
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümümüzde, bireyselleşmek ne demek, bunu doğru anlıyor muyuz, yanlış anladığımız, anlamlandırdığımız şeyler neler bunları göreceksiniz.
Konuyu anlatırken Nurtaç; kendi hayat hikayesinden, önceki deneyimlerinden, evliliğinde bununla nasıl karşılaştığından ve buna yönelik verdiği ilk tepki ile nasıl geliştirebileceğinden de bahsediyor.
İyi dinlemeler olsun 🤍
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Biliyorsunuz ki Spotify her yılın sonunda işte değerlendirmeleri size gönderiyor.
En çok hangi podcast'ı dinlemişsiniz, en çok hangi şarkıyı dinlemişsiniz, şarkıcıyı dinlemişsiniz falan gibi bir değerlendirmeden geçiliyor.
Benim de en sevdiğim dönemlerden bir tanesi açıkçası.
Hele ki podcast yaptıktan sonra bana gelen cevaplar, Instagram'daki paylaşımlarınız ya da şu anda Spotify'ın kendi içerisindeki bana o gönderdiği analitiklerden gördüğüm şeylerle az önce ağladım.
Gerçekten çok duygulandım. Bir sürü insanın ilk 10 podcastine girmişim.
Birçok insanın ilk 5 podcastine girmişim ama...
Tam 720 kişi beni en top podcast olarak seçmiş.
Ben onu görünce bir ağladım. Çünkü 720 kişi belki sayısal olarak çok anlamlandıramadığımız, anlayamadığımız bir rakam.
Ama şimdi o 720 kişinin önünde ben bir sahnede olsam elim ayağım dolaşır, o kalabalık karşısında nutkum tutulur.
O yüzden her biriniz benim için çok değerlisiniz.
Sadece 720 kişi değil, beni bugüne kadar takip eden, dinleyen, vaktini ayıran.
Çünkü ben de podcast dinleyicisi olmama rağmen Herhangi bir podcast ya da podcasterı henüz değerlendirmedim.
Çünkü benim gibi olan insanlar da vardır.
Eminim ki beni dinleyip, seven ve burada olan, destekleyen ama aynı zamanda oy vermemiş olan.
O nedenle bu minnettarlığımı ve mutluluğumu bölümümüzün başında bahsetmek istedim.
Gerçekten çok çok çok mutlu oldum.
Onu görmek, bunu hissetmek, sizinle bir şekilde o bağ kurabildiğimizi görmek.
Çünkü bu verilerin tek amacı bu.
Aslına bakarsanız benim için özellikle.
Aramızdaki bağın bir tık böyle fiziksel hali gibi de görünüyor.
Çünkü biliyorsunuz podcast'ta çok fazla interaction bölümü yok.
Instagram'daki ya da YouTube'daki gibi çok sık yorum da alamıyorum.
Siz bana DM ya da e-mail atmadığınız sürece düşüncelerinizden de çok haberdar olamıyorum.
O yüzden bu tarz dönüşler benim için çok değerli.
Tekrardan çok çok teşekkür ederim. Çok çok çok çok teşekkür ediyorum.
Ve yeni bölümümüz bireyselleşmek üzerine.
Zaten önceki bölümlerde mutlaka bir iki kere içine girip çıktığım, zaten kendimde cebelleştiğim için kafayı da taktığım bir konu.
Bireyselleşmekle alakalı böyle yanlış anlaşılan, mit olarak görülen şeylerden de biraz bahsedeceğim bu bölümde.
Çünkü benim kaygılarımın ve korkularımın temelindeki şeyler aslında önüme çıkan şeyler.
O yüzden sizde de varsa, sizde benzer şeyler yaşıyorsanız bu anlamda biraz ortak noktada buluşabilirsiniz.
Bireyselleşmek aslında sizin sadece size ait olan kimliğinizi, değerlerinizi, inançlarınızı bulmanız.
Dış etkenlerden, toplum normlarından biraz daha sıyrılıp...
Size ait olan şeyler ile yeni bir sistem kurmanız, yeni bir hayat kurmanız ve ona göre onu baz alarak karar mekanizması oluşturmanız anlamına geliyor genel olarak baktığınızda.
Bizim gibi topluluklarda diye çok kullanıyorum biliyorum ama bizim gibi topluluklarda neredeyse olmayan da bir şey.
olunca farklı bakılan ya insanın işte çok içine kapanık ya da çok bencil gibi yaftalandığı da bir tablo.
Biz bu farkındalıkları geliştirdikçe, pratiğe döktükçe, çevrenizdeki insanlara anlattıkça, bazı şeylerin neden yaptığımızı daha iyi açıkladıkça, ifade ettikçe bireyselleşmenin de gelişeceğine inanıyorum.
Tabii önce kendi içimizde hazmetmemiz, önce kendi içimizde yoğurmamız, uygulamamız gerekiyor.
Ben gerçekten bu bölümleri yaparken kızım sana söylüyorum, gelinim senanlı modunda oldu.
için kendime söylüyorum. Şu anda kendimi karşıma alıp bunları anlatıyor olabilirim.
Çünkü şu anda geçtiğim süreç tam olarak bu noktada.
Zaten onları da anlatacağım size.
Özellikle partnerin farklı bir kültürden geldiği için ondan gelen feedback ile biraz daha kendime geldiğim ve gündemimi aldığımda bir şey oldu bu.
Farkında olmak her zaman çok değerli, her zaman çok önemli.
Yolculuğa eşlik eden de bir şey.
Fakat uygulamaya geçilmediğinde biraz daha unutmaya da meyilliyseniz hemen o eski alışkanlıklara dönmek daha kolay oluyor.
Öz ardı etmek daha kolay oluyor.
Bir de benim gibi biraz da üşengeçseniz bazı konularda.
Ya ne güzel rahatımız yerine neydi, niye şimdi değiştiriyoruz falan gibi de bir tepki veriyorsa vücudunuz.
İşler daha da zorlaşıyor.
Vay halimize. Ama hiç merak etmeyin.
Bu bölümler sayesinde hep beraber gelişeceğiz, düzeleceğiz.
Şimdi dediğim gibi bu bireysellik, önce yanlış anlaşılan tarafını da söyleyeyim.
Kafa yapısında birazcık bende şu var bireyselliği algıladığımda.
Çok yalnız kalabilirim, insanlardan uzaklaşabilirim, bencil gibi görünebilirim, sanki ben bireysel olduğumda başka hiç kimseye ihtiyacım olmayacak gibi bir korku var bilinçaltımda ve o yüzden birçok kararımı bu korkuya
göre veriyorum aslında. Geçenki bölümde kaygılı bağlanma türünden bahsetmiştim.
Bu bireyselliğinde kaygılı bağlanma türüyle bir bağı var.
Çünkü bireyselleştiğimde kaygılı bağlanmam tetikleniyor.
Ya da bireyselleşme isteği geldiğinde bana kaygılı bağlanmam tetikleniyor.
Çünkü bir kaygılı bağlanma var altyapıda.
O özgür, güvenli bağlanma sistemim henüz çok gelişmiş değil.
Ama terapide zaten bunlara devam ediyorum.
Yani terapideki şu an gündemimiz bu.
Zek şu anda sanatçının yolunu üçüncü kez uyguluyor, yapıyor.
Bu bir kitap. Bir önceki bölümde bahsetmiştim.
12 haftalık bir... rehber kitabı.
Sizin kendi içinizde kendinizle bağınızı tekrardan belki sağlamlaştırmanız ya da yeniden kurmanız.
İlk defa bağ kurmanız gibi bir yolculukta size yardımcı olan rehber bir kitap.
Alıştırmaları var, ödevleri var vs.
Zek bunu üçüncü kez yapıyor hayatında.
İlk ikisinde benim hayatımda değildi.
Birincisinde Çin'e taşınmış, ikincisinde tiyatro ile alakalı yeni bir bölüme başlamıştı.
O zaman da benim hayatımda değildi.
Şimdi benim hayatımdayken ilk defa yani biz 8 yıldır beraberiz.
Ve o bu kitaba başladığında benim bilinçaltımda ya da belki de bilinçüstümde şey korkusu vardı.
Yani bu kitap Zek'e neler yaptıracak bilmiyorum.
Biraz da korkuyorum hani acaba benden mi...
uzaklaşmak isteyecek, tekrardan bir yere mi taşınmak isteyecek gibi gibi işte bu kaygılı bağlanma örtülerinin de verdiği bir reaksiyon olduğu için fark edip dışarıdan baktığında daha mantıklı ya da mantıksız taraflarını görebiliyorsun.
Ama işin içindeyken ve ilk panik anında verdiğin tepki ya da duygusal tepki diyeyim daha farklı olabiliyor.
En azından ilk karşılaşma anından bahsediyorum.
Çünkü sonrasından daha mantıklı düşünebilen bir kadınım ama bir olayla ilk karşılaştığımda o alarm çanları çalıyor bende.
Neyse Zek bu kitabı yaparken şimdi bu kitap Her gün bir saat ayırmanız gereken bir kitap ve işte aktiviteleri falan var, artist date var.
Daha öncesinde de artist date yapıyordu Zek.
Artist date'de kişi başka hiçbir kimseyle dışarı çıkamaz, sadece kendisiyle bir buluşma ayarlar.
Sanatçı buluşması diye geçiyor bu da.
İşte orada isterse sanatsal bir aktivite yapabilir, sinemaya gidebilir, tiyatro izlemeye gidebilir, konsere gidebilir ya da parka gidip şiir yazabilir.
Yani kendisi o yaratıcı tarafıyla nasıl bağ kurmak istiyorsa o şekilde bağ kuracağı bir aktivite alanı yaratmış oluyor ve başka insanlar davet...
olamaz buna. Arkadaş, aile, işte eş gibi.
O yüzden hani ben zaten Zek bunu yaptığında, geçen yılda yapıyordu.
Tamamen saygı duyuyorum. Fakat o yoğun program içerisinde benim ona ne kadar zaman vermem, alan vermem konusunda çok da bilgim yok.
Çünkü benim alışkanlıklarıma göre Özellikle yine bu Türk tarafında diyeceğim.
Biz her şeyi beraber yapmayı seviyoruz.
Tık tık tık beraber yemek yiyelim.
Tık tık tık beraber alışverişe gidelim.
Bu arada yalnız kalmayı da acayip seven bir insanım.
Fakat ilişki içerisindeyken o dengeyi ben de tam kuramıyorum.
Yani kendisiyle vakit geçirmeyi çok seven bir insanım.
Yalnız kaldığımda sıkılmam, yapacağım çok şey vardır.
Ben de sanatla ilgili bir insanım.
Fakat bu feedback ilk defa zekten gelince ben bu kitaba yolunaşıyorum.
İşte bir sürü çalışmam var, ödevim var, aktivitem var.
E bir de adamın full time işi var.
İlk verdiğim tepki... panikti.
Biraz böyle bireyselleşmek üzerine bende bir aydınlanma yarattı.
Peki bu bireyselleşme üzerindeki o aydınlatma neden ilk başta bir panikle bağlantılı oldu?
Onun da sebebi birazcık işte bireyselleşmede dediğim gibi o mitler olduğu için benim kafamda yanlış anlaşılma tarafında müsait olduğu için yani bir insan bireyselleştiğinde başka insana ihtiyacı yoktur.
Belki yalnız yaşar.
Her şeyi yalnız yapar.
Tek gücü kendisindedir.
Bağı kuramaz. Duygusal şeylere ihtiyacı yoktur gibi ben onu almışım.
Bütün Bütün bir kalıba koymuşum.
Paketlemişim. Muhtemelen beynimin en icra köşelerinde falan bırakmışım.
Üstüne üstelik de şeye inanmışım.
beraber olmak. Her şeyi beraber yapmak.
Canım falan hani beraber date night'lara gideceğiz.
Bir de şimdi ben influencer'lık yapıyorum New York'ta.
Bir sürü event çıkıyor karşıma.
Tek kendim gitmek de bana şu anlamda birazcık zor geliyor.
Zek'in full time işi var. Adam sabahtan akşama kadar masa başında.
Ben gidip mesela şey mi yapacağım?
Fink fink gezip aktivite, işte influencer'larla etkinlikler, o yemeklere gidiyorum falan.
Bunlar hep yanlış örtülendirdiğim için aslına bakarsanız.
Çünkü kendi Nurtaç'ın o bireyselleşme hikayesinde benim işim hayatım şu anda böyle.
Zek'in masa başı iş hayatı neden benim üzerimde suçluluk yaratıyor?
Bu benim sorunum. Benim açmam gereken sorun.
Çünkü Zek hiçbir zaman bana bu feedback'te gelmediği için ya da o baskıyı üzerimde kurmadığı için ben kendi kendime daha öncesinde öğrendiğim bir kalıbı şu anda gündelik hayatıma ve ilişkime yansıtıyorum aslında.
Yani projection deniyor bunlara.
Kendi öğrendiğiniz şeyi, kendi kafanızdaki kalıbı karşınızdaki de düşünüyormuş gibi yapıp Bayağı da emin olup bazen ona göre reaksiyon vermek, ona göre harekette bulunmak falan.
Ya böyle anlatırken ve dışından bakarken olayın acayip saçma olduğunu görüyorum.
Merak etmeyin. Yaparken çok anlaşılmıyor ya bu ya da yaparken o an duygularınız biraz karışıyor, aklınız karışıyor.
Zekten ilk defa böyle bir feedback gelince, kendisine daha çok vakit ayırmasını, daha çok alan istediğini söyleyince...
Ben ilk başta korktum.
Bunun evliliğime ya da ilişkime olacağı bir tehdit olarak düşündüm.
Zeki henüz anlayamadım ilk söylediğinde.
Ne demek istediğini de anlayamadım.
Fakat sonra hem Zek'le oturup konuşurken hem kendimde kitaba başladığım için kendimle de bağımın aslında zayıfladığını, eskisi kadar kuvvetli olmadığını, eskisi kadar aktivite yapmadığımı,
kendimde neler sevdiğimi, benim ilgi alanlarımın, sadece bana ait olanların neler olduğunu çok daha böyle önemsi...
İstemediğimi, hatırlamadığımı üzerine düşünmediğimi fark ettim.
Orada zaten yeni bir pencere açılmış oluyor tamamen.
Şimdi bir ilişkidesiniz ve...
Sizce çok güzel giden bir ilişkiniz var.
Her şeyi beraber yapmanız connection ve sevgi demek oluyor sizin anlayışınıza göre.
Her şeyi beraber yapmak çok çok sevgili ve çok çok bağ kurabildiğiniz bir ilişki.
Fakat böyle görünen bir ilişkide de iki insanın kendine ait alanı ve zamanı olmadığı zaman biraz karışık bir cümle oldu ama iki insanın kendine ait zamanı ayırmadığında o alanı ayırmadığındaki
verdiği reaksiyon kendisiyle olan bağının zayıflaması olabiliyor.
O da uzun vadede çok da sürdürülebilir bir şey değil.
Uzun vadede ilişkiye sağlıklı yönde hizmet eden de bir alışkanlık değil.
Yani bunun aslında geliştirilmesi, değiştirilmesi lazım.
O yüzden oturup bugün bireyselleşmenin ne demek olduğunu, bireyselleşmekle alakalı yanlış anladığım şeyleri bahsetmek istiyorum.
Dediğim gibi kızım sen, gelinim sen anla gibi bir şey olacak bu bölüm.
Bu arada benzer şeyler yaşıyorsanız lütfen yazın bana.
Bu podcast'te dediğim gibi çok interaksiyon bölümü olmadığı için Instagram'dan falan çoğunuzla konuşuyoruz.
Çok da hoşuma giden bir şey bu arada DM'leşmek ya da e-mail üzerinden.
E-mail bir tık daha resmi geliyor bana.
Size de öyle geliyor mu bilmiyorum ama DM'den bayağı aşkımlı, gülümlü, canımız cimri falan.
Bütün konvalar devam ediyor.
Başta dediğim gibi bireyselleşme konusu aslında kişinin kendi değerlerini, kendi ilgi alanlarını, kendi inançlarını, sonuçta doğup büyüdüğün bir aile olabilir, toplum olabilir, normlar olabilir.
Oradan sıyrılarak kendi sistemine uyan, kendi yapına uyan, kendi tarzına uyan şeyleri bulabilmek, buna cesaret edebilmek, uygulayabilmek, arkasında durabilmek üzerine oluyor.
Kendi başına karar verebilmesini dış etkenlerden daha bağımsız yani acaba sevildim mi?
Acaba onay aldım mı?
Acaba kabul edildi mi? Doğru mu yaptım?
Doğru mu söyledim? Buna neden bu kadar kanalizeyiz?
Gerçekten bilmiyorum. Yani bazen terapide şey oluyor ya ilk hissettiğim yere gidelim.
Bulamıyorum. İyi ki acaba nerede bunu hissettim?
İlk acaba nerede kafama bu kalıbı koydum?
Ve neden benim tanıdığım herkeste bu kalıp var?
O da ayrı bir mevzu. Yani ben sadece Amerikalılarda açıkçası şu ana kadar bireyselliğin daha net olduğunu görüyorum.
Orada da bayağı bu arada olumsuz tarafları var.
Hani adamlar bireyselleşmişler ve mükemmel değil.
Çünkü o tarafta da çok konuşulamayan, bastırılan, sıkıştırılan duygu, düşünce ve reaksiyon var.
O da sağlıklı olan tarafı değil maalesef.
Bu arada o taraftan kastım.
Amerika'yı genelledim.
Tabii ki de genellemek bu anlamda doğru değil ama kültür olarak bahsediyorum.
Bizde bazı şeyler aşırı romantik ya da aşırı duygusal.
yaklaşma eğilimi var ya da çok üstüne alınma var.
Biliyorsunuz her şey kişisel algılamak bölümünde bundan bahsetmiştim.
Bir şey olduğunda ya da birisi bir şey söylediğinde üstümüze alınmak da üstümüze yok.
En iyi biz yapıyoruz bunu.
En en en iyi biz yapıyoruz.
Biz de bravo. Fakat yani bunu geliştirebilmek ve tabii uygulayabilmek gerçekten biraz sancılı olabiliyor.
Çünkü ben galiba farkındalık konusunda mükemmelim abi.
Bir şey Fark ediyorum. Aa bunu burada yapmışız, böyle düşünmüşüz, şöyle olmuş falan yapabiliyorum.
Ama uygulaması ya da hatırlaması bende birazcık zor olabiliyor.
Yani bazı şeyleri olay anında hatırlayamıyorum.
Olay anında travmatik reaksiyon da verdiğim için birçok şeye.
Zaten yapmak istemiyorum.
Yani sakin kalmam gerektiği anda sakin kalamıyorum ben mesela.
Üstümden bir şey geçmesi lazım ya da o an...
yıkmam lazım gibi.
Bugüne ne kadar çok kendimden olumsuz yönde bahsettim ama demek ki bu bölüm biraz bununla alakalı olması gerekiyormuş.
Her şeyim çiçek böcek değil tabii ki de yani bunun da burada şeffaf bir şekilde aktarılması benim için çok değerli ve sizinle paylaşmak bu anlamda çok değerli.
Çünkü ben podcast dinlerken birisi bana gerçekten tüm otantik haliyle anlattığında bende o iyileştirici gücünü hissettiriyor ya da o iyileştirici enerjiyi ben alabiliyorum.
Çünkü benim buradaki amacım bakın arkadaşlar ya ben Her şeyi çözdürmeye hayatım mükemmel değil.
Siz de biliyorsunuz. Şu anda özellikle bugün...
Kü haliyle zorlandığım konu bu.
Bireyselleşmek ve istemediğim bir şeyle karşılaştığımda verdiğim olumsuz tepki aslında.
Normal şartlarda ben Zonguldak gibi küçük bir şehirde büyüdüğüm için aslına bakarsanız kendi vizyonunu bir şekilde oluşturmuş da bir insanım.
Yani benim çevremde büyürken benim bugünkü hayatımı bana örnek gösteren, anlatan hiçbir kimse yoktu.
Ve bu anlamda kendime de krediyi vermek isterim.
Yani çok çok çok küçüklüğümden beri resimlerimle beraber çünkü çok resim yapardım.
Bir şekilde bugünkü hayatımı vizyon...
ya da onu imajine edebilmek üzerine resimlerle başlayan bir serüvenim var ve çevremde dediğim gibi bu anlamda bana örnek model olacak olan çok fazla insan yoktu.
Aile, akraba, arkadaş çevresinde ya da komşularda diyeyim.
Çok küçüklüğümden beri bir özgür yaşam hayalim var.
Dünyayı gezmek, dünya dilleri, dünya kültürü, yemekleri her zaman ilgimi çeken şeyler olmuştu.
Fakat dediğim gibi küçük şehir insanı olmak biraz bazı konularda limited bırakıyor seni ve bazı konularda da daha geniş...
niş hayaller kurmanı da aslında sağlıyor.
Çünkü seçeneklerin az olunca o seçenekleri çeşitlendirmek üzerine kafa yapın onu biraz daha zorlayabiliyor.
Bir noktaya bakarken başka noktaları da görebilme yeteneğinde gelişiyor.
En azından çok önceden bir tane öğretmenim öyle söylemişti.
Bir de dağlara bakarak büyüyen çocuk diye bir şey var.
Ben Zonguldak'ta yani dağlık bir yerde büyüdüğüm için ayrıca denizin üstünde büyüdüğüm için onların aslında hayal kurma şeklimi etkilediğini düşünüyorum.
Ve o küçük yaşımdan beri aslında Aslında o bana sunulan çizgiden gitmek istemeyeceğimi biliyordum ben.
Büyüyüm, okullara gideyim, bir an önce evleneyim ve çocuk yapayım ve emekli olayım.
Yazlık bir ev alayım ve müsait bir yerde öleyim gibi.
Bana çok kalıp geliyordu açıkçası o.
Zaten biliyorsunuz evlenmek de partnerimin olması farklı bir mevzu ama evlenmek üzerine hiçbir zaman hayalleri olan, gelinliktir, düğündür o tarz ya da şu an çocuk mesela yine yok çıkmıyor içimden.
O tarz hayalleri olanları kötülemiyorum bu arada.
Sadece kendi içimdeki serüvenden bahsediyorum.
Onlar yok çıkmıyor.
O yüzden bazı şeylerin aslında topluma göre anormal gittiğinin farkındaydım.
Fakat bilinçsiz olarak yani çok da farkına varmadan bireyselleşmeye orada başlamışım.
Baktığınız zaman. Kendi yolunu kendi çizen, bana sunulanı istemediğini bilen, insanlara biraz daha aykırı gelen ama ben böyle istiyorum ama ben böyle seviyorumu diyebilme cesareti olan da bir çocuktum.
Zaten şimdi Zek'ten öncesine kadarki Nurtaş'la alakalı bir konumuz var bizim.
Zek'ten öncesine kadar bekar da olduğum için ve çok fazla sevgilim olmadı bu arada.
Yani takılmalardan bahsetmiyorum.
Sürekli aşık olan bir tipim.
Onlar farklı bir mevzu ama bazı arkadaşlarım vardı.
Üniversitedeyken hele bir insan.
4 yıl falan sevgili olabiliyorlardı.
Benim için o korkunç bir şey.
Benim üniversitedeyken en uzun sevgililiğim 8 aydı ve adam 6 ayında yurt dışındaydı.
O yüzden bir arada olduğum, sürekli vakit geçirdiğim sadece zevk.
O tarz bir ilişki. Yani en en en uzun zaten Zek.
Ama Zek'ten öncesinde de uzun bir ilişkim yoktu.
O yüzden çok da şeyleri bilmiyorum.
Bir ilişkide neyine kadar beraber yapılır?
Nasıl bireyselleşilir?
Bireyselleşince bu ilişki için tehdit midir?
Leri çok bilmiyorum. Ve bu neden 8 yılımı aldı?
O ayrı bir mevzu. Yani bu esnada tabii ki de bireyselleştiğimiz, kendimize ayırdığımız alan da çok fazlaydı.
Ama genel tabloya baktığında biraz böyle fazla da yapmışız gibi görünüyor şu anda.
Yani her şeyi beraber gibi.
Hele ki ben bir de sosyal medyayı kattım.
işin işine. Biliyorsunuz sosyal medyada işte YouTube'da, Instagram'da, Zek'le beraber de içerik yaptığım için benim gönlümden geçen bütün işleri Zek'le beraber kurmaktı.
Çünkü Zek'e çok güveniyorum.
Onun çalışma ahlakına, tarzına, sistemine çok güveniyorum.
O yüzden bana sorarsanız biz beraber işler kurmalıyız.
Ajansı beraber yürütmeliyiz.
Sosyal medyada beraber uçmalıyız falan filan.
Yani ben her şeyi Zek'le yapmayı istiyorum normalde.
Sonra Zek bana zaman zaman artık böyle yavaşça aslında sosyal medyayı benim kadar sevmediğini, onun önceliklerinin sosyal medya olmadığını ya da ajans olmadığını, ayrıca karı kocanın karı koca olarak kalmasını istediğini,
iş hayatının çok da evliliğe ve ilişkiye getirilmesini kendince doğru bulmadığını bana söylediğinde verdiğim ilk tepki dediğim gibi tehdit olabiliyor.
Yani bu adam beni sevmiyor mu gibi tehdit olarak algılayabiliyorum öyle bir şeyde.
Burada da yine kaygılı bağlanma örüntülerini aslında görebiliyorum kendimde çok daha rahat olarak.
Çünkü aslında sana sunulan bilgi bir tehdit değil.
Sana sunulan bir bilgi feedback, ilişkiyle alakalı geri bildirim, belki değişime yönelik bir adım.
ilk verdiğim tepki böyle olduğu için biraz daha duygusal başlangıç olabiliyor.
Sonra Zek bana anlatması gerekiyor falan filan.
Sonra benim onları düşünmem gerekiyor.
Günlükler yazmam gerekiyor.
Terapiye gitmem gerekiyor. Arkadaşlarımla konuşmam gerekiyor.
Yani orada bir büyüme de gerektiren bir çıkış.
Şimdi demek istediğim Zek'ten öncesine kadar hep bir independent Nurtaç var.
Kendine güvenen Nurtaç var.
Çünkü baba küçük yaşta öldüğü için zaten ben arkamda bir güç olmadığını Düşünerek.
Hele ki Türkiye gibi bir ülkede babanın, ailenin direği olduğu.
Yani daha doğrusu Türkiye değil birçok toplumda bu var.
Özellikle ateerkil dediğimiz toplumlarda.
Şimdi biraz değişiyor. Farkındalıklar aslında daha çok artıyor.
Fakat bence rahat bir 30-40 yılımız daha vardır gibi de görünüyor.
Yani yine erkek egemenliğinden çıkabilmek adına.
Yoksa hala optimistik miyim?
Belki 30-40 yılı bile geçer.
Belki hiçbir zaman değişmez.
Çünkü çok da işe gelen bir şey ya bu erkek egemenliğinin olması.
Wow! Çok farklı konulara girdi konu.
Demek istediğim ben öyle de bir toplumda büyüdüğüm için, kendi başına kalma çabası yaşadığım için çok küçük yaştan beri herhangi bir erkeğe bağlı olmak maddi manevi alışkın olduğum bir şey değil.
Zek ile beraber bir ilişkiye başladıktan sonra ve güvenli de bir ilişki olduğu için, ayrıca evlendiğim için biraz daha hani dibinde durayım bir şeyleri beraber...
yapalım. İşte güvenilecek bir yer buldum.
Gerçekten güvenilecek bir insan buldum gibi hisler içerisindeydim ve muhtemelen o yüzden Zeki'nin de çok alışkanlığı olmayan şeyleri ben Zeki'den çok daha talep ettim.
İşte bu yemek yemekten bahsetmiyorum bu arada ama o bile bizim için bir örnekti ilişkinin başında.
Zeki'nin kendi başına yemek yiyebilmesi, bir plan yaptığında aslında kendini ön plana koyarak plan yapması benim için ilişkimizin başlarından Yani nasıl yani falan olduğum.
Fakat sonrasından orta yolu bulduğumuz bir şey.
Çünkü tamamen benim tarzımda da olmayacağına göre ve tamamen zekin tarzı da bana uymadığına göre hele ki intercultural...
Evliliklerde ya da ilişkilerde çok daha sık karşılaşılan bir şey.
Hele ki bu tarz intercultural yani bireysel ve toplumcu iki insanın bir araya gelmesi sonuçta yine bu Orta Anadolu'da bize benzeyen kültürlerle iki insanın bir araya gelmesi belki çok daha makul olan
da bir birliktelik olabilir. Ama şimdi Amerika gibi kültürle Türkiye gibi bir kültür insanının bir arada olması hele ki benim gibi duygusal daha bağ kurmaya aşırı düşkün ve kaygısal bağlanma örtüleriyle yaklaşan bir insan
olunca bir tık daha karşıki tarafı...
duygusal görünebiliyorsunuz.
Bir tık daha karşıki tarafa o ihtiyacı hissettiriyorsunuz.
Fakat zekin hoşuna da giden bir şey oldu.
Çünkü bu kadar sıcak, bu kadar ilgi, bu kadar bir aradalığı belki yaşamadığı için hayatında.
Bence yani kendisi de söylüyor zaten beni çok sıcak bulduğunu, bunu çok sevdiğini.
Yaşamayan anlamaz.
Fakat yaşayınca insan ve kabul etmeye gönüllü olduğunda insan orta yolu bulabiliyor.
Çünkü benim dediğimde doğru demiyorum.
Hatta bazen toksik buluyorum.
Zekinkini de doğru bulmuyorum.
Onu da çok toksik buluyorum. Yani tamamen...
Önemli olan şu güvenli bağa geçebilmek.
Önemli olan o köprüyü kurabilmek.
Önemli olan kendime söyleyeceğim bunu.
Bireyselleştiğinde eşittir, yalnız kalacaksın demek değil.
Yani ben kendimden de bu tepkiyi veririm diye korktuğum için aslında bazı şeyleri kendim yapmak istemiyordum.
Şöyle düşünüyordum. Ben birçok şeyi kendim yaparsam ee Zeka niye ihtiyacım var?
İşte o öyle değil ya aslında.
Yani yanlış bilinen bir bilgi.
Benim için özellikle ve sizde de bence vardır böyle düşünen yani birçok şey kendin yaptığında karşıdaki insana niye ihtiyacın var ki gibi bir yani çok saçma matematik var orada.
Saçma olduğunu söylemek çok rahatlatıcı bir şey bu arada.
Yani haslı kelam aslında bu feedbackle beraber bende biraz daha tamam.
Bu korkunla alakalı değil Nurtaç ve baktığında ve doğru baktığında bazı şeyleri iyileştirmek, dönüştürmek, geliştirmek üzerine de bir adım.
Çünkü insan kendisiyle bağını kuramadığında ya da kendisiyle olan bağı zayıfladığında kendi ne istediğini, nelerden hoşlandığını, kendi ilgi alanlarını bir tık böyle kenara atıp aa beraber neler yapıyoruz'a çok odaklandığında,
bireyselleşemediğinde bu bu arada sadece romantik ilişkilerde değil bazen fark etmeden arkadaşımızın istediği şeye odaklanıyoruz.
Onların yapmak istediği şeylerin bir parçası oluyoruz.
Bir bakmışız sürekli onların istediği yerdeyiz.
Onların istediği şeyi yapıyoruz. Ya da ve ya da ve de maalesef ailemizin isteklerine yönelik eğilimlerimiz oluyor.
Karar mekanizmamız onlara göre birazcık kuruluyor.
Acaba annem ne isterdi?
Annem ne yapardı? Annem bu konuda ne düşünür?
Babam ne düşünür? Babam bana kızar gibi başka insanlara dayanarak bu bireyselleşmekten kasıt bu aslında.
Çünkü artık teenager değilsiniz.
Yetişkinsiniz, belki genç yetişkinsiniz, belki tam yetişkinsiniz.
Böyle sevsal farklılıklar da oluyor.
24'e kadar genç yetişkin sonrasında artık yetişkinsin yani.
Yaşlanmaya doğru ufak ufak gidiyorsun da.
Yani burada bağımsızlaşmak, bireyselleşmek, kendi paranı kazanmak, kendi ilgi alanlarını, değerlerini, inançlarını bir sorgulamak, kurcuklamak, o süzgeçten geçirmek, o fitreyi
kendin belirlemek, kendi kararlarını kendin vermek, o onay ihtiyacını, nerede nasıl tetiklendiğinin ne kadar bağlı olduğunu anlayarak yine kendi dünyanda bir sistem
kurmak, o değerleri oturtmak.
Çünkü gerçekten bireyselleştiğinde eşittir yalnız kalma.
İnsanlar senin bencil olduğunu düşünmeyecek.
Dış dünyaya tamamen kapalı olmayacaksın.
Kendini beğenmiş gibi görünmeyeceksin.
Ve bireyselleştiğinde artık hiç değişmeyecek.
Tamamen sert kalıpları olan bir insansın.
Sabit fikirlisin gibi şeyler değil.
Ya da başka insanların yardımlarına kapalı olmak, onlardan destek almamak gibi.
Bunları söylüyorum çünkü belki de siz de kurcuklayın.
Bence o bilinçaltınızda bireyselleşmeyi ya da bireyseli neyle bağdaştırıyorsunuz birazcık benim kafamda.
Kafamda yalnızlıkla bağdaşan bir şey.
Çok bireyselsem yalnız kalırım herhalde.
Başka insanlara ihtiyacım olmaz ki.
Yardım istemem ki. Yani onları yapmam gibi de bir kalıp var.
Bunu oturup ciddi ciddi düşünmüyorum.
Dediğim gibi bilinçaltındaki duyguları ve düşünceleri yakalayabilmek çok değerli bu anlamda.
O yüzden böyle bir geri çekilmek, bazen sessiz kalmak, çevrenizden uzaklaşmak.
Şimdi zevkle benim gündemim bu.
Yani yine beraberiz. Hafta sonu bütün gün film izledik, alışveriş yaptık beraber.
Bu demek değildir ki.
tamamen birbirimize alan yarattık ve görüşmüyoruz.
Yine beraberiz fakat bu yolculuğu beraber yaşayıp tekrardan birbirimize onu anlatmak.
Mesela ben Aralık ayında DC'ye gideceğim ve bir hafta kalacağım.
Normal şartlarda böyle bir şey bilip tık üzüyordu.
Zekten de uzak kaldığım için.
Çünkü ona alışmıştım.
Fakat yapmayı seven, başka insanlarla bağ kuran, arkadaşları çok olan da bir kadınım normalde.
O yüzden tekrardan bunu gündeme getirmek benim de kendi içimde hazmettikten sonra dışarıya biraz daha...
ve ben neler yapmak istiyorum.
Çünkü zekin işi şu anda onun masa başı olabilir ve bütün gün orada çalışması gerekebilir.
Fakat benim işim öyle değil.
Benim işim çok aktif. Ben bu yolu seçtim ve oluyor.
O yüzden burada da suçluk hissetmek istemiyorum.
Kendi alanımı ben nasıl koruyabilirim?
Suçluk hissetmeden ya da başka insanlara daha dürüst olarak bu alanı nasıl koruyabilirim?
Birazcık gündemlerim bunlar şu anda.
Bireyselleşmedeki işte o yüzden avantajlarımız bunlar olabilir.
Daha özgün olabilirsiniz, daha mutlu olabilirsiniz ve karşınızdaki ilişkideyseniz bile karşınızdaki de daha mutlu olacağı için günün sonunda ilişki için daha faydalı ya.
Siz mutluysanız o mutluysa ilişki daha da mutlu olacak ya.
O alanı birbirinize yaratabilmek.
o güveni birbirinize verebilmek de çok değerli.
Onun dışında sanki tüm bunlar olduğunda başarı da kaçınılmaz bir son gibi de görünüyor.
Çünkü insan kendi ne istediğini bildiğinde ve o sistemini kurabildiğinde, hedef odaklı gittiğinde, onu uygulayabildiğinde, dış etkenlerden çok da etkilenmediğinde, sonuç olarak sanki o başarının gelmesi en doğal çıkış
değil mi sizce? Sormak isterim, bence öyle.
Dezavantajları da işte dediğim gibi o dışlanma korkusu yaratabiliyor insanda.
Çünkü bazen yalan söyleyerek bazı şeyleri kotarabiliyoruz.
Mesela bu akşam yalnız kalmak istiyorsunuz.
Ama bunu arkadaşınıza söylediğiniz ya da partnerinize söylediğinizde yanlış anlayacağını düşündüğünüz için ya da dışlanacağınızı düşündüğünüz için yalan söylüyorsunuz.
İşte şuram ağrıyor böyle oldu.
Bu arkadaşla görüşmem lazım ya da bir işim var diyorsunuz.
O yüzden keşke birbirimize yani herkes dediğim gibi bu bölüm sadece romantik ilişkiler üzerine değil.
Arkadaşlık ve aile ilişkileri.
için de çok değerli bir konu olduğunu düşünüyorum.
O alanı yaratabilmek, birbirinize o özel alanları ayırabilmek ve bireyselleştikçe daha çok toplumda olabilmek.
Çünkü o zaman daha faydalı bireylerde olabileceğiz ya biz.
Umuyorum ki böyle böyle daha çok empatimiz gelişir, daha çok anlayışımız gelişir, daha çok sağlıklı iletişimlerimiz gelişir ve bunun sonunda çok daha sağlıklı bir toplum, aile,
arkadaşlık ilişkileri, evlilik ilişkisi kurabiliriz.
Bu en küçük yapıdan başladıkça sağlıklı bir toplum kurmanın da başlangıcı olduğunu düşünüyorum.
İlerledikçe, yıllar geçtikçe çok daha anlayışı yüksek, empatisi yüksek, daha iyi iletişimli bir toplum yaratacağımızı düşünüyorum.
Bilmiyorum siz de benzer sorunlardan geçiyor musunuz?
Arkadaşlık, aile ya da normal romantik ilişkilerinizde buna benzer çıkarımlarınız var mı?
Kendinizle alakalı ne düşünüyorsunuz?
DM'lerde buluşalım. O zaman haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok dikkat edin. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
