
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur. Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/versiyon25 - VERSIYON25
VERSIYON25 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %25 indirimli.
---
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Bu bölüm ''Evital'' hakkında reklam içerir.
Transkript
Bu bölüm Evital'le ilgili tanıtım içerir.
Bugün felaketlendirme konusunu konuşmak istiyorum.
Yani her şeyin en en en kötüsünü düşünme, katastrofe etme bir de buna inanma olayından birazcık konuşalım istiyorum.
Bir baktım Spotify'da ve Apple Podcast'ta bu konuyla alakalı kimse bölüm hazırlamamış.
Ben de şaşırdım. Çünkü sadece kendim olduğunu düşünmüyorum bu konuda ve eğer ki siz de benim gibi bazı olayları direkt kötü sonuca bağlıyorsanız ve altında yatan sebepleri merak ediyorsanız bugünkü bölümde onları birazcık
konuşmak istiyorum. Şimdi son dönemlerde başıma gelenlerden dolayı diyeyim bu konu biraz daha gündemime oturdu.
Yani yabancı değilsiniz artık sağlık hangisi yetim olduğunu biliyorsunuz.
Bir dönem daha kontrol edebilir hale gelmişti ama bazen böyle gardımın düştüğü zamanlar olabiliyor.
Orada işte tam kendimi toparlayamıyorum.
Geçenlerde de duygusal beslenmeden bahsetmiştik aslında.
Böyle benim için bir paket halinde gelmiş oluyorlar.
Önce felaketlendirme, sonra felaketlendirme senaryosunda işte en kötüyü düşündüğüm için modum düşüyor, duygusal ve mentor olarak etkileniyorum ve o da genelde benim için coping mekanizması, yemek yemeye yöneliyorum.
Oradan çıkmak da bir süre alabiliyor benim için.
Kötü tarafı bazen çıkmak istemiyorum.
Bazen o duyguda kalmak istiyorum.
Kötü tarafı derken rutinim bozulmuş oluyor.
Yemek yeme ve spor yapma rutinim bozulmuş oluyor.
Ama artık bu konulardan çok geçtiğim için nerede kendimi toparlamam gerektiğini de az çok tahmin edebiliyorum.
Ve biliyorsunuz ki destek de almaya devam ediyorum.
Çünkü bu tarz şeyleri bazen kendi başıma halledemiyorum.
Bu konuları da hiçbir zaman saklamadım.
Hem profesyonel destek alıyorum hem arkadaşlarımla paylaşıyorum.
Bazen çeçibitiyle konuşuyorum.
Biliyorsunuz hepimiz yapıyoruz bunu artık.
Yani bazen bu durumdan çıkabiliyorum.
Bazen de daha uzun... Uzun sürüyor.
Bazı şeylere yöneliyorum.
Fakat benim kendime en sevdiğim şeylerden bir tanesi içeriği sürekli gözlemlemek.
Neyin neden olduğunu anlamak.
Daha önce nasıl tepki veriyordum şimdi nasıl tepki veriyorum'u görmek.
Yani kendimi incelemeyi çok seviyorum.
Şimdi bu konuyu tetikleyen şey sağlık konuları oldu.
Evet ama oradan pörtledikten sonra tekrardan dikkatimi çektiği için başka şeyleri de aslında incelemeye aldım.
Ve şu dönemde bana çok iyi gelen bir sonuç çıktı elime en azından.
Ve hemen bunu podcast'e getirmem gerekliliğini fark ettim.
Şöyle değerlendirelim.
Normalde bir felaketlendirme senaryosu yaşıyorsanız eğer yani en kötü şeyleri düşünüyorsanız altında yatan...
Sebeplere birazcık bakalım istiyorum.
Bunların başlıca nedeni aslında özdeğer eksikliği olabiliyor.
Yine küçüklükten kalma, belki size yapılan eleştiriler, çevrenizden gördüğünüz muamele ya da Eğer sınıf farkı olan alanlarda yaşadıysanız belki bazı şeylerde hak etmeme duygusu geliştirmiş
olabilirsiniz. Sanki size verilmemiş ya da verilmemesi gerekiyormuş gibi.
O yüzden size bir şeyler sunulduğunda elinizden alınacak ya da siz onu hak etmiyorsunuz ki gibi duyguya kapılabilirsiniz.
Bazen de eğer ki kendinizi bulunduğunuz çevreden çıkardıysanız fakat yakın çevreniz hala o çevrede duruyorsa siz hala suçluk duygusu yaşayabilirsiniz.
Ya da diyelim ki aileniz hala zor durumda fakat...
Siz bütün hayatınızı değiştirdiniz.
Siz hala o rahatlığa kavuşamamış gibi olabiliyorsunuz.
Hepsini kendimden biliyorum.
Çünkü bence ben kendime hayal ettiğim gibi bir hayat kurdum.
Zonguldak'ta küçücük bir memlekette kısıtlı imkanlarla büyüdüm.
Ve bence yapılabilecek en güzel şeyler sosyal aktivitelere çok katılmışım.
Kendimi her zaman geliştirmek üzere motive etmişim.
Çevremden de kaynaklı olabilir, bilmiyorum.
Belki ablamdan dolayı.
Küçükken ki ilk örneklerim ablamdı.
Mesela dansla, halk oyunlarıyla sosyalleşmeyi öğrendim.
Daha sonrasında spor, işte bando, koro, her şeye katıldım.
Bütün kurslara katılmıştım.
Bunu anlatmamın sebebi o sosyal halim, meraklı ve girişken halim bugün bu hayatı aslında elde etmemi sağladı.
Bu hayatı, bu ışıltılı hayatı ben istedim.
Böyle anlatınca yüksek bir yerden görülmesin.
Çünkü Zomuldak'ta bayağı kısıtlı imkanlarla büyüdüm arkadaşlar.
Yani bu en azından benim hayat hikayemde zordu.
Belki de başarılması imkansız gibi görünen bir şeydi.
Ama azimle diyelim, azimle hayallerimdeki hayata kavuştuğumu söyleyebilirim.
Fakat... Aa evet ya hayallerindeki hayatı yaşıyorsun ve muhtemelen her gün için rahattır, mutlusundur gibi bir senaryoda maalesef yok.
Her an elimden bir şeyler alınacakmış korkusu, başıma kötü bir şey gelebilir, işte sağlık konusu, bir hastalık çıkabilir, sevdiğim insan vefat edebilir ya da ben bunları hak etmiyorum ki gibi bazı böyle
altta yakaladığım sinsi düşüncelerim var, duygularım var.
Son birkaç yıldır hayatımda olanlar ve inanamama gibi tepki verdiğim için buralarda kendimi inceliyorum yıllardır çünkü...
Şimdi dünya hali, dünyadaki birçok olay beni etkiliyor, üzüyor.
Ya da yakın çevrem, ailem şu an Türkiye'de rafağa kavuşmadıysa sanki benim elimde olanlarla da bir suçluluk hissediyorum.
Ya hepsini paylaşmam gerekiyormuş gibi bir suçluluk var, ağırlık hissiyatı var.
Ya da onlar mutlu olamadıkça ben de tam mutlu olamayacakmışım gibi belirli bir kalıp var kafamda.
Çok hoşlanmıyorum bu durumdan çünkü o ayrışamama mevzusunu burada fark ediyorum.
Ne kadar ayrıştığımı düşünsem de duygusal ayrışma çok daha zor bu arada.
Fiziksel olarak evet farklı bir ülkedeyim.
Ama duygusal olarak tam ayrışmayı becerebildiğimi söyleyemeyeceğim.
Belirli bir noktaya kadar bence becerdim ki uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorum.
Bu konuda da bayağı çalışmalar yapıyorum.
Ama total olarak sanki onlar rahat edemedikçe, mutlu olamadıkça ben de tam mutlu olamayacakmışım gibi.
Bunun seviyeleri tabii ki de çok değişti.
Belki önceden daha fazla suçluk hissedip...
bana verilenleri hak etmediğimi düşünürken şimdi kendime sürekli şey hatırlatıyorum.
Bereket sana geliyor. Bereket kapıların açık.
Bu hayatı hak ediyorsun. Güzel şeyleri hak ediyorsun diye kendime de affirmationlarımı yapıyorum.
Bir örnek kayınvalidem bende acayip etkili oldu.
Onu anlatmak istiyorum size çok hızlıca.
Onlarla yaşıyorken bir yıl Dallas'ta kaldım biliyorsunuz.
Onlarla yaşıyorken bazen şey diyordum işte Zek bana şöyle güzel bir şey yapıyor ya da Zek bana şöyle bir şey aldı ama ben kendimi ona karşı suçlu hissediyorum diyordum.
Ya da işte Zek bana masaj yaptığında sanki benim de ona masaj yapmam gerekiyormuş gibi.
Yani bir şeyin hemen karşılığını vermem gerekiyormuş gibi hissediyordum.
Ve bunu kayınvalideme anlatıyorum düşünün.
O da şey dedi. Yani ben senin yerinde olsam sadece tadını çıkartırdım dedi.
Bu bende acayip etkili oldu.
Sürekli ona da hatırlatırım bunu.
Senin bana o gün öğrettiğin şeyi hala hayatımda uyguluyorum diye.
Çünkü biz o tadını çıkaramama halini yaşayabiliyoruz.
Arka planda sanki bir şeylerin tadını çıkarmaya başladığın anda cezalandırılacakmışsın gibi bir algı olabilir.
Bilmiyorum sizde var mı bu?
Bu arada benim bu bölümlerim artık terapi seansına döndü gibi geliyor.
Bence terapistim beni direkt buradan dinlesin.
Yani seansa falan gitmeme gerek yokmuş gibi.
Bayağı her şeyi burada anlatıyorum.
Bu arada tabii ki de terapi demişken canımız, sponsorumuz Evi Talen'le bahsetmek istiyorum.
Evital bünyesine diploma olan aile sağlık profesyonelleri ile ister beslenme danışmanlığı ister psikolojik destek alabileceğiniz dijital bir sağlık platformu.
Ücretsiz ön görüşme yaparak size en uygun uzmanı seçebilirsiniz.
Avantajlı seans paketlerini inceleyebilirsiniz ve ödemeleri de taksitle yapabilirsiniz.
Ve elbette versiyon 25 koduyla alacağınız tüm seanslardan %25 indirimde kazanabilirsiniz.
Biliyorsunuz ben terapiye geri döndüm ve gerçekten etkisini çok iyi hissediyorum.
Özlemişim resmen. O yüzden denemek isterseniz, psikolojik destek anınızı güçlendirmek isterseniz Evitalbu'nun adresi.
Felaketlendirme düşüncesinin altında özel eksikliğinden ve hak etmeme korkusundan bahsetmiştik.
Bir de ayrıca en kötüsünü düşünme şemasını da ekleyebiliriz.
Belki de çocukluğunuzda öğrendiğiniz bir düşünce kalıbı oluşmuştur bu.
O düşünce kalıplarını yetişkinlikte kırmak gerçekten bayağı zor.
Hani hep unlearning diyoruz ya ya da reprogram.
Kendinizi tekrardan programlamaya çalışmak büyük bir emek.
Ve sürekli tetikte olmak, bir türlü güvenememek ya da hazırlıklı olmaya çalışma zihniyetiniz olabiliyor.
Yani başımıza bir şey gelmesin.
Hatta bizim cümle kalıplarımız da var bu şekilde.
İşte sen kendini kışa hazırla, bahar gelirse ne güzel gibi bir cümle vardı.
Benim hiç hoşuma gitmiyor ama işte background'da bu düşünceye yatkınım.
Çünkü sanki böyle güzel bir şey olamazmış gibi ya da her an her şey bozulacakmış gibi.
Bunun en büyük sebebi önceden başınıza birkaç kere bunun örnekleri geldiyse sanki hep böyle olacakmış hissiyatına kapılabiliyorsunuz.
Bir de kontrol ihtiyacından da kaynaklı olabiliyor bazen bu.
Sanki siz kötüyü düşündüğünüzde en azından kontrol edebilirmişsiniz gibi.
Hani sizde güç varmış gibi de oluyor.
Çünkü tamam hazırlıklıydım zaten, biliyordum zaten, böyle düşünmüştüm zaten diyerek biraz böyle kontrol elinize alıyormuşsunuz gibi bir hissiyat oluşabiliyor.
Ama işte hep böyle kötüyü düşünerek de acaba kötüyü mü çağırıyoruz bazen?
Onu da düşünmek lazım. Bir de arketipler var bununla alakalı.
Yunyan yaklaşımından birazcık öğrendiğimiz kurban arketipi.
Geçenlerde kurban psikolojisinden bahsetmiştim.
Kişinin başına sürekli kötü bir şey geleceğini, çünkü kimsenin onu sevmediğini, istemediğini, hayatın ona iyi davranmadığını bir köşe...
şeye itildiğini falan düşünme durumu diyelim.
Bu bende de birazcık var.
Birçoğumuzda var. Eğer ki hayattan bir iki kere darbe yediyseniz sanki böyle küçük Emrah'a bağlayabiliyoruz bazen.
Ya da iç eleştirmen arketipi var.
Bu da birazcık kurban psikolojisine şöyle yakın.
İçinizdeki ses diyor ki sen bunu hak etmiyorsun zaten.
Bu olmayacaktı zaten. Ne bekliyordun ki zaten diye.
Korkunç cadaloz bir ses var o kafamızda.
Bu da hiç tatlı güzel bir şey değil.
Bir de gölge arketipi var.
Yani bastırdığımız korkuları bilinç dışı dışa vurumu hal ediyoruz.
Yani içeride bizim de çok fark etmediğimiz...
görmek istemediğimiz taraflarımız, gölge taraflarımız bizi içeriden demotive edebiliyor.
Peki bu felaketleştirmenin bedeli neler oluyor?
Şimdi benim terapimdeki en ana konum ne biliyor musunuz?
Kendini sabote etme halinden kurtulma.
Çünkü bazen deriz ki kişinin en büyük düşmanı kendisidir.
Bu birçoğumuzun başına gelir.
Aslında koşullar elverişlidir.
Yapabileceğiniz, elinizdeki yetenekler çok güzeldir.
Ama siz öbür haline inandığınız için ya da bazen o hak etmeme duygusundan çıkamadığınız için kendi kendinizi sabote edersiniz.
Bazen başarıdan korkma ya da mutluluktan korkma hali çok konuşulmadığı için saçma gibi gelebilir.
Ama maalesef bu günlük hayatımızda birden fazla yaptığımız şey olabiliyor.
Bakın cümle kalıplarınıza çok dikkat edin.
Kendinizi ifade etme, kendinizi tanıtma.
Diğer insanlarla interaktif haldeyken ki cümlelerinize çok dikkat edin.
Kendinizi nasıl tanıttığınız, nasıl anlattığınız çok değerli.
Biz çoğunlukla böyle aşağı çekerek konuşuyoruz kendimizi.
Bunun bir sebebi sanki kendini öven insan gibi görülebiliyor.
Ve o övülme hali kötü bir şeymiş gibi olabiliyor.
Ne kadar narsist, ne kadar egoist denilebiliyor.
Biz o denilecek olan şeylerden de korktuğumuz için böyle humble olmaya çalışıyoruz.
Daha mütevazı olmaya çalışıyoruz.
Kendimizi olduğumuzdan ya da...
hissettiğimizden daha aşağı çekmeye de çalışabiliyoruz.
Bunlar hep sinsi şeyler bence ya da ben çok sık yaptığım için fark ediyorum.
Eskiden hele belki size de oluyordur.
Birisi kıyafetinizi beğendiğinde hemen şey diyordunuz ama ucuz bir şey ya indirimden aldım ya.
Yani hemen onu kötüleştirme, boklaştırma böyle hani yok ya değersiz.
Niye değersiz? Yani neden hadi en ucuz malı alsan bile neden değersiz ya da neden değersiz olduğunu karşıya göstermeye çalışıyorsun?
Böyle biz kendimize birazcık kötülük yapabiliyoruz.
Bu sadece kıyafet konusunda değil.
Keşke sadece kıyafet konusunda olsaydı.
Başka bir bedeli anksiyete yaratabiliyor, depresyon yapabiliyor ya da karar verme zorluğu yaşatıyor size.
Çünkü Second Guess'in bölümünde de bahsetmiştim.
Kendinizden emin olamıyorsunuz.
Böyle dışarıdan onay almak istiyorsunuz.
Bir türlü karar veremiyorsunuz.
Yani yapayım yapmayayım iyi şey olacak mı?
Kötü şeyler mi başıma gelecek? Ya da kesinlikle kötü şey olacak deyip bazen yapacağınız şeyi de yapmıyor oluyorsunuz.
Ödediğimiz bedele bakar mısınız?
Hele ki anksiyete bazen kendimde yakaladığımda hemen grounded egzersizlerini yapmaya çalışıyorum.
Biraz daha böyle topraklanmaya çalışıyorum.
Çünkü vücuttan çıkabiliyorsunuz.
Gerçeklik algısını da bazen kaybediyorsunuz.
Çünkü kafanızda yarattığınız hikayeye inanırsanız, o senaryoya inanırsanız gerçeklikten kopmuş oluyorsunuz direkt olarak.
Çünkü öyle bir şey yok. Henüz olmadı.
Kendime gülüyorum bunu anlatırken.
Ve olmamış şeye siz inanıyorsunuz ya.
Yani siz derken ben de işte.
Biz buna inanıyoruz oturup.
Çok üzücü. Peki biz bundan kurtulamıyor muyuz?
Yani böyle geldik böyle gidiyoruz falan demiyoruz zaten bu bölümlerde hiçbir zaman öyle bir şey söylemedim.
Yine klasiktir tabii ki de fark et adlandır mesafe koy tekniği var.
Çünkü önce fark ediyorsun sonra hemen isim veriyorsun ona.
Aa ne oldu şu an ne yaşanıyor ne bitiyor diye.
Hemen fark ediyorsun adlandırıyorsun şu anda ne yaşanıyor ne hissediliyor bu konu nedir ve hemen mesafe koyuyorsun.
Hemen konunun dışına çekmeye çalışıyorsun kendini.
Diyorsun ki ben şu an felaketlendirme yapıyorum.
Çok bariz bir şekilde felaketlendirme yapıyorum diye kendinizi yakalıyorsunuz.
Bu CBT'de yani bilissel davranışçı terapide aslında otomatik düşünceler kategorisinde olduğu için siz otomatik düşüncelerinizi yakaladığınız anda etkisi azalmaya başlıyor zaten.
Belki fark etmeden otomatik ya otopilotla gittiğinizde %90 etki yaratıyorsa siz fark ettiğinizde şöyle kendinizi köşeye çekip dur bakalım ya felaketlendirme yapıyorsun şu anda aslında bu konu böyle olmak zorunda değil.
Ya da hak ediyorsun sen de hak ettin çalıştın bak yaptın dediğinizde onun etkisi belki de %20'ye düşüyor.
Ben de böyle sayısal şeyleri atıp tutuyorum ama anladınız en azından hani biz bizdeyiz burada.
Ve buradaki düşüncenin siz olmadığını, konuyu sadece kafanızda ürettiğiniz bir ürün olduğunu daha iyi görmüş oluyorsunuz.
Bazen de yazılı kanıt arama tekniği var.
Oturup yazıyorsunuz.
Baya şu anda bu konunun en kötü hali olsa ne olur?
En kötü ya yani kendinizi o senaryoyu çizdiniz yazdınız ne olur?
Bazen istemeyeceğimiz şeyler çıkabiliyor karşımıza tabii ki de ama bazen de işte alternatif senaryoları kendinize yazabiliyorsunuz.
Yani böyle de olmayabilir, kafamda hayal ettiğim gibi en kötü olmak zorunda değil.
Bak alternatifi de var, şu senaryo da var, diğer yüzdelik de mümkün diye en azından kendinize biraz daha yazılı bir kanıt sunmuş oluyorsunuz.
Bir diğer tekniğimiz hep söylediğimiz kendimize şefkatli davranmak.
Böyle biraz daha iç sesimizi yumuşatarak canım Nurtaç'ım küçük kız haline o sevgiyi göndermek.
Yani korkma artık ben buradayım artık yetişkiniz.
Böyle şeyler olmak zorunda değil.
Sen de hak ediyorsun güzel şeyler yaşanabilir.
Benim kendimde en zorlandığım şey şu dünyada bir kişi bile acı çekiyorsa sanki ben o bana verilen mutluluğu tam haliyle hak edemiyor olduğumu düşünmem.
Eskisi kadar etki etmiyor belki çünkü kendime de şey hatırlatıyorum.
Sen de bu hayata gönderildin, başka bir ruhsun, başka bir bedensin, senin kendi tecrübelerin var diye kendime de telkinlerde bulunuyorum.
Bana yardımcı oluyor en azından çünkü öbür türlü sürekli yumurta kabukları üzerinde yürüyorum gibi bir şey oluyor.
Yani hayatın tadını çıkaramıyorum.
Bu durumdan çıkmak için başka bir şeyse nefes egzersizleri, topraklanma çalışmaları bana acayip iyi geliyor.
Biraz böyle diyorum ki sakin, işte çok mu telefonu kurcaladın, çok mu bilgisayardasın, bir sessiz.
Şöyle bırak her şeyi elinden bir bırak.
İki ayağını yere koy.
Şimdi topraklandığını hisset.
Baya böyle tekrardan kendimi recharge etmeye çalışıyorum.
Ve son olarak da terapiyi öneriyorum.
Burada şema terapisi ya da bilistel terapi aşırı yardımcı oluyor.
Çünkü ben kendimi öyle ayıklayıp buldum içerlerden.
Özellikle bilistel terapiyle aslında kendimi biraz daha tanımış oldum.
Bu otomatik düşünceleri anladığınız anda şey diyorsun.
Aaa okey yani benim kafa zaten direkt böyle çalışıyormuş.
Fark ettiğin anda en azından bir yolları sesi çıkartabilmiş oluyorsun.
Evet felaketlendirme konusunda böyle bir toparlamış olalım.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Eğer konuşmamı istediğiniz konular varsa lütfen Instagram'dan yazabilirsiniz.
Instagram adresim nurtaç.turkeli.
Ayrıca beni Spotify'da en iyi versiyon hesabını lütfen takip edip 5 yıldız verin.
Teşekkür ediyorum. Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
