
Transkript
Hello! En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç Türkeli.
Umarım harika bir gün geçiriyorsunuzdur bu girişi.
Bu podcastları özleyenlere kocaman bir alkış efekti çünkü bu kadar uzun zamandır beklediğiniz için ben çok teşekkür ediyorum.
Instagram'dan bana ısrarla sorduğunuz için çok teşekkür ediyorum.
Sizin sayenizde gerçekten podcastlere hiç merak etmeyin haftalık olarak geri döndüm.
Her hafta yeni bir bölümle geleceğiz.
Bundan sonra çok daha düzenli ve çok daha profesyonel ilerleyecek.
O yüzden onun da sözünü burada başlangıç olarak verelim ve yeni bölümümüze geçelim.
Çünkü neler oldu neler.
Gerçekten. Ta geçen yıldan beri hayatımda neler değişmedi.
Hiçbir yerde açıklamadım.
Beni eğer YouTube'dan ya da Instagram'dan takip etmiyorsanız, ben artık full time iş hayatından çıktım.
Hatta şu anda New York'a taşındım.
Belki bir başka bölümde taşınmakla alakalı neden taşındığımızı, nelerin buna sebep olduğunu vs.
sanki öyle bir anlattım ki arkasında büyük bir sebep varmış gibi oldu.
Neyse, onların hepsini başka bir bölümde anlatacağım.
Ama bu bölümde biraz daha hiçbir yerde anlatmadığım...
Flaş flaş flaş.
Nurtaç full time hayatından neden çıktı?
Bütün detayları ve dedikodularıyla karşınızda olacağım.
Çünkü gerçekten yani başlangıçta oh my god böyle iş yeri var mıymış dostum diye girdiğim Amerika'daki iş hayatımdan sonrasında neler olduğunu açıklamadığım yani çok
da detaya girmediğim bir konuydu aslında ne YouTube'da ne de Instagram'da.
Ama podcastler gerçekten hem sizinle benim sohbet ediyormuş gibi hissettiğim biraz daha böyle detaylara girdiğimiz.
Karşılıklı sanki oturup kahve içiyormuşuz gibi bir ortamın olduğu.
Gerçi şu anda belki arabadasınız, belki işe gidiyorsunuz, belki bulaşık yıkıyorsunuz.
Arkanızda ben bır bır konuşuyorum falan ama gerçekten bu diyaloğu biraz daha hissettiğim yerler buralar.
O yüzden de bu iş hayatıyla alakalı düşüncelerimi, neler olduğunu burada anlatmak istiyorum.
Tabii bunun için en başa geçeceğiz.
Bilmeyenler için de hem bir alt başlık olacak hem de...
biraz daha konuyu o şekilde toparlamak istiyorum.
Normalde ben Türkiye'de bebekliğime iniyormuşum ilk doğduğumda.
Şaka şaka. Gerçi meslek hikayeleri farklı bir konu çünkü hiçbir zaman çocukluğumdan beri işte ben öğretmen olacağım, işte hemşire olacağım falan filan değil.
Benim olmak istediğim meslekler moda tasarımı, ressam gibi mesleklerdi.
O dönemlerde de kendimi yetenekli zannediyordum böyle konularda.
Şu anda çizimle alakalı bayağı...
Bayağı şey olduğumun farkındayım yani.
Belki geliştirilebilir ama bilmiyorum.
Ona mesai harcayamayabilirim.
Neyse. Özetle iş hayatı olarak hiçbir zaman full time'ı çok da sevemedi ruhum, gönlüm.
Ben bir de Çince okudum üniversitede.
Daha sonrasında Çin'de yaşadım uzun yıllarca.
Okurken de bu arada Çin'de okuma deneyimim oldu.
Yani üniversite yılımda da bir yılımı Çin'de okumuştum.
Bittikten sonra Türkiye'de full time iş hayatına girdik.
Çünkü birazcık kader gelişimi o şekilde devam ediyor.
Size sunulan platformda üniversiteden çıkar çıkmaz karşınıza verilen seçenekler.
Çok iyi bir iş hayatı başlangıcı olması için iyi bir firmada işe girmek.
İşte efendim ofis hayatını anlayabilmek.
Size fotokopi çek demiyorsa fotokopiyi çekmek.
Keza benim ilk patronum aşağıda mutfakta çalışan insan olmasına rağmen benden kahve istiyordu.
Ve hani Nurtaç bana bir kahve getir bakalım diye böyle.
Sürekli odadan bağıran bir adamdı ve ben yeni mezun olmuşum.
Tamam işte Amerika'da falan yaşamışım bir süre.
Çin'de yaşamışım. Kendimi baya şey zannediyorum böyle ben bir işe gireceğim var ya falan zannediyorum.
Tabii hayat ilk tokatına kıçık diye orada birazcık gösterdi bana.
Çünkü ya yeni mezunum zaten 22 yaşında falanım böyle.
Ve iş hayatından beklediğim patronun yanında hani gayet yüksek.
şeylerde, rütbelerde falan bir pozisyon bekler iken adamın bana kahve yap işte Nurtaç bana çay getir falan demesi bana o yaşta koymuştu ve bir gün adamın karşısına çıkıp şey demiştim.
Pardon ben sizinle bir şey konuşmak istiyorum.
Adam tabii buyur. Ne oldu Nurtaç?
Ben dedim ki o dönem tabii yine şeyime verin, neo acemiliğime verin.
Ben dedim vasıfsız mıyım?
Ya burayı yanlış anlaşılmasını istemiyorum.
Bayağı toy çocuğun, üniversiteden yeni mezun olmuş ve hayattan kıyak şeyler bekleyen çocuğun ilk hayal kırıklığını anlatıyorum size tamam mı?
Yani o dönemki bakış açımı söylüyorum size.
Bunu başka bir yere çekilmesini istemem hani vasıfsız başlığı altında.
Neyse adama şey dedim.
Vasıfsız mıyım? Adam dedi ki ne demek istiyorsun?
Dedim ben nedense çay kahve getiriyorum.
Çünkü bir dış ticaret firmasında.
yabancılarla ticaret yapan bir insanım ben orada.
Ya da öyle olmayı bekleyen bir insanım ben orada.
Neyse o yüzden adam evet vasıfsızsın dedi.
Şak diye suratıma.
Ve ben hörm gör diye bir ağladım.
Ne demek vasıfsızım? Ben işte yabancı değil mi bilmiyorum falan.
Bir de Türkiye şartlarında yabancı dil bilmek.
Hele hele hani İngilizceyi bırak.
Çince biliyorum ben ya. Modunda olan bir insana takıs diye bir tokatın gelmesi ile Ben hayata küstüm.
Dedim ben çalışmıyorum ya. İstemiyorum ya falan.
Neyse iş aramalara falan başladım ondan sonra.
Tabii işten çıkmadan iş aramalarına başladım.
Çünkü bir diğer tüyo hayatın işte böyle bize verilen abilerden ablalardan ilk gelen tüyo.
Aman kardeşim iş arayacaksan işteyken arayacaksın.
Hani sakın işin dışında arama.
Çünkü iş size iş vermezler mantığında da asla işten çıkamıyorsun.
Neyse bir de organize sanayide çalışıyorum o dönem.
Oh my god. Hani her gün...
Ne hallerde gidiyorum o iş yerine.
O yüzden hani böyle sabah pijamayla falan gidiyorum kimse fark etmiyor.
Çok ciddi söylüyorum çünkü 5'te uyanıp servisi yakalamaya çalışan bir insan düşünün.
Ve böyle hani dompaç artık nasıl yakalarsan o servisi.
Yoksa servisi kaçırırsan kendi şartlarınla gitmek zorundasın.
Bir de organize sanayi sokaklarda hadi yürü bakalım bir sürü köpek var.
Başıboş köpekler ve peşine takılabilirler falan filan.
O yüzden hani korkunçtu benim için.
Bir de 5 dakika geç mi kaldın 10 dakika geç mi kaldın maaşından kesiliyor.
Yani öyle bir ortamdayım.
Sonra neyse ben yeni bir iş yeri buldum.
O zaman daha merkezi işte organize sanayiden çıkmışım.
Ama yeni açılan bir iş yeri.
Ve ilk defa yani o kadar yeni açılıyor ki gerçekten boyası balanası bitmiş.
İlk elemanları benim, kapıyı ben açıyorum.
Şimdi geri dönüp baktığımda oradaki absürtlüğü de fark edebiliyorum ama kendimi şey zannediyorum.
İlk eleman ben olduğuma göre bu şirket yükseldikçe ben de yükseleceğim.
O kafayla da girdiğim için neyse orada da bir miktar iş deneyimim oldu.
Gene mutsuzum, gene beceremiyorum full time'ı.
Sonra şeyin artık kanaatine vardım.
Tamamen full time insanı değilim.
Okey. Ne güzel. Sonra ben Çin'e taşındım.
Çin'de burs kazandım. Sonra ben Çin'e taşındım.
O dönem bu miserable halimden çıkabilmek için tam burs kazanmıştım Şanhay'da.
O da ayrı bir konu. Başka bir yerde tamamen burs olayını da anlatabilirim.
Hatta ilgisi olanlar, yurt dışında okumak isteyenlere belki güzel bir rehber de olabilir bence.
Neyse sonrasında Çin'e taşındım.
Artık bir master öğrencisiyim ve...
Şahay'da yaşıyorum. Şahay'ı işte Çin'in İstanbul'u, New York'u gibi düşünebilirsiniz.
Çin'in en internasyonel yani en uluslararası şehri.
Her dilden her yabancı insanı görebiliyorsunuz falan.
Neyse biraz abarttım o kadar değildi ama bayağı bir insan vardı çevremde ve okulda.
Aynı zamanda da çalışmaya başlamıştım.
Çünkü hani bünye çalışmayı da seviyor bu arada.
Burslu olmama rağmen bazen paramız yetmiyordu.
Özel derslere falan başlamıştım.
Aslında bu tempoyu çok seviyordum.
Sabahları master derslerim, öğleden sonra özel derslerim falan.
Akşamları bazen özel dersler veriyordum.
Yani hiç yerimde durmuyordum.
Ya işte Çinli çocukları İngilizce öğretiyorum ya orada büyüyen Türk çocukları Türkçelerini geliştirmek adına Türkçe dersler veriyorum.
Beraber kitap okuyoruz falan.
Ya da işte bazı yabancılara işte benim hani arkadaşlarım olabilecek olan insanlara Çince dersi veriyordum.
Yani bayağı hatta dans dersleri falan da verdim.
Sürekli bir ders verme eğilimindeyim.
Ama... Kendi programımı kendim hazırladığım için böyle özel dersler olduğu için keyfim çok yerinde.
Keyfim yerinde ama belki birçoğunuz şu an böyle bir dönemden geçiyor olabilirsiniz.
Böyle bıdık bıdık yarım yamalak yaptığın işlerle de uzun vadede bir kariyer olmadığını az çok tahmin edebiliyorsun günün sonunda.
Çünkü tamam master yapıyorum, tamam Çin'de yaşıyorum, tamam her şey mükemmel falan filan.
Çok iyi para kazanıyorum ama günün sonunda bir yerde sanki bir duvara tosluyormuşum.
ya da toslayacakmışım gibi bir kaygıya da kapılabiliyorum.
Keza bu bence yine günün sonunda artık kaç yaşına geldim şunu anlayabiliyorum.
Bu korku ya da kaygı benden kaynaklanan bir kaygı değil.
Dediğim gibi toplumun bize sunulan o güzel tabloya uymadığını fark ettiğin anda içsel olarak gelen bir kaygı bence.
Yani konu seninle alakalı değil.
Fakat bunları anlamam öyle pat diye kolay olmadı.
Uzun yıllar terapi süreçlerinden geçtim.
Kendimi tanımak adına karşılaştığım sorunları artık kendi başıma halledemeyeceğimi anladığım anda gerçekten benim ilk denediğim terapi ekolü BDT'ydi.
Yani Birisel Davranışlı Terapi ile kendimi daha yakından tanıma fırsatım oldu.
Bunun için de bölüm sponsorumuz olan Hywell'e öncelikle teşekkür ediyorum.
Hywell bünyesinde 500'den fazla uzman klinik psikoloğu olan Ve kendisine psikolojik destek ihtiyacı duyan insanları bir araya getiren online bir platform.
İsterseniz web sitesi üzerinden, isterseniz mobil uygulama üzerinden bunu deneyebilirsiniz.
Ve en güzel tarafı yine platformun içerisinde eşleştirme algoritmasından dolayı verdiğiniz cevaplara göre, bakın burası bence çok önemli.
Sizin verdiğiniz cevaplara göre eşleştirilen terapist seçenekleri var.
Ve sizin seçtiğiniz terapist ile 15 dakika ücretsiz görüşme yapabiliyorsunuz.
Eğer terapiste o bağı kuramadığınızı hissediyorsanız da bunu değiştirme hakkınız var yine ücretsiz olarak.
Alacağınız seanslar için de nurtaç10 kodu ile İndirimden paylanabiliyorsunuz bu arada.
Onun için açıklama kısmında da tekrardan yazıyor olacağız zaten.
Yani karşılaştığınız zorlukları kendi başınıza halletmek zorunda değilsiniz.
Ben terapinin benim üzerimdeki olumlu etkisini yıllardır inanılmaz derecede hissediyorum.
Hem kendimi daha iyi tanımama hem de bazı sorunlara karşı yapacağım ilk tepkiye o kadar büyük bir etki verdi ki.
Çünkü artık o verdiğin ilk duygu, düşünce hali ve sonrasına gelen davranış hali inanılmaz.
Birbirini etkileyen zincir halinde gelişen bir durum.
Ve ilk başta neyin nereden geldiğini anladığınız zaman çok daha sağlıklı bir tepkime oluşabiliyor.
Ve Highwell'de bunun için size güvenli, gizlilik anlaşmalarıyla evinizin konforunda olan bir ortam sağlıyor.
Detaylar için açıklamanın arkasında bakabilirsiniz.
Geri dönecek olursak eğer.
Yani ben Çin'de yaşadığım süre boyunca her zaman freelancer olarak çalıştım.
İşte Türk iş adamlarını...
Onlar Çin'i gezerlerken fabrikalarda Çince Türkçe tercümanlığı yaptım ki en sevdiğim şeylerden bir tanesiydi.
Ya da fuarlarda yine Türk markalarına Çinlilerle olan işbirliklerinde Çince Türkçe tercümanlık yaptım.
Aynı zamanda kendim biraz ticaret yaptım.
Bunların hepsi bıt bıt bıt bu arada yani minik minik sağdan soldan.
Hiçbirisi böyle tam zamanlı işimi almayan bir alan.
Çünkü aynı zamanda hala okul var.
Aynı zamanda işte yabancı bir ülkede yaşıyorum.
Bir sürü deneyimlediğim şey oluyor.
Ve aynı zamanda kazancımı da artırmak için bu şekilde freelancer olarak çalıştım.
Yani bundan dolayı da artık böyle Türkiye'deki iş tecrübemden sonra Çin'deki 6 yıllık süre içerisinde tam zamanlı çalışan olmadığım için Bu formdan da tamamen çıktım.
Sonra neyse pandemi dönemi falan girdi.
İşte 2020 yılı Amerika'da geçirdim.
Zaten o dönem YouTube'a daha çok odaklanabildim.
O dönem YouTube'um da büyüdü.
Ve sonrasında artık ben içerik üreticiliğini tamamen kendi kafamda oturttum.
Zaten açıkçası bunu oturtmak da birazcık zaman aldı.
Çünkü uzun yıllar hani influencerlık gerçek meslek değil, içerik üreticiliği gerçek meslek değil gibi.
Bilgiler benim de maalesef kafamda çok fazla yer kapladı ve hala aslında günün sonunda birçok insandan şey sorusu alıyorum.
Ya sen ne iş yapıyorsun? Senin işin ne?
Gibi bir soru alabiliyorum.
Bu da yine ayrı bir konu olabilir bence.
Çünkü bu benim de aşmakta zorlandığım bir yer olmuştu vs.
Neyse ama ben şimdi neden Amerika'da tam zamanlı iş hayatına girdim 2021 yılında oldu.
Türkiye'de... Yazın yani 2021'in yazında ben bir ev aldım.
Burada maşallah efektleri koyuyoruz.
Uzun yıllardır para biriktiriyordum zaten.
Bu Çin'deki yarı zamanlı yaptığım işleri de genellikle biriktirdiğim bir paraydı ev için.
Neyse ki artık ev aldım.
Ama ev fiyatları her yıl çok yüksek ilerlediği için Türkiye'de.
Yani hani ben ne kadar biriktirirsem biriktireyim şey gibi hayal ediyordum.
Bir merdivende çıkıyorum ama ben yükseldikçe o şeyde...
Ne o? O yükseklik de artıyor.
Yani bir türlü sonunu göremiyorum yolun.
Bu nedenle de artık o süreçte dışarıdan da destek almak adına bir borca girdim.
Ve o borca girdikten sonra artık hadi bakalım freelancer olarak buna çok da güvenemiyorum.
Hani kendi çünkü her ay ki gelirimi o anlamda güvenememiştim.
Artık Amerika'ya dönüp tam zamanlı iş hayatına gireceğim düşüncesi oluştu.
Döner dönmez de bir iş buldum.
Ve nasıl oldu bilmiyorum.
Çünkü Amerika'da da gerçekten pat diye iş bulmak...
Biraz kısmetli bence.
Çünkü şu anda New York'a taşındığımda da iş aradım.
Onunla alakalı da bir bölüm gelecek.
Amerika'da iş bulmak, iş görüşmelerinde sorulan sorular vs.
Onları da konuşmak istiyorum.
Neyse o süre çok hızlı ilerledi.
Belki evren olarak bir şekilde her şey önüme dökülüyordu.
Yani ev almak, evi yerleştirmek, tekrar Amerika'ya dönmek falan filan hepsi böyle önüme akıyordu o dönem.
Kısmetler böyle rain halinde, yağmur halinde üzerime.
Neyse ben Amerika'ya geldim ve hemen ilk hafta daha doğrusu onlar beni indeed diye bir platform var burada bizim kariyer.net gibi.
Oradan firma bana yazdı.
Müsait misiniz falan. Ben canım ya düşüneyim falan dedim.
Tabii ki de demedim. Koşa koşa gittim iş görüşmesine.
Ve iş görüşmem de aşırı aşırı aşırı pozitif geçti.
Çalıştığım iş yeri yarı Çinli, yarı Amerika firması.
Yani aslında eşler, karı koca.
Kadın Çinli, adam Amerikalı.
Adam Amerika'da ki artık ofisi geliştiriyor.
Kadın hala Çin'de devam ediyor.
Keza pandemi döneminde bu sınırlandırmalardan da dolayı seyahat izinleri vs.
de yok. Çinli kadın Çin'de kalmış durumda.
Oralara geleceğim neden? buranın altını çizdiğimi anlayacaksınız.
Amerikalı, işte Amerika'daki ofisi yeni açmış ve teknoloji firmasıydı.
Yeni bir app geliştiriliyor.
Ben de influencer marketing olarak onların sosyal medyasına yani pazarlama bölümüne işe alınıyorum.
Zaten influencer olduğum için.
İşte bunların da hayatımda inanılmaz güzel etkileri oldu.
Belki bu yüzden sosyal medyayı biraz daha içselleştirebildim gibi bir alt başlıkta burada parantezlerle.
yeni gelecek bölümlerin sinyalini verebiliriz.
Sonra ben işte artık Amerika'da hybrid olarak yani haftanın iki günü işe gidiyorum.
İş yerimiz yine YouTube'da görmediyseniz eğer ofis turu yapmıştım o kadar güzel bir ofis.
Diğer insanlarla diğer firmada yani başka firmaların insanlarıyla da kaynaşabildiğimiz yerler var.
Ben bir anda Amerika'da kendimi gerçekten oranın bir parçası olarak hissedebildiğim ofis hayatında buldum.
Ve haftanın 5 günü de ofise gitmediğim için aslında hybrid sisteminin bana çok daha uyan bir form olduğunu fark ettim.
Yani acayip keyfim yerinde.
Bir de dediğim gibi yeni başladığı için bu app kısmı biz biraz daha böyle teknoloji ekibiyle sürekli daha enerjik, daha gırgır şama.
Tabii de o zaman secret project diye geçiyordu.
Şirkette ayrı bir havası olan sanki gizli işler yapan.
Ya garip bir enerjinin içerisine düşmüştüm ve inanılmaz keyif alıyorum.
Dediğim gibi haftanın iki günü şıkır şıkır giyinip ofise gidiyorum.
Çok keyifli bir yerinde business casual takılıyorum.
Hani bu sevmediğim klasik tarzı kıyafetler de değil.
Atıyorum crop top, altına kumaş pantolon ve sneakers ile işe gidebiliyorum falan filan.
Yani benim aslında sevebileceğim bir İş hali, iş ortamı.
Arkadaşlarım keza hani iş arkadaşlarım çok tatlı insanlar.
Başlangıç olarak süper dediğim gibi.
Bir de o zaman araba kullanmıyorum bu arada.
Ben trenle falan gidiyordum.
Bir iş arkadaşımın evi arka apartmanda çıkmasın mı?
Yani... Şakasız direkt arkamdaki apartmanda kocaman DC, DMV evreden bahsediyoruz.
Yani çok büyük bir bölge orası.
3 tane eyaletin birleşimi olan bir bölge olduğu için.
Ama benim iş arkadaşım ve çok yakın bir iş arkadaşım direkt evimin arkasındaki apartmanda yaşıyor.
O yüzden tıngır tıngır işe gideceğimiz zaman tık böyle beraber arabada müziklerle, sohbetlerle falan işe gidiyoruz.
Wow! Her şey mükemmel.
Ve o dönem işte Patrick de ismi iş arkadaşımın.
O aynı zamanda master öğrencisiydi.
Onun arabasıyla işe gidip geldiğim için işte öğlen 3.30 hadi gidelim diyor.
Kalkıp gidiyoruz, işi bırakıyoruz falan.
Yok evden çalışıyorum bazen.
Bu arada şunun da bilgisini vereyim.
İnternasyonel bir firma olduğu için bazen sabahları 6'da işe toplantıya başlıyorduk.
Bazen de akşam 9'da.
Yani saatler olarak acayip esnekti.
Ve her şey aslında tam benim hayal edeceğim tarzda gidiyor.
Patronla aram çok iyi, yemeğe çıkıyoruz.
İşte başka ülkelerden iş arkadaşlarımız geliyor.
Hep beraber uzun toplantılar yapıyoruz.
Hiçbir şey beni rahatsız etmiyor.
Yani ben şeye okey bir insanım.
Bazen 10'a kadar çalışırım akşam.
Bazen de sabah işte öğlen 2'de işi bırakır eve geçerim.
Yani bunu ben çok seviyorum.
Esnek saatleri çok seviyorum.
Esnek çalışma saatlerimize uygun kişi aranıyor.
Yani anlayacağınız hayallerimde dahi kuramayacağım tarzda bir ofis hayatım var.
İş hayatım var. İş arkadaşlarım var.
Aldığım kazançtan memnunum.
Çok yani mükemmel.
Sonra bir anda Çinli patronum Amerika'ya taşınma kararı aldı.
Zaten Çinli patronla yaptığımız o toplantılar da, online görüşmeler de stresli geçiyordu.
Ama ben marketingde sosyal medyacı olduğum için bir tık daha arka plandayım.
Bunu bilirsiniz sosyal medya yapanlar.
Hele ki bu ofis hayatında tam zamanlı iş yerlerinde sosyal medyacılık...
sosyal medyacılar pek ciddiye alınmaz.
Yani ben toplantılarda bir tık geri planda duruyorum.
İşte kadın bir şeye sinirleniyorsa falan geri planda duruyorum.
Yani böyle ilerleyen bir dinamimiz vardı.
Dediğim gibi kadın bir anda Amerika'ya taşınmaya karar verdi.
Bunlar benim iş hayatının 6.
7. ayında falan oluyor galiba.
Biz bir teknoloji firması olduğumuz için ve app çıkartmaya çalıştığımız için bu arada hala biz diyorum demek ki içimde kalmış o firma nasıl kendimle bağdaştırdıysam.
O dönem bir app çıkartmaya çalıştığımız için sürekli teknolojik olarak da sorunlarla karşılaşıyorduk.
Altyapısı iyi değildi.
Yaptığımız online eventlerde, etkinliklerde sürekli bir çökme, bug durumu oluyordu.
Ve app'in ilerlemeyeceği artık bir şekilde maalesef belli oldu.
Patronun öncelikleri değişti.
Firmanın biraz daha B2B yani daha business tarafına odaklanmaya karar verdi.
Yatırımcılar yatırımlarını çekti falan.
Biz böyle ortada kaldık pat diye.
Yani bu aslında Çinli patronun Haricinde gelişen bir şey ya da bilmiyorum kadının puşuyla mı gelişti ama.
Ve sonra işte benim menajerim de değişti ve çok garip bir kadın menajer verildi bana bir anda.
Beni firmanın büyük tarafına transfer ettiler ve bir anda hiç girmediğim toplantılara girmek durumunda kaldım.
Ve bu beni huysuzlaştırdı.
Bir de ben işe alınırken aslında B2C tarafından yani business to customer yani daha az profesyonel olan biraz daha benim de kendi müraat hissedebileceğim yerlerdense beni pat diye business
to business yani daha resmi, daha ciddi, daha formal şeyler hazırlamam gereken alana aldılar.
Ve zaten yabancı dil olduğu için ayrıca benim business İngilizcem çok iyi olmadığı için acayip o dönem chat cbt de yok.
Acayip zorlandığım bir yer oldu.
Freak out moduna geçtim.
O dönem terapilere yine devam ediyorum.
Terapistime de şeyin tartışmasını yapıyordum.
Yani burası kendimi zorlayıp geliştirmem gereken bir yer mi?
Yoksa tamam bence yolun sonuna geldim deyip çıkmam gereken bir yer mi?
Ninde kafa karışıklığına girdiğim bir dönem olmuştu.
Çünkü kendimi dediğim gibi bu corporate hayatında merdivenleri çıkmak isteyen bir insan olarak görmediğim için genel olarak hatırlayın çocukluğumdan beri yani kendimi uymayan bir yere zorla
sokmaktansa Zaten böyle ufak ufak şeylere başlamıştım ben.
Tamam bana yol göründü.
Sonra bu arada ben size Çin'deki tam zamanlı bir Çin firmasında çalışma tecrübemden bahsetmedim aslında.
Orayı unutmuşum. Bir Çin dil okulunda bir yıla yakın tam zamanlı pazarlama ve satış bölümünde çalışmıştım.
Ve oradan acayip derecede travmatiyim zaten.
Çünkü çok garip bir patronum vardı.
Benden saat başı yeni bir şey istiyordu.
Ve böyle parmağını sallayarak falan konuşuyordu benimle.
O yüzden hani Çinli tarzına alışkınım ama alışkın olmam demek kabul ediyorum ya da sevdiğim anlamına gelmiyor.
Fakat bu Amerika'daki ofis hayatımızda da Çinli patron geldikten sonra birçok şeyi tam Çin'deki gibi bir formata sokmaya çalıştı.
Mesela kimse beşten önce çıkmayacak.
Kimse işte kahvaltı, lounge yeri var orada, lobby var.
Kimse lobbyde oturmayacak.
Kahvaltısını yapıp masasına geçecek.
Çalışma saatlerinde birbirleriyle konuşulmayacak, sohbet edilmeyecek.
Bu arada biz... Ortak paylaşılan bir ofiste olduğumuz için bu ofisin genelde happy hourları falan var.
Yani insanlar ikide işi bırakıp mutfak yerinde içiyorlardı.
Öyle şeyler falan tamamen kalktı.
Hani partiler martiler olmayacak.
Diğer firmadaki insanlarla görüşülmeyecek.
Yine dediğim gibi ben hem Türkiye'de yaşadığım için hem de Çin'de çalıştığım için böyle şeylere alışkınım aslında günün sonunda.
Ama benim iş arkadaşlarım Amerikalı olanlar özellikle acayip derecede paniklediler.
Müthiş dedikodu dönmeye başladı.
Öğle yemeklerine hiç davet edilmediğim insanlarla davet edilmeye başlandım.
Çünkü departmanlar arası bilgi almaya çalışıyor insanlar.
Garip böyle toksik bir ortam oluştu bir anda.
Sonra benim bu sürekli işe gidip geldiğim iş arkadaşım ve ben hani aynı artık şeye düşmüştük aslında boşluğa.
Çünkü bizim bulunduğumuz departman kaldırılıp bizi diğer tarafa sürüklenince Aslında çok da istenmeyen bir ortam oluştu birçok insan açısından.
Sonra benim Patrick yani iş arkadaşım işten çıktı.
O işten çıktıktan sonra ben yine haydi bakalım trenlere falan döndüm.
Subway'lerle işe gidip geliyorum.
Bu arada ondan da keyfim yerinde.
Çünkü özellikle DC'de hani subway genelde bomboş oluyordu.
Şimdi belki değişmiştir bilmiyorum.
O yüzden kitap dinliyorum işte e-book falan bitiriyordum yollarda.
Ama genel olarak...
Birçok şeyin dinamiği bozuldu.
Sonra işte ben artık nasıl çıkabilirim?
İşten çıksam mı?
Ama maaşı da fena değil.
Bana müthiş destek veriyor.
Bu arada borcu bitirmiştim. Yani o borç mevzusu ilk 4 ayda falan kalkmıştı ortalıktan.
Oradan sonra ben aslında tam zamanlı hayatı hybrid olarak yapabilir miyim durumunda takılı kaldım.
İşte o dönemde zaten terapisten de destek alıyordum.
Çünkü acaba kendimi geliştirmem gereken bir yer mi?
Yoksa zaten bana uymadığını bildiğim ve buradan çıkmam gerektiği dediğim bir yer mi?
Böyle bir kafa karışıklığı dönemindeyseniz de beni çok iyi anlarsınız ve ben de sizi çok iyi anlıyorum.
Çünkü bazen bir şeye çok inanıyorsunuz.
Öyle olduğunuza acayip kanaat getiriyorsunuz.
Sonra öyle bir ortamda buluyorsunuz ki kendinizi bazı şeyleri tekrardan sorgulamaya başlıyorsunuz.
Yani acaba ben tam zamanlı işaretine uygunum?
Ama haftanın iki günü mü ofise gidebiliyorum?
Ya da sadece remote olarak mı çalışabiliyorum?
Ya da acaba işte başka insanlar için çalışmak konusunda çok da fena değilim.
Sadece bunun işte çalışma tarzını kendime göre mi uydurmam gerekiyor gibi birçok soruyla karşılaştım ve son üç ayım gerçekten böyle geçti.
Ama kendimi ite ite gidiyorum.
Yani hiç istemiyorum.
Bir de her gittiğim zaman dediğim gibi bu dedikodular toksik bir ortam.
İnsanlar mutsuz. Hele Amerikalılar böyle şeylere pek alışkın olmadığı için.
acayip panik yapan, gözümün önünde iş arayan insanlar falan olmaya başlamıştı.
Ve öyle olduktan sonra açıkçası şeyin sorusu ve cevabı durumu da ortadan kalktı.
Yani şu belki de ben acaba tam zamanlı iş hayatına uygunum ama esnek çalışma saatleri uyduğu haliyle mi?
Yoksa ben bu firmada kalmalıyım, kendimi geliştirmeye devam etmeliyim, ortam hiç önemli değil haliyle mi?
Yoksa bütün tam zamanlı iş hayatının günün sonunda toksik bir ortama varıyor gibi bir sürü çıkarımlarla ve soru işaretleriyle tekrardan Kendimi başka bir yerde buldum.
Ama tabii ki de günün sonunda toksik olduğu için size iyi gelmediğini de çok iyi fark ediyorsunuz.
Çıkış yolu olarak ben aynı zamanda sosyal medya içerik ürettiğim için kendi YouTube ve Instagram hesabıma oraya odaklanmaya karar verdim ve bu şekilde kendimi o alandan tam zamanlı iş hayatının
o sorgu halinden sonunda çıkarabildim.
Okey, çok güzel.
Ama tabii ki de... Özellikle New York'a taşındıktan sonra tekrardan kafam karıştı.
Çünkü tam zamanlı iş hayatının maalesef getirdiği en büyük güzellik size bir stability.
Yani birçok anlamda o dengeyi sağlayan bir yer.
Maddi anlamda kendi günlük programınızı kurabilmeniz anlamında.
Çünkü başka dışarıdan gelen otoriteyle aslında günlük hayatınızı da bir şekilde o plana oturtabiliyorsunuz.
Ve bu bütün bahsettiğim süreç geçen yıl.
Yani geçen gerçekten tam Temmuz'du.
İşten çıkma dönemi.
Ve bir yıldır peki ben kendimi nasıl geliştirebildim?
Neler yapabildim? Bu freelancer hayatını nasıl daha iyi kontrol edebildim?
Çünkü son bir yıldır gerçekten tüm gündemim bu.
Madem tam zamanlı iş hayatına uygun değilim.
Peki o self-discipline yani kendini disipline edebilme halini nasıl geliştirebiliyorum?
Öncelikle bir kitap önerisiyle buradan gideceğim.
Atomic Habits diye yani atomik alışkanlıklar mı?
Tam Türkçesi. Öyle bir kitap var ve o kitapta aslında bütün olayı şurada toplayabiliriz.
Yeni bir alışkanlık geliştirmek için hani belki pat diye ertesi gün olmuyor çünkü böyle şeyler.
Pat diye büyük bir adımla olmayacak ama minik minik minik minik bir şey yaptığınızda onun yıllık plana vurduğunuzdaki gelişimi o her gün attığınız minicik adımdan dolayı belki de o bir anda yapacağınız
büyük değişimden çok daha etkili bir etki yaratabiliyor sizde.
Ve ben de gerçekten bu formülü uyguluyorum son bir yıldır.
Her gün kendimi geliştirmek istediğim konularda en azından 10 saniye, 5 saniye, bu sabah kalktığınızda dişinizi fırçalamak olabilir.
Mesela sabah uyandınız, yüzünüzü yıkıyorsunuz.
İşte madem yüzümü yıkadım, dişimi de fırçalayayım 2 dakika.
Yani bir şeye başlayıp arkasından hemen diğer şeyi devam ettirebilmek.
Bir de bazı şeylere ulaşılabilirlik.
Yaptığım şey mesela sabah uyandığımda spor kıyafetlerim gözümün önünde.
Ve ilk değiştirdiğim kıyafetim spor kıyafetim.
Hatta şu an üzerimde de spor kıyafetlerim var çünkü biraz sonra spor yapacağım.
Yani bu şekilde bazı şeyleri biraz daha ulaşılabilir hale getiriyorsunuz.
Bir diğer örnek de mesela çalışma odasındasınız ve masanızda bir baktığınız 4 tane bardak var.
Çünkü o bardaklar genelde orada birikebiliyor eğer sizin de benim gibi.
Maalesef her mutfakta yeni bardak alma gibi bir alışkanlığınız varsa.
O yüzden şöyle bir şey yapmaya başladım.
Ne zaman hareket ettim işte mutfağa doğru gidiyorum ya da odaya geçeceğim ama mutfaktan geçiyorum gibi bir durumda bir bardağı alıyorum mutfağa bırakıyorum.
İkinci hareket mutfağa bırakmışken 2 dakika bulaşık makinesine koyayım.
Bulaşık makinesine koydum işte tezgahta bir şey daha var onu yıkayayım.
Böyle böyle aslında fark etmeden birbirinin arkasından gelen hareketlerle yeni bir alışkanlık geliştirmiş oluyorsunuz.
Ben son bir yıldır işte uyanma saatim, uyandıktan sonraki sporum Yeme alışkanlıklarım, kendimi nasıl disipline ediyorum, hangi saatte hangi işime odaklanabileceğim.
Çünkü ben şu anda aynı zamanda iki tane şirket kurma yolunda gidiyorum.
Onlar oturduktan sonra hepsini size anlatacağım.
Hiç merak etmeyin ama 6 aylık bir plan var önümde.
O yüzden belki 6 ayın sonunda bir şeyler oturduktan ve oluştuktan sonra sizinle...
Daha açık ve daha güzel bir şekilde paylaşabilirim.
Çünkü şu anda hala bebek halinde yani emekliyoruz beraber büyüyoruz falan.
O da güzel bir süreç aslında ama bence paylaşmaya hazır bir anda değilim.
Neyse yani bir günde o kadar çok şey yapıyorum ve yapmaya çalışıyorum ki bu self disiplin yani kendini disipline edebilme durumunu oluşturmak da çok kolay olmadı.
Ve bence hala tam istediğim noktada değilim ama Dediğim gibi zaten bunlar minik minik oluşan şeyler.
Kendi kendine fark etmeden gelişen şeyler.
İşte gerçekten uyandığınızda kocaman bir bardak su içebilmek büyük bir alışkanlık ve bu geliştirilmesi gerekilen bir alışkanlık.
İster fark edin ister fark etmeyin bence.
Yani bunu yaparım ya çok kolay dediğiniz birçok şey aslında zaman alan bünyeyi de bir anlamda zorlayan şeyler olarak karşınıza çıkabiliyor.
Ya da benim öyle oldu. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz?
Bu arada... Böyle kendi düşüncelerinizi lütfen bana Instagram'dan ya da e-mail olarak da ulaştırabilirsiniz.
Keza açıklamalarda Instagram'ımı ve e-mail adresimi de bulabilirsiniz.
Neyse toparlayacak olursak ben artık tam zamanlı iş hayatına uygun olmadığımı hybrid dahi olsa belki bir gün yine denerim onu da konuşuruz sizinle.
Az çok son geçtiğimiz bir yılda idrak ettim, anladım, azımsadım, hazmettim ve rafa kaldırdım.
Bundan sonra yine dediğim gibi bak ben şeyleri de çok sivri uçlu bir insan değilim.
Yani bir gün karşıma bir fırsat çıkar yine denerim.
Onunla konuşmasını yaparız.
Çünkü şeyi de seviyorum yani esnek olma halimi de çok seviyorum.
Kendimle alakalı olarak canım ben.
Bu yüzden belki bir gün onun konuşmasını yaparız bilmiyorum.
Ama şu anki haliyle ben bir freelancer'ım.
Kendi işini kurmaya çalışan bir girişimciyim.
Zaten sosyal medyada içerik üreticisiyim.
Uzun zamandır markalarla da çalışıyorum.
Yani bu şekilde oluşan bir tempom var.
Ve bunu kabul etmem artık kendi kimliğimin bir parçası olduğunu da anlayabilmem gerçekten zaman aldı.
Yani bu da wow çok kolay bir anda gelişen bir şey değildi.
Bu nedenle siz de eğer şu anda benzer süreçlerden geçiyorsanız bir şeylerin zaman aldığını minik minik de olsa yapmaya devam etmek gerektiğini ve o minik minik şeylerin gerçekten damlaya damlaya göl olduğunu bir
yılda özellikle çünkü baktığınız zaman ben 3 ay öncesinde Washington DC'de yaşıyordum ve şu son Geçtiğimiz 3 ayda bile o kadar çok şey deneyimledim ve o kadar çok şey kattım ki hayatıma.
İtsel olarak bir sakinlik ve kabullenme sürecine de girdim diyebilirim.
Tabii ki de bazen duygusal düşmelerim, anlarım oluyor.
O da işte belki kadın olduğum için işte özel günlerimde, periyot dönemlerimde biraz daha duvara tosluyor ya da hiç alakası şeylere aldığım dönemlerim oluyor bazen.
Zaten oturma odasından yatak odasına geçerken yolda ağlıyorum mesela falan.
Odaya geldiğimde ağladığım şeyi unutmuşum falan.
Yani anlık öyle anlarda yaşıyor olabiliyorum.
Bunları da kabul ettim. Yani günün sonunda baktığınız zaman kendinizi dışarıdan izlerseniz çok eğlenceli bir tablo var aslında.
Yani kendi kendine bir şeyler yapmaya çalışan, emek sarf eden.
Yani hayata ben hep şey diye bakıyorum zaten.
O yüzden bende şeyi hiç görmezsiniz.
Yargılayan insan. Çünkü herkes günün sonunda bir şekilde survivor modunda.
Yani bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor.
O yüzden bırakın TikTok'ta insanlar saçma sapan video yapsın mesela.
Bırakın gerçekten kim nasıl hayatı tutunuyorsa tutunsun.
O da onun hayatta kalma tarzı.
Yani bu TikTok örneği verdim ama benim hiçbir zaman şey dediğimi de duymazsınız zaten.
TikTok'ta insanlar saçma sapan video yapıyor.
Instagram'da insanlar delirdi falan.
I don't care. Yani I don't care.
Çünkü ben kendi videolarımı da başkaları ne der diye düşünerek yapsam hiçbir şey yapamam.
Tamamen paralize olurum.
Çünkü günün sonunda kime ne hitap ettiğinizi bilmediğiniz zaman yine en çok kaybolmuş hissini siz yaşayabilirsiniz.
Genel bir potansiyel olarak.
Neyse umarım keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
İş hayatını biraz böyle detaylara da girerek topladığımı, toparladığımı düşünüyorum.
Şu anda böyle bir süreçten geçiyorum.
Aralığa kadar bir plan yaptım.
Bu arada yılı da bölmeyi seviyorum.
Çeyreklere bölmeyi seviyorum.
Ve bu şekilde Aralık ayına kadar da umarım bazı şeyler oturacak ve size detayları da o iş kurma alanlarında kadın gelişimci olmayı da başka bölümlerde uzun uzun anlatma fırsatı yakalayabilirim diye ufak
bir dua bırakıyorum buraya.
O halde dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Haftaya görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Yorumlarınızı, varsa sorularınızı e-mailim ya da instagramda bekliyorum.
Kocaman öpüyorum sizi. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
