
Transkript
Hello, hello, hello.
Is there anybody in there?
Hello, selamlar.
Umarım sesim iyi geliyordur.
İnşaatlar hala devam ediyor.
Geçenki bölümlerden güzel yorumlar geldi.
Merak etme, duymuyoruz o katı kutur sesleri dediler.
Sağ olsunlar mikrofonumuz gerçekten.
İyi mikrofonun avantajı bu oluyor.
Nasılsınız? Umarım güzel bir hafta geçirmişsinizdir.
Ben, Instagram'dan beni takip ediyorsanız muhtemelen bu bölüm yayınlandığında burada bir lahmacun partisi vermiş olduk.
Dün vermiş olduk.
Bu haftanın ayarlanmasına göre.
Şöyle ki yani lahmacun partisi ve trivia.
Yani trivia da bilgi yarışması demek.
Biraz daha böyle hani Amerika'da özellikle New York'ta çok sık yapılır.
Hani underground barlarda falan acayip sık yapılır.
Turkish pop culture ve New York'la alakalı.
Hem buradaki Türk arkadaşlarımız hem onların yabancı partnerleri, yabancı arkadaşları gibi bir toplanma eğlencesi düzenledik.
Düzenliyoruz daha doğrusu. Çünkü biliyorsunuz ki ben burada yıllardır bir topluluk kurmak istiyorum aslında.
Bizim Türkiye'deki alışkanlıklarımızı burada da hissedebilmek istiyorum.
Bana sorarsanız eğer evet Türkiye'yi çok özlüyorum ama Türkiye'de yaşamayı özlemiyorum.
Hani öyle söyleyeyim. New York'ta yaşamayı daha çok seviyorum.
Kendi adıma hani hayatımla alakalı hayallerim işte düzenim alışkanlıklarım adına New York bence daha çok bana uyuyor.
Ama burada hani o Türk alışkanlıklarını, Türk eğlencesini falan getirmek istiyorum.
Biraz böyle yavaş yavaş olmasını istiyorum.
Like minded insanların bir araya gelmesini istiyorum.
Hani bizim gibi düşünen, bizimle aynı paydada.
toplanan, daha böyle aynı yere baktığımız insanlarla bir araya gelelim istiyorum.
Çünkü bir anda böyle 200 kişilik gruplar kurup birbiriyle kavga eden insanlar olmuş.
Duydum burada. Ben o gruplara katılmadım açıkçası.
Galiba istediğim şey daha çok benim o grupları kurmamdı.
Şükür oldu diyelim. Yavaş yavaş burada grubumuz büyüyor.
Bana sorarsanız Çok fazla fikir var aklımda.
Yine ben yine klasik her yere yetişmeye çalışan kişi ve o yüzden fokus problemleri.
Yani aynı kaldığımız yerden devam yani çok fazla değiştiğim söylenemez ama değişen bir şey var ki artık hiçbir şey umurumda değil.
Yani eskiden böyle panik olurdum şu anda şeyim buyum abi.
Yani ben kendi gölge taraflarımı kabullenmediğim sürece acı çekeceğim.
Bu bölümün konusu da bu.
Gölgelerimiz, içimizdeki gerçek halimiz, belki sürekli o tıraşlamaya çalıştığımız işte sağından solundan kırpmaya böyle bükmeye çalıştığımız taraflarımız aslında özümüzdeki gerçek taraflarımız.
Ben tırnakları olan birisiyim aslında ve tırnaklarımı saklamak tamam güzel, yerine göre nezaket güzel, böyle anlayış göstermek güzel ama aynı zamanda yırtıcı olmayı da çok severim.
Yani böyle... yapmayı severim.
Bu tabii ki de gerçek anlamda değil.
Ama böyle call out deniyor İngilizce'de.
Hani birisinin suratına laps diye bir şey söylemek müthiş bir duygu.
Çünkü bazen fazla nezaket Kendine acımak mıydı?
Öyle bir şey vardı. Yani kendine yaptığın bir haksızlık, fazla nezaket, fazla anlayış.
Sürekli kendimizi arka plana atıyoruz bence.
Bunları fark edebilirsiniz. Bunu konuşurken ki enerjim bile biraz daha böyle agresif çıkıyor.
Muhtemelen yine bir periyot öncesi enerjisi de olduğu için olabilir.
Lütel fazdan bahsetmiştik.
Yani böyle bazı konuların konuşma günlerinin farklı olması gerekebilir.
Bugün en azından bu şekilde çıkıyor benden de.
Kendi gölge taraflarım yani şöyle söyleyeyim.
Biraz bölümün başta da bu olabilir hatta.
Ben bencil olmak istiyorum diyorum birkaç.
Sizinle de paylaştım aslında eski bölümlerde.
Çünkü bencilliği sanki böyle kötü bir şeymiş gibi, başkasının aklını alıyormuşum gibi, elinden çalıyormuşum gibi böyle zannettik ya da ben öyle zannettim.
Kafamda öyle bir kalıba oturmuş.
Sanki hani bencillik deyince hani sen yeme ben yiyeyim, sen gitme ben gideyim gibi bir ses var kafamda.
Oysa ki öyle değil. Ben şöyle olsun istiyorum ama.
Bana verilen şeyi ben yemek istiyorum kardeşim.
Paylaşmak istemiyorum şu anda.
Vermek istemiyorum şu anda.
Yani ben tadını çıkara çıkara yemek istiyorum ama şey gibi değil.
Bak ben yiyorum sen yemiyorsun gibi de değil.
Yani galiba benim kendi yaram olduğu için bu taraf.
Çok size geçmiyor olabilir.
Geçiyorsa da lütfen bir yerlerden beni bir dürtün.
E-mail olur, DM olur. Nurtaş Türkiye'nin Instagram'dan yazabilirsiniz.
Çünkü acaba ben mi bu kalıplarda sıkıştım?
Hani bencillikle alakalı. Sanki bir şeyin tadını ben çıkartırsam.
Hani birine nispet yapıyor da değilim.
Çünkü hani bak bende var falan yok yani.
Hani o çocuk sesi zaten.
Ama uzun zamandır bir şeyin tadını çıkaramıyordum.
Bence sonunda değişti artık.
Çünkü birazcık yaşla da alakası var tabii ki de.
Artık şu pozisyona geldim. Yani ben yapmasam kim yapacak abi?
Bazen şey deriz yani senin hayatını kimse kurtarmayacak.
Bir kurtarıcı gelmeyecek.
Senin o yıllardır beklediğin emeklerin ya da yaptığın fedakarlıkların.
Kimse ay evet ya ne kadar da güzel şeyler yaptın.
Bak ne kadar da bir çok emek sarf ettin demeyecek.
Dememeli de yani. Kimse kimsenin arkasına...
toplamasına gerek yok aslında. Anlatmak istediğim şey bu.
Geçenlerde bundan bahsetmiştim ama hatırlamakta fayda var.
Burada bir arkadaşım var benim. Kendi ailesindeki uygulama yani annesinin sık sık söylediği şey şuymuş.
Siz kendinize iyi bakın, iyi olun ki ben sizinle alakalı endişe duymayayım.
Yani bana yapabileceğiniz en büyük iyilik bu.
diyormuş çocuklarını yetiştirirken.
O yüzden arkadaşım da şey diyor yani kendi bir tane kız kardeşi var.
Bütün hayatımız boyunca kendimize bakmakla sorumlu kaldık.
Yani hani iyi bir konumda olayım ki anneme yük olmayayım ya da annem iyi bir konumda olsun ki bana yük olmasın gibi.
Buradaki o individualizm zaten Amerika tamam Çin kökenliler bu arada ama Amerika'da olmanın başka bir kültür farkı burada ortaya çıkıyor.
Çünkü sen kendine baktığın zaman ve kimsenin hakkını da çalmıyorsun, kimsenin yerini kapmıyorsun.
Sadece sorumlu olduğun kişi sensin.
Tamam mı? O zaman sen iyi bir konumdaysan başkasına bir ağırlığın olmayacak ya da başkasında böyle enabling deniyor ya sürekli bir şey isteme gereğin olmayacak.
Çünkü biliyorsun ki sorumluluk burada.
Hani iyisi de kötüsü de burada.
Faturayı da sen ödüyorsun günün sonunda.
Ama biliyorsunuz ki bizim gibi alışkanlıkları olan topluluklarda sen yapıyorsun, karar veriyorsun sonunda başarısız oldun diyelim.
Bütün aile toplanıp onun faturasını ödemeye kalkışıyor.
Ya da hani bütün Çevren, işte arkadaşların öyle bir beklenti de oluşuyor.
Sanki yapmadığın zamanlarını bencil oluyorsun.
Terk etmiş oluyorsun. Sırtını çevirmiş oluyorsun.
Bu sadece aile mevzuları değil bu arada.
Yani arkadaşlarımız arasında da böyle şeyler oluyor.
Bazen birisinin başı gerçekten sıkışabilir.
Başına istemediği talihsiz şeyler gelebilir.
Ama biz böyle yardım etmeyi bazen birbirine yük olmakla...
özdeşleştirmiş gibiyiz bence.
Yani hani yük olur muyum'un senin aklına gelmesi gerekiyor gibime geliyor.
Yani birisine bir şey sormadan önce ya da o hakkı talep etmeden önce kişinin kendisiyle alakalı bir değerlendirmesinin olması gerektiğini düşünüyorum.
Buna istinaden de hayır diyebilmek aslında değişimin böyle tam başladığı yer.
Tam böyle hani mihenk taşı burada.
Çünkü hayır demeye başladığınızda genelde karşınızdaki tepkiler değişmişsiniz gibi algılanabiliyor arkadaşlarınız arasında işte çevrenizde, ailenizde.
Ama şundan bahsetmek istiyorum.
Arkasında yatan gücü ancak ve ancak söylediğiniz zaman anlayabiliyorsunuz.
Ve bu güç ne biliyor musunuz? Hani ben senden daha iyiyim, daha iyi konumdayım değil.
Ben kendimi kurdum. Ben kendime sahip çıktım.
Yani o fedakarlık kisvesi altında, üzerinize basılan, enerjinizin böyle bup bup bup aşağı çekildiği.
Yani mesela ben zaten şey diye tarif ediyorum bazen.
I feel like border ground. Hani sanki böyle beni aşağı çeken bir şey yok.
Gökyüzünde gibiyim. Hani yüklerim hafiflemiş gibiyim.
Çünkü bu... Dediğim gibi hani böyle birisinin hakkını elimden alayım, sırasını çalayım gibi böyle kötücül düşünceler ve hareketlerden bahsetmiyorum.
Gerçekten hayır dediğinizde ya da bir şeyi böyle kolat yaptığınızda hani dur bakalım dur dur dur öyle değildi tam olarak.
Ya da aslında şöyle dememiş miydinleri falan demeye başladığınızda hani diyemediğiniz kişilere karşı diyeyim hani ailenizdeki dengelerden bahsetmiyorum.
İnanılmaz böyle bir aydınlanma yaşıyorsunuz, açılma yaşıyorsunuz ve şey oluyorsunuz hani okey.
İngilizce söylediğinde aslında tam...
Anlamını hissediyorum. I reclaim my space dediğimden, zevkle konuşurken özellikle.
Bunun Türkçesini şöyle çevirebiliriz.
Kendi yerimi korudum.
Burası benim alanım diyebiliyorsunuz.
Ve bu işte yine sınırları korumak konusuna giriyor.
Çünkü evet seni çok seviyorum.
Evet hayatımdasın ve hayatımda olmanı istiyorum.
Ama bazı toksik alışkanlıkların var.
Ve ben hayatımdan çıkartmak istemiyorum seni ama bu toksik alışkanlıklara müsaade etmiyorum.
Açık açık söyleyemiyorsunuz bazen.
Sadece şey diyorsunuz hani şu anda...
Ben bunun için uygun değilim.
Ya da ben böyle konuşmuştum.
Bunu bu şekilde almak istiyorum efendim dediğinde.
Ya da benim yapabileceğim şey burada bitti.
dediğinde o alanını işte öyle korumuş oluyorsun ve bunları söylemek çoğumuza zor gelebilir.
Karşınızdaki insanı üzebilirsiniz.
Hele ki bazı insanlar ekstra ekstra hassas hayatımızda.
Çünkü o kişiler de kendilerini öyle konumlandırmış olabiliyorlar ve bazen maalesef ki alışkanlıklar oluşmuş oluyor.
Yani o kişi zaten bunu yapması gerekiyor ya da bazen o kelime seçimleri olur.
Sana anlatmasam kimi anlatacağım?
Deniliyor mesela. Ama bunun hani suçlusu ya da sorumlusu yine ben değilim mesela.
Önemli olan sizin zihinsel sağlığınıza, mental sağlığınıza.
Fiziksel sağlığınıza ne iyi geliyorsa bunu korumak sizin elinizde.
Çünkü başkası zaten bunu yapmakla yükümlü değil.
Aslında onu anlatmak istiyorum. Hani başkası size acımıyordur.
Hani bazen şeyler izler. Kimse de bana acımıyor, kimse de beni düşünmüyor falan.
O düşünce de bence sağlıklı bir düşünce değil.
Çünkü hala başkasından medet umuyorsunuz.
Siz kendiniz o mesafeyi koymadıkça, siz kendiniz o reclaim your space olmadıkça, yani kendiniz böyle okey ya burası benim alanım demedikçe, sınırlarınızı korumadıkça karşınızdaki insan bunu ya fark etmez ya da zaten işine gelir.
Aslında doğalı da budur.
Yani birçok insan otomatik, bilinçli, böyle...
yaklaşır. Siz zaten o uygun koşulları verdiğiniz sürece karşınızdaki insana durup şunu demesi çok az bir ihtimal.
Yani dur ya. Nurtaş da bayağı bir yoruldu yani.
Çok da üstüne gitmeyeyim ya da hani karşımdaki insan kimse artık bu çok fedakarlık gösterdi.
Biraz da ben fedakarlık göstereyim denmesi inanılmaz güçlü bir farkındalık gerektirir.
Yani kişisel farkındalık gerektirir.
Bu da herkese nasip olmaz yani.
Burada kimseyi suçlamıyorum. Bu gerçekten doğal akıştaki hali.
Yani hayatın doğal akışı birazcık bu.
O yüzden... Diren bazı insanlar mesela ben kendimi öyle görürüm insightful'dur yani hani içeri bakarsın ne oluyor ne bitiyor.
Hatta bazen şey de söylerim Zekik benim göremediğim şeyleri lütfen bana sen söyle yani çünkü her şeyi de göremem elbette.
Duygusal yakınlığınız var kendinize çok yakınsınız o mesafeler hani kendi düşünce şekilleriniz bazen.
O yüzden dışarıdan bir şey duydum da eskiden otomatik olarak aa bu mu daha doğru diye düşünürdüm.
Şu anda dur bakalım ya hani belki senden daha bilgili birisi konuşuyor ama.
Sana uymuyor. Senin değer yargılarına uymuyor.
Ya da bu sen değilsini daha iyi değerlendirip daha iyi süzgeçten geçirebiliyorum.
O yüzdendir ki ben bencil olmak istiyorum.
Burası benim alanım diyorum. Ben böyle seviyorum diyorum.
Ya da dur bakalım ya sen bunu böyle söylememiştin diyorum.
Ve inanılmaz böyle bir güç veriyor bu duygu size.
Çünkü I reclaim my own space yani.
Bazen bir şeyleri açıkça söylemek belki bazen sert gelebilir ama sizde başka kapılar açacaktır.
Aydınlanmalar yaşatacaktır.
Bazen birilerine... Kapıyı kapatmak, açıklama yapmak zorunda değilsiniz.
Ghosting'den bahsetmiyorum elbette ama istiyorsanız ghosting de yapın yani beni hiç ilgilendirmiyor.
Çünkü bazen ben de buna ihtiyaç duyuyorum açıkçası.
O yüzden hani her yerde de böyle non-stop iletişimi savunmuyorum.
Bazen bazı kişiler iletişimsiz bir şeyleri kopartmayı gerektiriyor.
Öyle söyleyeyim size. Ya böyle çok üstü kapalı anlatıyorum.
Belki de hiç anlaşılmıyorum. Podcast yapmak biraz zorlaştı benim için galiba.
Yani açık açık konuşmak istemiyorum.
Ama üstü kapalı anlatınca umarım yine de ulaşmıştır.
Belki sizin hayatınızda bir yerlere temas etmiştir diye umut ediyorum.
Önümüzdeki hafta yeni bölüme görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Spotify'da en iyi versiyon hesabını takip edip 5 yıldız verirseniz çok mutlu olurum.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
