
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümümüzde, Nurtaç, Amerikalı kızlarla geçirdiği bir hafta sonu tatilini anlatıyor. Bu tatilde dikkatini çeken şeylerden, gözlemlerine, oynadıkları oyunlardan kendisinde fark ettiği özelliklere her şeyi bulabilirsiniz.
Bazen kendinize dışarıdan bakmak iyi gelebilir 💜
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Bilin bakalım yine ne oldu?
Hasta oldum. Gerçekten...
Ben hayatımda hiç bu kadar üst üste hasta olduğum bir süreçten geçmemiştim.
Bir şeyler ters gidiyor anlaşılan, onu anlayacağız, çözeceğiz ama en büyük sebebi hafta sonu gereveyi yaptık yani şehir dışına çıktık birkaç influencer arkadaşlar.
Zaten bugünkü bölümümüz bununla alakalı olacak.
Amerikalı kızlarla hafta sonu tatilinden bahsediyor olacağım.
Neler gözlemledim benim için bence çok değerli olan şeyleri yakıldığımı düşünüyorum.
O yüzden hemen eve gelip sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyordum.
Fakat ne yazık ki oradan döner dönmez hasta olduğum için son böyle bir iki üç gündür baya salya sümük gidiyorum yani.
Sesim falan da kısılmıştı öksürük möksürük.
Covid değil test yapmıştık o yüzden Allah aşkı şimdilik iyileşiyor.
Ben... Bu influencer grubuna dahil olmadan önce toplamda 7 kişiydik bu arada.
İçlerinden bir tanesini hayatımda iki kere gördüm.
İkincisi de ayaküstü bir tane etkinlikteydi.
İlkinde ikimiz yemeğe çıkmıştık.
Zaten Instagram'dan ben ulaşmıştım kendisine.
O da burada bir influencer. İnanılmaz tatlı.
Beni böyle papapa götürmüştü.
Oradan bize böyle altın bileklik falan hediye etmişlerdi.
Gerçek altın bu arada Amerika'da nadirdir.
Böyle bir şey. O yüzden hani farklı bir şeyimiz de oldu bu arada.
Hani beni kendi etkinliklerine götürmesi, o arkadaşlığı kurmamız açısından.
İlk irtibamız çok güzeldi.
Dediğim gibi ikincisinde de bir tane etkinlikte ayaküstü karşılaştık ve zaten o gün bana mesaj atmıştı.
Hani hafta sonu birkaç tane içerik üreticisiyle şehir dışına çıkacağız, Airbnb'de kalacağız, bize katılmak ister misin diye.
Ben de tabii ki de hemen evet dedim.
Çünkü şimdi ben York'a geldikten sonra gerçekten doğru düz insan tanımıyorum ve benim şu anki misyonum olabildiğince birçok etkinliğe, birçok ortama evet demek.
İki gece, üç gün bir grupla bir yere gitmek aslında risk almak demek ama gerçekten de ben bu tarz riskleri almayı çok seviyorum.
Tanımadığım insanlarla bir arada olmayı seviyorum.
Bazen sürpriz yumurta gibi oluyor bunlar gerçekten ve o ortamı deneyimlemek ve o ortamdaki kendimi gözlemlemek de benim çok ilgimi çeken bir nokta.
Yani sadece tanıştığım insanlar nereden, nasıl gelmişler, hayat hikayeleri ne?
Ben o ortamda nasıl performans gösteriyorum, neler hissediyorum, kendimi tanıtma kaygılarım, oturuşum, yemek yiyişim, insanlarla konuşma şeklim, bir şey ikram ediyorum, hani ortamdaki
bütün hareketlerimi gözlemleme şansına da sahip oluyorum ve kendi adıma en sevdiğim şeylerden bir tanesi.
Çünkü birazcık people pleaser'lık var bende, birazcık değil belki bol miktarda vardır.
Onları her yeni girdiğim ortamda tekrardan deneyimleme şansı benim için güzel bir alan yaratıyor açıkçası.
İnsanlara ne kadar evet diyorum, yeni tanıştığım bir insan beni sevsin diye bir şey yapıyor muyum, ne kadar yaptım yaptıysam eğer bunu.
Tüm bunlardan dolayı bir de ayrıca bütün bu grup içerik üreticisi olduğu için acayip ilgimi çekti açıkçası.
Fakat bu sıra...
Böyle içerik üreticiliğinden de biraz fazla yoruldum.
Çünkü sürekli bir yere gidiyorum, sürekli bir çekim yapıyorum, sürekli edit yapıyorum.
Bu ajans tarafında insanların çekimlerini yapıyorum, editleri, brief hazırlıyorum derken bir süre video görmek dahi istemediğim için ben bu hafta sonu boyunca çekim yapmamaya karar vermiştim.
Zaten diğer kızlar da içerik üreticisi olduğu için herkes kamerasıyla, tripoduyla falan geziliyordu ortalıkta.
En son günde artık airdropla falan hepsinden topladım.
Instagram'a da bir tane video attım.
Haberiniz olsun eğer görmek isterseniz.
bu coşkulu ekibi ve neler yaptığımızı videolu halinde oradan görebilirsiniz.
Biz New York'tan 7 kişilik gruptuk dediğim gibi.
İki kızın arabası vardı o yüzden bölüşerek arabalarla bir buçuk saat kadar yolculuk yaparak bir Airbnb evine gittik.
İçimizden bir tanesinin zaten işbirliği anlaşmasıydı.
Kendisinin nasıl çekimler yaptığını izledim.
Organizatör olduğu için bizi nasıl ayarlıyor?
Bütün o programı nasıl ayarladı?
Nerelere gidilecek? Nerede alışveriş yapılacak?
Hiking yapılacak mı? Hepsini bir şekilde o hazırlamıştı.
Ben dediğim gibi tamamen I'm here for the ride modundayım.
Yani ben sizi tanımaya geldim.
Yeni arkadaşlıklar kurmaya geldim ve sadece keyifli bir hafta sonu geçirmek istiyorum.
Çok yorgunum. Sosyal medya hakkında konuşmak istemiyorum.
Zaten içerik üreticileri olduğu için hepsi yarın bir gün başka yerde yine buluşacağız.
İşte eventler... falan gidiyoruz beraber.
O nedenle illaki sosyal medyada konuşacağımız benim de onlardan böyle akıl alacağım tip alacağım konular olacak ama şeyi de vermek istemedim çok açık söylemek gerekirse hani o ortama direkt giren bendim ve girer girmez işte sen
hangi markalarla çalışıyorsun?
Şu kadar mı? Bu kadar mı? O konuları konuşulmasını hiç sevmiyorum.
Bana sorulmasını da sevmiyorum bu arada.
O nedenle hiç ben açıkçası aklımda o soruları bile getirmek istemedim.
Benim için sadece güzel bir hafta sonu geçirmek, yeni insanlarla tanışmak, hayat Katma yeni insanları katmak ve muhtemelen ileride beraber collaboration yapacağımız, işbirliği yapacağımız bir takım da oluşturmak.
Çünkü sonuçta burada ben kendime yeniden bir alan yaratıyorum ve yeni insanlarla tanışmak bana her anlamda yardımcı oluyor.
Yani ruhsal sağlığım için de çok yardımcı oluyor.
Çünkü şu anda bir liste hazırlasam New York'ta tanıdığım insanların sayısı çok çok arttı.
Bu nedenle yarın bir gün bir event olduğunda mesela zevk gelemediğinde başka bir arkadaşımı çağırabiliyorum.
Takipçimi davet edebiliyorum.
Bu arada yine bilmiyorsanız Instagram...
bir çekiliş yapmıştım. Hiç tanımadığım bir takipçim Boston'dan kalkıp geldi ve beraber yemeğe gittik.
Instagram'dan da beni takip etmeyi unutmayın bu nedenle.
Eve varır varmaz alışveriş yapmaya gittik.
Şundan bahsetmek istiyorum.
Yani hiç kimse ben bunu yemem, şunu yemem, işte buna bu kadar para verilmez.
Hiç o konular bile geçmiyor.
Benim mesela ilk dikkatimi çeken şey bu oldu.
Kimisinin bir şeye alerjisi varsa yemek istediğini aldı, ortaya koydu.
Eğer ki çok böyle hani ekstrem bir şeyse ayırdı, kucağında taşıdı.
Onu ayrıca kendisi ödedi.
Ama öyle minik minik şeylerse söz konusu bile olmadı.
Böyle şeyleri ben de söz konusu yapmam bu arada.
En son ortak birisi ödedi ve anında hepimiz, Venmo diye bir uygulama var burada.
Hani hızlı para gönderim uygulaması.
Anında herkes o parayı gönderdi.
İlk ilgimi çeken şey bu oldu mesela.
Çünkü böyle ortak yapılan şeylerde para mevzuları birazcık ilişkileri etkilen bir konu olabiliyor.
Ya da bu Venmo gibi uygulamalar kullanılan yerlerde yani o para paylaşımı olan yerlerde bu kadar kalabalık grupta mutlaka en az iki kişi unutuyor o parayı göndermeyi.
O yüzden hani onun anında yapılması, kimsede karın ağrısı yaratılmaması, kimsenin o kaygıya girmemesi benim için çok muazzam bir şeydi.
Ve ben de hemen onu uygulamak istedim.
Para göndermek ya da işte ne yapıyoruz, nasıl alışveriş yapıyoruz, kim ne yiyor.
Ben de mesela onlara sabah kahvaltısında bir şeyler hazırlamak istiyorum.
Türk hünerlerimi göstermek istiyorum, gruba dahil olmak istiyorum falan.
Ben de o nedenle gözüme kestirdiğimi alıp çok rahatça sepete falan atabildim.
Neyse bu ilk dikkatimi çeken şey oldu.
İkinci dikkatimi çeken şeyse eve gelir gelmez yani alışverişten.
Hemen kim ne yapıyor anında böyle havada iş bölümü yaptık.
Yemeği yapmayan gitti, masayı kurdu.
İşte kağıtlarla böyle isimleri yazdı.
Sanki şey gibi pensi bir dinner daymışız gibi.
Kimin nerede oturacağının ismi yazıyordu.
Bunu bir yere not alın.
Böyle arkadaş yemeklerinde isminizi, yani herkesin ismini o masada oturmasını istediğiniz yere yazın.
Bence çok şıktı, çok tatlıydı.
Dediğim gibi çoğu kız zaten tripodla gezdiği için.
Bir yandan bir sürü çekim de yapıyorlardı.
Burada özellikle biraz daha vurgu yapmak istediğim şey, kendi...
Türkiye'de özellikle üniversite ortamında gerçi çok daha gençtik o zaman ama böyle yerlerde ufak gerginlikler oluyor ya sen niye oturuyorsun?
Şunu bir getir, şunu bir kes.
Birbirimize böyle ufak bir direktif verme.
eğiliminde bulunabiliyoruz. Yani öyleydi benim zamanımda.
Ama burada mesela en son bulaşık yıkanırken ben birinin elinden aldım süngeri falan hani ben de yıkamak istiyorum gibi bir şey oldu.
Hani bir yandan da hızlı bir iş yapmam gerekiyordu.
Ama kapış kapış gibiydi yani.
Herkes bir işin ucundan tutmaya çalışıyor.
Herkes birbirine yardım etmeye çalışıyor.
Konuşmadan hani sen yemeği yaptın o zaman bulaşığı sen yıka gibi kullanımlar bile olmadan bir şekilde o iş bölümü hazırlandı.
Kimin nerede yatacağı falan da çok güzel hazırlandı.
Bir baktık sanki yıllar... Bir araya gelen arkadaş grubu gibi olduk.
Zaten dediğim gibi en yeni üye ben olduğum için onlar birbirlerini zaten tanıdıkları için bir tık daha kolay oldu o kaynaşma.
Ben de yeniyim, Türk'üm, aksanı olan tek benim.
Bazı benim kendi ifade ediş şeklim onlara farklı gelebiliyor ya da Türkçe'ye benzer reaksiyonlar verdiğimde.
Yani biraz daha büyük şaşkınlıklarım ya da mesela sürekli beautiful diyormuşum ben.
Mesela kızlar onu fark et.
Yani aa beautiful, aa beautiful falan diye tepki veriyormuşum mesela.
Niye? Çünkü güzel. Güzelden çeviriyorum kafadan.
Aa güzel, aa güzel. Kafadan çevirmişim yani ben onun farkında bile değilim.
Kızlar bana bunu söyledi.
Aa sen sürekli beautiful diyorsun falan diye.
Sonra biz yemeği işte kendi aramızda evde yapmaya karar verdik.
Dediğim gibi dışarı çıkmak istemedik.
Sadece evde hep beraber kozi bir ortam yaratalım istedik.
Sonra abur cuburlarımızı falan...
aldık. Board game oynamayı aşırı severim bu arada.
Normalde oyun oynamakla aram yoktur ama tahta oyunlarımı deniyor.
Tahta oyunlarını çok seviyorum.
Biraz da rekabetçi bir tipimdir.
Böyle katan gibi oyunlar var mesela.
Katan gibi oyunda bana sinir olabilirsiniz.
Yani yenme hırsımın olduğu oyunlarda bana sinir olabilirsiniz.
Burada disclaimer yapıyoruz.
Bir gün sizinle katan oynarsak haberiniz olsun.
Sonra mutlaka biliyorsunuzdur Never Have I Ever diye bir oyun var.
İşte parmaklarınızı kaldırıyorsunuz işte.
Ben hayatım boyunca şunu hiç yapmadım.
Yapanlar parmak indiriyor.
Beşini birden indiren ceza alıyor.
Bence böyle grup oyunlarında acayip eğlenceli.
Bir de acayip derecede o buzları kıran bir oyun.
Çünkü biraz daha özel sorular sorabiliyorsunuz.
Çılgın şeyler. Yalan söyleyebilirsiniz tabii ki de kimse tamamen doğruyu söylemek zorunda değil.
Ama atıyorum işte hiç kız öpmedim.
Bir kız için söyleyelim. Öptüysen parmağını indiriyorsun.
Söylemek istemesen de indirmeyen hani kimse sana hadi doğruyu söylemek zorunda değilsin diye bir şey demeyecek.
Ama oyunun anlamı birazcık seni zorlayan, daha derinlere inen, bir tık özel hayatını deşifre etmenin potansiyelini ortaya koyabilen bir oyun olduğu için.
Biz bir bakmışız acayip kaynaştık ve gecenin sonunda birbirimize çok önemli sırlar verdik.
Yani hepimiz Ben bir bakmışım patır patır dökülüyorum.
Bunda şöyle bir not düşelim istiyorum sizinle.
Eğer ki siz de benim gibiyseniz.
Aslında bu yapılmaması gerekilen bir şey.
Ya bakın kaç yaşına geldim hala yapıyorum maalesef.
Tutamıyorum çenemi. Hele bir iki insan böyle kendi sırrını verdikten sonra bir içim akıyor.
Kaynaşmak istiyorum. Onu böyle alıp sarıp sarmalayıp hayatım boyunca seveyim istiyorum.
Hele ki biraz böyle dramatik bir sırrını verdiyse karşımdaki insan.
Hemen ben de kendi sırrımı vermek istiyorum.
Sanki bu bedel ödemek.
gibi geliyor bazen. Yani burada bir çarpık düşünce var.
Çok bariz belli bir şey.
Ama öyle bir ortamda bütün kızlar pıtır pıtır dökülürken ben de kendi sırlarımı bir bakmışım vermişim.
Burada konu yani altını çizmek istediğim konu sır verin vermeyinden ziyade bu tarz bir oyunla o buzlar kırıldı ve biz birbirini daha çok tanıyan, biraz daha içine giren ve de oyun eğlenceli ve komik
olduğu için acayip de eğlenen bir grup olduk bir anda.
Ve sabah 3'e kadar durduk.
Ya arkadaşlar düşünün ben bu insanlarla yeni tanışmışım.
Araba yolculuğu yapmışım.
Sabahın 3'üne kadar cipsi yiyip Patlamış mısır yiyip çikolatalar falan en kötü.
Zaten sürekli külü alıyorum bu sıra önüme geleni yediğim için.
Ama o oyunlar sayesinde falan ben bu insanlarla bayağı kaynaştım.
Bir tanesiyle aynı yatakta yattım hatta yani yataklar yetmemişti en son.
Ondan sonra bir bakmışız beraber uyuyoruz falan.
Ertesi günde hep beraber dağ yürüyüşüne çıktık.
Orada meditasyon falan yaptık.
Yine dediğim gibi bir ahenk var.
Acaba ilk defa bir araya geldiğimiz için mi bu kadar uyum vardı?
Emin de değilim. Çünkü herkesin gönlünden geçen ben çok güzel bir hafta sonu geçirmek istiyorumdu.
Bu çok belliydi yani aslında.
Daha yürüyüşümüzü yaptık.
Biraz daha alışveriş yapmaya gittik.
Daha çok kahvaltı ürünleri aldık.
Ben geldim hemen böyle. Zaten giderken aslında ben bir mercimek köftesi, bütün malzemelerini ve de sucuktur.
İşte birkaç tane bizim bisküviler, biskremdir falan filan.
Onları bir paket yapıp götürmüştüm.
Yine Türk misafirperverliği, Türkiye'yi tanıtma ve de tabii aslında onların videosunu yaptım.
Bak mercimek köftesi reaksiyonunu onlar yerken çektim.
Yine Instagram'da göreceksiniz.
Henüz yayınlamadım bunları. O yüzden kahvaltıda hemen sucuğumuzu konuşturdum.
Böyle avokadolu tostlar.
Bir tane kız mesela uzun uzun French toast yaptı.
Yani French toast çok zaman alan bir şey bence.
Yani ben üşeniyorum.
O kadar ekmeği yumurta kızar falan filan.
Ama herkesi yine imece usulüyle bir araya getirdiği kahvaltı.
Kahvaltımızı yaptık. Kahvaltı bittikten sonra hot tub yaptık.
Zaten ben orada hasta oldum.
Hava çok soğuk. Ve sıcak suyun içindesin tamam dışarıda.
Ama yani ben bir de oturuyorum.
O sıcak da çok sıcak geliyor bana.
Yukarı çıkıyorum oturuyorum. Muhtemelen orada rüzgar yedim.
Aşağı iniyorum sıcak suya geçiyorum falan filan.
Yani ertesi gün eve geldim de gerçekten pestilim çıkmıştı.
Yüksek ihtimalle hot tub'dan hastalığı kaptım.
Zaten sesimden de belli oluyor.
Umarım podcast'ı dinlerken çok rahatsız olmamışsınızdır bu yeni tiz karga sesimden.
Bir diğer gözlemlediğim konu bu kızların çoğu işte 23 ile 27 yaş arasında.
Bir 33 olan bendim ve ilk gün bir tık utandım hatta.
Yani 33 yaşında...
Biraz büyük görünüyorum.
Büyük geldim bu gruba gibi.
Ama hiç yaş konuşulmadığı için sonradan anladım ki beni de aslında 27 yaşına zannetmişler.
Burada kendime bir övgü gönderiyorum.
Küçük gösterdiğimi düşünüyorum.
Biraz hareketlerimden dolayı da olabilir.
Yani 33 yaşının ne demek olduğunu hala.
Hani 33 yaşında bir kadın nasıl davranmalıyı bilmiyorum to be honest.
Ve şimdi o genç kafayla beraber bir de bunlar Amerikalı fakat birinci jenerasyon Amerikalı.
Yani kendi aileleri Çin'den, Dominik Cumhuriyeti'nden, işte Kore'den, göçmüş ailelerin çocukları.
O yüzden İngilizceleri de ana dil seviyesinde yani burada büyüdükleri için.
Tabii başka dilde konuşabiliyorlar bu nedenden de dolayı.
Yani Korece, işte Çince falan hepsini ya da...
İspanyolca hepsi var bu grupta.
Fakat ikinci dil konuşan bir tek benim.
Bir de yaş farkımız da var aslına bakarsanız.
Ama tabii ben gözlemci olarak da gittiğim için onların...
Sadece hareketlerini, konuşma tarzlarını, kafa yapılarını incelemek istedim.
En çok dikkatimi çeken şey ne oldu biliyor musunuz?
Yani yine dediğim gibi günün sonunda Amerikalı oldukları için de olabilir.
Çünkü Asya kültürü bize benziyor.
Ve aileleriyle olan sorunları da bize benziyor.
Yani onlar da toplumcu topluluklar oldukları için aile baskıları var.
İşte ne zaman evleneceksin, daha iyi bir iş bul, mühendis ol, doktor ol.
İşte çok da geç kalma, çocuk yap falan filan.
Çok benzer kaygılar olabiliyor.
Hala daha bak burada çocukları yetiştirmelerine rağmen.
Fakat benim bahsetmek istediğim şey.
esas konu yani buna ayrı bir podcast bile yapılır overthinker mevzusu abicim ben hayatımda overthinker olduğumu yani cap canlı bu kadar apaçık gözlemlediğim
bir yer olmadı ben overthinkerim yani her şeyi aşırı düşünen bir şey yapmadan önce Uzun uzun düşünen ama o ortamda ne yapacağım falan filan değil.
Bana anlattıkları hikayelerde, insanlarla olan diyaloglarında işte direkt bunu düşünür mü diye düşünmeden ya da ben bu işi yapayım mı çat diye yapıyor adam ya.
Ve şey dedi mesela yani benim onu düşünmeye harcadığım zaman, zaman kaybı.
Ben yaparım. Deneyimlerim olmazsa öbürünü deneyimlerim aynı zamana tekabül ediyor gibi bir matematik yaptı.
Girl math diye geçiyor zaten bu hani çok mantıklı değil okey.
Ama kız diyor ki ben onu oturup düşünmeye ayırdığım vakti yapıp deneme yanılma yoluna ayırırım daha iyi.
Şimdi o sistem bende yok arkadaşlar.
Ben illa onu düşüneceğim bunu düşüneceğim onların karmasını düşüneceğim.
Ekstra hani vice versa tam tersi halini düşüneceğim.
Sonra onu muhtemel sonucunu düşüneceğim ona göre karar vereceğim.
Öh gerçekten ömeşik.
emölme. Yine Codenames diye bir oyun var.
Orada işte isimler veriliyor sana.
Sen de onları meşleştiriyorsun. Bir tane kız var Yumi diye.
Çinli kökenli bir kız.
İkimiz oyun oynadığımızda yani bizim sıramız geldi.
Biz bir saat falan düşünüyoruz.
Yani o kızın geciktirmesinin sebebi aslında iş kadını.
Belki o yüzden de olabilir. Yani bütün olasılıkları düşünmek istiyor.
Benim yapım bu. Bütün olasılıkları düşünmek istiyorum.
Diğer kızlar çat çat oynuyor.
Hani hiç kimse düşünmüyor. Hani yanlış mı yaptım, yanlış mı yapmadım falan.
Burada bir örnek olarak vermek istiyorum.
Ama doğru çıkıyor yani.
Bizimki gibi ya da benimki gibi uzun uzun düşünmeye ayırmıyor.
O yüzden bu yolculukta aslında kendime en çok vermek istediğim mesaj bu oldu diyebilirim biliyor musunuz?
Yani şu her şeyi haddinden fazla düşünme, her şeyi haddinden fazla mesai ayırma.
Bu beni aşağı çeken bir özellik aslında.
Bu önüme balta koyan bir özellik.
Kendimi sabot etmeme neden olan özelliklerden bir tanesi.
Çünkü bu kadar düşündüğünde kendi ayağına taş koymuş oluyorsun.
Aslında ne güzel... Yap, dene, olmadıysa kabul et, bir daha dene, olmadıysa kabul et, bir daha dene, olmadıysa bırak mesela.
Ya bu matematik bu kadar kolay iken kabul edip uygulaması neden bu kadar zor?
Açıkçası ben de bilmiyorum.
Bilsam uygulardım ama bu dakikadan sonra ben bununla kafayı taktım.
Kendimi overthinker yani bunun tam Türkçesi çevrilmiyor.
Yani fazla düşündüğümde yakalıyorum.
Şu anki ilk hedefim yakalamak olsun diyelim.
Sonra bir sonraki adıma biraz daha böyle hani hadi düşünmeden yapalım.
Birazcık daha hızlı geçişler yapalım olacak.
Mesela bu özelliğin benim işbirlikleri çalışmamda ya da onlara Pitch yaptığında yani markalara ulaştığımda çok karşıma çıkıyor.
Bir mesaj hazırlıyorum ya da e-mail hazırlıyorum.
Chat cibitiye gidiyorum ona soruyorum.
Bu doğru muydu? Bunu native language olarak söylediğinde doğru anlaşılıyor muydu?
O chat cibiti onu approve ediyor, onaylıyor.
Geri e-maile dönüyorum falan filan.
Ya senin orada harcadığın zaman ne?
Burada aslında bir tık böyle özgüvenimdeki eksikliği de fark ediyorum.
Çünkü kendi dilim olmadığı yerde kendimi temsilen bir markaya ulaştığında kaygım var.
Yani işte özgüven eksikliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum dediğim gibi.
O kaygıyı da chat cbt ile geçirmeye çalışıyorum.
Önceden zekti şu an zek.
İnanılmaz yolun çalıştığı için adama sürekli böyle şu mesaja bir bak bu e-maile bir bak gibi gidemiyorum.
Ama bu marka pitch yaptığında yani markaya ulaştığında oradaki yaptığım hata ve ana dili İngilizce konuşan hali ile yabancının İngilizce çevirmesi halinin farkı var maalesef.
Bir de kibar mı söyledim çok mu direkt söyledim kaba mı kaçtı şimdi bunları düşünüyorum.
düşünüyorsun ya? Oluyorsa olur, olmuyorsa olmaz.
Zaten karşındaki adam da ona o kadar takılıyorsa onun problemi aslında.
Ya da bana mesela bazen LOBS diye bir mesaj geliyor.
Ya da bu LOBS diye gelmiş ama okey yani istiyorsam çalışıyorum, istemiyorsam çalışmıyorum.
Bana bunu bu dilde söylemiş diye kimseyi bir filtreden de geçirmiyorum.
Fakat dediğim gibi ben yaptığım için işlerimi yavaşlatıyor.
5 dakikada yapacağım şey 10 dakikaya çıkıyor.
Kendime dediğim gibi çelme takıyorum yani yine.
Yine kendini sabot etmek bölümü yapmıştım.
Önceki bölümlerden kendini sabot etmek bölümüne de bakabilirsiniz.
Bunların dışında hani ortamda açıkçası yakaladığım çok olumsuz bir şey olmadı.
Muhtemelen o gözlüklerle gitmediğim için.
O bakış açısına bakmadığım için de olabilir.
Zaten genç oldukları için, çok daha genç oldukları için, onların hayatının akışı, işte kafaya taktıkları şeyler, ilişkilerin başında olma halleri, çoğu işte sadece date üzerine giden ilişki
halleri ve onlardan bahsetmeleri vs.
O yaşa, o ortama uygun olan şeylerdi.
Benim için... Ben alacağımı almak istedim, kendimi gözlemlemek istedim.
Bütün hafta sonu boyunca kabul edildiğimi hissettiğim, beni ben olarak merak eden insanların, işte sen de kendini anlat ya.
Türkiye mi? İşte Çin'de yaşamışsın.
Amerika ne alaka abi?
Aa kocam mı Amerikalı?
O nasıl oldu? Hadi bize hikayeni anlat.
Yani o samimi bir şekilde yaklaşımları ve işte mesela benim dediğim gibi o işte o güzel güzel dememden işte başka birkaç şeyimi yakalayıp ya da tarzım vesaire neyse artık o yemek yapmam işte mercimek köftesi.
O ortama getirdiğim ışık Enerji, o farklılığın takdir edilmesi, fark edilmesi, görülüp duyulması denir ya hani gerçekten o hali benim içimde bir...
huzur yarattı diyeyim size.
Çünkü başkası olmaya çalışmadım.
Kendim olarak Amerikalıların içinde olmak tabii dediğim gibi belki kökenleri Çin'e uzandığı için, Kore'ye uzandığı için çünkü ben Çinlilerle daha iyi anlaşıyorum.
Yani Asya tarafıyla bir tık daha iyi anlaşıyorum.
Daha yakın hissediyorum kendimi çok açık söylemek gerekirse ama White Amerikalı da vardı yani bayağı Bostonlu bir kız da vardı orada.
Yani bu şekilde kategorize etmek istemiyorum.
Fakat dediğim gibi orada yabancı olan tek ben olduğum için ve o yabancı olmanın ekstralığın ya da o uniqueness dediğimiz o farklılığını ortaya getirmem için bana o alanı açmaları ve benim de onu gururla
işte Türkler böyle yapıyor.
Türklerdeki ilişkiler şöyle olur bu arada.
Ben de bir ülken bunları bunları yaşadım.
Bizim yemeklerimiz vesaire yani şarkılara kadar kendimi orada kendim olarak tanıtmak çok güzeldi.
Çok içime sindi. Çok mutlu oldum.
Sadece geri döndüğümde böyle şap diye hasta olmasam mükemmel olacaktı.
Nasıl biliyor musunuz? Eve geldim.
Zek DC'deydi o hafta sonu bu arada.
Evde yoktu. Ben daha işte birkaç tane abur cubur yerim.
İşte biraz yayılırım, dinlenirim.
Kendi kafamı dinlerim diye oturdum.
Yorulduğumu düşünmüştüm.
Oturdum yerden saatlerce kalkamadım.
O kadar yorulmuşum ve hasta olmuşum ki.
O an hasta oldum ya. O an hastalığım böyle pıt diye vücudumdan çıktı.
Hayatımdaki laf öyle bir şeyle karşılaştım orada da.
Sonuç olarak hastalıkla bitmese çok daha iyi bir sonlu olan hikaye olacaktı.
Fakat... Bu gözlemleri yaşarken bu podcastı çekeceğimi biliyordum.
Yani anlatabildiğimi anlatmak istedim size.
Belki daha çok vardır ama şu anda hastalığımdan dolayı bir tık böyle kafam da tam çalışmıyor açıkçası.
Yine keyiflediğiniz bir bölüm olmasını hayal ediyorum.
Önümüzdeki hafta pazartesi günü yine sabah 7'de buluşmak üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
