
Siz de sürekli yorgun olduğunuzdan, uzun süre odaklanmakta zorluk yaşadığınızdan ve bu sıra hiçbir şey yapmak istemediğinizden bahsediyor musunuz? Belki de fazla dopamin yüklemesiyle, duyarsızlaşmış ve isteksizleşmiş olabilir miyiz?
Bu bölümde Nurtaç, bu sıra dopamin detoksu yapmaya nasıl karar verdiğinden, kendisindeki değişimlerden ve nasıl sürdürülebilir hale gelebileceğinden bahsediyor.
*****
Hiwell platformunu denemek için aşağıdaki linki kullanabilirsiniz:
https://hiwell.app/nurtac-turkeli
Ayrıca, %10 indirim kodumuz olan "10nurtac"ı kullanarak bu avantajdan faydalanabilirsiniz.
******
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
******
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Dopamin deyince aklınıza ne geliyor?
Kafanızda ne şekilleniyor?
Sürekli dopamin ihtiyacı duyuyor musunuz?
Ya da dopamin detoksu terimini daha önce duydunuz mu?
Bugünkü bölümde dopamin detoksundan bahsetmek istiyorum.
Bir haftadır evde yalnızım, zevk yok ve daha bugüne kadar sürekli bir aktivite halindeydim.
Sürekli dışarıda birileriyle buluştum.
Evde bir sürü şey yaptım ve en son bugün...
dünden beri aldığım karar ile tam da dopamin detoksuna başladım.
Ve daha bugün bile neler oldu, neler keşfettim onlardan bahsedeceğim.
Öncelikle bu bölümü çekmeme destek veren Hayvel'e teşekkür ediyorum.
Kendimi tanıma yolculuğumda, kendime sorduğum sorularda, beni yalnız bırakmayan, yurt dışında yaşamama rağmen kendi ana dilimde, istediğim yerden, istediğim zaman kendi programıma göre terapime
katılabileceğim bir ortam sunuyor olması.
Hyval'de herhangi bir seans satın almadan önce bir terapistle ücretsiz olarak 15 dakika ön görüşme yapabiliyorsunuz.
Terapiye karar verdiğiniz zaman da farklı seans paketleri var farklı bütçeye göre.
Ayrıca 10 nurtaç kodunu kullandığınızda ekstradan %10 indirimden de faydalanabiliyorsunuz.
Daha fazla detay için link açıklamalarda bulabilirsiniz.
Ekstradan sorunuz varsa bana DM ya da e-mail üzerinden de ulaştırabilirsiniz.
Şimdi bu kıştan kaynaklı olduğunu varsaydığım bir enerji eksikliği yaşıyorum son dönemlerde.
Sonra geçen bir arkadaşımla sohbet ederken şunu söyledik.
Yahu bütün gün evden çıkmazsan zaten kış.
Doğru dürüst güneş ışığı falan gördüğümüz yok.
Evlerimizde karanlık.
New York apartmanları malum.
Vitamin D eksikliği zaten var bende ve maalesef takviye kullanmıyorum.
Isıra hap yutmakta biraz zorlanıyorum.
Bu da antiparantez. Yediklerime baktığımda çok sağlıklı şeyler yemiyorum.
Fazla protein ve sebze ağırlıklı beslenmiyorum son dönemlerde.
Egzersizi acayip aksattım.
Yani sadece yürüyüş var diyeyim ben size.
Daha önceki gibi çok terlediğim, ağırlık kaldırdığım bir spor rutinim yok.
Maalesef geçen Haziran ayında kalçamı incittim.
Onun için de tekrardan doktora gitmem gerekiyor aslına bakarsanız.
Ama bunu biraz bahane olarak da kullanıyor olabilirim diye kendimden şüphe duyuyorum.
Su tüketimim istediğim kadar değil.
Üstüne üstlük. Aralık ve Ocak ayında alkol tüketimini hiç olmadığı kadar artırdım.
Normalde alkolle de çok aram yok.
Ama işte bu tatil dönemi, yılbaşıları, şunlar bunlar derken biraz istediğimin fazlasında bir kullanım oldu.
Bir de çok kahve içiyorum.
Anlayacağınız bu sıra çok da sağlıklı olmayan alışkanlıklarım var.
Fakat... Bunlara geri dönüp bakmadan önce benim ilk fark ettiğim şeyler şunlar üzerinde oluyor.
Neden kendimi yorgun hissediyorum?
Neden hiçbir şey yapmak içimden gelmiyor?
Motivasyonum yok. Bir şeye odaklanmakta çok zorlanıyorum.
Günde 2-3 tane görev üst üste biriktiğinde onları sıralandırmakta zorlanıyorum.
Önceliklendirmekte zorlanıyorum.
Hatta onun üstüne bir de stres yaşıyorum.
Onun da üstüne öfke yaşıyorum.
Sonra sıkışmış oluyorum falan filan.
Yani tüm bu tarife baktığımda birazcık öfkeyle yaklaştığımı ve daha çok şikayet ederek olayı çözmeye çalıştığımı fark ettim.
Dedim ya size bir haftadır yalnızım ve bu bir haftadır ben yine dışarılarda insanlarla buluşuyorum.
Bir iki işimi halletmeye çalışıyorum.
Evden e-mail'ler falan var.
İşte kafeye gidiyorum, kafeden çalışıyorum ama aslında aklıma dopamin detoksu gelmiyor.
Bir de geçen terapide acaba diyorum ben de ADHD falan mı var?
Yani herkes bilimum kendisinde ADHD olduğuna inandırmak istiyor.
Çünkü biraz da galiba insanoğlunda, kendi kontrolünün dışında yahu çünkü benim bir rahatsız...
Hızlığım var. Kontrol edemediğim bir şey bu.
Ya inanmak da istiyor olabilir.
Yani birazcık kendi adıma söyleyeyim.
Çok da sorumluluğu üzerime almak istemiyorum.
ADHD derseler çok mutlu olacağım.
Tamam tamam benim çok da kontrol edebileceğim bir şey değilmiş.
Yapacak bir şey yok. Bununla yaşamaya alışacağız gibi bir şey yüklemek istiyorum.
Kendi üzerimdeki kötü alışkanlıklarımı.
Kötü diyorum çünkü eğer ki sen iyi uyku almıyorsan, egzersiz yapmıyorsan, sağlıklı beslenmiyorsan, stres yönetimi için, kendini rahatlatmak için bir şey...
şeyler yapmıyorsan yani bu dans etmek olabilir, resim yapmak olabilir, meditasyon olabilir, yoga olabilir, yemek yapmak olabilir, çizim, boya yapmak olabilir.
Aklınıza ne geliyorsa sizi rahatlatan şey neyse bazen elinize mikrofon gibi kumandayı alıp şarkı söylemek bile inanın bana sizi rahatlatan bir alan, an olacağı için biz bunları birazcık görmezden
gelip sürekli elimizde telefon, bilgisayar, televizyon ile kafamızı meşgul edip O dalganın içerisinde kaybolup sonra neden benim motivasyonum yok?
Ben neden kendimi sürekli yorgun hissediyorum?
Ben neden hiçbir şey yapmak istemiyorum?
Bak şu şu şu şunları yapıyor diye üstüne üstlük bir de kıyaslama yapıyoruz.
Bizli konuşuyorum çünkü...
Kendimde bunları yakaladığımda birazcık üzülüyorum.
Diyorum ki hepimiz her gün hayat kalitemizi artırmak istiyoruz.
Bununla alakalı dileklerde, isteklerde bulunuyoruz.
Ama gerçekten bunları yapmak için adım atmamız gerektiğinde birazcık tökezleyebiliyoruz.
Bu arada böyle bir konumda...
Senin benim suçum yok çünkü yaşadığımız dünyada o kadar çok external stimülasyon olduğu için dışarıdan stimüle edildiğimiz çok fazla uyarıcı var.
Yani bugün bir yerden kaçıyorsunuz başka bir yerden başka bir şeyden etkileniyorsunuz.
Kendinizi korumak o dengeyi bir şekilde stabil kurmak birazcık zor.
Benim bir diğer zorlandığım şey Genelde dönemlerim oluyor.
Dönem dönem diyorum hatta bunlara.
Bir dönem kendimden beklediğimin çok daha üstünde bir performansla kendime destek veriyorum.
Hedeflerimi daha net çizebiliyorum.
Onları daha net takip edebiliyorum ve onlar üzerine daha rahat harekete geçebiliyorum.
O sürede diyorum ki tamam ya olduk yani bundan sonra düşüşe geçmem bence.
Çözdüm ben bunu. Sonra...
Herhangi bir şey olabiliyor hayatta çünkü hayatın parçası bu.
Bunu atlamayalım, unutmayalım.
Bir şekilde ben o dengeden yine çıkıyorum ve sonra kendi kendimi de şuna inandırıyorum.
Ben bugün iyi değilim, bugün hiçbir şey yapasım yok.
Zaten de biraz öfkeliyim, zaten de biraz yorgunum gibi onu genele yaymaya başlıyorum.
Oysa ki o bir günlük bir his olabilir.
O duyguyu yaşadığım zaman genelde ilk verdiğim tepki ondan kaçmak ya da ona karşı sinirlenmek de olabiliyor.
Neden yine aynı yerdeyiz gibi bir çakışım olabiliyor.
Benim burada tam oturtamadığım şey hayatın aslında dengesinin bu olduğu.
Her zaman yüksek enerjiyle, yüksek motivasyonla, yüksek performansla gitmem zaten olası olmayan şey.
Bunu kabul ettiğinde yani tam tersi yaşandığında orada panik yapmadan tamam bakalım bugün çok da iyi hissetmiyorum ama yine de rutini bozmadan neler yapabilirimi düşünerek çok da kendini
de kasmadan tabii onu günlük hayata entegre edebildiğim zaman muhtemelen Kendi hayatımda belki de Revolution'ı sonunda kurmuş olacağım, yapmış olacağım, uygulamış olacağım.
Çünkü kendisinden biraz fazla beklentisi olan bir insanım.
Yüksek standartlarımın olduğunu biliyorum.
Fakat bu beklentilerin gerçekçi olmadığını mantıken biliyorum.
Enerjimin daha az olduğunu bildiğim günlerde, kendimden o yüksek performansı görmediğim günlerde genellikle sinirleniyorum ve sanki bu her zaman böyle olacakmış gibi hissediyorum.
Oysa ki o gelen hissiyatı kabul etmek...
Yine söylediğimiz gibi hayatın bir parçası bu.
Bazen hiçbir şey olmaz. Yine de modunuz düşüktür.
Belki yediğiniz bir şeye dokunmuştur.
D vitamin eksikliğinden ya da bazı diğer vitamin eksikliklerinden oluşan bir enerji kaybı vardır.
Belki canınız bir şeye sıkılmıştır ama henüz fark etmemişsinizdir.
Aklınıza bir şey takılmıştır.
O uzun zamandır yapmak istediğiniz şeyi yapamıyorsunuzdur.
Yani bir yerlerde bir yerlere takılmış olabilirsiniz.
Galiba bizim buradaki en büyük görevimiz bunu...
Kabul etmek olacak.
Ya şu kabul etmek kelimesi başlı başına çok güçlü, çok sert, çok da babacan bir kelime geliyor bana.
Yani kendi başına gel bakalım buraya diyen bir kelime, daha doğrusu iki kelime gibi geliyor bana.
Ve muhtemelen bunu hallettiğimizde birçok yerde bir rahatlama da gelecek.
Tamam bugün çok da enerjim yok.
Neler yapabilirim? Yani bazen diyoruz ya bare minimum.
Elinden gelenin en iyisini.
Başka günlerdeki en iyisi olmak zorunda değil.
O günün en iyisi neyse onu yapabilmek üzerine.
Dopaminle alakalı şu bağlantıyı kurdum.
Günlük hayatımızda o kadar çok stimülasyona uğrayarak hareket ettiğimiz için normalde dopaminin sinsi tarafı senin hoşuna giden, zevk aldığın bir şeyi sana tekrar tekrar yaptırtan da bir
şey. Vücudunda salgılanan kimyasal bir bileşik.
Genelde ben şunu hayal ediyorum.
Bir şey görmediğimiz zaman varlığını fark etmiyoruz.
Varlığını düşünmüyoruz, varlığını görmüyoruz değil mi?
Yani şimdi sen vücuduna baktığında dopamini görmediğin için dopaminin sana neler yaptığını da fark etmiyorsun.
Ya da dopamini nasıl kullandığını da fark etmiyorsun.
Dopaminin sana neler yaptırdığını da fark etmiyorsun.
Normalde dopaminin olumlu tarafıyla olan eşleştirmesi size motivasyon veren bir kaynak.
Ödül sistemini. Yani bir şey yaptığında onun sonucunu ve hazdını alabileceğin yer.
Tamamen zevk aldığın bir yer.
Ve yeni şeyler öğrenmekten keyif aldıran, öğrenmeye karşı iştah artıran da bir şey.
Bir şey öğrendiğimizde hayatla alakalı bir adım öne geçmiş gibi hissederiz ya, bir şekilde ilerlemiş hissederiz.
Ya da çok güzel yemek yediğimizde, güzel bir müzik dinlediğimizde, iyi bir aktivite yaptığımızda da.
Aldığımız o zevk. Yani dopaminin tadı çok güzel.
Dopamin seni hareket ettiriyor, motivasyon veriyor, ödülü veriyor, zevki aldırıyor.
Yani bundan uzak durmak zaten çok çok zor.
Fakat benim bugün biraz daha incelemek istediğim tarafı fazla fazla olduğunda O aslında zevk aldığınız şeylere karşı da bir duyarsızlık geliştirme potansiyeli olabiliyor.
Yani önceden çok keyif aldığınız şeylerden şu anda keyif almadığınızı belki de siz de hayatınızda en azından bir kere söylemişsinizdir.
Eskisi kadar film izlemiyorum.
Eskisi gibi tiyatrodan zevk almıyorum.
Önceden çok dans ederdim artık dans etmiyorum.
Resim yapardım, resim yapmıyorum.
Yemek yapmaktan eskisi kadar keyif almıyorum.
Ya bu herhangi bir şey olabilir bu arada.
Sadece... Çok fazla yemek yaptınız ve yemek yapmaktan artık sıkıldığınız gibi değil.
Yani çok fazla dopamin bağımlısı olarak hareket ettiğinizde sürekli zevk alma, sürekli keyif üzerine bir yaşam şekli kurmaya başladığınızda aslında keyif aldığınız şeylerden de keyif alma eğiliminiz azalıyor.
Dopamin detoksuyla da o bağımlılıkları azaltmak, dikkat eksikliğinden biraz kurtulmak, beyninizi...
sakinleştirmek, rahatlamak, o sürekli uyarıcılara maruz bırakmamak, biraz böyle dinlenmek, sessiz kalmak, daha sağlıklı bir yaşam tarzı için neler yapılabilir,
neler geliştirilebilir anlamak, düşünmek ve de en sonunda tekrardan motivasyonunuzu artırmak.
Aslında böyle teknoloji dünyasındaki gibi kendinizi reset etmek gibi de diyebiliriz.
Fabrik hayallerine geri döneceğiz.
Hele ki şimdi kendi günlük hayatımda Bazen aynı şeyleri üst üste yaptığımda başka bir şeye ilgimin azaldığını ve o alanda sıkışıp kaldığımı fark ediyorum.
Sürekli aynı şeyleri yaptığıma, aynı tarzı diziyi izlediğim ya da kitap okumaya karşı ilgimin azalması, daha farklı aktivitelere karşı merakımın gitmesi.
Oysa ki ben kendimi iştahlı bir insan olarak tanımlarım.
Hayata karşı, diğer kültürlere, her şeye karşı müthiş bir iştahım var benim.
Ama aynı şeyleri yaptıkça...
O iştahımın azaldığını ve bunun akabinde de öz güvenime de yansıdığını fark ettim.
Çünkü baktığınız zaman iştahımın azalmasıyla oraya karşı ilgim azalıyor.
Okey, ilgimin azalmasıyla beraber de kendi yapabileceklerimi yapamam zannediyorum.
Yani bu kendi ayağıma çelme takmak yine.
Bu teknoloji çağında mecburen süreklerimizde telefon...
Bilgisayarla geziyorum bazen evin içerisinde.
Bir şey izliyorum mesela dişlerimi fırçalayacağım.
Orada izlediğim şey arka planda olsun istiyorum.
Sessizlik olmasın.
Oraya odaklanayım. Dişimi fırçalamaya odaklanmayayım.
Hatta bu alfa jenerasyonu biliyorsunuz telefonun önünde açık.
Yemek yiyor, aynı anda televizyonda bir şey var, aynı anda iPad'den bir şeyler yapıyor.
Yani 4-5 tane şey aynı anda yapıyor.
Bilmiyorum nasıl olacak o jenerasyon ama o kadar alışmışız ki ekstra uyarıcılara.
Sessiz kaldığımda sıkılıyorum.
Sessiz kaldığımda... Bir şey yapalım, bir şey olsun, ses olsun, arkadan müzik olsun gibi bir ihtiyaç hissediyorum.
Oysa ki bu ihtiyaç değil, bağımlık haline gelişmiş alışkanlıklar.
Sessiz kaldığımda biraz böyle tamam şimdi ne yapsak acaba moduna girdiğim için orada geliştirdiğim ya da unuttuğum alışkanlıklar olduğu için zorlanıyorum.
Sonuçta ben teknolojiyle büyümedim.
Büyürken yapmaktan keyif aldığım çok fazla aktivite vardı.
Şu anda merakımın azalması, teknolojiye karşı bağımlılık geliştirdiğim için.
Sanki oranın dışında dünya yokmuş gibi.
Oradaki arkadaşlarım, izlediğim dizideki insanlar, ne bileyim sosyal medyadaki takipçiler, oradaki diğer arkadaşlarım vs.
derken tamamen kutunun içerisine hapsolmuş gibiyiz.
Hatta belki de gibisi fazla hapsolduk.
Burada ana konu sosyal medyanın kötülükleri falan değil ama doğru kullanım olmadığında ister istemez yani o beynin fonksiyonları çok farklı ilerliyor orada.
Kendini başkalarıyla kıyaslamaman neredeyse mümkün değil.
Çok fazla görüyorsun, çok fazla etkileniyorsun ve şey de çok ilginçtir ya scroll'dan yaptıkça üst üste çok fazla duyguyu tecrübe ediyorsun.
Bir tane acıklı bir hikaye görüyorsun önce.
Ağlıyorsun. Sonra scroll down yapıyorsun, komik bir kedi videosu görüyorsun, ona ha ha ha gülüyorsun.
Bir tane daha scroll down yapıyorsun, başka bir hikaye.
Yani üst üste bu duyguları yaşamak beyin için o kadar karmaşık bir şey ki bir duyguda kalmıyorsun ve gün içerisinde tonlarca düşünce aklından geçiyor, tonlarca ses kafanda ve tonlarca
duyguyu yaşıyorsun.
Ve sonra diyorsun ki benim neden bugün enerjim yok, neden motivasyonum yok, neden duvara toslamış gibiyim, neden çok yorgun hissediyorum, hiç de bir şey yapasım yok, acaba ben depresyonda mıyım, acaba şu tarz bir hastalığım mı var vs.
vs. Sonra kendini bunları sorgularken, hayatın neden böyle olduğunu düşünürken, kendi hayatını değiştirmek için bir şey yapamayacağına, enerjinin olmadığına inandırırken buluyorsun.
Bugünkü baktığım noktadan sanki resipe çok kolay.
Yani bunun tarifi çok kolay gibi değil mi?
Hadi bırakalım bu alışkanlıklarımızı.
Bu kadar da şey izlemeyelim.
Bu kadar da şey tüketmeyelim.
Kendimize bir alan açalım.
Birazcık sessiz kalalım.
Bu yine söylerken çok daha kolay fakat yapması gayet zor olan unlearning dediğimiz yani o alışkanlıkları yerini değiştirmek, dönüştürmek, yenisini eklemek üzere
bir efor sarf etmemiz gereken alana geçmemiz gerekiyor.
Bu da hemen olmayacak.
Çok da zorlanacağız çünkü bağımlılık olan alışkanlıklarımızdan çıkmamız gerekecek.
Mesela şimdi ben bir şey izlemeyeceğim.
Arkada ses yok. Ne yapacağım?
O zaman ne yapacağım mesela aklıma bir şey gelmiyor.
Burada benim kendime uyguladığım yöntem bunun bir süreç olduğunu kendime hatırlatmam.
Çünkü bir geçiş aşaması olmasını istiyorum.
Alışkanlıklarımı değiştirmek istiyorum.
Bunun hemen olmayacağını biliyorum.
Bir düşüş yaşayacağımı da biliyorum.
Bunu azaltarak...
yapmaya başlamanın daha iyi olacağını da biliyorum.
Mesela haydi bakalım dopamin detoksu yapıyorum.
Bundan sonra telefonu elime almayacağım.
Şimdi kapatıyorum. Bütün Instagram'ımı sildim.
Asla bir şey izlemeyeceğim.
Ne YouTube ne Netflix ne vesaire vesaire.
Hiçbir şey izlemeyeceğim deyip pılı pırtı toplayamıyorsun.
Fakat yerine ne konulabilir kısmında kendi ilgi alanına göre, kendi sevdiğin şeylere göre bir programlama yapabilirsin.
Bugün benim için dopamin detoksunun ilk günüydü ve İlk baştan zaten şeye karar verdim.
Uyurken kitap okuyarak uyuyacağım normal şartlarda.
Evde yalnızım ya bir şey izleyerek uyumayı seviyorum arkadan ses olması için.
Gerçekten uyku kalitemi anında etkiledi.
Bir şey izlerken hemen uykuya dalamıyorsun tabii ki de.
Kitap elimdeken... Kıt diye gittim böyle huup.
O kadar yumuşak bir geçiş oldu ki uykuya.
Birincisi bu. Ve daha derin uyuduğumu düşünüyorum.
Çünkü normalde öyle uyuduğumda, arkadan çalan bir şeyle uyuduğumda tekrardan uyanma ihtimalim oluyor.
Çünkü uykumda onu da duyuyorum.
Televizyon işte neyse artık bilgisayarı duyuyorum.
O da benim uykumu bölüyor.
Sabah uyandığımda ilk işim telefonu ellemek istedim.
Yine biraz elledim. Hani tamam tamam kesinlikle ellemeyeceğim değil.
Mesajlara baktım. Önemli bir şey var mı diye.
Fakat... Fazla tutmadım elimde.
Yani ona dokunmam gerekti.
Evet öyle bir alışkanlığım, bağımlılığım var.
Telefona dokundum. Sadece hızlı hızlı e-maillerime, mesajlara baktım ve çıktım.
Arkasından yine kitap okudum.
Çünkü bir şey yapmak istiyorum.
Dedim ki hani en azından bununla oyala kendini.
Sonra hani hep bahsettiğim, her sabah yapmayı istediğim şey yoga yaptım.
Ve yoga yaparken böyle istemsiz bir şekilde ağladım.
Çünkü muhtemelen...
Kendimce stresli bulduğum günlük hayatın akışında kendime vakit ayırabildiğim için, nefes egzersizi yapabildiğim için, nefesimi dinleyebildiğim için, yavaşlayabildiğim için bir tık da kendime hüzünlendim
açık söylemek gerekirse. Yani işte bu bu kadar ya normal şartlarda ama o matın başına geçmek, o egzersizin başına geçmek, spor salonuna gitmek nedense hep bir ilk üşendiğimiz yerler oluyor ya
gittikten sonra bu arada çok keyif alıyoruz o ayrı bir şey.
Sonra bugün çalışacağımı biliyordum.
Öncesinde karar verdiğim birkaç işim vardı.
Onları teker teker sırayla yaptım.
Ve aralarda bir şey izlemediğim için ne dikkatim dağıldı, ne motivasyonum etkilendi, ne öfke geldi, ne kendimi birileriyle kıyasladım.
Ve ben günüme tamamen odaklanabilmeyi başardım.
Yine altın çizerek hatırlatmak istiyorum.
Bu her gün böyle olacak diye bir kayda yok.
Zaten olmayacak. Ama biz ne kadar o uyarıcılardan uzak durursak...
Kendimizi ne kadar koruyabilirsek işte o kadar hem o enerji hem de motivasyonu koruyabiliyoruz.
Çünkü sizin de ya yemek yerken bir yandan da bir şey izleyeyim canım kafam dağılsın gibi alışkanlıklarınız varsa aslında onlar günün bölücüleri olabiliyorlar, dikkat bölücüler olabiliyorlar.
Bir bakıyorsun yarım saat izleyeceğim derken bir saat izlemişsin.
O bir saat başka bir şeye dönüşüyor.
Ya zaten uzattım bir de şunu yapayım derken karambola gidiyor hepsi.
Ben bunların biraz da sinsi olduğunu düşünüyorum.
Yani oturup kimse bunlara karar vermiyor ama o işte salgıladığın şeylerden dolayı bir şekilde arkasından böyle paralize olmuş gibi gidiyorsun.
Bu bölümde ben dopamini kötülemiyorum bu arada çünkü yaptığımız her etkinlikte keyif aldığınız sürece, zevk aldığınız sürece, karnınız doyduğu sürece, bir müzik dinlediğiniz, yürüyüş yaptığınız, güneş ışığı aldığınız sürece dopamin salgılıyorsunuz.
Benim bugün biraz daha vurgulamak istediğim şey o günün sonunda kendimizde bulduğumuz o ekstra yorgunluklar, motivasyon eksikliği, dikkat...
eksikliği gibi şeylerde belki de birazcık o etrafımızdaki uyarıcılardan arınmak, kendimize daha rahat vakit ayırabilmek ki bunlar da belki ekstradan yürüyüş yapmak, spor yapmak, meditasyon
yapmak, daha sağlıklı beslenmek, daha çok egzersizi hayatınıza getirmek yani bu sizin sevdiğiniz tarzda olabilir.
İlla gidin, haldır huldur, ağırlık kaldırın, çok da terleyin değil.
Size hitap eden bir egzersiz bulmak, daha çok doğada vakit geçirmek, daha çok sevdiği...
İzlediğiniz insanlar arasında sizin gerçekten keyif aldığınız yani bir network ya da iş gereği değil, sizin çok keyif aldığınız insanlar arasında zaman geçirmek, biraz daha teknolojiden uzak durmak ile mümkün.
Kendi başınıza kaldığınızda rahatlama yönteminiz neyse.
Geçen gün oturdum.
Sadece bir karalama yaptım yani ve o bile acayip rahatlattı beni.
Bir şey izleyeceğime kendimi bu tarz aktivitelere yöneltiyorum aslında.
Yani o yaptığım alışkanlıklardan, alıştığım alışkanlıklardan da çıkartmak istiyorum.
Yani sadece bugün bile...
Daha az telefonu kullanmak, telefonda az vakit geçirmek yani insanlarla da konuşmadım.
Bilgisayardan da bir şeyler izlemedim.
Ha en son şey söyleyecektim pardon.
Yerine neyle değiştirebiliriz diyorduk ya.
Masterclass platformuna kayıtlıyım ben ve bir sürü izlemek istediğim ders var orada.
Ne zamandır da izlemiyorum ve gidip hani haldır haldır bir şey öğrenelim, prodaktif olalım değil.
Bu da değil çünkü ama oradan baktım hangi dersler var mesela.
yemekle alakalı bir şey izlemek istedim.
Gordon Ramsay'nin ne bileyim bıçak nasıl tutulur, otlar nasıl kesilir hani onları en azından birazcık izleyerek o izleme alışkanlığını koydum oraya.
Çünkü biraz daha faydalı bir şey izlediğimi düşünüyorum.
Belki ilgilendiğim bir yer benim yemek yapmak.
Belki onu geliştirmek üzere ekstra bir şey öğrenmiş olmanın verdiği haz işte o da bir dopamin ordu ama en azından daha bana hizmet eden.
O vaktimi boşa harcadığım hissini vermeyen.
Çünkü maalesef bazen şeye çok alışkanlık geliştirebiliyoruz.
Ya boş şeyler izleyeyim.
Bırak. Yani sadece keyif olsun diye böyle saçma sapan programlar izleyebiliyoruz.
Ben yapıyorum onu. Bazen hiç diyorum ki ben niye böyle bir şey izliyorum.
Mesela bir dönem böyle magazin programlarına falan takmıştım kafayı.
Bu Dilan Polat mevzusu olduğu zaman.
Yahu senin o çok değerli vaktin.
Banana Dilan Polat'tan.
Çünkü oradan da bir keyif alıyorsun.
Bir insanın başına gelen hikayeyi izlemek istiyorsun.
Gerçek olay. Oradan da bir ilgin var ama...
Öğrendim bir kere izledim bitti.
Neden aman da bir sürü kanalda bir sürü program çıktı ve onları izledin?
Aslında yazık vaktime.
Türk dizileri. Mesela şimdi Aşkı Memnu'ya başladık Zek'le.
Ama muhtemelen devam etmek istemiyorum.
Ya da çok sınırlayarak vaktimizi günde maksimum bir saat gibi ilerleyebiliriz.
Çünkü Zek'in Türkçesini geliştirmesine de fayda sağlayacak.
Ya Aşkı Memnu da tamamen başka bir konu bu arada.
Bir tane burada çift var arkadaşımız.
Kadın Amerikalı ve Türkiye'de yaşamış bir süre.
Aşkı Memnu'yla Türkçesini falan geliştirmiş.
Konuyu çok seviyor. Ben bu diziyi daha önce hiç izlemedim.
Konuyu biliyorum. Mecburen biliyorum.
Hiç ilgimi çekmedi. Zaten yayınlandığı dönemde de ben yurtta kalıyordum.
O yüzden geride dönmedim normal şartlarda.
Şimdi zekin hem Türkçe öğrenmesi, geliştirmesi.
Yani ilk defa İngilizce ad yazılı bir dizi bulduğumuz için.
Bir deneyimliyoruz ama dediğim gibi onu sınırlandırmayı düşünüyorum.
Telefondan ve artık diğer trashy...
programlardan uzak durmak için açıkçası elimden ne gelirse neler yapabiliyorsam yapacağım.
O an bir dürtü geliyor çünkü bağımlılık olduğu için, alışkanlık olduğu için.
O dürtünün yerine ne konulabilir ile o alışkanlıkları umuyorum ki daha olumlu alışkanlıklara, daha faydalı alışkanlıklara çevirebileceğim.
Bu süreci sizinle de paylaşmak istedim.
Benim için çekmesi keyifli bir bölüm oldu.
Umarım siz de dinlerken keyif almışsınızdır.
Eğer siz de uygulamaya başlarsanız bana Instagram'dan DM atabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın. Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
