
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur. Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/versiyon25
VERSIYON25 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %25 indirimli.
---
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu bölüm Evital'le ilgili tanıtım içerir.
Geldik yine bizim konulara.
Haziran ayı geldi mi hepimizin aklından geçen şey kilo mevzusu oluyor.
Biliyorsunuz ki Mart ayında böyle düşünmeye başlarız.
Aslında ben bu yıl Şubat'ta başlamıştım spor yapmaya.
Ama Mart'ta böyle bir dikkatimizi çeker.
Nisan ayında böyle biraz daha dikkat ediyormuşuz gibi olur.
Mayıs ayında azıcık daha dikkat ederiz.
Yani yediklerimizi ya da yediklerimizi düşünmeye dikkat ederiz.
Hazıran geldi mi de haydi bakalım.
Yani bence son iki haftadır hepimiz bir duygusal besleniyoruz diye düşünüyorum.
O yüzden bugünkü konuyu duygusal beslenme konusu çerçevesinde ele almak istiyorum.
Hatırlayalım ki ben bir terapist değilim.
Sadece kendi değerlendirmelerim, kendi hislerim, kendimde yakaladıklarımı burada aktarmak istiyorum.
Çok uzun zamandır bu döngüdeyim ben.
Yani biliyorsunuz zaten yaz dönemi gelmeden önce özellikle yurt dışında yaşayanlar hemen bir kilo verme kaygısına kapılırlar.
Bunun en büyük sebebi ülkeye döndüğünde ailesinin arkadaşlarına şeyi ispat etmek isteriz.
Yani ben orada iyiyim, sağlıklıyım, iyi görünüyorum, zayıfım da, spora da gittim, yani kaslıyım.
Her şey yolunda gibi bir algı var bilinçaltında.
Herkes için söylemeyeceğim ama yakın çevrem ve ben genelde öyleyiz.
Bir de kiloyu başka şeylerle eşleştiriyoruz aslında.
Kilo almanın güzel görünmediğiyle alakalı.
Yani bu herkes için geçerli değil ama genel yargıdan bahsediyorum.
Kilo aldığımızda mental sağlığımızın da tam dengede olmadığının da bir göstergesi gibi bir yerde.
Çünkü sürekli yemek, şekere abanmak, abur cubur fazla tüketmek ya da karbonhidratla beslenmek aslında bir yerde duygusal regulasyonumuzun çok da dengede olmadığının göstergesi olduğu için mentalimizin de bir yerde dışa
vurumu oluyor. Bundan genelde utanıyoruz bence çoğunlukla.
Yani iyi görünmediğimizi düşünmek, iyi hissetmediğimizi söylemek bizim için zor oluyor.
Belki böyle hepimiz bir grup kurup ya ben bu ara iyi değilim yani sürekli abur cubur yemek istiyorum desek belki de daha rahatlayacağız.
Ve bölümü hazırlamadan önce Instagram'da aslında bir sticker açtım.
Eğer eklemek istediğiniz şeyler varsa, sorularınız varsa, bu konuda merak ettiğiniz şeyler varsa yazabilirsiniz diye.
Bu arada Instagram'ım nurtaştürkeli.
Takip etmiyorsanız oradan beni takip edebilirsiniz.
New York'taki genel hayat akışımı da oradan görebilirsiniz.
Ve orada birisi şey demiş yani kaç kilo aldın ve nasıl veriyorsun bu konuda iyisin demiş.
O yüzden önce bununla başlamak istiyorum.
Kendi hikayemde benim genel olarak bir 5 kilo mevzum vardır.
5 kiloyu çok kolay alırım, çok kolay veririm.
Sanki 5 kilodan fazla verirsem çok zayıf olacağım kaygım var.
O da ayrı bir konu bu arada. O yüzden 5 kilodan fazla verirsem hemen geri yemeye başlıyorum.
Hatta biraz fazla yiyorum.
Zaten biliyorsunuz ki ilk yediğiniz zaman kilo almıyorsunuz.
Sonra şey algısı başlıyor bende.
Aa zaten kilo almıyorum demek ki yemek yemeye devam edebilirim gibi bir algı başlıyor.
Sonra orada bir beslenme düzenim bozuluyor.
Ama şundan da bahsetmek istiyorum.
Benim kilo vermem kolay. Bunun başlıca sebebi ben gerçekten sağlıklı şeyleri emeği çok seviyorum.
Yeşillikleri çok seviyorum.
Gece geç yemek yemem. Hatta atıştırmalık huyum da yoktur.
Sadece böyle eskiden bence Türk alışkanlıklarından dolayı.
Böyle akşam televizyon izlerken, film izlerken önünüzde bir şey olmasını istiyorsunuz, zannediyorsunuz.
Bence benim en büyük avantajım Zek'in böyle alışkanlıkları olmadığı için bir de abur cubur hiç sevmediği için ben adamın yanında artık utanıyordum.
Biliyorsunuz biz akşam yemeğinden sonra salona geçeriz.
Yani öyle büyüdük çoğumuz. Meyveler, çerezler, patlamış mısırlar gelir ve öyle televizyon izlenirdi.
Ailecek öyle bir vakit geçirilirdi.
İlişkimizin ilk başlarında Zek'e bu aşırı derecede komik geliyordu.
Çünkü şey diyordu bana az önce yemedik mi?
Hani nasıl açsın hala?
Nasıl yiyebiliyorsun bunu?
Yani nasıl açsın demiyordu da şaşırıyordu gerçekten.
Çünkü ben onu tatlı gibi de değil yani.
Çünkü tatlı da yedin akşam yeminde hala aburcu vuruyorsun gibi oluyordu.
O yüzden o alışkanlığım Zek sayesinde değişti.
Şu anda gece bir şey izlersek aklıma bile gelmiyor.
Zaten bu yemek yeme mevzusunu o yüzden biraz konuşmak istiyorum.
Duygusal yeme mevzusunu.
Çünkü sadece hissettiklerimizle duygularımızı regüle etmek ya da etmemekle alakalı değil, aynı zamanda kültürel geçmişimizin de büyük bir etkisi var.
Çünkü çocukken o taban bitmemesi mevzusu var, arkandan ağlar denmesi, işte insanların açlığı vs.
o kıyaslamalarla. Biz doymamıza rağmen fazla fazla yemek yedirilerek de büyütüldük.
Ya da dediğim gibi o sofralar, Türk mutfağında özellikle küçük aperitiflerden tutun, ana yemekler, salatalar, salata çeşitleri, tatlılar.
Her şeyle tam teşekküllü menülerle büyüdük hepimiz.
Yani bizim için ziyafet gibi.
O yüzden biz vücudumuzun neyle ne kadar doyduğunu bazen idrak edemiyoruz.
Bu konuya derinlemesine girmeden önce Evital'den bahsetmek istiyorum.
Evital özellikle bu konular için tam da aradığınız dijital bir sağlık platformu.
İçerisinde diploman hali sağlık profesyonelleriyle ister beslenme danışmanlığı ister psikolojik destek olsun ihtiyacınıza uygun uzmanlara kolayca ulaşabiliyorsunuz.
Ücretsiz ön görüşme yaparak size en uygun kişiyi seçebilir, avantajlı seans paketlerini inceleyebilirsiniz.
Üstelik ödemelerde taksit imkanı da sunuluyor.
İlk tek seansınızda versiyon 25 kodunu kullanarak %25 indirimde kazanabiliyorsunuz.
Unutmayın her şeyi kendi başınıza yapmak zorunda değilsiniz.
Terapiyi her zaman desteklediğim bir yol ve dijital olarak bu kadar kolay ulaşılabilir olması gerçekten büyük bir avantaj.
Yine Instagram'dan gelen bir başka soru.
Duygusal yeme olduğunu nasıl anlarız çünkü yemek yemekten keyif alıyorum demiş.
Bence bu çok güzel özetliyor konuyu.
Hepimiz tabii ki de yerken çok keyif alıyoruz.
Yemek yemek bence de aşırı keyifli bir şey.
Bazı insanlar araç olarak yiyor.
Yani hayatta kalmak için yiyorlar.
Zek'le ben resmen amaç olarak yiyoruz.
Yemek yemekten aşırı keyif alıyoruz.
Dünya mutfaklarını çok seviyoruz.
Böyle ikimiz de restoranda yemek yerken izlerseniz eğer böyle kafalarımızı sallıyoruz, ya çok güzel diyoruz, şükür ediyoruz.
Özellikle güzel bir yemek olduğunda.
Gerçekten mutlu olduğumuz bir yer.
O yüzden böyle karışması kolay gibi görünüyor.
Ama şöyle tanımlamak istiyorum yine kendi bildiğim kadarıyla.
Fiziksel aç olmadan bazı duygularımızı bastırmak ya da onu halledebilmek için aslında başvurduğumuz bir yöntem.
Yani baş etme mekanizması olarak ona yöneliyoruz.
Özellikle böyle crunchy yemekler, tatlı yemekler olduğunda, yani nasıl diyeyim besin değeri yüksek olmayan yemeklere yönelmek istediğimizde ya da comfort food deniyor ya, rahatlamak istediğiniz, sıcak hissettiğiniz ya da çocukluğunuza
bağ kurduğunuz bir şeye yöneldiğinizde burada duygusal yeme olduğunu fark edebilirsiniz.
Fiziksel olarak aç değilsiniz, belki bir saat önce yemek yediniz, çok acıkmış olmanız olası değil.
Ama hala böyle bir şeyler yemek istiyorsunuz, ağzınızı meşgul etmek istiyorsunuz, belki sıkıldınız, belki yalnız hissediyorsunuz.
Bu arada duygusal beslenmede sadece olumsuz duygular yok.
İşte öfkelendim yiyeyim, sinirlendim yiyeyim, stres oldum yiyeyim değil.
Ödül mekanizması da oluyor aynı zamanda.
Mesela ben bugün yine bir duygusal beslenme yaptım tabii ki de.
Güzel bir şey oldu bugün. Bence hayatımda çok tatlı bir şeye adım attım.
Birkaç hafta sonra size de anlatacağım.
Ve onu yaparken kendimle o kadar gurur duydum ki bittikten sonra gittim kırmızı meyveler yemeye başladım.
Aslında kahvaltı saatim gelmemişti henüz.
Tekrardan böyle aralıklı oruç yapmayı deniyorum.
Ama gittim zaten sabah Zeki'ye böyle kahvaltı hazırlamıştım.
Onun işine giderken parfe yapıyorum ona.
Onun için yıkadığım kırmızı meyveler duruyordu lavaboda.
Bir anda onları yemeye başladım.
Çünkü Bird'den Yaban Mersini gibi şeyler teker teker yiyorsunuz ya.
Aslında hani böyle cips gibi de oluyor.
Teker teker yediğinizde bir de tadı ekşi olduğu için biliyorum şu an anlatırken bile ağzım sulandı.
Bir anda yemek saatimden önce yemek yemeye başladım.
Sonra tamam dedim hani bir şeyler içmem lazım.
Çünkü demek ki açlık hissetmeye başlıyorum.
Bu açlık hissetmenin en büyük yanılgısı maalesef çoğu zaman susuz olmaktan geliyor.
Yani vücudunuz muhtemelen dehidrasyonda ama biz onu yemekle kapatmaya çalışıyoruz.
Yani bu benim başıma çok geldi.
Bence siz de vücudunuzu incelerseniz.
Benzeri bir durum göreceksinizdir.
Çünkü bazen tek ihtiyacımız olan şey biraz daha su içmek.
Ve midemizin de o şekilde dolduğunu görüyoruz.
Ya da yemek saatiniz geldi, oturdunuz.
Normalden fazla yiyoruz bence.
Önünüze geldiğinde özellikle, önünüze konulduysa o tabak.
İşte bu dediğim gibi çocukluktan kalma alışkanlık.
Hepsini bitirmemiz gerekiyormuş gibi geliyor.
Bir inceleyin kendinizi.
Hemen aklınıza işte yemeği olmayan insanlar geliyor ya da eski alışkanlıklarınız geliyor.
Günah diye düşündüyseniz eğer...
O aklınıza geliyor. Ya da israf olmasın diyorsun ben bunu yiyeyim diyorsun.
Oysa ki doydun. Benim anneme söylediğim bir laf var.
Yemek israf olmasın diye bazen midemize israf ediyoruz.
Yani benim canım midem.
Gerçi o yüzden bir mide problemi yaşıyorum bilmiyorum ama.
Benim canım midemi ben zorluyorum.
Aslında doydum. Belki de kuş kadar bir midem vardı.
Ama ben onu da yiyeyim bunu da bitireyim derken ya da iştahtan kaynaklı.
Biraz daha böyle yediğim için fazla yemiş oluyorum ve rahat da edemiyorum bu arada.
Yani yedikten sonra o... Pantolon düğmeleri açılıyor, böyle bir yayılmak istiyorsun, rehavet çöküyor üstüne falan.
Buralarda da kendinizi güzelce yakalayabilirsiniz.
Böyle durumlarda kendinize soracağınız soru aslında şunlar oluyor.
Yani ben şu an ne hissediyorum?
Gerçekten aç mıyım? Çünkü gerçekten acıktığımızda çok da yemek seçmeyiz biliyorsunuz ki.
Yani şey demeyiz, of ya şu anda şöyle çikolatalı bir şey yiyeyim, bir kase cips yiyeyim falan demeyiz.
Gerçek açlıkta bilmiyorum denmiyor yani.
Bir diğer belirtisi de şu.
Duygusal yediğinizde yemek bittikten sonra bir pişmanlık gelir, bir suçluluk gelir, bir söz verirsin kendine bundan sonra böyle yemeyeceğim dersin.
Çünkü yine Instagram'dan gelen bir konu da şeydi sanki kendimi sabote ediyorum, kendime kötülük yapıyorum gibi diye.
Bir de böyle tam diyete gireceğim, yediklerime daha dikkat edeceğim dediğin anda bir içeride kavga başlıyor.
Bir de benim yapımda bir insansanız hani hayır yemeyeceğim, hayır yiyeceksin, hayır güzel besleneceğim derken böyle içeride bir çelişki oluyor.
Biraz burada yine tahminlerimi söyleyeceğim.
Burada geçmiş deneyimlerden kaynaklı bir reaksiyon olabilir.
Maalesef biz önceden de kendimize söz verip bozduysak eğer bilinçaltımızda bir ufaktan kendimize güvenmiyoruz.
Sanki ben bunu yapamam gibi bir algı olabilir.
İşte daha önce de söz vermiştin ama yedin.
Daha önce de söz vermiştin ama arkadaşlarına dışarı çıktın ve bir sürü şey yedin gibi örnekler olabilir kafanızda.
O yüzden bilinçaltında insanın kendisine güvenmemesi evet üzücü bir durum ama işte ana noktayı bulursak eğer sorunu daha rahat çözebileceğimizi düşünüyorum.
Dediğim gibi bunlar benim kendi değerlendirmelerim, kendimde yakaladığım şeyler.
Kendinize orada güvenmezseniz eğer bugün yine söz verdiğinizde biliyorsunuz ki yine bozacaksınız.
O yüzden içten içe bir çelişki yaşanıyor ve psikolojide de biraz şu var.
Bazen diğer şeyi ispat etmek için bütün vücut ona göre çalışıyor.
Bu ne demek? Ben sana demiştim zaten diyet yapamayacaktın, zaten yediklerini bozacaktın diyebilmek için kendimizi böyle içten içe sabote ediyor olabiliyoruz.
Benim şu anda terapimdeki en ana konum kendini sabote etmek.
Yıllarca ben bu aynı döngüde sıkışıp kaldım.
O yüzden benim şu anda ilgilendiğim en ana konum bu kendini sabote etmek ve bu yemek konusunda da karşıma çıkıyor.
Şimdi doğum günüm de yaklaştığı için 1-2 ay sonra doğum günüm var.
İşte kendimize böyle hedefler belirliyoruz aslında.
Yurt dışında yaşıyorsanız Türkiye'ye dönmeden önce.
Bir çocuktan hoşlanıyorsanız ve onu bir ay sonra görecekseniz o bir ay zaten onunla kanalize oluyorsunuz.
Yani kendinize motivasyonlar bulabilirsiniz.
Bu motivasyonlar genelde dışsal motivasyonlar diye geçiyor.
Yani çok içeriden gelmeyen, çok içeriden motive olamadığınız konular.
Dış etkenlerden kaynaklı.
İşte Türkiye'ye dönmek, doğum günümün gelmesi ya da insanların beni daha çok beğenmesi gibi tırnak içerisinde.
Konulardan ben biraz daha motive olabilirim.
Bu bölümü dinleyen herkesin benzeri tecrübelerin olduğunu varsayıyorum.
Hepimiz geçmişimizde böyle kilo verip alma deneyimlerimizde biliyorsunuz ki ilk birkaç gün zordur.
Kendimizi sabote ederiz, yemek isteriz çünkü vücutta hala o kötü hücreler durur.
Detokslamadık, vücudu temizlemedik.
Fakat o alışkanlıkları devam ettikçe, değiştirdikçe, yerine başka şeyler ekledikçe genelde 21 gün deniyor bu adettendir.
Bir bakarsın vücudun o kadar temizlenmiştir ki şey dersin yani ben o cipsleri nasıl yemişim?
Ay bir daha asla yemeyeceğim.
O çikolatalar ne öyle? Market ürünü, içinde ne olduğu belli değil.
Bir de içindekileri okurken telaffuz edemediğimiz şeyleri okuyoruz ve onları yiyoruz.
Çünkü evet kimyasal ürünler var içerisinde.
Ve biz yine de onları alıyoruz diyoruz çünkü bizi mutlu ediyor.
vücudumuza uyarıyı veriyor ve biz ona ufaktan addicted oluyoruz.
O yüzden o vücudu arındırana kadar, temizleyene kadar bu bir yolculuk.
Başta zaten hepimiz zorlanıyoruz.
Şimdi benim en büyük derdimse hani vücudu temizledik, o 1-2 ay geçti, ya ben bir daha bunları asla yemem, bunlar çok kötü alışkanlıklar falan derken hop!
Bir bakmışım kendimi yine cips yemeği isterken buluyorum.
Kukiler yemek isterken buluyorum.
Ya da normal bir yemek doymuşum.
Mesela bir kase salata yiyeceğim tamam mı?
Tavuklu, soslu, güzel böyle bir salata.
Büyük ama yani şey bollar var ya.
Ben aslında o bollun yarısını da doyuyorum.
Fakat orada böyle gözümün açlığı devam etmek istiyorum.
Yine orada bir duyguyu regüle etmeye çalışıyorum aslında.
Yani kasenin yarısıyla hiçbir alakası yok konunun.
Benim ya canım sıkkın.
Ya yalnız hissediyorum ya stresliyim genelde stresliyim zaten.
Benim yemelerim genelde stres ve mutluluk üzerine oluyor.
Mutlu olduğumda da böyle yemek yemeye yönelebiliyorum.
Yani bunu sizinle paylaşmam doğru mu bilmiyorum ama şunu anlatmak istiyorum.
Zek abur cubur yemiyor.
Yani üniversite döneminde bırakmış.
Kendiliğinden bırakmış ve şaşırtıcı bir şekilde bence de.
Ve bir daha da yememiş. Çok nadir yani yanında bir kase cips yiyeyim yer misin diyorum.
Ama okey diyor yani hiç ilgisini bile çekmiyor.
Zaten utanıyorum öyle yapınca.
Ben de dedim ki kendi kendime acaba vücuduma o sağlıksız şeyin girdiğini hayal etmek istiyorum.
Çünkü patates cipsi yerken biz patates yedik zannediyoruz.
Biraz böyle chemical şeyleri yüklediğimi hayal etmek istiyorum dedim.
İşte umarım bunu sizinle paylaşmam yanlış bir şey değildir.
Biraz böyle sağlıksız bir yaklaşım gibi görünüyor.
Belki o yüzden korkuyorum ama vücuduna ne soktuğunu hayal etmek de gerekebilir.
Çünkü Amerika gibi bir ülkede marketten aldığım sebze meyveye bile güvenmiyorum maalesef.
Çok fazla genetiği değiştirilmiş ürünler olabiliyor ya da paketli ürünler de çok fazla işleme tabi tutulmuş oluyor.
O yüzden ben yemeğimi yerken ne yediğimi de fark etmek istiyorum.
Ya da vücudumun nasıl reaksiyon verdiğini.
İyi mi hissediyorum, ağır mı hissediyorum, çok mu yedim?
Yani nitekim bu bir döngü.
Biz duygularımızı regüle edemediğimizde bir yerde belki de bizi koruyor.
Çünkü dediğim gibi baş etme mekanizması olarak yemeğe yöneliyoruz.
Bu döngüyü kırmanın belki birinci adımı hangi duyguyla baş başa kaldığımızı fark etmemiz olacak.
Çünkü biz rahatsız olmakla rahat olamıyoruz.
Sadece bu konuyla alakalı bir bölüm yaptım.
İstemediğimiz duygularla baş başa kalmayı, istemediğimiz konuyu düşünmeyi istemiyoruz.
Kendimizi distract etmek istiyoruz.
Yemekle böyle abur cuburla bir şey izleyerek.
O anda kalmak hepimiz için zor.
Bu arada bu konu varoluşsal bir yerden de geliyor.
Çünkü hepimiz ölümlü olduğumuz için.
O sessizlik, o dinginlik, hayatın keşmekeşinden biraz uzaklaşmak bazı hatırlamak istemediğimiz şeyleri de hatırlatabilir.
Ya da halı altına süpürdüğümüz şeyleri görmemize neden olabilir.
Aslında görmemiz de gereken olan şeyler olmasına rağmen.
Yani burada... Hangi duygu tetiklendi?
Ben hangi duygudan kaçıyorum?
Çünkü yine Instagram'dan gelen bir şey bununla savaşmalı mıyım yoksa bu bir era mı?
Demiş bir arkadaş. Bu bence savaşacağımız bir şey de değil aslında.
Bir era da değil maalesef.
Çünkü geliyor gidiyor ve sık tekrar ediyor.
Hepimizin hayatında özellikle kadınların hayatında bir döngü olarak devam ediyor.
O tetiklenmeyi fark ettiğimiz anda kendimize sorabiliriz.
Ben şu an gerçekten aç mıyım yoksa bir duygumu mu bastırmaya çalışıyorum diye.
Şimdi bendeki bir sıkıntı.
Ben bunu sormama rağmen kendime evet abi ben şu an bir duygumu bastırmak istiyorum dediğim durumda bile önce yemeğe yöneliyorum.
Bunu yapmamın en büyük sebebi yeme alışkanlığının yerine başka bir alışkanlık koymamamdan dolayı.
Bu başka alışkanlıklar hemen gelişmediği için ve ben de sabır konusunda sıkıntı yaşadığım için oralarda tökezliyorum.
Yemek yeme yerine yürüyüş, arkadaşınızı aramak.
Belki duş almak, belki uzun bir banyo yapmak, yazı yazmak, resim yapmak, sanatla alakalı bir şeyler yapmak da sizi rahatlatabilir.
Ya da bazen sadece düşünmek, ağlamak, o duyguyu hissetmek de sizi rahatlatabilir.
Ama biz dediğim gibi önce yemeğe yöneliyoruz, sonra kendimize kızıyoruz, sonra pişmanlık duyuyoruz.
Aslında bu döngüde sıkışıp kalıyoruz.
Önemli olan bunun süre aldığını fark etmek.
Yani benim bugün bu konuyu çekmem bile aslında bu döngüden çıkmak istediğimin bir göstergesi.
Yani ben de memnun değilim bu döngüden.
Bazen memnun olduğumu zannediyorum.
Yemek yerken çok keyif alıyorum.
O haldur huldur bir şeye saldırdığımda falan çok keyif alıyorum.
Ama biliyorsunuz sonradan pişmanlık duygusu geliyor.
Çünkü iyi gelmiyor bana.
Vücuduma o kadar gereksiz şeyi yüklemek de iyi gelmiyor.
Yani fiziksel olarak da iyi gelmiyor.
Mentalime de iyi gelmiyor. Bazen zevkle şeyin şakasını yapıyoruz.
Böyle büyük yemek yediysek göbeğini açıyorum onun.
İşte diyorum şurada mantı vardı.
Burada şu kadar lahmacun geldi.
Çünkü düşünsenize yani o masadaki bütün kocaman yemekler sizin karnınızda.
Ay iyice size inşallah başka bir yeme bozukluğu vermem.
Ama bu bir yeme bozukluğunun formu diye geçiyor bildiğim üzere.
Farkındalıkla aşmak gerekiyor.
Eğer kendi başımıza al edemiyorsak profesyonel destek almak gerekiyor.
Çünkü vücudumuzun ihtiyacı olmayacak şeyleri yüklüyoruz kendimize.
Arkasından da mental ağırlığı geliyor.
Yani bizim bugün bu konuyu burada konuşmamız da çok yardımcı.
Birbirimize anlatmamız, ben de duygusal yorum dememiz.
Çünkü gizli gizli yemek de burada bayağı izole edici ve o yeme alışkanlığını devam ettiriyor.
Bunu paylaşabilmek, bir uzmanla görüşebilmek, arkadaşlarınıza anlatmak.
Tetiklendiğiniz yerleri fark etmek, onun yerini doldurmak.
Orada kendinize de merhamet göstermek gerekir.
Çünkü demek ki bir şeyin eksikliğini yaşıyorsun.
Baksana kendini orada hayal edebilirsin.
Demek ki bir yerde canın acıdı, üzüldün, sıkıştın, çaresiz hissediyorsun.
Bir de bunun üstüne kendime niye kızayım, niye kendime azarlıyım?
İşte Allah belanı vermesin niye yedin o yemekleri demek istemiyorum.
Yavaş yavaş zamanla onlar yerini değiştirecek.
Daha çok spora gideceksin.
Şimdi mesela ben kendime şunu söylüyorum.
Uyandın su iç. Bol bol su iç.
Hemen bir şeye yönelme. Şimdi mide ilacı aldığım zaman erkenden bir şey yiyip ilaç aldığım için kahvaltı yapmaya başlamıştım.
Normalde kahvaltı alışkanlığım yoktu.
O yüzden onu geri çıkarmaya çalışıyorum hayatımdan.
Su iç diyorum. Kahve içmediğim için mesela açlığı daha çok hissediyorum.
Onun yerine hindi, bayla, çikori diye bir çay aldım.
Onu içiyorum. Yani diyorum ki bol bol sıvı al ki çok da aç hissetme.
Böyle böyle kendimi biraz daha şefkatle umuyorum.
Yani hep skala diyoruz ya.
Şu anda 4 seviyesinde ise umarım 6'lara 7'lere çıkarız.
Gönlümüzden geçen 8-9 olacaktır.
Herhalde bu son dönemlerde çektiğim en uzun bölümdü.
Konuşasım varmış ama bizim için de önemli bir konuydu.
Umuyorum ki keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu arada Spotify'dan beni takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca 5 yıldız verirseniz de çok mutlu olurum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
