
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde FOMO ve JOMO hakkında konuşuyoruz. Yani bir şeyleri kaçırmaktan korkmak mı, yoksa bir şeyleri kaçırdığın için huzurlu olmak mı?
Yaşadığımız dönemde sürekli stimülasyona uğradığımız için, bir şeyleri kaçıyormuşuz hissine kapılmak çok doğal, fakat bir şeylere evet derken, yapmak isterken, kendi nedenlerimizi anlamak, gerçekten neyi sevdiğimizi bulmak da iyi gelebilir.
O yüzden fomodan uzaklaşıp, jomoya yaklaşıyoruz. Yani bir şeyleri kaçırmaktan, uzak kalmaktan keyif almaya.
İyi dinlemeler 😍
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Öncelikle bu haftaki bölümümüz iki gün geç geldi.
Hepinizin Kurban Bayramı tekrardan kutlu olsun.
Umuyorum ki çok güzel bir bayram tatili geçiriyorsunuzdur.
Çünkü yayınlandığında hala bayram tatilinde olacaksınız galiba.
Türkiye'deki bu şeyi de çok seviyorum aslında biliyor musunuz?
Hani kurban bayramı hafta sonu ondan sonra 2-3 gün daha böyle kombo yapıp şöyle paket bir seyahat verilebiliyor Türkiye'de.
Gerçi nasıl geçiriliyor umarım gönlünüze göre geçiriyorsunuzdur uzun uzun tatillerinizi.
Ya ben podcast kaydetmeye başladıktan sonra üst kattaki komşum hareket etmeye başladı.
O yüzden orada böyle küçük küçük sesler gelirse kusura bakmayın.
Çok sinir bozucu ya.
Misofonikler. Bak duyuyor musunuz?
Bugün FOMO ve JOMO'dan bahsedeceğim.
JOMO'yu daha önce hiç duymadıysanız bu bölümde çok hoşunuza gideceğini tahmin ediyorum.
Çünkü ben kendimi bu şekilde biraz daha sakinleştirdim.
Bu şekilde biraz daha anlayabildim.
Ve kendime yeni yeni kalıplar, yeni yeni değerler katmaya başladım.
Öncelikle FOMO'yu daha önce duymuşsunuzdur ama tekrardan FOMO'yu bir hatırlatalım.
Fear of Missing Out yani bir şeyi kaçırma korkusu.
Neredeyse hepimizde var olduğunu tahmin ediyorum.
Fakat böyle pandemi döneminde hepimizin böyle bir sakinleştiği, yatıştığı, oh be kimse de dışarı çıkıp bir şey yapamıyor dediği, belki de FOMO'yu biraz daha anladığımız, derinleştirdiğimiz işte kendimizdeki o dürtüleri
fark ettiğimiz bir dönem olmuştur diye düşünüyorum.
FOMO'yu sosyal medya özellikle hayatımıza girdikten sonra daha çok hissetmeye başlamış da olabiliriz.
Çünkü biliyorsunuz ki maalesef ki ne kadar teknoloji detoksu yaparsak yapalım.
Ne kadar o ekran saatini indirmeye çalışırsak çalışalım.
Muhakkak ki Instagram'a giriyoruz.
İşte TikTok kullanıyorsanız TikTok'a giriyoruz.
O yüzden başkalarını görmek, işte aman da Allah'ım şu tatile gitti, şöyle partiler var, beni çağırmadılar gibi gibi kendinizi kıyasladığınız, bir şeyleri kaçırdığınızı hissettiğiniz ya da işte yaşta 30'a geldi, hala bir
şeye başlayamadım, bir şey yapamadım, bak şu ev almış, bunlar evlenmiş, çocuk oldu gibi gibi fark etmeden kendinizi böyle sürekli kıyasladığınız ve bir şeyleri kaçırdığınız hissiyle boğuştuğunuz bir süreç olabiliyor.
Bunu fark etmek çok güzel, çok çok çok lezzetli.
Ve sonra işte kendimize sorular sorduğumuz sürece geçeceğiz.
Fakat dediğim gibi önce bir tanımlama yapmak istedim.
Kendinizde... Bana sorarsanız böyle bir yüzdelik olarak değerlendirme yapın.
Sizce yüzde kaç FOMO yaşıyorsunuz genel olarak hayatınızda?
Tabii ki de bunu her yere uyarlayamazsınız.
Bazı şeylere daha iştahlıyızdır, onları kaçırmak istemeyizdir.
Bazı şeylere ilgimiz daha azdır.
Fakat genel olarak şöyle genel tabloda nasıl bir kişisiniz?
Neye göre kararlar alıyorsunuz?
Başkalarının sizin kararlarınız üzerindeki etkisi neler?
Bir şey yapmak istemeseniz dahi ona evet diyor musunuz?
Merak mı ediyorsunuz?
Başkalarının hayatlarına ilgimi duyuyorsunuz vs.
Onu bir değerlendirin derim.
Ben kendimde %70 ile başladıysak son dönemlerde %20'ye düştü diyeceğim.
Öyle bir atmosyon rakam veriyorum.
Ama çok yani manageable hale getirdiğimi düşünüyorum.
Tamam hadi %30 olsun. %30'a düşürdüm diyeceğim %70'den.
Bu tarafımı isimlendirdim yani tamam bu artık galiba FOMO dediğim örneği vermek istiyorum size.
Şimdi biliyorsunuz son bir aydır falan evimize gelip kalmayan kalmadı.
Yani her hafta birini host ettik.
Bir hafta Zach DC'ye gitti ben yalnızdım.
O geldi başka bir arkadaşımız daha bizde kaldı.
Ve ben Zach'siz kaldım yani.
Zach olmadan geçirdiğim ya da teke tek vakit geçirmediğimiz uzunca bir süreç oldu.
Ve benim kendi ilişkimde, evliliğimde gerçekten date night'e çok önem veriyoruz ikimiz de.
Ya da başa başa, aman Allah'ım kelimeyi unuttum ya.
Baş başa vakit geçirdiğimiz sürelere çok önem veriyorum.
Benim için kaliteli zaman biliyorsunuz ki bu arada.
Sevginin 5 dili var. Bende hepsi %20 oranda çıktı.
Yani hiçbiri birinden daha değerli değil.
Kaliteli vakit geçirmek, dokunmak, hediyeler vs.
yani o. Beşi de var bende.
O yüzden Zek'le kaliteli zaman geçirmediğimde o içeriden yine o dürtüler şeyler geliyor.
Periler geliyor yani bana.
Sonra Zek DC'den döndükten sonra dediğim gibi bir tane daha arkadaşımızı evde host ediyoruz.
Bu arkadaşımız bizim Çin'den ta Şanhay'dan.
Zek'in improv grubu yani doğaçlama ekibi grubu.
Bir de yine bizim komşu 2-3 blok aşağıda yine Şanhay'dan.
Başka bir evli çift arkadaşımız var.
Bunların hepsi Amerikalı bu arada. Hepimiz Shanghai'da arkadaşlık tanıştık.
Sürekli bir araya geliyorduk.
Kelly'nin de yani işte bizim evde kalan arkadaşım buraya gelmesiyle beraber plan yapmak istedik.
Bütün Shanghai grubunu bir araya getirmek.
Ben Cuma günüydü o gün.
Evde partilemeyi çok seviyorum.
Board game oynamayı, eve yemek söylemeyi böyle sessiz daha böyle kendi halimizde bir akşamı daha çok seviyorum.
Ama dediğim gibi bu ekip tiyatrocu olduğu için Cuma'yı Cuma'ya Cuma'ya giderek Cumayı akşam dışarı çıkarak stand-up comedy izleyerek sonra bara giderek işte karaoke falan bayağı aktif geçirmek istiyorlar.
Fakat ben baştan Zek'e böyle hani evde parti yapalım gibi teklif ettiğimde Zek benim tarafımdaydı normalde.
Fakat sonra grubun diğer büyük bir kısmı dışarı çıkmak isteyince ben böyle bir sinirlendim tabii.
Bir de o gün bütün gün dışarıdaydım.
Hem evente gittim bir arkadaşımla kafede bilgisayarlarımızda çalıştık.
O ağır ağır bilgisayarı taşıdığım bütün gün eve geldim de artık hani exhausted yani hiç enerjim kalmamıştı.
Fakat herkesin dışarı çıktığını duyunca bir sürü duygu geliyor bana.
Aynı anda bir sürü duygu attack gibi düşünün yani.
Birincisi hani evde duracaktık.
Neden kimseye ikna edemedim?
Tabii ki de çıkma hakları var bu arada parantez içerisinde söyleyeyim ama karşılaştığım ilk duygulardan bahsediyorum.
İkincisi ben Zek'le yani Zek gitme falan hani onu da istiyorum tabii ki de diyemiyorum.
Çünkü Zek'i özledim gerçekten bir ayı falan geçti baş başa vakit geçirmediğimiz.
Ona da böyle falan durumdayım.
Üçüncüsü ulan ne yapacaksınız çok merak ediyorum.
Hani hep sizde de mutlaka vardır şu bir şey yapmak istemezsiniz.
Sonra yaptığınız zaman aslında çok keyif alıyorum ya keşke hani baştan beri böyle bu enerjiyle başlasam falan.
Hani ben birçok yerde kendimi kuşluyorum.
Yapmayı istemediğimi söylüyorsam kendi kendimi itekliyorum.
Çünkü yaparken çok keyif alıyorum.
Yani bu geçmişimizde bu örneklerle var.
Kanıtlarımız var. O yüzden onu da sorguluyorum.
Acaba çıkmak istemiyorum ama çıkarsam çok mu keyif alacağım?
Zaten ekip çok canlı ve herkes tiyatrocu bu arada.
Stand-up komedi, komik.
Bir tek bar kısmından okey değilim bu arada.
Yani hani çok sevmiyorum ben barı.
Hele ki gece saatlerinde dışarıda olmayı falan.
Severim. Gece evde oturup night rütinimi yapmayı falan çok seviyorum.
Okey zaten oraya getireceğim şimdi konuyu.
Bir saniye. Fakat başta tüm bu karşılaştığım duygularla şeyi idrak edemedim.
Yani ben şu an ne istiyorum?
Ben dışarı mı çıkmak istiyorum?
FOMO mu yaşıyorum? Hani ben gitmeliyim de onlar çok keyif alacaklar.
Oradaki diyaloğu ve iletişimi, ilişkiyi kaçıracağım.
Bağ kurma ihtiyacı, eski arkadaşlar, hepimizin bir araya gelmesi zaten nadir.
Bu arada bir tek ben yabancıyım.
Totalde 6 kişi olacaktı o akşam.
Herkes Amerikalı. Şunu da ayrı bir not eklemek istiyorum.
Yani yabancı dilde ne kadar diliniz iyi olursa olsun.
ekstra efor gibi oluyor.
Yani ekstra bir enerji harcıyorsunuz yine de.
E bir de şakalar başka bir kültüre ait bu arada.
Yani kültürel referans diye bir şey de var.
Bazı şakaları anlamıyorum ve bu benim başıma çok geldi.
Özellikle Çin'deyken. Böyle hani falan yapıp salak salak etrafa bakarım.
Evet çok komik.
Hiçbir şey bilmiyorum gibi oldum.
Çok durumda olduğu için.
Orada da bir tane kanıtımız var.
Hani Nurtaç aslında gidersen çok da eğlenmeyi de bilirsin.
Tatlım kanısı da var kafamda.
Fakat tüm bu işte sorgulamaları yap...
yaparken zevkten sinirimi çıkartıyorum.
Çünkü çok özledim adamı aynı zamanda.
Yani gönlümden geçen zevk de arkadaşlarıyla takılmasın.
Hiç bencilce değil bence.
Duralım. Yani evde film izleyelim falan filan.
Bu arada bu ara film de izlemekten sıkılıyorum.
Ayrı bir mevzu. Tabii ki de farkındayım.
Böyle bir talepte bulunmak istemiyorum.
Çünkü eski arkadaşlar bir araya nadir geliyor zaten.
Böyle dedim ki Zeki ben çirkinleşmek istiyorum.
Direkt kavga etmek istiyorum dedim.
Yani I just wanna pick up a fight.
Ve Zek hani tüm sakinliğiyle Zeki tanıyorsanız eğer YouTube'dan ve Instagram'dan çok sakin bir adam.
Kavga etmeyi zaten bilmiyor bu arada.
Yani bir Türk ile ben o kadar antrenmanlıyım.
Beni çok zor alt edersin Zek'ciğim.
Yani sen o pustif pustif şeyinle büyürken biz yani anladın mı mahalle çocuğuyuz diyemedim.
Ama şey dedim ben dedim biraz kavga etmek istiyorum.
Azıcık çirkinleşesim var. Zek okey.
Hani bir erkek alert verir ya böyle okey karım şu an kafayı yemek üzere ve ben son derece sakin kalmalıyım odunda.
Ve ben böyle tırnaklarımı teker teker çıkartırken uyarıyorum zaten çocuğu böyle.
Yani bir köşeye kaç istersen, istersen evden çık falan.
Öyle demedim de uyarıyı verdim.
Sonra gayet çirkinleşmeye başladım.
Ve saçma sapan sebepler buluyorum bu arada.
Ama şöyleydi de böyleydi de insanlar geldi gitti de.
Ya insanlar gelip gittiğinde sen de keyif aldın Nurtaç'cığım.
Yani insanları evde host etmek benim için de keyifli.
Galiba orada temel sorunu anlayıp iletişmek istemediğim için orada biraz böyle öfkemi, üzgünlüğümü, hayal kırıklığımı yaşamak istediğim için duygusal olarak ve tabii ki de subconscious
olarak asla bilinçli yapmıyorum bunu.
O negatifte kalmak istedim.
Yani o duyguyu yaşamak istiyorum.
Zekin beni anladığını biliyorum ve benim öyle bir partnerim var ki oturup konuşsak ve şey desem mesela tamam bu akşam Ben gelmeyeceğim.
Çok yorgunum. Bu benim kendi kararım.
Sen çık ama bütün pazar gününü bana ayır mesela.
Çünkü seni çok özledim. Gibi işte yetişkin, medeni cümleler kurduğumda anlayabilecek bir partnerim olmasına rağmen içimden yapmak gelmiyor.
Yani içimden gıcık olmak istiyorum.
Ve bunun sağlıklı olmadığını biliyorum yine.
Parantezlerde koyalım bunu. Sonra Zek kavga esnasında dışarı çıkar, yürüyüşe gider.
Tatlış bir not da bırakayım.
Ben akşam hemen evde yiyecektim tabii.
Yani gitmediğim için. Yürüyüşe gidip bana tavuklu bir salata almış, eve gelmiş hani onu da destekliyor ve şey diyor bu arada Amerikalılar şöyle konuşur bak kalmak istiyorsan kesinlikle support ediyorum, destekliyorum.
Ne yapmak istiyorsan onu yapmalısın.
Yani sen keyfine bak falan.
Türk tarafım şey diyor. Ulan ısrar etsene.
Sen 20 kere söyle. Ben gelmeyeyim mesela.
Ama sen bana şey deme.
Mesela evet ya gelmek istemiyorsan lütfen dinlen falan.
Ona da bir gıcık oluyorum. Bana salata falan getirmiş.
Çok tatlı ama şey diyorum. Galiba evet gerçekten evde kalacağım falan.
Bu arada salatayı koy buzdolabına yine çık.
Zaten oraya da geleceksin işte.
Okey. Zek eve geldi.
Salatayı da getirince ben biraz daha yumuşadım.
Kendi kendime şey dedim. Tamam artık çok da zorlama çocuğu bence.
Ve göstermek istediğim tepkiyi de gösterdim.
Buradan sonrası gereksiz. Sonra şey dedim.
Gelsen mi ya dedim. Dur dur ben geleyim dedim.
Onu dedikten sonra gerçekten ne istediğimi anca anladım.
Dedim ki lütfen git. Sen git.
Arkadaşlarınla eğlen. O zaman kızıcık şerbetini...
Sezon feneliydi.
Dedim ki sen kızıcık şerbetini izle Nurtaç'cığım.
İşte çayını yap. Akşam yediden sonra yemek yemiyorum.
O yüzden atıştırmalım yok.
Ama dedim ki kendi kendine kal burada.
Ve bu sorunun FOMO olduğunu anca anladım.
Yani tamam zeki özlemek bir kenarda.
Ama bazen şu FOMO yüzünden yapmak istemediğimiz şeyi yapmamız.
Enerjin kalmamış orada hala sürüne sürüne gitmek.
Ki dediğim gibi ben oraya gitsem o komedi şovunun %50'sini belki anlayıp gerçekten keyif alacağım.
Sonra bu arkadaş ekibi karaoke bara gitti, normal bara gitti.
Yani gece zek dörtte döndü eve Kelly'le beraber düşünün.
Ben o saate kadar yapamazdım zaten bir yerde muhtemelen bayılıp kalacaktım.
Zorlama, zorlama kendini.
Gerçekten ne istediğini anla.
Sen o akşamı nasıl geçirmek istiyorsun ya da senin kendi karakterin nasıl?
Ben kendimi introvert ve extrovert'ın ortasında buluyorum.
Bazen insanlardan aşırı derecede şarj oluyorum.
Dışarı çıkmam gerekiyor, sosyalleşmem gerekiyor, networking eventlerine gitmem gerekiyor.
Çok çok çok insanla tanışmam gerekiyor.
Bazen de kendimi unplug yapıp odama kapatıp kendi içimde şarj etmem gerekiyor.
Yani bu ortasında olan bir insanın önemli olan hangi zaman neye ihtiyacım olduğunu gerçekten idrak edip uygulayabilmek.
Başkasının ne istediği, başkasının benimle alakalı ne düşüneceği, o anki ekibin işte çoğunluğun kararı vs.
bir kenara Nurtaç'cım sen gerçekten ne istiyorsun?
İşte burayı bulduğunuzda da buna JOMO deniyor.
Yani Joy of Missing Out.
Yani bir şeyleri kaçırmanın Siz kendi değerlerinize göre, kendi isteklerinize göre bir karar verdiğinizde kendi kararınızın arkasında şöyle baba baba durup lan gerçekten ben ayaklarımı uzatıp
koltuğumda dinlenmek istiyorum.
Siz gidin eğlenin.
Everything is fine. Yani dünyanın sonu gelmediği, o gün dünya kopmadığı, yalnız kaldığında demek ki o an ona ihtiyacın var.
Onunla şarj ediyorsun kendini.
Belki bir kitap okumak. Mesela ben dikiş yapıyorum biliyorsunuz şeyde dikiş makinesini öğreniyorum şu anda.
Yani hala bebek aşamasındayım.
Ya böyle bir şey yok. Dünyadan kopuyorsun zaten.
Ve daha önceki bölümlerden de bahsetmiştim.
Bu dopamin detoksu yaptığımda kafa yiyecek gibi olmuştum.
O sessizlikle karşılaştığımda.
Yine fark ediyorum.
Çok gürültülü bir hayatım var.
Zaten şehirde yaşamanın bir dezavantajı bu.
Tamam seviyorum bir kenara.
Ama şehrin kendisi gürültülü.
Çok fazla insan var.
Çok fazla stimülasyon var. Birçok şeye maruz kalıyorsun.
Ve zaten kendi kendinle baş başa kalman...
neredeyse imkansıza yakın oluyor.
E kendimizle baş başa kaldığımızda telefonumuz burnumuzda.
Bazen böyle kendinizi dışarıdan izleyin.
Odanın köşesine gidin ve kendinize bakın.
Yatakta böyle şey cenin pozisyonuna dönüp neredeyse yüz yuvarlak olup telefonlara gömük duruyoruz çoğunlukla.
Bu görüntüden hiç hoşlanmıyorum.
Bu durumdan hoşlanmıyorum. Telefonu kısıtlamama rağmen bence hala çok fazla kullanıyorum.
Bir de yani sosyal medyadaki işinin gerçekten dezavantajı bu.
Çünkü DM'e cevap vermen gerekiyor.
Yorumlara cevap vermen gerekiyor.
Yeni bir içerik hazırlaman gerekiyor.
Koordinasyon yapıyorsun. Markalarla görüşüyorsun.
Ve ben neredeyse telefonla nefret ediyorum artık.
Yani dokunmak istemiyorum. Onu kilitlemek istiyorum.
Bir yerlere atmak istiyorum. Yok yok bir yere gitmesin çalınmasın falan şu anda ona.
Param da yetmiyor. Fakat genel haliyle bu FOMO yüzünden.
Hele ki yine sosyal medyadaki karşılaştırmalar yüzünden, başka insanların hayatını çok daha greener yani daha yeşil, daha böyle canlı zannetmemiz yüzünden kendi kendimize eziyet ediyoruz.
Gerçekten ne istediğimizi, kendi sesimizi bulmakta çok daha güçlük yaşıyoruz.
Zaten hayat zor, zaten kimsin sen sorusuna cevap vermek, bulmak çok zor.
Yıllarını alan, uzun çalışmalar gerektiren...
Farklı ideolojileri denediğiniz, kendinizi bir iniş bir çıkış yani her şeyiyle harmanladığınız bir süreç olması gerekirken biz bu dünyada ekstra seslerle, FOMO'larla kendimize biraz daha uzaklaşıyoruz
bence. O yüzden JOMO diyelim.
Joy of Missing Out diyelim.
Sizin için JOMO ne demek?
Onları yazabilirsiniz. Nelerden keyif alıyorsunuz?
Sessizlik olduğunda...
Nelerle karşılaşıyorsunuz mesela?
Yani bu meditasyon da olabilir, mindfulness egzersizleri de olabilir.
Yani farkındalık egzersizleri de olabilir.
Bunları deneyimlediğinizde ilk karşılaştığınız duygular neler?
Belki panik mi yaşıyorsunuz, rahatlama mı yaşıyorsunuz, farklı bir tarafınızla mı karşılaşıyorsunuz?
Eski halinizle mi tekrardan bir bağ kuruyorsunuz?
Çünkü sizin de benim gibi bir hafızanız varsa...
Çoğu şeyi çabuk unutuyorum.
Kendimi çabuk unutuyorum.
Eskiden ne hissettiğimi ya da aradaki gelişmeleri çabuk unutuyorum.
Orada da bir nankörlük var. O yüzden tekrardan sessizleşmek, içine dönmek, Jomo'ya odaklanmak burada güzel olabilir diyorum.
Umarım keyif ediğiniz bir bölüm olmuştur.
Ufaktan bir cadılık halimi de bölüme sıkıştırmış oldum.
Yani zannetmeyin ki her zaman tatlıyım, enerjiyim.
Bazen böyle... fiery bir kız olabiliyorum.
Ateşler, yangınlar olabiliyorum.
Ama bence beni güzel yapan şeylerden bir tanesi bu.
Hatta bence Zekin, Loki sevdiği şeylerden bir tanesi bu.
Tabii yine de çok abartmamak gerekiyor galiba diyelim.
Ve haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
