
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Nurtaç babasının doğum gününü kutlarken, onu kaybettikten sonra neler değişti, babasız büyümek onun için nasıl bir his ve deneyimdi ve akabinde neler değişti, bugünki Nurtaç'ın oluşumundaki büyük etkisinden bahsediyor. Daha fazlası için podcasti takip etmeyi unutmayın.Takip edin;https://www.instagram.com/nurtacturkeli/?hl=enSorularınız için;Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
İyi varsın onun podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Nurtaş Türkeli.
Umarım çok güzel bir gün geçiriyorsunuzdur.
Türkiye'nin doğum günü.
Ve bugün birazcık böyle babasız büyüyen kızlardan, babalarını erken yaşta kaybetmiş kızlardan, zorluklarından, benim neler yaşadığımdan vs.
bu konulardan bahsetmek istiyorum.
Biraz da tabii ki de hani babamın adına bir onur olmasını istiyorum bu podcastin.
Yani onun adına bu bölümü çekmek istedim.
Biz 2002 yılında babamı akciğer kanserinden kaybettik.
Ve ben o zaman 12 yaşında ortaokula giden yani küçücük bir çocuktum.
Biz 4 kardeşiz.
Ablam o zaman 16 yaşındaydı.
Benden bir sonraki kardeşim, 2 tane erkek kardeşim var.
Bir tanesi 8, en küçüğü de 5 yaşındaydı.
Yani 4 tane küçücük çocuğu olan gencecik bir adamın aslında kanseri yenik düşmesi hikayesiymiş.
Şimdi 30 yaşına geldiğim için bu hikayeyi daha farklı bir pencereden görüyorum.
Çünkü ben daha küçükken, 12 yaşındayken bir babanın ölmesi yaş olarak şöyle geliyordu bana.
Zaten yaşlıydı.
Çünkü 49 çok büyük bir yaş gibi geliyordu o yaşlardaki çocuk için.
Zaten yaşlıydı.
İşte o yaşlarda kanser olmak normal.
O yaşlarda vefat etmek normal.
Gibi düşüncelerle aslında bunu normalize etmeye çalışarak adapte olmaya çalışmışım.
Tabii ki de survival derecesinde olduğu için çocuğun o anlamda ne tür bir mantık kurduğu önemli değil ama şimdi 30 yaşına geldiğim için az önce hatta günlüğümü yazarken babamın yaşının
evrelerini yazmaya başladım.
Yani şöyle 32 yaşında evleniyor, 33 yaşında ilk çocuğu oluyor.
Sonra 37 yaşında, sonra 41 ve en son 44.
Aslında şu anda düşündüğümde inanılmaz genç yaşlar.
49 zaten inanılmaz genç bir yaş.
Yani tabii ki de ölümün ne zaman geleceği belli olmaz ama demek istediğim benim yaşım ilerledikçe babama olan bakış açım farklı bir şekilde ilerledi.
Bu arada konu şu değil aslında hani aynı acılarla büyüdük, babasız yaşamak çok korkunç, keşke babam olaydı neden yok gibi bir düşüncede değilim açıkçası.
Çünkü 18 yıl oldu bir de ben o zaman çok daha küçüktüm.
İlk başlarda tabii ki de hani ortaokul çocuğuyken ve çok şükür diyeyim yani çevremde başka babasını kaybeden bir çocuk yoktu.
O yüzden o süreci geçirmek belki zor olmuştur ama.
Şu anda bunun hayatın bir parçası olduğunu, onun kendi hayatının o yönde gittiğini, ben onun sadece çocuklarından bir tanesiyim aslında.
Ve benim kendi hayat sürecimde de babasız büyümekle bana gelen, beni geliştiren, belki birçok anlamda kamçılayan, motive eden başka alanlar da açıldı.
Yani bunu nasıl daha böyle yanlış anlaşılmadan ortaya koyarım bilemiyorum ama ben bu durumu biraz daha kabul edebilen birisi oldum.
Tabii ki de ona olan sevgim, özlemim bir kenarda ama bunu çok dramatize eden bir insan değilim.
Uzun zamandır böyle değilim açıkçası.
Ve şuradan başlamak istiyorum aslında.
Biz babamı akciğer kanserinden kaybettik.
Yani 6 ay içerisinde hem hastalığını öğrendi, ilerledi.
Yani 6 ay... hastalığını yaşadı.
Aslında çok kısa bir süre.
49 yaşında kanser olduğunu öğreniyorsunuz ve 6 ay içerisinde hastanelerde geziyorsunuz.
Bir de o dönem Türkiye'de kanser tedavisi daha zayıftı.
Biz Zonguldak'tayız ve annemle babam Ankara'ya gittiler.
Orada tedavi görüyordu babam.
Annem hiçbir şey bilmediği halde bütün Ankara'da babamın işlemlerini kendi başına yaptı.
Benim o zaman ablam 16 yaşındaydı.
Şu an 16 yaşındaki bir çocuk çocuk yani ama evdeki en büyük kişi bize yemek yapıp okula giderken kıyafetimizi yıkayan.
Hani anlatabiliyor muyum?
O süreci hep beraber geçirdik.
Ve babamı Ağustos'un 6'sında 2002 yılında kansere kaybettik.
Ondan sonra bizim için süreç daha da kötüleşti.
Finansal olarak çok kötüleşti.
Aslında babam vefat etmeden önce emekli olmuştu ve emekli maaşıyla bir restoran açıp onu işletmek istiyordu.
Ama hastalığından dolayı orayı da yürütemedi ve orada birazcık para kaybolmuş oldu.
Yani bütün emeklilik ikramiyesini kaybettik.
Bu nedenle baba vefat etti.
Emeklilik parası yok.
Artık eve gelen bir maaş yok.
Annem ev hanımı bu arada. Biz böyle bayağı kötü bir eve taşındık o dönem.
Böyle hatta annemin çeyiz döneminde aldığı böyle ipek yorganlar, eylemeyi göz nuru işlenmiş o güzel el işleri olan bütün ne diyeyim yani o
çeyiz ürünleri hepsi fareler tarafından yendi.
Hani öyle bir ev düşünün.
Bayağı farelerle falan yaşıyorduk yani.
Ben yine 12-13 yaşlarındayım.
Bir de bizde şöyle bir şey oldu.
Babadan önce Babanın vefatından önce ben bizim durumumuzu çok iyi zannediyorum.
Çünkü benim babam para harcamayı çok seven bir insandı.
Yani parayı çok anlamadığınız için bankada ne var ne yok bilmiyorsunuz.
Babam evine her şeyi alan, her gün eve dolu dolu gelen, çocuklarına sürekli bir şeyler alan.
Mesela kapıyı her açtığımda elinde kocaman poşetler ve çocuğa ne getirebilirsiniz?
Abur cubur yani. Hani cipsler, çikolatalar, bir sürü şey.
Ya da mesela şöyle bir şey yapardı.
Kısımda biraz duygulandım.
Ya da şöyle bir şey yapardı mesela.
Cebine, kot pantolonun cebine çikolata falan koyardı ve işte benim cebimden şöyle bir şey var onu bana getirir misin deyip hani sürpriz yaparak giderdim kot pantolonunu alırdım.
Ellerimi ceplerine sokardım ve çikolata falan bulurdum onların cebinde.
Hatta Luna diye bir çikolata var hatırlar mısınız bilmiyorum böyle pirinç patlaklı çok tatlı bir çikolataydı.
Ondan çok severdim ve sürekli bana ondan getirirdi.
Yani ilişkimiz çok güzel bir ilişkiydi.
Onun sağlığında dediğim gibi gayet varlıklı, istediği her şeyi alabilen, istediği her şeyi yapabilen bir insan zannediyordum.
Ve babam artık Ankara'dan eve gönderildiğinde işte yani bekleyin denmiş.
Hatta ölümü bekleyin denmiş.
Ama tabii bunları biz bilmiyoruz çocuk olarak.
Saklanıyor bizden. Babam da herhalde artık o psikolojiye girdiği için bir keresinde bizim şöyle bir konuşmamız olmuştu.
Ben ona işte ben sensiz ne yapacağım dediğimde o da yani hiç unutmuyorum.
Hatta bence beni bugün ben yapan cümle odur.
Orada demişti ki sen hiç merak etme sen aslan gibi bir kızsın.
Kendine her zaman güvenebilirsin sen çok güçlü bir kızsın demişti.
Ve bence ben o cümleyi alıp bugüne kadar Nurtaç'a bu şekilde baktım.
Kendime bu şekilde sahip çıktım.
Kendimin arkasında bu şekilde durdum.
Çünkü bir tek Türkiye toplumunda değil bütün dünyada baba figürü çok farklı bir şey.
Ve onun evdeki varlığı yani en kötü babanın bile gerçekten hani gölgesi olur derler ya.
Onu kaybetmenin eksikliğini tabii ki de yaşadık.
Hem maddi hem manevi olarak yaşadık.
Bir de biz küçük memleketliyiz.
42 yaşında 4 çocukla dul kalan parası olmayan bir kadın var ortada.
Benim annem var. Ve maalesef sağdan soldan dul kalan insanlara yapılan iftiralara maruz kaldık.
Ve ben o yaşta gene bunları duydukça çok kamçılandım.
İnsanlardan böyle tiksinme boyutuna geldim.
Ve kafada olan tek şey şuydu.
Bu hayatı değiştireceğiz.
Bu hayatın bu şekilde gitmesine izin vermeyeceğiz.
Bunu babama saygı olarak çünkü bir aile bireyini kaybettiğinizde bazen tabii ki de bir yaş süreci var ama ondan sonra bence birazcık şu seçime geliyor.
Onun için üzülmeye, orada kalmaya devam mı edeceksin yoksa onun için kendini daha da mı güçlü yapacaksın, ortamını mı değiştireceksin, kartları mı değiştireceksin, kendinden
verebileceğin, yapabileceğin ekstra neler var bunları düşünmek benim tercihimdi.
Dediğim gibi maddi anlamda çok zorluk yaşadık.
O geçiş sürecini hiç iyi atlatamadık ve bu bizim biraz psikolojimizi de bu anlamda kötü etkiledi.
Öfke kontrolü problemleri çıktı.
Bir de biz dört kardeşiz, dördümüz birden kavgacıyız.
Yani o konuda iyi bir süreç geçirdiğimizi söyleyemem.
Yani dediğim gibi muhtemelen üniversiteye kadar ben birazcık böyle babanın olmamanın eksikliğini, işte babam yoksa toplumda şöyle görülürüm, şöyle bakılırımın eksikliğini muhtemelen üniversiteye kadar
hissettim. Ama üniversiteden sonra bunun beni güçlü yapan şeylerden bir tanesi olduğunu fark ettim.
Çünkü kendime de bu haksızlığı yapmamalıydım.
Sonuçta babasız olmama rağmen bir şeyleri yapıyor, bir şeyleri deniyor.
Kendi başına da bir şeyleri halledebilen bir bireydim.
Bu nedenle de bu konuda bakış açım değişti.
Aslında bu ölüme ve aile bireyin özellikle kaybedişinize nasıl baktığınızla alakalı benim kendi sürecimdi.
Başlarda tabii ki de bir de dediğim gibi yaş faktörü de var arada ama başlarda tabii ki de biraz daha beni eksik hissettiren, daha sonra da beni ben yapan, beni daha da güçlendiren.
şeylerden bir tanesi haline getirdiğimi düşünüyorum.
Tabii ki de onu inanılmaz özlüyorum.
Dünyadaki bence en iyi babalardan bir tanesiydi.
Tarzı çok güzeldi. Converse giyen yani o dönemin babalarını düşünün.
Converse giyen, deri ceket giyen, cool bir adamdı yani.
Tabii ki de onunla büyümek isterdim.
Zeki'nin onunla tanışmasını isterdim.
Onunla bir yerlere seyahat etmeyi isterdim.
Çünkü bu arada acayip de seyahat etmiş birisiydi kendisi.
Belki de şu anda yaşadığım birçok özelliğimi ondan almış olabilirim.
Böyle bu bölümü babamın anısına çekmek istedim.
Babasız büyüyen kızlara selam göndermek istedim.
Bizler güçlüyüz.
Onlara olan sevgimiz her zaman burada.
Ve onlar bence bunu hissediyorlar.
Bizim hayatta yaptığımız her bir başarı için onlar orada mutlu oluyorlar.
Bunu bilmek çok güzel bir duygu.
Umarım bu bölümde beni dinleyen özellikle babasız kızlara güzel bir...
duygu gönderebilmişimdir, iletebilmişimdir.
Bu podcastları dinleyen herkese çok teşekkür ediyorum.
Yeni bölümlerle görüşmek üzere.
İyi ki doğdun babacığım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
