark etmeden ya içime döneceğim iki dakika kendimi tanıyayım derken bir bakmışsın çevrende kimse kalmıyor.
Çünkü biraz böyle toksik trend de var ya yani herkes toksik şu anda.
Aa işte şunu dedi bunu dedi bu toksik böyle oldu bu toksik falan diye.
Birçok insanı da puşlamaya başladık.
Emek sarf etmiyoruz.
O ilişkiye çok emek vermiyoruz.
Hemen böyle kaçma eğiliminde falan da bulunabiliyoruz.
Ya da şey de oluyor ya hep karşımızdakini suçluyoruz, kötülüyoruz falan.
Böyle saçma sapan bazen duygusal ya da toplumsal ilişkiler çıkabiliyor.
Günlük ilişkilerimizde. O yüzden buradaki sosyal bağlantıları kuvvetlendirmek adına aile arkadaşlar, iş arkadaşları vesaire kimse artık o çevrenizdeki insanlar.
Emek vermek, bunlar üzerine çalışmak sosyal gücünüzü acayip artıran da bir şey olacak.
Ve başka yerlere de yansıyan katkı da olacak buradan aldığınız sosyal güç.
Çünkü iletişimde ne kadar kuvvetli olduğunuzu görüyorsunuz.
Başka insanları dinleyebilme becerisini geliştiriyorsunuz.
Bu çok önemli bir şey ya. Fark ediyorsanız aslında böyle diyalog kurduğunuzda biraz şu da oluşabiliyor.
Karşımdaki cümlesini çabuk bitirsin.
Ben de şunu söyleyeceğim. Bitmiyorsa söz kesiliyor falan.
Bunlar olabiliyor bazen o heyecanla.
İyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum.
Ama bu sosyal medyadan dolayı da şeyi çok yapabiliyorum.
Mikrofonu alıp da saatlerce konuşma şeyine de girebiliyorum.
Hele bazen şeyi de fark ediyorum.
Arkadaşlarıma ses mesajı gönderiyorum.
3 dakika konuşmuşum. Ne anlattığını o kadar bilmiyorum.
Bence bu podcast yüzünden.
Aynı zamanda zihinsel güç için şey çok önemli ya meditasyon yapabilmek, şu zihni dinlendirebilmek, o farkındalığı arttırabilmek acayip hayat kurtarıcı bir şey olabilir bu arada.
Çünkü bazen uzaklaşmak ama az önce dediğimiz gibi çok da uzaklaşmayın yani tamamen izole olmayın bence.
Çünkü aynı zamanda insan gerçekten sosyal bir varlık yani ben ne kadar introvert olduğumu iddia etsem de...
Acayip de extrovert bir tipim.
Acayip dışarıya çıkan, insanlara anlatmayı seven, bağ kurmayı aşırı seven bir tipim.
Hatta terapide bunu da birazcık ele alıyorum.
Yani neden bu kadar bağ kurma hevesindeyim?
Yani insanı tanıyan, insanı öğrenen, o beni öğrensin, içlerimize girelim, yaralarımızı açalım, dertlerimizi konuşalım, birbirimize şifa olalım gibi bir motivasyonum var.
Çok güçlü. Bazen beni yoran bir şey oluyor.
Bazen TMI'ye girdiğini düşünüyorum.
Hani lan bunu da ne alaka anlattık.
Hatta podcast'ta... bazen böyle bir tepkime olabiliyor içsel olarak.
Çok olmuyor bence şu anda.
Belki o kadar anlatmıyorum da olabilir.
I don't know. Bence anlatıyorum.
Neyse ne dedim bilmiyorum şu anda.
Yani farkındalıklarınızı artırabilmek ve zihni yavaşlatabilmek çok güzel, çok değerli.
Hatta geçen birazcık böyle spritüel çalışmalardan bahsetmiştim.
Instagram'dan da birisi yazmıştı bana.
Birazcık bunlara girer misin?
Bir bölüm sadece bunları anlatır mısın diye.
Çakralar özellikle çünkü çok sevdiğim de bir yer.
Aslında hayatımın bu erasında, bu döneminde çok aklıma gelmiyor.
Birazcık başka bir evrede olduğumu düşünüyorum.
Şu an çok spritüel kavramlar aklıma gelmiyor günlük hayatımda.
Ama tabii günün sonunda o eğitimi de aldığım için zamanında bazen o farkındalığı anlayabiliyorum.
Ya da meditasyon yaptığımda ki o yavaşlığın tadını çok çok çok seviyorum.
Gerçekten öyle kristallerle yaptığınızda, selenit gibi bir kristalle yaptığınızda sanki içinizdeki bütün negatifliği taşa vermişsiniz gibi geliyor.
Belki tamamen psikolojik.
I don't know. Vakti zamanında daha çok inanarak yaptığım şeylerdi.
Ama ufak bir dipnot düşüneyim.
Ben hayatımda hiçbir şeye %100 teslim olamıyorum galiba.
%50'm her zaman böyle lan ne yapıyoruz ya çok saçma diyor meditasyonun tam ortasında.
%50'mde acayip bir channeling hissediyorum.
kuruyorum. Enerjiyi görüyorum resmen böyle gözümle.
Vücudum benim sallanır bu arada meditasyonda.
Bayağı bir enerjinin akışını, saçma geliyor olabilir ama daha önce başınıza geldiyse ne dediğimi çok iyi biliyorsunuz.
Meditasyon esnasında eğer ki kalabalıktaysam hele aman Allah böyle sallanarak meditasyon yapıyorum.
Neden acaba? Bilmiyorum.
Enerji geçişleri. Bu bölüm bayağı uzun bir bölüm oldu.
Umarım biraz aydınlatıcı olmuştur çünkü gücü kendi içinde kategorilere bölerek anlatmak istedim.
Benim hayatımdaki güç aslında baktığınızda kişisel güç daha çok.
O da onun içerisinde toplum üzerindeki etki, kendine güvenme, maddiyat gibi şeyleri daha çok içine alıyor.
Yani ilk aklıma gelen kategori kişisel güç bendeki.
O yüzden bu hastalıklar falan tamam fiziksel gücü de barındırıyor içinde ama hastalıklar ya da maddi durumda, yaşadığım sıkıntı anlarında...
Ben daha fazla tetikleniyorum ve orada verdiğim tepkiler normalden belki bir tık daha duygusal olabiliyor.
Ama dediğim gibi zaten bölümde de onlardan bahsettim.
Onu yakalamak, balıkları toplamak bana acayip yardımcı oluyor.
Bu bölümde de birazcık onları kategorilendirip neler yapacağımızdan, yapabileceğimizden biraz bahsetmek istedim.
Umarım sizin de keyif aldığınız...
İçinize sinen, hepimizin içine sinen, yürüyüş değilseniz yürüyüşünüzü de keyifli hale getiren bir bölüm olmuştur.
İşe gidiyorsanız da hayırlı işler olsun.
Çok güzel bir hafta başı olsun.
Haftaya tekrardan görüşmek üzere diyorum.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
