
Amerikalı Olmaya Çalışmak: Kendinden Uzaklaşmak
28 Temmuz 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur. Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/versiyon25 - VERSIYON25
VERSIYON25 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %20 indirimli.
---
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Bu bölüm ''Evital'' hakkında reklam içerir.
Transkript
Bu bölüm Evital'le ilgili tanıtım içerir.
Ah cayır cayır bir konuyla geldim.
Yani dün o kadar çok ağladım ki ve bu bana çok iyi geldi bu arada yani duygusal böyle sümüklü bir yerden söylemiyorum.
Uzun zamanlar böyle içime dokuna dokuna ağladığımı hissetmemiştim.
Resmen böyle içimden bir yük ağırlık kalktığını falan hissettim.
Bu konu böyle birazcık zevkle, Amerikan kültürüyle, Türk kültürü, duyguların regulasyonu ve savunma mekanizmalarından bir tanesi olan duyguları rasyonelize etmekle alakalı bir bölüm olsun istiyorum.
Çünkü yeni terapi konum aslında bu.
Biliyorsunuz zaten her hafta kendimi öğreneyim, keşfedeyim, merak edeyim, çok seviyorum.
Bazen ağır geliyor, doğru söylemek gerekirse.
Fazla gibi hissedebilirsiniz bazen.
Bazen kendinizi yalnız bırakmıyormuş gibi hissedebilirsiniz.
Yani bir salayım diyebilirsiniz.
Aslında bugünkü konum biraz bu olacak.
Çünkü ben kendimi salamıyorum.
Salamamamın sebeplerini falan öğreniyorum.
Onu da merak ediyorum çünkü onu da boş bırakmıyorum.
Yani anlayacağınız üzere hepsi birbirleriyle bağlantılı.
Neden Amerikan kültürünü bu bölüme eklemek istiyorum biraz onu anlatacağım.
Biliyorsunuz ben artık 10 yıl diyeceğim yani 9,5 yıldır Zek'le beraberim.
Zek'le tanıştığımda Çin'de yaşıyordum ve 25 yaşındaydım.
O zamana kadar sadece ciddi diyebileceğim bir iki ilişkim olmuştu.
Ve Zek'ten önce uzun zamandır da sevgilim yoktu.
Çünkü maalesef Türk tarzını çok toksik buluyordum.
Daha önceki bir tane Türk sevgilim olmuştu böyle.
Çok aşık oldum, çok sevdim.
Ama çok toksikti bence.
Yani şu anda hala arkadaşım bu bahsettiğim kişi.
Zaten arkadaşım olduğu ilişkiyi yürütemediğimiz için.
Fakat benim bu ilişkiden öğrendiğim şey Türklerle ilişki yaşayamayacağım.
Çok toksik taraflarımı tetikleyen yani benim toksik taraflarımı tetikleyen bir dinamik olduğu ile alakalıydı.
Zek'le karşılaştığımda benim yaptığım ilk ve bence büyük bir hata Zek'in kültürünü öğrenme ve adapte olmaya çalışma.
Yani ivedelikle ben de böyle olacağım, daha cool olacağım.
daha sakin olacağım, kavga etmeyeceğim, toksiklik yapmayacağım, kıskanmayacağım, bağırmayacağım falan diye ben böyle kendimi bir fanusu sokmaya çalıştım.
Özellikle ilişkinin başlarında zeki daha da etkileyebilmek için işte daha olgun.
Tırnak içerisinde. Görünmek için belki o kıskançlıklarımı bastırmaya çalıştım.
Kendi insecurity'lerim diyeceğim.
Yani o güvensizlik yaşadığım yerleri göstermemek istedim.
Çünkü böyle neredeyse utandığım şeylerdi bunlar benim.
Yine bak hatırlatıyorum 25 yaşındayım ve kendimi daha az tanıyorum.
Yani o günlerde hiç terapi bile almamışım hayatımda öyle düşünün.
Kendimi bilmiyorum ve neyin nereden geldiğini hiç bilmiyorum bu arada.
O yüzden şimdi benim bir ilişkiden beklentim...
Zeki gördüğümdeki hislerim, işte zekli olabilecek potansiyel, gelecek vesaire düşüncesiyle benim kafamda bir şey oluştu.
Duygularımı göstermemeliyim.
Fazla ağlak olmamalıyım, dramatize olmamalıyım.
Bu arada zekin böyle bir talebi yok.
Benim sadece bu Amerikan kültüründe, işte filmlerde, belki zekinin arkadaş çevresinde gördüğüm şeyleri kendi uyarlamam ile kendimdeki beklentilerim ve ilişkiye sunuşum.
Yani zek bana hiçbir zaman ay çok duygusalsın, çok tepki veriyorsun gibi bir şey söylemedi.
Hatta ilişkinin başlarında şöyle bir şey oldu.
Ben 3-4 ay böyle ağzımı açmıyorum, kavga edemiyorum falan.
Bir gün Zekşehir dedi. Hani sen benim kız arkadaşımsın ve istediğini söyleyebilirsin.
Eyvah. Yani onu duyduktan sonra ben ufak ufak işte bana niye mesaj atmıyorsun, sabah uyandığında niye yazmıyorsun, akşam şöyle oldu, beni niye şuraya çağırmadın diye diye o bıt bıt bıt içimdekiler çıktı.
Doğrusunu söylemek gerekirse Zek başta bundan çok hoşlanmadı.
Çünkü onun da alışkın olduğu bir şey değil.
Hayatında gördüğü bir şey değil. Ve talepkar yaklaşıyorum.
İlişkinin başlarında talepkar olmanız çok doğal bu arada.
Burada kimseyi ve kendimi de yargılamıyorum.
Çünkü henüz dinemeniz oturmadı.
Birbirinizi tanımıyorsunuz. Siz ne istediğinizi henüz bilmiyorsunuz.
Yani oturmamışlık olduğunda talepkarlık fena bir şey değil.
Sadece ifade ediş şekli.
Yani bu bence her yer uygulanacak metot.
Bir şey istemeniz, arzu etmeniz ya da beklentiniz normal.
Sadece pasif agresiflik değil ya da zihin okuma ile beklenti olmadan yani şöyle yapsaydı böyle olsaydı gibi değil de açıkça söylemeniz, sizin ilişkideki beklentilerinizi ifade etmeniz zaten orada yapıcı bir başlangıç.
Fakat yine de Zac'e birazcık agresif geldim başlarda.
Sonra ben kendimde şu cümleleri çok kullandım yani I'm not a cool girl like Americans, I'm not a cool girl like Americans.
Zac bana şey dedi ya you're so cool, what do you mean?
Hani sen de cool bir kadınsın, ne diyorsun, neden bahsediyorsun?
Ben hep şunun üzerine düşündüm bunu.
Çok duygusalsın Nurtaç.
Ağlıyorsun Nurtaç.
Çabuk tepki veriyorsun Nurtaç.
Duygularını regüle edemiyorsun Nurtaç diye diye galiba burada dürüst olacağım size.
Yıllar boyunca ben şunu öğretmeye çalıştım kendime ki bu dediğim gibi bir savunma mekanizması.
Duygularını anlamlandır.
Kategorize et. Bunların nedenlerini anla.
Şu anda hormonal bir şey mi yaşıyorsun?
Karnın mı acıktı?
Yani... Duygu yaşandığında, başladığında duyguyu hissetmek yerine ben analiz etmeye ve rasyonalize etmeye başlamışım.
Bunu terapistim söyledi.
Yani ben şey diyorum ben çok duygusalım, yengeç burcuyum, çok kolay ağlıyorum.
Bana terapistim dedi ki ağlayabilirsin ama bu duygularını yaşadığın anlamına gelmiyor.
Sonra ben bunun üzerine tabii ki de düşündüm ve dedim bundan bir podcast konusu kesinlikle çıkar.
Çünkü çok önemli, acayip önemli.
Yani bu acayip kritik bir konu bence.
Şimdi biz Türk kültüründe...
Duygularını yaşamayı bilen bir milletiz.
Müzik açarız, ağlarız, konuşuruz, sohbet ederiz, içleniriz.
Yani bunlar güzel meziyetler.
Ama benim bir yerde bu öğrendiğim şey işte çok yaşıyoruz, çok toksiyiz, çabuk parlıyoruz, çok öfkeleniyoruz.
Yani duygularımızı regüle edemiyoruz diye diye kendimizi bir maskelemişim bence.
Yani bizi, bizim tarzımızı, kültürümüzü maskelemişim.
İlişkinin başlarında, Zek'le ilişkinin başlarında müzik açıp ağlamamaktan gurur duymaya başlamıştım.
Çünkü şey diyordum işte, ben çok melankoliyim, çok bohemiyim.
Böyle şeyleri severdim önceden.
Otururdum müzik dinler, ağlar, şiirler yazardım, yazılar yazardım falan.
Oysa ki ben buram buram duygularımı yaşıyormuşum aslında.
Yani üzgün müsün, mutlu musun, sevinçli misin, kaygılı mısın?
Aslında duygularımı yaşıyormuşum bence.
Ya bunun altını çizmek istiyorum.
Bana Zek gel ve böyle yaşa demedi.
Benim... İşte bu kalıplar, kafamda öğrendiğim şeyler, 25 yaş sonra işte şu an 35 oldum.
Ya bu 10 yıl içerisinde keşiflerim ve yolculuğum aslında bu.
Nedense bizim millette gördüğümüzü ağır buldum ben.
Yani yaşarken de ağır buldum.
Çünkü bu podcast şey değil bu arada.
Vay be demek ki Türk tarzı doğru olanmış, bizimki gibi doğru olanmış değil.
Bunun ortasını bulacağız.
Yani ne böyle buram buram dumanlarla yana yana hissedeceğiz bence.
Çünkü o da çok oluyor.
Regüle edemiyorsun bu sefer.
Yani çok olduğundan kaynaklı demeyeyim.
Yani yanlış kelimeler kullanmak istemiyorum.
Tabii ki de duygularını yaşayacaksın. Ama bir limitinin olduğunu da düşünüyorum şu anda.
Katılmıyorsanız lütfen Instagram'dan söyleyebilirsiniz.
Buradan yazabilirsiniz. E-mail atabilirsiniz.
Fakat şimdi yıllarca hani her şeyi de içime bastırdım, bir yerlere sıkıştırdım değil.
Ama Amerikan kültüründe bu bottle down deniyor.
Yani içeriye atma var.
Keep sweet var mesela. Özellikle güney taraflarında birçok kişi maalesef pretend diyoruz ya böyle hani mış gibi yaparak.
Hani her şey cool, her şey çok güzel, her şey çok mutlu, everything is fine hani o modda diyeceğim.
New York daha gerçek. İnsanlar hey how are you doing?
It's a shitty day. Hani böyle çok daha rahat.
Çok kötü bir gün geçiriyorum diyebiliyor mesela.
O yüzden hani New York'ta daha gerçeksin.
Okey. Kavga da edebiliyor insanlar burada.
Ama şöyle düşünün. Koca bir ülke bakın.
Neredeyse hepsi yani bütün eyaletler istediği gibi kendisi olamıyor.
Bir baskı var. Kavga edemiyorlar.
Duygularını çok ifade edemiyorlar.
Ya böyle genellemelerden hoşlanmıyorum ama direkt gözlemlerimi söyleyeceğim.
Amerika'nın birçok bölgesi maalesef böyle.
Yani kavga etmeyi bilmiyordan kastım, olumsuz bir şeyden bahsetmiyorum.
Yani hadi kavga edelim ve sürekli kavga edelim değil.
Ama o komünikasyon çok zor.
O anlaşmazlığı yürütmek çok zor.
Ve bununla baş etme olarak kullandıkları bir yöntem bastırmak, bağırılacağını yapmak yani mış gibi yapmak bu bayağı sağlıklı olmayan bir yöntem ve ben fark etmeden bunun içerisine kendimi empoze etmeye çalışmışım.
Bunun doğru olduğunu düşünerek işte duygularımızı göstermemeliyiz, daha mutlu olmalıyız, daha böyle regüle etmeliyizdi.
O yüzden altını çizerek söylüyorum yani orta yolunu bulmamız gerekiyor.
Yine müzik açıp ağlayabilirsin, şiir yazabilirsin, yazılar yazabilirsin, duygusallaşabilirsin.
İstersen o anı kendine ayırabilirsin.
Ama işte o fine line diyoruz ya, o inci çizgiyi bulabilmek lazım.
Çünkü o duyguların da yaşanma süresi var bence.
Bu nasıl gerçekleşiyor biliyor musunuz?
Duyguyu hissettiğiniz anda, o duygu yani bir olay yaşandığı anda aslında kendimizi şöyle bir çekebilsek.
Diyeceksin ki ben şu an ne hissediyorum?
Üzgünüm. Bu üzüntü nerede?
Belki boğazında, belki karnında, belki başında, belki kulaklarında.
Genelde benim göğsümde ya da karnımda böyle bir ağırlık olur duygularım çoğaldığında.
Sen onu fark ettiğin anda aslında duygunun vücudundan geçmesine izin veriyorsun.
Peki bu neden bu kadar önemli?
Çünkü duygular aslında vücudun konuşma dili.
Yani seninle konuşuyor.
Sana bir şey söylüyor. Senin içindeki odadaki parçalar onlar.
Yani içeride bir şey yaşanıyor ve sen o kapıyı açıp bakmak bile istemiyorsun.
Yok gibi davranmak istiyorsun.
Görmezden gelmek istiyorsun.
Ya da bazen bütün odayı ateşe veriyorsun.
Yani bu metafor belki yardımcı olur.
Hani eyvah bir sürü şey yaşıyorum deyip hani odayı ateşe de vermeyeceğiz.
Ama bir yandan böyle hımm hiçbir şey yok ya odada falan deyip hani kapıyı açmamazlık da yapmayacağız.
O yüzden orası çok çok güzel bir yer ya.
Böyle odaya girip tamam şu anda üzüldüm lan hani üzüldüm yani bir şey yaşıyorum.
Kıskandım mesela biz bunu az söyleriz az yaparız yani kabul etmek istemeyiz bir de birazcık egomuz varsa.
O yüzden o kıskanlarını bir gör belki bir iki dakika çünkü ona izin verdiğinde o duygu geliyor.
Belki o koltuğa oturuyor şöyle o kıskançlık böyle bir ayaklarını uzatıyor falan.
Belki içini gıdıklıyor. Sonra diyor ki ben gidiyorum.
Yani onlar da orada forever kalmayacaklar.
Ama biz böyle o odayı açmadıkça onları üst üste koydukça orası sıkışıyor maalesef.
Ay göğsünüzde hissettiniz mi o ağırlığı?
Yani o duygulara bakmadıkça bütün önünüze geleni çöplük gibi böyle odanın içerisine attıkça bütün duygularınızı kim temizleyecek orayı?
Ne zaman çıkacak onlar? Nasıl regüle edeceksin?
Hani regüle edecektik? Ya böyle gözünüzde canlandırın isterim.
Ne tamamen yok edeceğiz onları ne de görmemezlikten geleceğiz.
Sadece onların orada olduğunu anlayıp diyeceksin ki ben şu anda bunu yaşıyorum.
Umarım böyle anlatmak istediğim güzel bir şekilde iletiliyordur size.
Çünkü şöyle bir yerden anlamanızı isterim beni.
Bütün bak kalbimden söylüyorum bunu.
Yıllardır Türkiye'de doğup büyümüş.
Çok uzun süre Çin'de yaşamış.
Şu anda da 6 yıldır Amerika'da yaşayan birisi olarak.
Dünyada kendimi bulmaya çalışıyorum.
Dünyanın belirli yerlerinde büyümeye çalışıyorum.
Kendimi keşfedeyim.
İnsanları anlayayım. Kültürler, yabancı diller, yemekler, benim ailem, gelmişim, geçmişim.
Yani her şeyi buram buram anlamaya çalışıyorum.
Çünkü hayatı dolu dolu yaşamayı çok seviyorum.
Hayatı anlamlandırmayı çok seviyorum.
Ki bazen bunu fazla seviyede yaptığım için işte bu kategorizeler, rasyonellikler falan geliyor.
Çünkü ağır geliyor. Her şeyi kendi başıma gibi hissettiğim için.
Ama aynı zamanda kendimden o kadar da gurur duyuyorum ki, diyorum ki düşüyorsun ya işte dizlerin kanıyor, sümüklerin akıyor ama kalkıyorsun Nurtaç.
Çünkü bak mesela böyle baktığımızda acaba ben bir 5-6 yıldır kendimin odalarına hiç bakmadım mı?
Yani bugüne kadar şu duygularını yaşamamış birisi değilim ama acaba böyle çok mu üst üste koydum o duyguları?
Amerikan kültürünü anlayacağım diye, benimseyeceğim diye kendimden çok mu uzaklaştım?
Yani yine bunu bir iç dökme seansı gibi düşünün.
Çünkü yüzde yüz böyle olduğunu düşünmüyorum.
Ama bu sorgulamalar çok güzel.
Böyle içim cız ediyor. Bir ufak korkuyorum.
Soruyorum ki hayır haksızlık etmeyelim bize.
Yani Nurtaş ve bana. Soruyorum ki işte podcast'ta bunu konuşalım.
Çünkü biliyorum beni dinliyorsunuz.
Çok güzel mesajlar atıyorsunuz.
Ve bunlar benim için terapi seansı gibi oluyor.
Terapi demişken aynı zamanda düzenli olarak terapimi alıyorum.
Çok uzun zamandır ve o yüzden diyorum yani bunlar tesadüfen olmadı.
Bu kadar yurt dışında yaşamak, deneyimlerim, çevremdeki insanlar, sürekli tanıştığım, hayatıma giren çıkan insanlar ve terapi sistemim ve düzenli terapi alışım.
Çünkü hep bu destek sisteminden bahsediyorum.
Çevrenizde arkadaşlarınız olabilir, aileniz olabilir, en yakınlarınız olabilir ama uzmanıyla görüşmek.
Kendinizi bu şekilde keşfetmek bambaşka bir yer.
Yani o yüzden terapiyi bu kadar vurgulamak istiyorum.
Bunlar sadece sponsorluk çalışmaları değil.
Gerçekten bilen birisiyle, uzmanıyla aynı çalışması yaparak ilerliyorsunuz, büyüyorsunuz.
Çünkü birçok terapist size şöyle yap, böyle yap, hayatını şöyle yaşa demez.
Çünkü terapist size şunu yap, bunu yap, hayatını şöyle yaşa demez.
Size ayna tutar. Neyi nasıl yaptığınızı gösterir.
Neyin nereden çıktığını anlamanızı sağlar.
O yüzden dersin ki ben buradan güçlendim ve buradan devam edeceğim.
Ya da üstüne başka şeyler ekleyeceğim.
Belki yine zorlanacağım ve yine geleceğim.
Yine o desteği alacağım. Çünkü şimdi bir terapi alın ve hayatınız boyunca devam edin değil.
Biliyorsunuz ben de bazen ara veriyorum.
Bazen çok ihtiyaç duyuyorum.
Geri dönüyorum. Bazen haftada iki kere alıyorum.
Şu anda mesela haftada iki kere alıyorum.
Çünkü bunlar dönemsel aynı zamanda.
Yani bu evet haftada iki kere gidiyorsun ve çok kötü değil.
Bunu bu kadar uzatmamın sebebi vurgulamak istediğim için.
Çünkü terapi deyip geçebiliyoruz bazen.
Reklam diyorsun geçiyorsun.
Ama o işte öyle olmuyor.
Benim bu kadar kendimi fark etmem.
Yani gökten inmiyor öyle söyleyeyim.
Uzun süren emeklerimin, sorulara verdiğim cevaplar, bazen veremediğim cevaplarla oluyor.
Evital'de kendi bünyesinde diploma onaylı sağlık profesyonelleri olan dijital bir sağlık platformu.
İsterseniz beslenme danışmanlığı ya da psikolojik danışmanlığı rahatlıkla alabiliyorsunuz.
Ve ayrıca ücretsiz ön görüşmeler yapabildiğiniz için size en uygun kişiyi seçebiliyorsunuz.
Yani bunları bu kadar bahsetmemin sebebi hem taksit imkanı var, avantajlı paketler var, ücretsiz öngörüşmeler var.
Yani bir kere denemenizi ben çok isterim.
O yüzden bu kadar bahsediyorum.
O yüzden benim bu bölümlerimde terapinin desteği çok büyük.
Kendimi keşfetme yolculuğumdaki etkisi zaten tartışılmaz.
Denemek isterseniz diye de %20 indirim alacağınız kodumuz versiyon 25.
Denemenizi isterim.
Denedikten sonraki hislerinizi benimle paylaşmanızı çok isterim.
Zaten Instagram'dan sık sık görüşüyoruz.
Dediğim gibi oradan da bana ulaşabilirsiniz.
Bu bölümde anlattığım konular bende çok güçlü bir etki yarattı.
Birkaç gündür bunları düşünüyorum.
Bu savunma mekanizması ile alakalı sadece bir bölüm çekmiştim.
İlginizi çeker sonra da bakabilirsiniz.
Bazen projekte etmemiz, reflect etmemiz ya da işte böyle rasyonalize etmemiz gibi.
Duyguları yaşamak gerekiyor.
Duygular bizim haritamız, pusulamız.
Onların gelip geçmesine izin vermemiz gerekiyor.
Bazen bunu oda gibi metafor edebilirsiniz kafanızda.
Bazen elinizi kalbinize koyabilirsiniz, işte karnınıza koyabilirsiniz, boğazınıza koyabilirsiniz ve vücut tarama gibi yine bu.
Şu anda ne hissediyorum, nerede hissediyorum?
Nasıl hissediyorum? Yani illa neden, ne oldu, şimdi ne yapmalıyım, bir sonrakini, acaba regli dönemimde miyim, o yüzden mi bu kadar reaksiyon verdim, işte kesin şu oldu ya da o kişide şöyle şöyle problemler var ve o yüzden böyle böyle yaptı
gibi duyuyorsunuz o sesleri.
Kafanızda illa rasyonalize etme, nedenlerini bulma, hemen bir kategoriye yerleştirme gibi çabaya girmeden, ya gel de duygun, yaşa, şu anda yaşa.
Mesela ben insanların önünde ağlamaya utanıyorum.
Terapistlerin önünde ağlamaya bile utanıyorum.
Neden bilmiyorum yani bu kadar.
Şey dedim geçen terapistime yani ağlarsam sanki terapi süremden kaçırıyorum ya.
O kadar cimrilik yani o 5 dakika bile ağlamak istemiyorum.
Çok konuşmak istiyorum çünkü.
Geçen de bir arkadaşım şey dedi hatta iki arkadaşım şey dedi.
Konuşacak konum kalmadığı için terapiyi bıraktım dediler.
Dedim ben hiç olmadı ya o bana yani hiç benim başıma gelmedi.
Yani bir susma mevzusu terapide özellikle bilmiyorum.
Meraklıyım galiba. İçeride ne olduğunu çok merak ediyorum.
Daha da böyle tanıyalım istiyorum birbirimizi, ben ve kendim.
İyi ki dinliyorsunuz.
İyi ki bunları birileriyle paylaşabiliyorum.
Geri dönüşler yapıyorsunuz, mesajlaşıyoruz.
Böyle paylaştıkça biraz daha böyle hayatta hissediyorum.
Hep diyorum ya öyle geçip gittiğimi daha çok gözlemliyorum.
Yani bu hayattan dümdüz geçmiyorum gibi geliyor.
Bilmiyorum. İyi ki varsınız.
Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum bu bölümü.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
İstediğiniz bir konu varsa yine peçete yazıp Instagram'dan gönderebilirsiniz.
Bu arada harbiden öyle bir şey yapsanıza ya.
Böyle peçete yazıp fotoğraf atarsanız çok tatlı olmaz mı?
Çünkü ünlü bir atasözü der ki bazen çok da şey yapmamak lazım.
Yani çok da ciddiye almamak lazım bazı şeyleri.
Biraz gülelim, eğlenelim, biz olalım.
Beraber saçmalayalım ve haftaya yeni bölümle buluşalım.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
