
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde dürtüsellik üzerine konuşuyoruz.
Dürtüsel olmak nedir, hemen reaksiyon alınmalı mı yoksa başka yere aktarılır mı bütün detaylarıyla bu bölümde.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Vay şimdi yeni mikrofonumla geldim.
Acaba fark duyabilecek misiniz?
İlk defa böyle bir sistem kuruyorum.
Henüz böyle Soundbox mı deniyor?
Ondan yok. Kendimi böyle bir kapalı alana koymadım.
Upgrade yapmaya devam edeceğiz.
Ama bugün öyle bir hale geldi ki konu.
İşte yeni platformlar deniyorum.
Kulaklık falan yapacaktık.
Zek de böyle. Aslında daha profesyonel hissedebilirdim.
Ama olay upgrade'den ziyade biraz daha böyle yeni skill'lar geliştirmeye döndüğü için ve kendimi buna hazır hissetmediğim için dedim ki biraz daha bildiğimiz yerden gidelim.
Umarım doğru kaydediyorumdur.
Normalde telefonla çekmeye alışkınım.
Sesi o şekilde hazırlıyordum. Ama şu anda bayağı bilgisayarla yerde oturuyorum.
Yemek söyledim saat 10.
Yani benim böyle alışkanlıklarım yok normal şartlarda.
Az önce Zek'in konserinden geldim.
Zek Birleşmiş Milletler'in korusunda ve bütün gösteri gerçekten tam Birleşmiş Milletler'e yakışan şekildeydi.
Herkes farklı bir milletten ve şarkılar da keza bayağı internasyoneldi.
Güzeldi ama Zek'ler kendileri eğlenceye kaldılar.
Ben... Kış döneminde kış uykusuna yatan bir canlı olduğum için mümkün mertebe sosyalleşmemeye çalışıyorum.
Hatta dün şöyle bir şey geldi aklıma ama nasıl uygulayabilirim acaba uygulayabilir miyim bilmiyorum.
Diyorum ki ben Aralık ve Ocak ayında sosyal medyadan falan böyle elimi ayağımı çekip mümkün mertebe hiçbir şey yapmayıp acaba kitap mı yazsam?
Bu kitap... basılması için değil ama gerçekten böyle tam o cozy moduma geçip hem kitap okuma hem bir şeyler yazma.
Kitap olmak zorunda değil çünkü şiir de yazıyorum ben.
Böyle şiir yazıyorum deyince kendime bir tık böyle falan oluyorum.
Çünkü şiir okumayı sevmem ve birisi bana şiir okuduğunda ufak böyle komik gelir ama galiba yazı tarzım diyeyim yani biraz daha böyle şiirsel gibi.
Okey. Neyse neyse uzattım.
Ben şu an bu moddayım.
Eve geldim 10'da Brito söyledim ya.
Koca dürüm söyledim.
Neyse dediğim gibi umarım sesteki kaliteyi de fark ediyoruzdur.
Bugünkü konuyu ben biraz böyle karışık yapmak istiyorum.
Normalde tek konu özelinde gidiyorum.
Ama bugün diyeceğim ki biraz böyle dürüst olmak, duygularını tanımak ve de dürtüsellik.
üzerine konuşacağız. Ah bu dürtüsellik irade eksikliği maalesef benim şemalarımda da çıkan bir şeydi.
Bundan da hiç gurur duymuyorum.
Anlatırken de böyle bir tık üzülüyorum kendime.
Yani bu kadar kendimle alakalı bilgiyi açığa vermek de birazcık...
Ama bir de diyorum ki Spotify rapten de anlaşıldığı üzere ben burada sadece kendimi anlatma derdinde değilim.
Bana dönüşlerinizde yalnız olmadığınızı hissetmeniz ya da beraber tekrardan başka bir şey paylaşmamız, DM'lerde konuşmamız, geri DM'lerde konuşmamızdan da dolayı benim burada kendimi anlatmam, kendimi açığa vurmam ya da kendimi
böyle anlatmaya çalışmam gibi bir şeyden kaynaklı değil.
Biraz daha böyle ortak payda da buluşmak üzere ve bu olduğunda ben tatminlik duygusu yaşıyorum.
Galiba darmam bu benim.
Ulaşmak biliyorsunuz ama sucker.
Yani bağ kurma bağımlısıyım.
Bilmiyorum gerçekten çok hoşuma gidiyor.
Yani insanların derinlerine ineyim.
Onları tanıyayım. Anlayayım.
Onlar beni anlasın. Böyle başka bir yerde buluşalım çok hoşuma gidiyor.
Yüzeysel sohbetlerden hiç haz almıyorum.
Neyse illa... Konuşuyorum, uzatıyorum.
Ama dürüst olmakla alakalı böyle ve kendini tanımakla alakalı bir de bugün yazdığım günlükten bahsedeceğim.
Çünkü normal şartlarda kendi iç sesimiz biraz daha eleştiriye ve cezalandırmaya yakın.
Öz şefkatin sesinin volümünü hala çok artıramadığımızın düşüncesindeyim.
Ben böyle biraz kendimi low bulduğumda, modum düştüğümde, galiba bir şeyi beceremediğimi düşündüğümde, yine kafam karıştığında Eskisi kadar kendime saldırmıyorum ama yine bir tık böyle hırçın olabiliyorum.
Bir de dedim ki mesela bugünkü günlüğümde sadece seni biraz böyle sevelim, popolayalım.
Bir duygu mu hissettin?
Onu bir anlayalım, nereden geldiğini anlayalım.
Çünkü kendine karşı dürüst olduğunda hislerini, açığını diyelim.
Öyle ya da böyle zayıflıklarını kabul ettiğinde ve onda sevgiyle yaklaştığında bir kere zaten o değişmeye dönüşmeye başlıyor.
Çünkü orada bir kabullenmeden bahsediyoruz.
Belki artık bu kelimeleri çok sık kullandığımız için içi boşalmaya başlamış gibi hissedebilirsiniz.
Ama içini boşaltmadan lütfen önce uygulayın ve farkını anlayın.
Ve çünkü kendinize şefkatle yaklaştığınızda, zayıf bulduğunuz tırnak içerisinde ya da gerçekten zayıf olduğunuz taraflarınızı kabul ettiğinizde bir kere başka bir gücü de fark ediyorsunuz kendinizde.
Genel olarak böyle olumsuz bahsediyoruz ya işte terapiye gittim şu çıktı bu çıktı bir de böyle şu yun var bunu da değiştireceğim.
Bu ara ben terapiye ara verdim.
Çünkü oradaki kaynak da sanki kendini de sürekli bir şeyi değiştirmek üzere sürekli olumsuz üzerine konuşuyormuşsun gibi de olabiliyor.
Buradan demek istedim terapiyi almayın falan değil sakın yanlış anlaşılmasın.
Ama biraz böyle mola verip biraz böyle geri çekilip kendinizi daha iyi anlamak üzere ve de zayıf gördüğünüz sürekli değiştirmeye çalıştığınız şeylerin aslında hayatınıza getirdiği pozisyon.
pozitif taraflar üzerine düşünme ve belki de ona göre hareket etme üzerine bir çalışma olacak.
Biraz karışık anlatıyorum galiba.
Bugün kafam dağınık olabilir. Şunu demek istiyorum.
Mesela Nurtaç'ın onaylanma problemi var.
Bundan çok bahsediyoruz.
Fakat benim bu onaylanma ihtiyacım, düşkünlüğüm, merakım, yani bir şekilde hayatımda olmasının bana katkısı şu oluyor.
Ben sürekli gelişim halinde kalabiliyorum.
Bu insanları tatmin etmek ya da onları etkilemek üzere değil.
Ama... Sevgiyi çok seviyorum, sevilmeyi ve sevmeyi çok seviyorum.
O yüzden buradan aldığımı onaylanma ihtiyacı ve galiba yerimi sağlamlaştırmak gibi de düşünebilirsiniz insanların hayatında.
Daha özen gösteriyorum, biraz daha ilgi duyuyorum.
Özellikle hayatımda olmasını istediğim insanlara yönelik.
O yüzden işte buralarda da zayıflık diyoruz, istemiyoruz gibi diyoruz ama baktığınız zaman beni böyle hareket ettiren, hayata bağlayan, insanlarla olan ilişkimi derinleştiren bir tarafım da olabiliyor.
Psikolojide biraz daha böyle dysfunction olayına bakılır bu arada.
Bir alışkanlığınız bir özelliğiniz olabilir ama günlük yaşantınızda bir dysfunction getiriyor mu bu özelliğiniz?
Belki hareket etmenizi mi engelliyor?
Size yapmak istemediğiniz şeyleri mi yaptırıyor?
Çünkü önemli olan olanı da kabul ettiğinizde ve dysfunction'dan kurtarıp size yararlı hale getirdiğinizde bunda herhangi bir bahis görülmüyor.
Peki dürtüsellik olayı olduğunda ne gibi bakmamız gerek?
Çünkü dürtüsellik ben...
Şöyle açıklamak istiyorum. Dört kardeşle olan bir evde büyüdüm.
Ve şöyle söyleyeyim benim ailemde senin alanın benim alanım gibi böyle çok da bireyselliğe saygı duyduğumuz bir alan yoktu.
Ağzımıza geleni söylediğimiz tabaklar kırdığımız kapıların çarpıldığı gayet böyle gürültülü kavgalı bir evde büyüdüm.
Kardeşler arasında çok da yaramazdık hepimiz yaramazdık.
Parantez içerisinde yaramaz çocukları severim bu arada ben.
Ayrı bir konu bu. Fakat bir de ben Karadenizliyim, işte yok Türk'üm, yengeç burcuyum, böyle bir aileden geldim diye diye, böyle bir aileden geldim diye diye kendimi öyle...
Kimlikler yüklemişim ki aslında baktığınız zaman bu böyle dürtüsel reaksiyon olarak vücudumdan çıkıyor.
Bir şeyim aklıma geldi. Hemen yapacağım.
Çünkü ben yengeç burcuyum.
Çünkü ben Karadenizliyim.
Yani o bitmiyor.
Kendime yüklediğim kimliklerden dolayı onu muhtemelen castife ettiğim için ona yapışmışım.
Fakat... Dürtüsellik acaba bize dysfunction mı getiriyor yoksa function mı getiriyor?
Burada birazcık masaya yatırmamız gerekiyor.
Ben normal şartlarda impulsive olmayı yani dürtüsel olmayı bir tık da şiirsel buluyorum.
Evet problematik bir bakış açısı.
Beni kliniğe falan götürmeyin ama biraz problematik olduğunu şöyle farkındayım.
Edebiyata, sanata, duygulara beni sevk ettiği için bazı şeyler.
Ben olay anında yine dürtüsellimden kaynaklı bir şeyi yıkıp yakmaktan çok korkmuyorum.
Maalesef. Onun o tutkusuyla, ateşiyle, hislerimle onu yoğurmayı çok seviyorum.
Sonunu düşünmeyen gibi bir şey oluyor burada yani.
Kahraman olacağım diye bir gün başıma bir şey gelmez umarım ama.
Bir şeyi hissettiğim anda o hislere yapışmayı, hisleri yoğurmayı, hisleri anlamayı, hisleri bir yere koymayı ve onlardan bir şey çıkarmayı çok seviyorum.
Bunu bir alışkanlık haline getirmişim.
Bunu edebiyata, sanata yansıtmışım.
Karakterimin bir parçası zannetmişim belli ki.
Ve birazcık da şiirsel bulmuşum bunu.
Ufak böyle bohem. Bulmuşum bunu.
O yüzden böyle haydi bakalım sistemimizden çıkartalım ve bundan sonra tamamen sağlıklı olacağız gibi bir şey.
Söz konusu şöyle olamıyor.
Benim partnerim bunun sağlıklı versiyonu.
9 yıldır ben bu adamla beraberim.
Hani bir köşeye çekilem, melodram yapam, azıcık melankoliye girem, şarkı söyleyem, ağlayam yok bu adamda.
Ve bu şiirsellik işte hani sanat çıkaracağım diye duyguya yapışma halini zevk anlayamıyor mesela.
Yani aramızdaki farklardan bir tanesi.
Benim ona anlatma... şeklinde az önce bahsettiğim şeyler.
Yani ben preneniziyim, ben şöyleyim falan deyince onu da anlayamıyor Zek.
Yani bu kültür ve de dil farkı değil.
Başka bir şeyin farkı yani bu.
O yüzden şimdi ben böyle bir partnerle 9 yılımı geçirdiğim için biraz böyle sakinleşmeyi öğrendim.
Ya da dürtüselliğimi, o impulsif halimi, haydi bir sürü şey hissediyoruz halini, bakın burada çok önemli bir şey söyleyeceğim, aktarmayı öğrendim.
Yani bir şey hissettiğinizde hemen onu reaksiyona geçirmeden, hemen bir act on olmadan yani onun üzerine bir harekette bulunmadan ne yapıyoruz?
Şimdi orada bir split second var.
O kadar kısa bir süre ki bir şey hissetmen ile bir şey uygulaman arasında hep değiştirmek istediğiniz o...
yapmak istediğimiz yer var ya işte tam o saniyeye bizim dokunmamız gerekiyor orada bir nefes yani bu anlatırken çok kolay olay anında bir de dedim ya az önce yıkıp yakmak bitik hoşunuza gidiyorsa
o an aklınıza gelse bile şey diyorsun bana ne ya ne split second'ıymış yapacağım hani öyle bir ses çıkıyor ki içinizden onun arkasından gidiveriyorsunuz ama E madem şimdi geldik artık 30 yaşlarımıza.
Biraz büyüdük, olgunlaştık falan diyoruz.
Eskisi kadar da impozitif olmak istemiyorum.
Okey, bunu kabul ediyorum. O yüzden benim yaptığım şey...
Aktarıma yöneltmek oldu.
Hissetmeyi çok seviyorum fakat bu bazen şöyle başıma dert açıyor.
Bazen o kadar çok hissediyorum ki nereye koyacağımı bilemiyorum o hisleri.
Ne yapacağım ben bu hislerle?
Diyoruz ki işte spor yapalım, yoga yapalım, yürüyüşe çıkalım, nefes egzersizleri yapalım, meditasyon yapalım.
Yazalım, saatlerce yazalım.
Ne hissettiğimizi harfi harfine yazalım.
Çünkü bu belki o an sizi rahatlatıyor.
Şimdi yazdıktan sonra diyorum ki yani belki ondan yediye düştü.
Tam yoga yaptım 5'e düştü.
İşte yürüdüm yürüyüş yaptım nefes aldım 4'e düştü.
Background'da hala böyle bir tık üzerine act on yapmak istiyorum bir şey yapmak istiyorum kafam orada kaldı.
Orada da işte yine dysfunction muhabbetinden bahsetmek istiyorum.
Yani sizin onu kontrol edilebilir hale getirebildiğiniz anda kazandınız.
O yarışı kazandınız.
Çünkü öyle bir durum oluyor ki en başta cayır cayırken bir şey yapmak ile.
Versus onun üzerine yaşadığınız duyguları, hislerinizi belki bir şiire aktarmak, resim yapmak, dans etmek.
Çünkü o hisleriniz arttığında şu göğsünüz kabarıyor ya, boğazınıza doğru şöyle bir şey düğümleniyor ya böyle hani bir şey yapmam lazım.
O yapacağınız şey yerine, dürtünüz yerine onu başka bir yere ki bu genelde sanat oluyor, aktardığınızda çıkan sonuç...
Ve kendinizde gördüğünüz o irade gücünün de dadından yenmiyor bence.
Ben şimdi böyle anlatırken her zaman bunu yapabildiğimi zannetmeyin.
Bazen böyle tökezlediğim yerler tabii ki de oluyor.
Ama az önce bahsettiğim gibi sabah günlüğümü öyle bir yazdım ki sev yahu kendini.
Sev yani hatanı da sev, yanlışını da sev.
Bir öğrendin şeyi yine mi yanlış yaptın?
Onu da sev. Bu şimdi günümüz dünyasında...
Fazla konuştuğumuz en iyi versiyonundan da bahsediyoruz.
Çok bencilce sürekli kendine odaklandım ve ufaktan narsizmin çıktığı bir şey gibi görülebilir.
Ama benim gibi insanlar olduğunuzu tahmin ediyorum beni dinleyenlerin.
Ya bugüne kadar ben bencil değildim de ne oldu gibi bir şey oluyor.
Yani ben bugüne kadar başkalarını düşüne düşüne zaten yorulmadım mı?
Sünürülmedim mi? Sağ sola yayılmadım mı?
Yani ben tamam o kadar fedakar bir Türk değilimdir ama...
Benim bu people pleaser tarafım onaylanma ihtiyacımdan dolayı çok çekmedim mi ben ya?
Yani yazık değil mi bana da?
O yüzden gün bugündür hiç kimse kusura bakmasın ben kendime odaklanırım.
Kendimi de severim, hatamı da severim.
Birisi karşıma çıktığında da tırnaklarımı da görür.
Zaten oralarda da cadaloz bir kızımdır.
O yüzden bundan sonra böyle.
Biz kendimize odaklanıyoruz.
İrade dediğimiz şey oradaki split second.
Hemen aklınıza bir şey gelebilir.
Reaksiyon vermek isteyebilirsiniz.
Onun üzerine bir şey yapmak isteyebilirsiniz.
Yakıp yıkmak isteyebilirsiniz.
Ya da artık bunu sizin kontrolünüze alıp kazanıma başlayabilirsiniz.
Çünkü ondan sıfıra inmeyecek.
Yoga ve yürüyüş diyeceğim.
Yazıya aktarmak diyeceğim.
Bunları yaptığınızda...
Böyle kendinize biraz alan verin.
Bakalım ne hissediyorsunuz?
Bir saat, iki saat sonra ne hissediyorsunuz?
Ertesi gün ne hissediyorsunuz?
Burada geliştireceğiz.
Yani üç tane ana maddemiz var.
Dürüst oluyoruz. Kendi ne hissettiğimizi buluyoruz, anlıyoruz ve öz şefkat geliştiriyoruz.
Ve de irademizi güçlendiriyoruz.
Bir tane de irade terbiyesi diye bir kitap var.
Ben şimdi ona yeni başlıyorum.
Yazı dili biraz sertmiş.
Henüz okumadım. Vallahi öz şefkatime dokunursa aramız bozulur kitapla.
Ama bakacağım size de raporunu vereceğim.
Diyorum. Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bir bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Ve beni hala Spotify'dan takip etmiyorsanız takip edebilirsiniz.
Bir de 5 yıldız verebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
