
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Az önce kendi açık bıraktığım mutfak dolabı kapağına kafamı çarparak oturdum hüngür hüngür ağladım.
Direkt çocuk moduna geçtim.
Bu size de olduğunu tahmin ediyorum.
Yaşınız kaç olursa olsun yere düştüğünüzde, kafanızı bir yere çarptığınızda, elinizi kolunuzu bir yere çarptığınızda bir öfkeleniriz, bir gıcık oluruz, bir çocuk moduna bağlanırız.
E bir de evde zek olduğu için yani.
Bakım verenim olduğu için doya doya çocuk moduna geçtim ve bir güzel ağladım.
Ayrıca PMS sendromumuz da var.
Zaten otoboka ağlıyorum.
Bu anlara ihtiyaç duyuyorum.
Başka bir şey de son dönemlerde şunu yapıyorum.
Son dönemden kastım 1-2 hafta.
Aslında canım şunu çok istiyor.
Bir gün sadece yatakta geçireyim.
Hani girly mod diyoruz ya.
Abucubularım olsun yanımda, sevdiğim bir dizi olsun, binge watching yapayım ama sessiz, sakin, kendi başıma.
Bir de benim yatak odam böyle evimiz leş şeklinde yani evimiz uzun tren yolu şeklinde düşünebilirsiniz.
Anayoldan falan uzak o yüzden sessiz bir yatak odam var.
Normal şartlarda işte üst katım ve kliriferimizin dışında.
O yüzden böyle kendimi izole edebiliyorum, buna da ihtiyaç duyuyorum.
Yapmadığım için sürünüyorum diyeyim yani işte şunu da yapacaktım, bunu da yapacaktım, temizlik de yapacaktım, işte başka bir şey daha yapacaktım, şuraya gidecektim, bu aktiviteye gidecektim falan.
O yüzden bu çıkışı da fark ediyorum kendimde.
En iyisi kabullenmek, böyle pes etmek yani bir şeye karşı üzmeye gerek yok.
Muhtemelen yarın diyeyim yani inşallah sadece yatakta dinlenme günü ilan edeceğim.
Onun dışında bir de şunu fark ettim böyle evreka sesiyle geldi resmen.
Benim aksiyetlerim azaldı.
Hele eskiye göre müthiş bir azalma var.
Anksiyetelerinizin ne derecede olduğunu aslında böyle çatadanak diye fark edemiyorsunuz.
Yani aa şöyle çok anksiyetiyim belki diyebilirsiniz ama azaldığı zaman çok fark etmiyorsunuz.
Ya da kafa sesleri değiştiği zaman çok fark etmiyorsunuz.
Bence bunun en en en önemli sebebi artık benim onay ihtiyacımı dışarıya bağlı tutmamam.
Bunlardan bahsettik, onay arayışından bahsettik, anksiyeteden bahsettik ama ikisini bir bütünle çok da konuşmamıştık.
Çünkü birbirleriyle olan bağlantısı belki fark ettiğimizden daha fazla.
Bu ne demek? Biz aslında onayı dışarıda aradıkça paralel olarak da ansiyetimiz artıyor.
İşte nasıl göründüğümüzle alakalı, yaptığımız işlerle alakalı, çevremiz, aldığımız destekler, takdir, iltifatlar, sosyal medya, hele ki sosyal medya biliyorsunuz, hiç tanımadığımız insanların takdirlerine ihtiyaç
duyuyoruz. Eğer ki sosyal medyada iş yapıyorsanız daha da durum vahim.
O yüzden bunu fark etmek ve yavaşlatmak çok zor.
Ama bu sadece günümüzün problemi değil.
Bence insan hayatı başladı başlayalı süre gelen bir problem olduğunu düşünüyorum.
Hani başka insanı merak etmek, başka insanın onayına ihtiyaç duymak, başka insanın ne düşündüğünü kafaya takmak.
Hani yüzde yüz olarak azalabilen bir şey değil bence.
Tabii ki de ben de bütün anksiyetelerimden tamamen kurtulmadım.
Ama bence baya manageable hale getirmişim.
Genellikle gelecek kaygım yok ya da sağlıkla alakalı bir anksiyete yaşamıyorum.
Çünkü... Biraz daha böyle bir şeylerin kontrol edilebilir tarafıyla ilgilenmeye başladım.
Yani kontrol edemeyeceğim tarafı başıma bir şey gelebilir olma tarafı.
Bunu okeylediğim zaman benim kontrol edebileceğim taraf biraz daha nedir mesela?
Daha sağlıklı beslenmek, alkolü kullanmamak.
Ya da işte gece uykuma dikkat etmek.
Ben bana düşeni yapayım da sporumu yapayım.
İşte besinime dikkat edeyim.
Çaremdeki insanlar işte mental sağlığım, fiziksel sağlığıma dikkat edeyim.
Bence benim üzerime düşen bu.
Ama dahası var ise eğer olacak da olan.
Bunu engelleyemeyeceğim ya da kontrol edemeyeceğimi kabul ediyorum.
Yani aka stoğacılık yine.
%100 stoğacı değilim.
Ben her şeyimi böyle ufak ufak benim işime yarayanlarını alan bir taraftayım aslında.
O yüzden hani genel olarak bir şeye yapışma, bir görüşe yapışma hali bende yok.
Bunu zaten beni dinleyenler olarak hissettiğiniz ve bildiğinizi tahmin ediyorum.
Ona ihtiyacı sinsi bir şey dedik ya.
Bir diğer şey de benim şu günümü, canım vaktimi nasıl değerlendirmemle alakalı bir...
Uyanış. Çünkü time management konusunda çok iyi değilim.
Hala iyi değilim. Yani buna bu kadar mesai harcamama rağmen, dikkat etmeme rağmen birisi beni aradığında canı sıkınsa mesela beni telefonda iki saat, üç saat tutabiliyor.
Karşımdaki insanın hassasiyetiyle alakalı galiba.
Orada hala hayır demek de sıkıntı yaşadığımı fark ediyorum.
Hele ki karşımdaki insan bana o vulnerability ile geliyorsa eğer işte iyi durumda değilse, psikolojik olarak kötü bir şey yaşadıysa, başına bir şey geldiyse.
Benim için böyle hani iki eli kanda olan dost modu başlıyor.
O da muhtemelen küçükken öğrendiğim bir şey.
Aslında bana uymuyorsa o an ben müsait değilsem kendimi geri çekebilmem lazım.
Ama karşımdaki insan o ihtiyacı hissettirdiyse bana bırakamıyorum.
O yüzden insanlar beni bazen telefonda 2-3 saat kilitleyebiliyorlar ya da buluşmalara gittiğimizde dışarıya.
Öğlen gittiysek yandım.
Böyle 12-1 gibi gittiğim sohbetler genelde 4-5'e kadar ilerliyor.
Bunları limitlemeyi öğrenebilmem lazım.
Belki bunu yapana çok saçma geliyordur ama şunu hatırlayalım ki ben bir freelancerım yani kendi programımı kendim hazırlıyorum.
Bazen bence benden de dolayı insanlar sizin çalıştığınızı unutuyorlar.
Yani ben de çalışıyorum aslında ama kendi saatim olduğu için ben de onu unutuyorum.
Bir an dışarıdayız mesela 3-4 saat oturmuşuz ve insanlar sizin işinizin olmadığını da düşünüyorlar bence.
Sen de o enerjiyle gittiğin zaman benim bütün günüm kitlenmiş oluyor ve ben akşam eve geldim de bu arada benim kendi çalışma programımda yediden sonra çalışmak yok.
Yani ben çalışmıyorum. Herhangi bir edittir, düzenlemedir, planlıdır hiçbir şey yapmıyorum.
Sadece dinlenme ve kendime yana işte sevdiklerimi ayırma vaktim o.
Zaten eve beşte altıda geldiysen benim için o gün bitmiş oluyor.
Bu farkındalığım artıyor.
Okey zaten şu farkındalık kelimesini çok kullandık ama değişmeme hali biraz sinir bozucu.
Bir de bir tane örnek vermek istiyorum size.
Belki gereksiz bir örnek gibi gelebilir ama durumu anlatmak istiyorum.
Geçenlerde yemek dersine gittik.
Hem iş birliği de açıkçası.
Trende yanımızda bir çift oturuyor.
Çok yakınız yani aynı vagonda hemen yanımızdaki koltukta oturuyorlar.
Ben adamın montunu beğendim.
Montu hoşuma gitmişti. Öyle fark ettim.
Zaten tam dibimizdeler aslında.
Sonra onlar önden indiler.
Bir baktık işte biz yemek dersine gittiğimizde karşımızdaki masaya oturmuşlar.
Yani aynı masadayız ama onlar karşımızdaki yere oturdular.
Hani bu kadar denk gelir artık arkadaş olmamız gerekiyordu.
Yani we were meant to be friends that day.
Ve dördümüz de böyle aa inanmıyorum siz trendeki çizsiniz değil mi falan.
Birbirimizi fark etmiştik tabii ki de.
Sonra dersi de beraber yaptık.
İşte beraber ravioli falan yapıyoruz.
Bir o yoğuruyor hamuru bir ben yoğuruyorum.
Hani tatlış güzel bir şeydi.
Eve de beraber döndük.
Üç gün sonra kızın doğum günü brunch'ı varmış.
Bizi oraya davet ettiler ve şunu söylemeyi unuttum galiba.
10 dakika yürüyerek bizle yakın bir yerde yaşıyorlar.
Direkt komşumuz aslında bu çift.
Ama hani doğum günü onların arkadaşlarıyla tanışacağız ve brunch sabahın körü yapmışlar onu saat 10'da.
Ben elimde Türk böreğiyle böyle dondurulmuş su böreği aldım.
Zek'le beraber pıtı pıtı oraya yürürken öfke fark ediyorum içimde.
Neden oraya gidiyorum?
Yani birincisi bu insanları o kadar tanımıyorum.
Sabahımı oraya veriyorum.
Ve benim için sabahlar 11'e 12'ye kadar kitli aslında yani kendimi ayırdığım zaman.
Ama elimde börekle ben oraya gidiyorum ve muhtemelen bu insanları hayatımda ya nadir göreceğim ya da hiç görmeyeceğim.
Bunlardan bahsetmemin sebebi aslında şu.
Benim New York'ta ben iki yıldır burada yaşıyorum ama gerçekten hem güzel hem de zorlayıcı olan tarafı çok fazla çevrem oldu.
Hem kendi başıma yaptığım şeyler hem de Zeki'nin arkadaşları dolayısıyla.
E bir de bunun bu kadar çevrenin maintenance kısmı var.
Yani nurture etmen gerekiyor, geliştirmen gerekiyor, derinleştirmen gerekiyor.
Ayda bir olmasa da iki üç ayda bir görüşmen gerekiyor.
Görüştüğünüzde kaliteli vakit geçirmeniz gerekiyor.
Ve şimdi kişi sayısı arttıkça ve bunlar community değil bu arada yani bayağı individual gruplar olarak düşünebilirsiniz.
Ben buna yetişemiyorum. Yetişemediğim için de ilişkiler yüzeysel kalıyor ve yüzeysel kalması da beni tatmin etmiyor.
Onun akabinde de yalnızlık hissiyatı olabiliyor.
Yani tatmin eden derin ilişkileri sahip olmadığım zaman ben o doygunluğu alamıyorum.
Yani evet benim bir community'am var hissini alamıyorum.
Komünite kurmakla alakalı başka planlar var ama onu daha çok Türk tarafında düşünüyorum.
Yabancı insanlarla bu handikap oldu diyeyim.
Yani bir komünite değiliz şu anda.
Ve bunu nurture etmek yani herkese, her gruba ayrı vakit ayırmak benim için imkansız.
Bence neredeyse herkes için imkansız olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ben haftanın her günü birisiyle buluşamam.
Ya da uzun vadede hayatımda olmayacak insanlar için aslında bir yerde kahve içmem, yemek yemem normalde ne kadar mantıklı.
O yüzden sizin hayatınızdaki en en en önemli şey zamanınız ya ve bunu kiminle nasıl geçirdiğiniz o kadar çok önemli ki biz bu onay ihtiyaçlarından işte biraz daha sosyal çevre geliştireyim
networkingimi yapayım belki işte bir şeyler olur yeni bir şeye başlarım yeni bir iş gibi birçok belkilerle olabilirlerle işte o olasılıklarla biz çok da istemediğimiz
bir yere gidiyor olabiliriz.
Çok böyle bize uymayan, kafa yapısı, belki bizi çok geliştirmeyen diyeyim ortamlarda olabiliriz ya da çevremizde o insanlar olabilir.
Ben çeşitliliğe inanıyorum, çeşitlilikten de hoşlanıyorum.
Yani hep tek tip arkadaşlarınız olmasın.
Normalde böyle sizi şaşırtan ya da size çok karşı gelen, görüşleri olan insanlarla da vakit geçirmek güzel.
Ama galiba buradaki vurgun onu limitleyebilmek ya da daha bilinçli halde.
değerlendirebilmek, onu o şekilde hayatınızı empoze etmek diyeyim.
Yani kiminle ne kadar, nasıl vakit geçirdiğinizin bilincinin artması gerekiyor.
Sürekli aynı arkadaşlarla görüşülmesinden de bahsetmiyorum.
Çünkü o da bana uymuyor.
Çeşitliliği seviyorum dediğim gibi.
Fakat hani mesela atıyorum o brança gitmesem hiçbir şey olmazdı.
Mesela ne yapardın?
Evet sabah kendini ayırıyorsun. Çünkü benim sabah rutinim şu anda sabah sayfalarını yazmak, kitabımı okumak, meditasyon, sporum ve kahvaltım.
Ben 12'ye kadar kitliyim aslında.
Yani kimse benim o saatimi benden alamamalı.
Yani herhangi ters bir şey olmadığı ya da çok önemli bir şey olmadığı sürece.
Buralarda daha çok dikkat etmemiz gereken şey aslında online ihtiyacı aradıkça nasıl göründüğümüz, kiminle beraber vakit geçirdiğimiz, hangi mesleği yaptığımız, ne tür bir evde yaşadığımız seçimlerimiz
o kadar çok değişiyor ve akabinde anksiyete ile geliyor ki.
Siz böyle kendi kendinize onay verdikçe, kendi kendinize yetmeye başladıkça, kendi alanınıza biraz çekildikçe ama ben böyle düşünüyorum ya da ben böyle seviyorum diye daha yüksek sesle söyledikçe bunun sonucu
olarak bence anksiyetin azaldığını görüyorsunuz.
Çünkü anksiyette dediğimiz şey zaten sürekli düşünmek, bilinmeyene karşı bütün olasılıkları değerlendirmek.
Yani yaşadığımız hayatta doğal olarak iyi de kötü de mevcut.
Başımıza gelebilir, hepimizin başına gelebilir.
Yani yanlış anlaşılmasın, onaylanma ihtiyacını bırakın ve bütün aksiyetlerinizden kurtulun gibi bir çıkarım da olmasın.
Biliyorsunuz ben de zaten bir psikolog değilim.
Bu konuda profesyonel bir eğitimim ya da bilgi birikimim yok.
Sadece kendi tecrübelerimi ve reaksiyonları burada aktarıyorum.
Çünkü ona ihtiyacı bence benim hayatımdaki en büyük aksiyete sebeplerinden bir tanesiydi.
Hayat nasıl yaşamamla alakalı bana belirli bir kalıp sunuyordu.
Ve ben o kalıba girmediğimi düşündükçe ya da uymadığımı gördükçe...
Gerçekten kendimde o yükselen aksiyeteyi stres bozukluğunu fark ediyordum.
Şu anda ise kendi hayatına geri çekilme işte sosyal medya detoksunu yaptıkça bazen mesela bir kahve yapıyorum ve evde oturup hiçbir şey yapmadan sadece kahvemi yudumluyorum.
Bunlar böyle kümülatif olarak hayatınıza pozitif bir enerji olarak giriyor aslında ve siz kendi kendinizle daha çok vakit geçiren daha böyle down the earth diyoruz ya.
Daha böyle ayakları yere basan, yerleşen, hayatın bir parçası gibi hisseden bir hale geçiyorsunuz.
İronik gelebilir ama benim hayatımda şu anda bu yönde ilerliyor.
Ben keyifliyim, mutluyum.
Anksiyetimin azaldığını fark ediyorum.
Güzel haber tren anksiyeten bile kalmadı şu anda.
Çünkü elimde kitaplarla geziyorum bu bir.
İkincisi şeyin farkındayım yani trendeyiz ve New York treni biliyorsunuz çok ıslak kalıyor.
Yani trenler tünellerde kalıyor.
Böyle bir 5-10 dakika duruyoruz bazen.
Dün kendi sistem bu şehirde sistem bu diğer trenin geçmesini bekliyoruz.
Yani biraz sonra hareket edecek ya da en kötü ihtimalle sizi trenden çıkartacaklar ve yer altında yürümeye başlayacaksınız.
Yani bu şey muhabbeti vardır ya en kötü ne olabilir ki düşün.
Oradan sonra zaten hani ne yapabileceğini nasıl bir reaksiyon verebileceğini düşünüyorsun.
Çünkü en kötü ne olabilir düşünürken ki kaygın gerçekten olduğundaki kaygından daha fazla ya.
Biraz da burada şeye atıfta bulunmak istiyorum.
Alain de Botton'un Felsefenin Tesadüsü kitabını okuyorum şu anda.
Kitabın içerisinde birçok filozofun kendi hayatlarındaki görüşleri ve başlarına gelen hikayeleri anlatıyor.
Bazı yerlere katılmıyorum.
Yani bunu zamanında bir filozof söylemiş ve biz ona tamamen uymalıyız gibi bir şey yok.
Ama genel olarak bu bakış açılarını seviyorum.
Çünkü mesela Seneca'da buradan bahsediyor.
Hayatınızda başınıza kötü şeyler gelebilir.
Ama o kötü şeyler gelebilme ihtimalinden korktuğunuz kadar...
Gerçekten o kötü şeylerin olması o kadar da acı verici değil.
Yani başınıza gerçekten o kötü şey gelse belki o kadar acı çekmeyeceksiniz.
Sadece o worst case scenario'da ne olabilir belki biraz daha kabul edip vücudunuza sindirdiğinizde verdiğiniz reaksiyon da daha doğal olabiliyor.
Seneka'da bu arada su doğacı.
Ben de su doğacılıktan bilimim.
Faydalanıyorum dediğim gibi.
Özetle amacımız hayatı dolu dolu yaşamak, güzelce yaşamak, en iyi versiyonumuzla yaşamak, en çok bize benzeyen halimizle yaşamak, o dışarıdaki onayın ihtiyacından uzak yaşamak, minimum
az anksiyeteyle illaki olacak, bir miktar olacak ama en az haliyle hayatımızı bir şekilde en güzel haliyle yaşamak diyeceğim.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Beni Spotify'dan yani En İyi Versiyonun hesabını takip edebilirsiniz.
Ayrıca 5 yıldız verirseniz de çok mutlu olurum.
Nasıl vereceğini bilmeyenler bana ulaştı.
Orada about diyor yani hakkında kısmını tıkladığınızda oradan bana yıldız verebiliyorsunuz.
Şimdiden teşekkür ediyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
