
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bağ kurma ihtiyacınızı nasıl gideriyorsunuz? Yeni tanıştığınız
insanları hemen sevip, her şeyi anlatma iç güdüsü duyuyor musunuz? Ve sonra eve dönüp, niye bu kadar anlattığınızı sorguladığınız oluyor mu hiç?
Merak etmeyin hepimizin ilişkilerde bir takım ihtiyaçları, istedikleri ve beklentileri var. Oversharing, yani fazla anlattığımızı düşündüğümüzde, neler yapıyoruz, bu kötü bir alışkanlık mı, ihtiyacınız ne ve biz bunu nasıl dinliyoruz gibi bütün konular bu bölümde.
Keyifle dinlemeniz dileğiyle.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Her Pazartesi sabah 7’de yeni bölümü dinlemek için, podcast hesabını takip etmeyi unutmayın.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Günaydınlar! Umarım çok tatlı bir sabaha uyanmışsınızdır.
Ben de şu anda ikinci Türk kahvemi içiyorum.
Yavaş bir sabaha uyandım.
Gayet keyfim yerinde.
Aslında hava biraz güzel olsa Central Park'ta piknik yapmak için deliriyorum ya.
Gerçekten o manzarasıyla, havasıyla, yayıla yayıla kitap okuyarak...
Zaten Zeki'e şey diyorum, book date yapacağız seninle.
Çok güzel bir kitaba başlamışız.
Aynısını ben de okumak istiyorum.
Kitabın adı Encouraged to be Disliked.
Adler'in kitabıymış. Henüz ben de okumadım.
Diyalog olarak... olarak geçiyormuş Çok heyecanlıyım, merak ettim.
Yani size de buradan ufak bir not düşeyim bununla alakalı.
Zevk yaklaşık bir haftadır Kaliforniya'daydı.
Yine Los Angeles'a gitti çekimler için.
Ben New York'ta yalnız kaldığımda çok garip bir enerjiye giriyorum.
Yani aha yalnız kaldım, evde yalnızım, çok fazla şey yapmam lazım.
Yay, yaşasın modundayım.
Gece uyurken zorlanıyorum çünkü uzun süre ilişkisi olan insanlar bilirler ki birisiyle uyumaya alışınca tek kalınca böyle ya falan oluyorsun.
Artık korkmuyorum, korkudan dolayı değil ama yine de tamamen karanlıkta durmak istemiyorum.
o korkudur. Yani karanlık korkum hala var galiba.
Okey. O bir kenarda.
Ama uykuya dalarken zorlanıyorum.
Fakat işte zevk yokken biraz daha arkadaşlarımı eve davet ettim.
Dışarıda yeni bir arkadaşla buluşmaya gittim.
Başka bir arkadaşımı yemeğe çıkardım falan.
Şimdi bunları niye anlatıyorum onu da söyleyeceğim.
Bir sürece giriyorum ben yalnız kaldığımda.
Hem daha çok aktif olmak istiyorum.
Hem de bilmiyorum hoşuma da gidiyor açıkçası.
Şey denir ya uzun süre olan ilişkilerde.
Ara ara uzaklaşılmalı, birbirini özlemeli.
Hatta biraz daha ilişkinin enerjisine de iyi geldiği söyleniyor.
Tabii ben katılmakla beraber birazcık da zorlanıyorum çünkü...
Çok alışkınım yani birisiyle yaşamaya, birisiyle olmaya falan ki bunu bireyselleşme bölümünde de anlatmıştım.
Yani zevk yokken ben ne yapıyorum?
Dışarı çıkıyorum, yeni insanlarla tanışıyorum dedim değil mi?
Bir tane kızla hatta internetten influencer arkadaşım.
Çok beğendiğim bir kadın, çok hoş yani tarzı bilmiyorum içerikleri falan çok hoşuma gidiyor ve tabii ki de ben pitch yaptım yine kadına.
Çünkü yarı Çinli bu arada yani gerçekten yarı Çinli, yarı Bangladeşli ve şu an Amerikalı bir kadın.
Onunla buluşmaya giderken ben böyle Tinder epi gibi falan hissettim.
Yani hiç Tinder kullanmadım hayatımda ama sanki böyle internetten görüştüğüm bir insanla in person buluşacağım için çok heyecanlandım.
İşte anlatacağım konuları falan böyle hani kendi kendimi dinliyorum.
Am I interesting enough? Yani kendimi sorguluyorum orada.
Acaba kız benden hoşlandı mı diye.
Sonra patadanak böyle bir oversharing yapabiliyorum.
Bugünkü konumuz da bu olacak zaten.
Fazla paylaşmak, fazla paylaşma ihtiyacı hissetmek.
O an one on one ilişkilerde zaten sessiz kalmakta çok zorlanan bir insanım.
Genelde diyaloglarda kendimi ufak böyle bir moderatör gibi görürüm.
Çünkü sessizlikten hoşlanmıyorum, tempo, enerji düşerse işte çok hoşuma gitmiyor, sıkılıyorum.
Yani... Karakterim de yok, yapım da yok.
Tabii bu onaylanma ihtiyacıyla bağdaştırılabilir.
Ayrı bir konu ona biraz sonra değineceğiz.
Ama genel olarak Nurtaç'ı ben şöyle seviyorum.
Bir ortama girdiğinde insanlarla bağ kuran, sohbetin tatlı, anlamlı, mümkünse derin olma ihtiyacı hisseden.
Çok böyle havada kaldığımızda keyif almıyorum.
Vakit kaybı gibi geliyor açıkçası bana eğer çok havada kalıyorsak.
Sessizlik olduğunda bunun deliberate bir sessizlik olmasını istiyorum.
Yani gerçekten iki tarafın bunu biraz daha anlaşarak yaptığı bir sessizlikten keyif alabilirim ama...
yeni tanıştığım bir insanla bir sessizlik varsa geriliyorum.
Çünkü hem sıkıcı geliyor hem de ikimizin de iyi vakit geçirmediğini düşündüğüm için kaygılanıyorum.
Yani o da iyi vakit geçirmiyor, ben de iyi vakit geçirmiyorum diye.
Fakat bu benim üzerimdeki sorumluluk olmamalı.
Zaten bugün bunu konuşmak istiyorum.
Yani ben hadi bakalım herkes eğleniyor mu, eller havada mı enerjisiyle bir ortamda durursam eğer birincisi acayip yorucu.
Ben niye yani herkesin iyi vakit geçirmesiyle alakalı kaygı duyuyorum?
Bana ne? Günün sonunda.
Bir de fark etmeden orada bir onaylanma ihtiyacı aradı.
için hani onaylanalım, sevilelim, görülelim, duyulalım gibi bir ihtiyaç da olma ihtimali olduğu için ekstra bir çaba içerisine giriyorsunuz.
Şimdi bizim yapmamız gereken şey bunları fark etmek.
Çünkü bazı insanlar bunun farkında bile değil.
Benim şanslı tarafım ben kendisini çok duyan bir insanım konuşurken cümleyi kurmadan önce kafada debate'i şöyle yapıyorum.
Söyle, söyleme, söyleme ya, söyle ya hani tam tam söyleyeyim diye.
Bazen fazla yani kafa sesleriyle de hareket edebiliyorum ama işte O yüzden gelip burada anlatıyoruz.
Yani bunlar ufak bir problem ve yine en iyi versiyonu bir basamak diyelim.
Bu bahsettiğim ilk influencer arkadaşla aslında eski Nurtaç gerilebilirdi.
Yani kızın kendisini de havalı bulmasını, işte daha şık giyinmesini, belki lüks eşyalarla gitmediği için bir tık kendini böyle aşağı görme potansiyeli olabilirdi bizim eski Nurtaç'ın.
Kendisine çalışmadan önceki Nurtaç'ın.
Şu anda bana ne ya? Yani ucuz bir kıyafetle de gidebilirim.
Marka olmak zorunda değil.
Sonuçta benim kendi kalitem, kendi avram, kendi enerjim var ve ben buna odaklandığım zaman her şeyin değiştiğini fark ettim.
Orada demek istediğim anlaşılmıyor. Çünkü eminim birçoğunuzun başına gelmiştir.
Karşınızdaki insan daha lüks giyiniyorsa, daha şıksa kendinizi bir ufaktan böyle ezilmiş hissedebiliyorsunuz.
Bu çok doğal ama dediğim gibi yani siz kendi getirdiğiniz şeylere odaklandığınızda yani benim yanımda Louis Vuitton çanta olmak zorunda değil.
Benim kendi enerjim, zekam, konuştuğum şeyler, ilgi alanlarım, oradaki ne bileyim ya ben marka giyinmesem bile güzel ve şık olduğumu biliyorum.
Seviyorum kendi tarzımı.
O yüzden hani orada logoların bağırmasına gerek yok.
Yani mesela Chanel kazağı giyip böyle logoyu kocaman patlatmanın çok avam olduğunu düşünüyorum şahsen.
Yani logolar olabilir ama minik minik sadıl dursun.
Yani küçük kenarlarda dursun onlar.
Bir yere patlatmamıza gerek yok.
Bu da ayrı bir konu bu arada. Yani lükse merak, lükse düşkünlük, lüksün sana verdiği o statü göstergesine inanma durumu çok vahim galiba.
Sıyırıldığımı düşünüyorum bundan ve ayrı bir podcast yapmak istiyorum aslında.
Ve bu bahsettiğim arkadaşımla 3 saat çok kaliteli, çok derin sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir sohbetimiz oldu.
O connection'ın köpeğiyim ben.
Yani ben İngilizce'de şey, I'm a bitch for a connection.
Gerçekten çok seviyorum o instant connection'ları çok seviyorum.
Göz göze gelinildiğinde hissedilen hissi çok seviyorum.
Ben seni tanıyorum, ben seni biliyorum'u çok seviyorum.
İnsanların içini görebilmeyi, duygularını hissedebilmeyi, acılarını anlayabilmeyi de çok seviyorum.
Yani bunu, bütün bu anlattığım şeyleri aslında bağ kurma çatısı altında toplayalım istiyorum.
Sonuçta ben human being olarak burada yaratılan bir insan olarak diğer insanlarla kurduğum bağı çok önem veriyorum.
Çok değer veriyorum ve bu dünyadan geçiyor iken birbirimizle olan temasımızdan çok hoşlanıyorum.
Belki de o yüzden internetlerde bu kadar podcast, youtube, instagram her yerden böyle bir şekilde ahtapot gibiyim yani.
Bacaklarımı, kollarımı uzatmaya çalışıyorum.
Dünyadan geçtiğimi göstermeye çalışıyorum.
Gayet primitif bir yerden geliyor bence.
Ama şeyi çok seviyorum işte hepimiz aynı kumaştan yapıldığımız için hepimiz aynı kayıktayız.
Hepimiz aynı kaygıları duyuyoruz.
Dereceleri, çıkış noktaları, hissedilme anı farklı olabilir.
Doesn't matter. Ama gerçekten gözyaşlarımızın tadı aynı diyerek de.
Şemlen ferah bir ufak gönderme.
Özetle insanlarla bir araya geldiğimde ihtiyacımın olan şeyi aslında...
Ve ihtiyacım olan şey bağ kurmak ihtiyacı.
O yüzden nasıl hareket edeceğimi ve nasıl yapacağımı muhtemelen tam olarak bilemiyorum.
Karşımdaki insana göre eğer ondan çok hoşlandıysam...
hemen arkadaş olalım istiyorum.
Yani o süreci hızlandırmak, artık yani en yakın arkadaşlarımın kategorisine çıksın, ekspedayet edelim ve o bullshit kısmından çıkalım istiyorum.
Yani şu bu değil, artık ben bu kadarım, sen bu kadarsın, ne veriyorsun abi, şu kadar varım, sonuna kadar yanındayım gibi böyle biraz daha coşkun sellerle bir arkadaşla başlama niyetinde olabiliyorum.
Sonrasında maalesef yani bu çok başıma geldi.
Başta birisinden çok hoşlanıp fazla paylaşıp sonra işte eve gelip lan niye o kadar paylaştın ya da belki de o kadar sevmeyeceğim bir insan yani...
Çabuk gaza geliyorum gibi geliyor.
Bazı şeyleri hala içimde tutmayı tam beceremiyorum.
Yani bunu da anlatma. Şimdi arkadaki kaygının şu olduğunu fark ettim.
Dedim ya içeride bir konuşma geçiyor.
Yani ben bir şey söylemeden önce.
Fazla dürüst olma ihtiyacı hissediyorum.
Yani eğer orada ben bilgiyi gizlersem, bilgiyi saklarsam, anlatmazsam yeteri kadar dürüst olmadığım kaygısını yaşıyorum.
Birincisi kimse bana onu sormadı.
Onu anlatma zorunluluğum yok.
Onu paylaşmadığımda bir şeyler eksik olmayacak.
Ya da ben dürüst olmadığım anlamına gelmiyor.
Yani o kaygıyı nereden neye bağdaştırarak öğrendim zamanında ve hala hissediyorum tam olarak bilmiyorum.
Ama mantık tarafından baktığımızda bunu fazla yaptığımı düşünüyorum.
Yani gereksiz bir bilgi, gereksiz bir açıklama, gereksiz bir detaylara fazla giriyorum.
Şimdi dedim ya bunun arkasındaki sebep yüksek ihtimalle onaylanma ihtiyacı.
Karşımdaki insana benim iyi bir arkadaş olduğumu göstermek istiyorum.
Benimle uzun süre dostluk kurabileceğini göstermek neredeyse ispat etmek istiyorum.
Açık söyleyeceğim evet zor taraflarım var ama ben benim gibi bir arkadaşım olsun isterdim.
Böyle söyleyince de kendini övüyor gibi oluyor ama.
Bu arada kendisini övmekle çok da sıkıntısı olmayan bir insanım.
Yani bunu iyi taraflarına yüksek sesle söyleyebilmenin güzel de bir özellik olduğunu düşünüyorum.
Sadece yeri ve zamanı önemli bence.
Burada demek istediğim ben kendi arkadaş yaklaşımımı seviyorum.
Tabii arkadaşlarımdan da full feedback almak gerekebilir.
Ama orada ihtiyacım olan şey...
Derin bağ kurmak.
Zaten esas konu burada.
Ben derin bağ kurma ihtiyacı hissettiğim için o süreci hızlandırmak ve hemen bir şeyleri aşmak için fazla paylaşım yapıyorum.
Yani oversharing yapıyorum.
Sonra ben bu konuyu bizim Paula teyzemizle konuştum.
Dedim ben neden oversharing yapıyorum?
Aslında oversharing yaparken ben çok kaygı duymuyorum.
Yani benim için anlatılması okey olan şeyler ama bazen fazla.
Gereksiz şey anlatıyorum. Ya da bu kaygı neden var diye sorduğumda en pahalı şeyi çok güzel söyledi.
Yani oradaki ihtiyacın ve ne istediğin üzerine bir karar veriyorsun aslında.
Yani oradaki ihtiyacın bağ kurmak, görülmek, sevilmek.
Orada bir ihtiyaç var ve diyor ki yani sen bu anlarda kendine şeyi sorabilirsin.
Nurtaç burada ne yapmak istiyorsun?
Neye ihtiyacın var?
Neyin görülmesini istiyorsun?
Yani hani ne çıkarmak istiyorsun buradan?
Çıkarımın ne? İşte bu diğer bir influencer arkadaşımla yine yemeğe çıktım.
Benim iş birliği bir yemeğimdi.
Çok şık bir restoran.
İki tane kadın şıkır şıkır ve grup olarak tanıştığım bir arkadaştı.
İlk defa yemeğe çıkıyoruz beraber.
Dediğim gibi hani benim influencer iş birliğim.
O yüzden onu host ediyorum gibi de hissediyorum.
Çok keyifli yani çok güzel bir akşam oldu.
O da çok şey anlattı bu arada bana.
Kendisi 38 yaşında.
Hani o da mı dilini tutamadı gibi düşünebilirsiniz.
O da bana bayağı bir şey anlattı.
Ben ona bayağı bir şey anlattım.
Yemeğin sonunda şey dedim. Ay galiba ben overshare yaptım falan böyle hani espriyle.
O da dedi ki ben de öyleyim ya yani ben de overshare yapıyorum.
Çünkü ikimiz de birbirimizden hoşlandık ve gerçekten süreci hızlandırmak istiyoruz.
Şimdi buradaki tatlılığa şöyle vurgu yapmak istiyorum.
Çok transparanttı yani hani direkt amacımızın, hedefimizin, birbirimize olan duygularımızı bu kadar açıkça konuşabilmenin...
Müthiş bir etkisi var.
Çünkü farkındasınız. Overshare yaptınız.
Eve gidince böyle birazcık suçluk hissedeceksiniz.
Eve gidip tek kendimi suçluk hissedeceğimi şimdiden arkadaşıma söylüyorum.
Ki burada da onaylanma olabilir.
Yiyeceğim zaten bu onaylanmayı.
Her yerden pıt pıt pıt çıkan bir şey.
Ya bir sal beni gerçekten ama.
Yine de ben bir şeyleri açıkça söyleyebilmenin gücünü çok seviyorum.
Çok inanıyorum. Oradan sonra daha bir hani soft bir şeye de dönüşüyor çünkü o konuşma.
Haa evet ya aynı ridikal şeyi yapabiliyoruz falan hani aynı ihtiyacı hissedebiliyoruz gibi.
Ben bile yengeç burcuyum.
Zaten duyguları fazla hissediyorum, duygu geçişlerim fazla oluyor.
Burada en önemli şey kendine karşı nazik olabilmek.
Çünkü gerçekten doğanda var.
Eğer ki siz de öyleyseniz, bağ kurmaya fazla düşkünseniz ve bu bağ kurma...
aşamalarında, çalışmalarında illaki hatalar yapılabiliyor.
Aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz ama burada gerçekten biraz daha kendine şefkati artırmak, kendini hırpalamamak, işte eve gelince gerizekalı ya yine çok anlattın bir daha anlatma demeyecek miydin falan gibi cümleleri kurmadan nazikçe
evet neye ihtiyacın oldu orada o anda?
Neden ihtiyacını o şekilde gidermek istediğinle orada yaşanılan ve ihtiyacı fark etmek.
Aslında tüm konu ve olay bu.
Birçok ilişkimizde, birçok kararımızda biz bir şeylerin arkasından gidiyoruz.
Yani ihtiyacın olan şeyin arkasından gidiyorsun.
Buradaki en önemli detay da o ihtiyacı hissetmek, görmek ve ona göre cevap vermek.
Çünkü zamanla gelişecektir, değişecektir.
Belki daha iyi çıkarımları olacaktır.
Ama burada baz almamız gereken şey oradaki ihtiyacın ve isteğin.
Yani oradaki desire'ın.
Bir de şunu da ben sorguluyorum kendimle.
Yani bir şey öğrendik hadi bitti olmuyor.
Duygular değişiyor. İhtiyaçlar değişiyor.
İhtiyaçların çıkış noktaları değişiyor.
Orada da işte tekrardan hatırlatmak istiyorum.
Bu sizin doğanızda olabilir. Mesela yengeç burcunun bir özelliği bu.
Fazla duygularla baş ediyoruz.
Öyle birisi olabilirsiniz. Sonuçta stable gitmeyecek bir şeyler.
Ne bileyim full moon geliyor. Bir yerlerim dürtülüyor.
Yani durduk yere dolunayda.
İçimi kemiren enerjiler çıkıyor.
Bu benim kontrolümde değil.
O geldiğinde panik yapmadan sakin olup Geçmesini beklemek.
Orada artık istediğin neyse.
Bir de şey örneğini de vermiştik. Ben bunu pembe fili düşünme kitabından almıştım bu çalışmayı.
Duygular geldin onu bulutlar gibi görmek.
Yani siz duygularınızın bir parçası değilsiniz.
Onlar gelip geçiyor. Bazen yağmur, bazen fırtına, bazen güneş.
Bu da hayatımızın bir parçası olarak devam ediyor.
Ben hep söylüyorum.
Yine söyleyeceğim. Şu ahir ömürde insan formumuzda öğrenmemiz gereken şeyler bunlar.
Tadına bakmamız gereken şeyler bunlar.
Keyifli olan şeyler. Evet can acıtıyor bazen.
Bazen evet istemiyoruz, evet travma, katarsiz ama günün sonunda özgürleştiğimizde alanlar bunlar.
Böyle böyle en iyi versiyonumuza belki Budist dilinde Nirvana'ya ulaşıp göçeceğiz.
I don't know, I hope so.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Kendinize şefkatli olmayı unutmayın.
İhtiyaçlarınızın sesini duymayı unutmayın.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
