
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu sıra sağlıklı şeyler yiyeceğim diye yosun cipsine sardım.
Çok cips sevdiğim söylenemez ama stres olduğumda biliyorsunuz böyle genelde elim şeylere gidiyor benim.
Yani duygusal yemelerde tuzlu, crunchy şeylere gidiyorum.
O yüzden böyle bu sıra yosunla besleniyorum.
Az önce de öyle bir yağmur yağdı ki New York'ta tam böyle aa ne kadar güzel güllük güneşlik havalar ısındı derken saniyeler içerisinde bulutlar geldi.
Şimşek çaktı ki burada böyle gök gürültü dediği çok olmaz.
Saniyeler içerisinde dediğim gibi bütün hava değişti.
Deli gibi yağmur yağdı. Şu anda da uygulamada şiddetli gök gürültüsü bekleniyor yazıyor.
Akşamda dans çalışmamız var.
Bugün ikinci çalışmayı yapacağız.
Geçen hafta yapmıştık. Roman dansıyla başladık.
Biliyorsunuz burada böyle kendimce bir topluluk kuruyorum.
Hiçbir beklentim yok artık yani şu anlamda yok.
Bir yerden alıp işte yüzüncü stepi düşünmek istemiyorum.
Biz yavaş yavaş başlayalım, bir araya gelelim, birbirimizi tanıyalım, kaynaşalım, güzel vakit geçirelim.
Çünkü şey diyorum hani birinci kural iyi vakit geçirmek, keyif almak, have fun.
Ve zaten adımları gösteriyorum.
Müzik evresine geçmedik bile.
Amacımız burada bir araya gelmek.
Hem burada yaşayan, beni takip eden kişilerle de bir arada olmak istiyorum.
Konum da şu anda kalbimdeki ağırlıktan dolayı sanıyorum.
Enerji korumakla alakalı konuşacağım bugün.
Çünkü bir haftadır diyeyim, bazı şeyler yaşıyorum hayatımda.
Yani bir konu da değil. Birçok yerden sanki sıkıştırılıyormuşum gibi.
Belki bu size de oluyordur.
Bazen hani böyle şey dersiniz ya, uf ya her şey üst üste geldi.
Hani ne yapmam lazım? Öyle anlarda kendini oradan alıp çıkarmak kolay olmuyor.
Ne yapacağını da bazen bilmiyorsun.
Ya da geçmişinde öğrendiğini zannettiğin şeyi hatırlamıyorsun.
Diyorsun ya bazen işte bir konu olduğunda, başım sıkıştığında kendimi daha rahat regüle edebileceğim ya da daha olgunca yaklaşacağım dediğin şeylerde bazen düşüyoruz.
Şimdi ben bu düşmenin biraz ana sebebinin başlangıcına yönelmek istedim.
O da enerji koruması. Bizim yine kendi kültürümüzde biraz nazarla eşleştirdiğimiz bir konu ama biraz daha dallandırıp budaklandıracağım bugünkü bölümde.
Önce bir enerji alanı nedir?
Herkesin bir kabının olduğunu düşünün.
Hani ya da şarj bateriniz gibi düşünün bunu.
Hepimizin bir bataryası var.
Dışarıya yaydığımız bir enerji var.
Kendi üzerimize taşıdığımız auramız var.
Auramızın rengi var. Kendi hayallerimiz var.
Hayallerimizi yaşayıp yaşayamadığımız, içimizdeki kırgınlıklar, kıskançlıklarımız, heveslerimiz, yaşayabildiklerimiz hepsi bir yerde düşünün.
Şimdi bu sizin kendi auranız, dışarıya yaydığınız vibe, enerji, renginiz.
Ve bazen bazı insanlara şey diyoruz ya ne kadar parlak, ne kadar güzel, rengarenk bir insan yansıması oluyor genelde.
Kendimizde gördüğümüz şeyin başkalarına yansıması.
Ya da aynı şekilde bir insana çok karanlık, çok huysuz, çok gıcık dediğimiz zaman da orada da bir yerde kendinizdeki yansımayı görebilirsiniz.
Yani bu ufak bir test gibi düşünülebilir.
Tabii ki de bu her zaman evet ya sen de karamsarsın o yüzden herkesi karamsar görüyorsun gibi düşünmeyin.
Ama enerji kabınızın olduğunu hayal edin.
Ve biz bazen insanlara bir şeyleri aktarmak istiyoruz, anlatmak istiyoruz, kendimizi ifade etmek istiyoruz, takdir edilmek istiyoruz, kabul edilmek, sevilmek, kanıtlamak istiyoruz.
Yani bu kanıtlama kısmı benim biraz canımı acıtıyor.
Çünkü geçmişimden muhtemelen getirdiğim şeyi yetişkinlikte bu şekilde telafi etmeye çalışıyorum tahminimce.
Hala birilerine çok yüksek ihtimalle en çok kendime...
Bir şeyleri kanıtlamak istiyorum.
Bu kanıtlama ihtiyacımı anlatarak, işte bağ kurmaya çalışarak ya da yalnız hissettiğimde o yalnızlıktan kurtulmak için bazen olması gerektiğinden fazlasını vererek,
çaba göstererek bunu yapıyorum.
Bu da tabii ki de günün sonunda bana zarar veren bir şey oluyor.
Benim enerjimi tüketen bir şey oluyor.
Belki yapmak istediğim şeylerin önüne ket vuran bir şey oluyor.
Biraz bunun sebeplerine bakacağız.
Eğer siz de hayatınızda benzer şeyler yaşıyorsanız kendinizi burada değerlendirebilirsiniz.
Neden herkese her şeyi anlatmak isteriz fakat bunun bize geri dönüşü çoğunlukla iyi değildir?
Biraz ona bakalım. Birincisi karşınızdaki insanla aynı frekanslı olmayabilirsiniz.
Hayata bakış açınız, enerjiniz, düşündükleriniz, o anki gündeminizdeki konular, belki o gün yaşadığınız şeyler hatta yediğiniz şeyler bile o günkü enerjinizi etkileyebilir, avranızı etkileyebilir.
O yüzden belki o gün bir kahve için buluştuğunuz arkadaşınızla aslında aynı frekanslı değilsiniz.
Belki o sizin yanınıza gelmeden önce eşiyle kavga etti ve siz eşinizle alakalı bir plan yaptınız ya da bir seyahate çıkmak üzeresiniz.
Ve siz bunu aktardığınızda karşınızdaki insan bunu sizin beklediğiniz gibi duymuyor.
Kafasında hemen kendisiyle bunu eşleştiriyor.
Belki sabah kavga ettiği için işte evliliğini suçluyor, sizi suçluyor.
Ve aynı frekansta olmadığınız için ona ulaşamıyor oluyorsunuz.
Bir de dert anlatırken bazen bölünüyoruz, parçalanıyoruz, kendimizi aktardığımızı zannediyoruz ama yine o insanlar orada olmadığında, biz onlara ulaşamadığımız için bize ağırlık olarak geri dönüyor.
Bir başka nedeni, bizi dinleyen kişinin niyeti iyi olmayabilir.
Yani ben bunu unutuyorum.
Bana saf diyebilirsiniz.
Geçen anneme şey dedim, ben kötü insanların olduğunu unutuyorum anne.
İçinde kalbinde kötü düşünce olan, kötü niyeti olan, karşındaki insana böyle diliyle işte inşallah şöyle olur olur diyen bir insanın olabilme ihtimalini ben unutuyorum.
Çünkü benim anladığım hayat felsefesinde ben öyle cümleler kurarsam zaten hayat bana cömert davranmaz.
Çünkü karma bu.
Neden başka insanlara o kötü enerjiyi göndereyim ve kendi avramı onunla karartayım, boyayayım derken böyle insanlar olabileceğini ben unutuyorum.
Yani bugünkü podcast'tan şey çıkarmayacağız tabii ki de hiç kimseye güvenmeyin, kimseye bir şey anlatmayın değil.
Ama siz de fark edersiniz.
Birilerine bir şey anlattığınızda böyle daha çok drain mi hissediyorsunuz?
Yorulmuş, enerjiniz alınmış mı hissediyorsunuz?
Yoksa böyle aa ben bu açıyı hiç düşünmemiştim, çok da iyi geldi bana diye belki ekstra motive mi oluyorsunuz?
Ki bu bile bazen çok da ihtiyacımız olan bir şey olmayabilir.
Yani başka insanların bizi motive etmesi kısmı.
Biz neden bu kadar anlatmak istiyoruz?
Biraz ona girelim istiyorum.
Yani aklımıza bir şey geldiğinde, yeni bir hayalimiz olduğunda, başımıza güzel bir şey geldiğinde çevremizdeki insanlara anlatmak, aktarmak, göstermek istiyoruz.
İlk birinci sebebi aslında...
Değer görmek için yani sevilmek için, kabul görmek için.
Bakın ben güzel şeyler yapıyorum, hayatımda çok güzel şeyler oluyor demek için.
Biraz da kendinize bunu aslında göstermek ve ispat etmek için.
Çünkü bazen gerçeklik algımız olmayabilir.
Yani hiç kimseye bir şey anlatmazsak sanki gerçekten oldu mu diye sorgularız.
O yüzden birilerine bir şey anlatmak, onlardan gelen cümleleri duymak ve olumlu olmasını hayal etmek gönlümüze daha çok sinen kısmıymış gibi.
İşte değerimizi ölçeriz, bizimle alakalı bizi başka bir yere koysunlar isteriz, başları sıkıştığında bize gelsinler isteriz.
Yani sosyal canlılar olarak toplumda bir yer edinmeye çalışırız.
Benim de sözüm geçsin, ben de güzel şeyler yapıyorum, ben de çalışkanım diye işte o ben kısmını orada biraz vurgulamak isteriz.
Birileri görsün, birileri duysun ve ben o insanlarla bağ kurayım.
Derinleşelim, daha fazla şeyler paylaşalım, onlar da bana anlatsınlar, aktarsınlar isteriz.
Bu da %100 insan ihtiyacı yani Allah kahretsin böyle alışkanlıklarımız var demiyorum.
Çok ihtiyacımız var.
Özellikle hep şeyden bahsediyorum ya ben bu kadar fani varlıklarken burada dümdüz gitmek istemiyorum ben.
Derinleşelim, paylaşalım, birbirimizi anlayalım, ağlayacaksak beraber ağlayalım ben de istiyorum.
Ben de anlatmak ve dinlemeyi seviyorum.
Ama işte zaten bu bölümün amacı kimi anlatacağımızı anlayabilmek ve o enerjimizi nasıl koruyacağımızı bulabilmek.
Çünkü böyle bir korkuyla hani yalnızlaşalım da istemem.
Anlatma isteğimizin bir amacı da bu aslında.
Yani yalnızlık korkumuz var.
Bazı yaşadığımız şeyler bize ağır gelebilir ve onları içimizde tutmak da aynı şekilde ürkütücü olabilir.
Yani bunu taşıyamadığınızı düşünebilirsiniz.
Yükünüzü bölüştürmek isteyebilirsiniz.
Ya da bazen hiçbir şey anlatmamak, sessizlik sizi korkutabilir.
O yüzden durup dururken böyle kendinizi sürekli anlatan, açıklayan, göstermek isteyen bir konumda bulabilirsiniz.
Bunun arkasında yatan bir korku bu duygularınızın altında ezileceğinizi düşünmeniz olabilir.
Yine aynı şekilde onay ihtiyacı.
Ya bu onay denilen şey her delikten çıkıyor gerçekten.
Ve ben kendim bunu gördüm de hiç hoşlanmıyorum, hiç mutlu olmuyorum.
Ama işte başkaları beğenirse, başkaları takdir ederse ya da başkaları size haklı bulursa siz içinize daha çok sindiriyorsunuz.
Daha çok... motive oluyorsunuz.
Daha çok yapmak istiyorsunuz.
O yüzden böyle inceden inceden birilerine anlattıkça işte onaylasınlar.
Aa çok güzel desinler. Bravo iyi yapmışsın desinler.
Kesinlikle sen haklıymışsın.
Böyle dümdüz devam et falan desinler diye içten içe hayal ediyoruz.
Biraz da Rolümüzü pekiştirme çabası da var bu şeyin içerisinde.
Eğer anlatıcı konumundaysak ortamlarda biraz daha kendi ağırlığımızı koymak istiyorsak sürekli böyle hani anlatan, aktaran, hayal eden, yaşayan rolünü seviyoruz, göstermek istiyoruz.
O yüzden böyle bir bakmışsın sürekli anlatıyorsun.
Ben bayağı bu. şeylerden geçtim bu arada.
Çok küçüklüğümden beri hep anlatan, işte ortamı neşelendiren kız, canlandıran kız, rollerini ala ala hiç susmayan, sürekli bir şey anlatan, sürekli insanlara ulaşmaya çalışan, bağ kurmaya
çalışan bir tavrım vardı.
Yıllarca kendinize yüklediğiniz kimliği belirli bir yaşa geldikten sonra çatadanak bırakamıyorsunuz.
Ve yıllarca bunu yaptığınızda aslında çok fark etmiyorsunuz.
Siz kendinizi bu rol yükledikçe, ortamda işte daha çok konuşan, neşe getiren dendikçe, tempoyu artıran kız dendikçe ve ya da siz o title'ları istedikçe siz anlatmaya devam ettiniz.
Enerji alanınızı bayağı açtınız.
Herkese göstermek istediniz ya da size gelen herkesi dinlemek istediniz.
Çünkü aynı şekilde hayat motivasyonunuzda, misyonunuzda buna da izin veriyorsunuz.
Gelip size bir şey anlattığında, işte dert anlatıyor gibi göründüğünde biz onların arkasında yatan niyeti göremeyebiliriz.
Ben bunda da çok zorlanıyorum.
Eğer çok iyi geçinemediğim ya da enerjisiyle çok uyuşamadığım bir insan bana yaklaştığında, bir şey anlattığında ben...
Tamamen oraya kanalize olabiliyorum.
Kendimi böyle aktarıyorum.
Dört kulak dinliyorum ve samimi bir şekilde ne yapabileceğimi düşünüyorum.
Çünkü hala enerjimi tam nasıl koruyacağım bilemiyorum.
Özellikle birileri bana yaklaştığında ihtiyacı var gibi hissettirdiğinde orada hemen böyle empatik tarafım yükseliyor ve ihtiyacı olan bir insan ve ben ona sırt çeviremem gibi bir kalıp var kafamda.
Oysa ki şimdi...
Günün sonunda bu bana iyi geliyor mu?
Karşımdaki kişi bana iyi niyetle mi yaklaştı?
Çünkü bunu hatırlamamız lazım.
Herkes maalesef iyi niyetli değil.
Size bir şey anlatırken kafalarında ne olduğunu anlamayabiliriz.
Bu benim başıma son dönemlerde geldiği için herhalde bu konudan bahsetmek istiyorum.
Yani kafa karışıklığı yaşıyorum diyorum ki bana bu neden anlatıldı şu anda?
Çünkü derinleşiliyor gibi görünüyor ama derinleşmiyoruz.
Hani bir yerden bir tekme yedim diye düşünebilirsiniz.
Çok da dramatize etmek istemiyorum konuyu ama en azından böyle büyüdüğüm ya da biraz daha farkındalığımın da artmak zorunda olduğu bir konu oldu bu.
Peki neden enerjimizi korumamız gerekir?
Çünkü kimseye bir şey anlatmayarak işte yok enerjimi kısacağım, kendim gibi olmayacağım dediğiniz zaman kendiniz olmaktan uzaklaşıyorsunuz.
Çünkü kendimde gördüğüm şey ben parlamayı seven bir insanım.
Neşeliyim, canlıyım, hayat doluyum bence.
Ve bazı insanlardan bunu alamadığımda sönüyor gibi oluyorum.
Fakat buna yaklaşımımın doğru olmadığını fark ettim.
Konu siz ısrarla parlayacaksınız ve karşınızdaki insana bunu ispat edeceksiniz gibi olduğunda günün sonunda ışığını size zarar verebiliyor.
Ya da karşınızdaki kişiye açık olabiliyorsunuz.
Oysa ki biz biraz daha uyanık olduğumuzda diyeceğim.
Kime neyi ne kadar aktarabileceğimizi fark ettiğimizde yani enerjimizi yönlendirdiğimizde kendimizi koruyor olacağız.
İlla ben parlayacağım işte ben zaten böyleyim diye her yerde herkese kendimizi açık hale getiremeyiz.
O yüzden kimileri size yaklaştığında da aynı şekilde hemen tüm varlığınızla orada olmak zorunda değilsiniz.
Kendinizi aktarmak zorunda değilsiniz.
Kafanızdaki bütün düşünceleri söylemek zorunda değilsiniz.
Sessizlik bana da çok zor geliyor.
Bir şey söylememek ya da saklamak ya da az söylemek konuları bana da zor geliyor.
Çünkü kafamda çocuk mantığı ben çok açık olursam derinleşirsem onlar da bana öyle yaklaşır kadar basit.
Bir denklem var. Ama dediğim gibi işte karşınızdaki kişiler böyle olmadığında siz ortada kalıyorsunuz.
Neden enerjimizi yönlendirmeliyiz?
Hani herkese her şeyi anlatmamalıyız.
Çünkü bir hayalinizi, fikirinizi dışarıya koyduğunuz anda böyle içinizden iyi niyetlerle olsa dahi siz o enerjiyi aslında dışarıya yaydığınız enerjiyi aslında taze, savunmasız ve korunmaya muhtaç bir şekilde
bırakıyorsunuz. Aktardığınız enerji artık dışarıda ve bu çoğunlukla bizim motivasyonumuz da etkiliyor.
Çünkü siz artık enerjinizi dağıttınız.
Yani dışarıya güç vermiş oldunuz ya da içerideki gücü azaltmış oldunuz.
Bir diğeri bizim kendi kültürümüzde hep duyduğumuz şey nazar olgusu, kötü niyetler işte o kem gözler olgusu.
Çünkü bazen biz bunu anlamayabiliyoruz.
Geçenlerde bir arkadaşım şöyle ifade etti bunu.
Eğer dedi karşındaki insanın kendi avrası, bulunduğu rengi, karanlıksa sen ona Işık saçsan bile o senden o rengi alamayacak, göremeyecek.
Hatta tam tersine senin ona karanlık bir enerji gönderdiğini düşünecek ve sonra kafayı sana takacak gibi.
Çünkü bu karşılıklı ilişkilerimizde oluyor.
Hepimizin başına gelmiştir. Ortamda birisi size gıcık olmuştur ya da kafayı size takmıştır gibi görünebilir.
Şimdi burada yaklaşmamız gereken en en en önemli şey bizim İlla o karşımızdaki insana bak ben sana kahverengi, siyah ışıklar göndermiyorum.
Aslında benim avram, niyetim kötü değil gibi bir şey ispat etme peşine düşme.
Çünkü biz karşımızdaki kişiye bunu aktarmaya çalıştıkça, kendimizi ifade etmeye çalıştıkça aslında yorulan kişi biz oluyoruz.
Orada gereksiz bir enerji çalışması oluyor, harcaması oluyor.
Bir çaba içine giriyorsun.
Çaba da zaten bizi yoran kısım aslında.
Yani olması gereken şeyler çabasız olur hayatta.
Biliyorsunuz yani meant to be denir ya.
Zaten olması gerekir.
Zaten o sana gelir. Ve biz ısrarla bir şeyi yaptırmaya çalıştıkça, üstüne gittikçe ama aslında öyle değil ama ben sana şöyleyim falan demeye çalıştıkça yoruluyoruz.
Çünkü olmayacak şey oldurmaya çalışıyoruz.
Karşımızdaki kişi bize kötü niyet gönderebilir, kıskançlık enerjisi olabilir, küçümseyebilir, yargılayabilir.
Bunların hepsi olabilir.
Kim olursa olsun hayatınızda.
Yeter ki siz orada bu niyeti fark ettiğiniz anda Aktarmamaya başlayabilirsiniz.
O enerjiyi yönlendirme işini daha rahat kotarabilirsiniz.
Çünkü karşınızdaki kişiye illa hayatınızdaki güzel şeylerden, yeni yaptığınız bir projeden, sonuçlarından bahsetme isteğinin neden geldiğini biliyorum.
Bende de var çünkü bunlar benim çok başıma geliyor.
Ama işte orada... Biraz dilimizi ısırmayı öğrendiğimizde en azından kime neyi aktaracağımızda biraz daha güzel hesap edebilmiş olacağız.
Bir diğer sebebi de kendi içimizde olgunlaşmasına izin vermemiz lazım.
Yeni bir fikir geliyor. Ben mesela bir şey diyorum.
Her gün bir milyon dolarlık fikir geliyordur benim aklıma.
Çok seviyorum. Fikir gelmesinden de çok memnunum.
Okey ama kardeşim birazcık böyle fikirlerinin kök salmasına izin vermen gerekiyor.
Sen birazcık onlara inanacaksın.
Onları düşüneceksin. Onlar içeride bir olgunlaşacaklar.
Sonra belki hani dışarıya ve onu da seçerek belki fikir almak istediğin insanlar, akıl almak istediğin insanlar olabilir.
Orada da biraz daha dikkat ederek aslında o bağı kurmak gerekir.
Önce hayallerini içinden geçir, yaz, çiz, böyle kafanda onların nasıl olacağını düşün, bir sevin ve sonra hayata geçir, eyleme dök, en son anlat.
Yani ben bunu uygularsam muhtemelen hayatım değişecek de yapamıyorum.
Benim aklıma bir şey geldiği anda ya da yapmaya başladığım anda paylaşmam lazım.
gibi hissediyorum. Bunun bir sebebi sanki diğer insanlara da motive veriyorum ve beraber yapacağız gibi geliyor.
Ama işte o işler öyle çalışmıyor.
Çünkü aynı zamanda siz aslında sizin kutsal alanınızsınız.
Yani tüm bu yaşadıklarınız, kendi hisleriniz, fikirleriniz, o hayalleriniz sizin aslında kutsal alanınız.
Kendinize ait düşünceler ve biz bunları bazen sıradanlaştırabiliyoruz.
Ve paylaşmamak aslında ayıp değil.
Bir yerde kendini duyduğun saygının da bir biçimi.
O yüzden içsel dünyanı her zaman herkese aktarmak zorunda değilsin diyen kişi bu arada podcast yapıyor ayrı bir konu ama yani açıkçası o yüzden burada da her şeyi bazen anlatamıyorum.
Sadece ana başlıkları söylüyorum derine inanmıyorum ya da bir şeyler olmaya başladıktan sonra size anlatıyorum.
Ama benim de mesela bu konuyu öğrenmem gerekiyor çünkü beni her dinleyen kişi evet ya Nurtaç için çok mutluyum diye dinlemiyor.
Bunları benim hatırlamam lazım.
Belki o yüzden bu bölümleri çekiyorum.
Çünkü maalesef kendinizi, duygularınız, düşüncelerinizi herkese açık bir ev gibi yapmamalısınız.
Ya da o kapı herkese açılmamalı.
Ben buraları büyürken iyi öğrenemedim bence.
Sanki herkese sıcak olmamız lazım, bize gelene hemen evimizin kapısını açmamız lazım gibi şeylerle büyüdüm.
Gelen insanların niyetlerini düşünerek, sorgulayarak büyümedim.
O yüzden bu yaşta bunu geliştirmek ve kendi başıma geliştirmek çok kolay olmuyor.
Biraz böyle dizlerim kanıyor öyle söyleyeyim size.
Son olarak da bir şeyleri anlatınca insanlara beklenti başlıyor.
Hem kendinizden beklentiye giriyorsunuz hem karşınızdaki insanlar beklentiye giriyor.
Yapamadığınızı görürlerse zaten yapamıyormuşsunuz gibi kafalarında şekilleniyor.
Ya da korkaksınız işte abi türlü başlayamadı abi türlü olmadı anlatıyor anlatıyor olmuyor gibi.
Belki de onlarda güvensiz kişi imajı da yaratıyorsunuz.
Çünkü beklenti yani anlattınız yapacaktınız ama yapamadınız.
Ya da siz kendinizde o beklentiye giriyorsunuz.
Kendinize olan güveniniz zayıflıyor.
Diyorsun ki işte spor konularına mesela.
Hani spor yapacaktık? Yine yapmadık.
Yine başarısız. Ve aynı duvara toslamış oluyorsun.
Bütün bu bahsettiğim konu aslında Sanatçının Yolu kitabında 12.
haftadaki bölümdü.
Sessizlik, kendine bırakman, içeride olgunlaşmasına izin vermen.
Uf dışarıda öyle bir yağmur yağıyor ki bu arada.
Duydunuz mu? Umarım gelmiştir siz.
Tam benlik havalar aslında ama birazdan çıkmam gerekiyor ve umarım diğer kişiler de dans için gelirler.
Çünkü bu havada bana ne ya diyebilir insanlar.
Neyse özetle bugünkü konum enerjimizi korumak üzereydi.
Herkes her şeyi anlatmamak, enerjini yönlendirmek günün sonunda seni koruyor.
Bu gerçekten gerekli mi diye sormak lazım kafada.
Yani illa kendimizi ispat etmek, illa bağ kurmak zorunda değiliz.
Bilmiyorum benim gibi misiniz siz ya?
Çünkü çevremde benim gibi çok kişi de yok.
Kimileri saklayabiliyor, kimileri bir şey anlatmıyor.
Ben sanki anlatmazsam ayıp olacakmış gibi bir kaygı da var kafamda.
Çok çocuksu bulduğum yerlerim bunlar benim.
Hala böyle ihtiyaçlarımı gözlemlediğim yerlerim.
Bağ kurma ihtiyacı özellikle.
Bir sebebi yurt dışında yaşamam.
Biraz bağ kuralım, birbirimizi bulalım gibi arayışlarım var.
Bir sebebi de işte çocukluktan kalan onay alma ihtiyacı.
Biliyorsunuz benim en büyük derdim onay alma ihtiyacı.
Ama ufak ufak üzerindeki şey kalkıyor.
Enerjimizde o yüzden kutsal olduğunu hatırlayalım.
Kendimizi korumanın belki de ilk hedef olduğunu hatırlayalım.
Çünkü biz kendi içimizde, kendi mabedimizde güvende hissetmiyorsak başka hiçbir yerde güvende hissedemeyiz.
Enerjimiz önemli. Ben unutursam arada bana hatırlatın.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Spotify'dan beni takip etmeyi unutmayın ve 5 yıldız verirseniz de çok mutlu olurum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
