
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, bu hafta benim için gerçekten çok garip bir haftaydı.
Onlardan biraz bahsedeceğim size bu bölümde.
Öncelikle lise döneminde böyle sınav haftasında ben kendimi dalgalı bir denizde hayal ederdim.
Kıyıya ulaşmak amacıyla her dalgayı böyle hani geçeceğim bütün sınavları dalga gibi görüyordum ve hani yüzme, o yoğunluk.
Varacağım ama yani o süreci geçeceğiz, bitecek.
Şimdi bu hafta benim sağlık anksiyetimle alakalı yine ufak bir tetiklendiğim hafta oldu.
Daha önce bahsetmiştik sağlık anksiyetiz biraz sinsi bir tip.
Yani siz çok önemsemediğinizi düşünseniz bile atıyorum boğazınızdan bir şey çıkıyor ve ultrason gerekiyor, CT gerekiyor, işte tomografi gerekiyor, MRI gerekiyor ki hiç sevmiyorum.
Klosrofobisi olanlar da beni çok iyi anlar.
MRI ile alakalı zaten hani ne kadar erteleyebilirsem erteleyeyim falan.
Bir de biliyorsunuz ki o makinelere keyfi girmiyorsunuz yani hani potential bir risk de var.
O yüzden hani benim gibi böyle beyni direkt kötü senaryoya giden insanların bu otomatik düşünce diye geçiyor zaten.
Bu konuda kendini yakalaması aşırı kritik.
Çünkü evet ben bunu şu an kötüleştiriyorum, en kötü senaryoya gidiyorum ve başıma kötü bir şey olacakla ilişkilendiriyorum fark ettiğinde biraz sakinleşiyorsun.
Çünkü böyle olmak zorunda değil.
Tıp dünyasında herhangi bir sürü açıklama var.
Hemen en kötü hastalık olacak ve hemen gideceksin gibi bir senaryo değil.
Başka bir şey de olabilir ya da önlem olarak alınabilir.
Ya da bir şeyin erken teşhisi olabilir.
Aslında böyle baktığında sonuçta yaşayan canlılarız, organizmalarız bir şeyler olabiliyor vücudumuzda.
Mantıksal tarafı bu. Bir de hep diyoruz işte kontrol edemeyeceğin şeye karşı endişe etmek de aslında gereksiz, boşa bir enerji ama öyle çatadanak diye olmuyor.
Yine endişe etmeye devam ediyoruz.
Hala kontrol edebileceğimle alakalı ufak bir ilüzyon var kafamda.
En azından bunları yakalıyorum.
Fakat bu sağlık anksiyetesi olayı gerçekten sen istemesen de sanki arkada açık olan bir tap gibi yani bilgisayar tapı gibi düşünün.
O arkadan çalışmaya devam ediyor ve ufak bir şeyle karşılaştığında evet eskisi kadar tepki vermiyorum ama can sıkıcı tabii ki de.
Ve hayatımda ilk defa böyle anestezi falan aldım.
Tam anestezi gibi de değil sedasyon gibi yani uyandığımda kendimdeydim.
Hani hiç bu neredeyim ben hatırlamıyorum ya da saçmaladım ya da söylememem gereken şeyler olduğum bir şey olmadı.
Midyelerle alakalı bir sıkıntıydı zaten daha önce bahsetmiştim.
Yani sedasyon almak bile hani uyutulmak bile zeka şöyle tarif ettim.
Umarım sizi korkutmaz. Yani beni korkutan bir deneyim olmadı aslında.
Ölüm gibi dedim. Yani sen uyumak istemiyorsun ama bir şey seni tak götürüyor ve artık bilincin yok.
Sonra biri seni dürtüyor ve uyanıyorsun.
Ve ben uyandığımda ilk sordum şey saat kaç?
Yani ne kadar uyuduğumu herhalde tartmak istedim.
Yani bilincim aslında yerindeydi.
Ne olduğunun da farkındaydım. İşlemde zaten uyutulduğunuz için farkına bile varmıyorsunuz.
Ama şimdi yaşla beraber galiba belki daha gençken de yaptıranlar olmuştur ama.
Böyle şeylerle karşılaşmak insanı ufaktan ger edebiliyor.
Çünkü şey diyorum yani ben çok gencim ya.
Yani neden böyle hani şu anda sedasyon alayım işte anestezi alayım falan.
Bunlar ama çocuk modum benim yani çocukça düşüncelerim.
Bir de böyle konularda pörtleyen bir diğer şemamsa dayanıksızlık oluyor.
Şöyle bunu fark ettim.
İşte güçlü arkadaşlarım işte zevk ya da daha güçlü düşündüğüm arkadaşlarımı sedasyon alırken hayal ettiğimde Onlara bir şey olacağını düşünmüyorum.
Kendim nedense böyle yapamazmışım, dayanamazmışım gibi bir algı var.
Burada şeme terapisinden aslında dayanıksızlık şemasına geçebiliyor.
Yani siz sanki başınıza gelen kötü şeyleri kaldıramayacaksınız gibi bir algı var.
Bu da kendinizle alakalı büyük bir yanılsama olabilir.
Çünkü genelde şey olur ya aslında zannettiğinden daha da güçlüsün.
Umarım bu gücü anlayacağın bir şeyle karşılaşmazsın.
Yani Allah taşıyamayacağın hükü yine vermez sana.
Ama biz kendimizle alakalı büyük yanılsamalar yaşayabiliyoruz.
Kendimi zannettiğimden daha az...
Güçlü düşünüyorum.
Bu da en azından yine başka bir farkındalık koyduğum konu oldu.
Bir de bu hafta yine, bu hafta dedim ya çok garip bir hafta.
İngilizcesini söyleyeceğim çünkü Türkçesini söyleyince küfür ediyor gibisin ama İngilizce söyleyince hani phrase gibi geliyor.
Fuck it enerjisine çok kanalize olmaya çalışıyorum.
Diyorum ki fuck it ya yani zaten kontrol edemeyeceğim bir şey.
Ya da başkasının ne düşünceleriyle alakalı hala çok kaygımın olduğu bir şey oluyor.
Bu konu biraz hani sağlıktan bağımsız bir konu.
Türklerle Amerikalıların kültür farkının en çok yaşadığım, hissettiğim konu.
Ne bu? Olumsuz bir şey olduğunda Amerikalılar çoğunlukla değil yani hepsi değil ama barrel down yapıyorlar.
Yani konuşmuyorlar. İşte okey ben bunu hallederim ya da dramaya gerek yok ki işte konuşmuyorlar genel olarak.
Ya da siz konuştuğunuzda konu eskelet olabiliyor yani farklı yerlere gidebiliyor.
Benim de kendi eşimle değil de hani başka bir ortamda Amerikalarla yaşadığım bir sorun oldu geçenlerde.
Kendimi ifade etmek istiyorum ama direkt benim...
Yolumla olamıyor. Yani zevk aracılığıyla yapmam gerekiyor.
Çünkü kültür farkında dediğim gibi ben Türk'üm ve belki biz de bazı şeyleri çok hızlı ve çok yırtıcı yapabiliyoruz bazen.
Ben ya da benim yapım diyeyim.
Ben zevkle biraz daha yapıcı konuşabilmeyi öğrendim.
Evet biz her şeyi hemen söyleyebiliyoruz.
Bu çok güzel bir şey. Ne hissettiğimizi biliyoruz, konuşabiliyoruz ama biliyorsunuz ki biz hani bazen bağırış çağırış olabiliyor bizim kültürümüzde.
Ya da bir şeyler kapılara vurma, kırma falan olabiliyor büyürken yani.
Ya da işte eski sevgilerimle falan o dramayı yaşadım tabii ki.
Yani film senaryosu yapıyorum kafamda.
Eski sevgilim bir tane ağaç söktü yani öyle düşünün.
Ama tamamen drama yani.
Hani böyle film senaryosu falan yapıyoruz bence.
Çocukluk diyeyim. Ama yaşla beraber gelen yapıcı kendini ifade etme yöntemi tabii ki de daha istenilen, arzu edilen iletişim şekli.
Fakat şimdi ben burada biraz böyle outsider gibi hissediyorum.
Yani konunun çok içinde değilim.
Konunun tam muhatabı ben değilim.
Ve mikrofon eğilimi nasıl alacağımı bilmiyorum.
Biraz üstü kapalı anlatıyorum maalesef.
Biraz aile mevzusu olduğu için.
Yani benim... Alakalı bir konu olmadığı için tam anlatamıyorum ama aile için dediğim yani Amerikalı aileyle alakalı bir konu diyeyim.
Siz oradan tahmin edin. Bu konuda şimdi ben zekede şey dedim yani bizim şu fuck it enerjisine geçmemiz lazım.
Bir kere benim istemediğim bir konunun benim üzerime yapışmasıyla alakalı bir derdim var.
Yani zaten üzerime yapışıyor, beni aşağı çekiyor, üstüne düşünüyorum.
Bir de gidiyorum başka birisine anlatıyorum ya da terapiye götürüyorum o konuyu.
Bu benim keyfimi kaçıran bir şey.
Çünkü diyorum ki artık senin kontrol edebileceğin bir şey değil ya da senin alanında değil.
Evet etkim olabiliyor ama indirekt olarak olabiliyor.
Yani direkt dokunabildiğin bir konu değil.
Fakat bu fuck it enerjisine geçmezsen eğer seni aşağı çekmesine, terapinde konu olmasına, başka insanlara aktarmana izin veriyor.
Yani benim için bir zaman kaybı bu.
Ve ben buna izin verdiğimi fark ettiğim zaman çok üzülüyorum.
Çünkü Zeka'da aynısını söyledim.
Yani dedim ki bizim biraz daha böyle fuck it enerjisine channel olmamız lazım.
Orada kalmamız lazım. Yani bu sağlık da dahil bu arada.
Çünkü hayatta her şey olabiliyor.
Bazı istemediğimiz şeylerle karşılaşabiliyoruz.
Kendi ailenizden birilerinin başına bir şey gelebiliyor.
Yani bizim her konuya böyle teker teker oturup.
Bu İngilizce de çok güzel tarif ediliyor da Türkçesi tam yok bunu.
Yani I don't have enough fuck yani.
Bunların hepsine oturup.
Dert edinemiyorum. Edinmemeliyim, edinemeyeceğim.
Burada böyle ukala bir yerden söylemiyorum.
Ben gerçekten çok yıpranıyorum bu konularda.
Yani ona da üzüleyim, buna da düşüneyim, onu da yapmaya çalışayım derken bence ben arada yumağa falan döndüm.
Yani bayağı yuvarlandım gittim.
O yüzden bu fakir enerjisi orada biraz daha şey var ya zaten bir kitap vardı Türkiye'de de ben üniversitedeyken falan okumuştum o kitabı.
Gerçekten ya bu konunun...
Benim üzerimde ne etkisi varı düşünmek lazım ve senin üzerine yapışan o enerjiyi atabilmek lazım.
Bu yüzden sonra bu konuyla alakalı da muhatabı olan kişiyle ben konuştum.
Dedim ki bak dedim bizde bir kültür farkı var.
Ben bir şeyleri konuşmak zorundayım yani ben içime atamıyorum.
Bunu söylemem gerekiyor ve güzel bir tonla yaklaştım, güzel bir dille yaklaştım.
Ve o kadar kolaydı ki, iletişimimiz o kadar kolaydı ki karşımdaki insan da beni anladı.
Bu düşündüğümüzden daha kolay ya bazen.
Hani biz bir şeyleri kafamızda o kadar çok büyütüyoruz.
Kendi kendimize onun tepkisini tahmin ediyoruz.
İşte zihin okuyoruz falan.
Zannettiğinden başka bir yere gidiyor konu.
O yüzden ben dedim ki bak...
Kötü bir niyetim yok. Ben bir şey anlatmak zorundayım.
Kendimi ifade etmem gerekiyor.
Çünkü benim kafamda başka bir şey şekilleniyor şu anda.
Yani senin yaptığın bir eylem bende başka bir etki yarattı.
Ve bunu konuşmam gerekiyor seninle.
Ya tamamen yok edeceğim o insanı ki yok edebileceğim birisi değil aile içerisinde.
Ya da konuşacağım.
Konuştuğumda da eğer bunu anlayabilecek kapasitede bir insansa eğer hani hemen öfke kontrolü yaşayıp bağırış çağıracak bir insan değilse ki değildi.
Gayet de anlaşabildiğimizi düşünüyorum.
Oradan sonra da gözleme alıyorsun, inceleme alıyorsun.
Hem kendini tartıyorsun. Yani ben ne kadar yaklaşıyorum, veriyor muyum?
Overcompensate mi ediyorum? Yani fazla fazla mı empati kuruyorum?
Fazla mı yaklaşıyorum? Fazla mı merhamet gösteriyorum?
Gibi yerlerde de kendini tartmak gerekiyor.
Yani bu tamamen evet fakir ve hiç umurunda değil de değil.
Fakat o konuşabilmek, iletişimi kurabilmek, ortamı hazırlayabilmek.
Çünkü ben, ben olmam gerekiyor.
Yani ben, ben olmadığım zaman gerçekten başka bir şey çıkıyor içimden ve ben o kızdan memnun değilim.
Özetle. Böyle bu haftam benim çalkantılı bir haftaydı.
Mayıs da bitti. Şaka gibi gerçekten.
Haziran planlarımız yapıldı mı?
Benim Mayıs planlarım çok güzeldi ama gerçekten bu ay taşınmadır, yerleşmedir.
Şimdiden misafir ağırlıyoruz evde.
Ve bir de bu sağlık konuları derken gerçekten Mayıs oldum paket oldu gitti diyelim.
Haziran da baya yoğun görünüyor.
Sonra Türkiye planımızı yapmamız gerekiyor falan filan.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Beni Spotify'dan da takip edebilirsiniz.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
