
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümüzde Nurtaç, Amerika’daki iş hayatından, yeni kurduğu iş alanından, kafasında oluşan negatif düşünceler ve bunlarla nasıl başa çıktığından bahsediyor.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
En İyi Versiyonun podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Harika bir hafta başı olsun.
Çok verimli, güzel bir hafta başına geçelim.
Bu arada verimli derken haldır huldur çalışalım anlamında değil.
Yanlış olmasın. Sadece içimize sinen, bizi çok da böyle sıkmayan, kasmayan, overbound hissetmediğimiz bir hafta olsun.
Çünkü zaten bu bölüm bununla alakalı olacak birazcık.
Özellikle de kendime yaptığım şu negatif konuşmaları biraz size anlatacağım ve bununla alakalı neler yapıyorum, terapide neler öğreniyorum onları...
da ekleyerek hazırladığım bir bölüm olacak.
Ben 2010'da New York'ta yaşadım.
Benim hayatımda gördüğüm ilk yurt dışı tecrübesi New York.
İlk defa bir yerde o kadar uzun süre kaldım.
3 aydı. Ve 20 yaşında olduğum için bence Çok çok güzel hani tecrübelerle dolu bir süreç olduğu için de benim aklım yok bambaşka bir yerde kaldı.
Zaten böyle hani ilk göz ağrım gibi de düşünebilirsiniz.
E bir de influencer olarak aslında yani sosyal medya içerik üreten birisi olarak aslında New York'ta olmam gerekiyordu.
Çünkü bence tabii New York yani LA, Chicago'da olabilir Amerika'da.
Ama onun dışındaki yerler birazcık daha böyle hımm.
influencer mı, sosyal medya mı?
Olabiliyor hala. Henüz geliştiğini düşünmüyorum o kadar.
O yüzden gözüm New York'ta, aklım New York'ta, hayalim New York'ta ama korkuyorum aynı zamanda.
Çünkü yaş ilerledikçe ve bu bir dönem işte ölüm korkusu yaşadığım için kırıntıları kaldığını düşünüyorum.
Ya da klostrofobimden dolayı işte metrolarla alakalı kötü şeyler söyleniyordu bana.
Metroların sürekli tünellerde kaldığını, işte iki saat insanların beklediğini falan söylüyorlardı.
Ve ben bunları kafamda felaketlendir...
Yürüme senaryosuna göre oldukça felaketlendirmiştim.
İşte kalacağım, orada tıkılacağım ve yürüyemeyeceğim.
Ne olacak orada gibi düşünerek klostrofobi yaşıyordum kendi oturduğum yerde.
Ve birazcık galiba korkum beni etkiliyordu.
Zek çok New York'u istemiyordu ya da istemediğini düşünüyordu.
Falan filan derken bence biz New York'u birazcık erteledik.
Bu nedenle. Fakat kötü de olmadı çünkü DC'de hem dinlenmiş olduk hem de bizim için bir alan yaratmış olduk.
Bence ben enerji de toplamış olmuşum.
Çünkü şimdi New York'a geldikten sonra diye bir milat var benim hayatımda.
Öyle ki hani madem bu kadar New York'ı istiyordun Nurtaş deyip kendimi kendi karşıma alıp bir güzel plan yaptım aslında ben taşındıktan sonra.
Buraya Nisan'da taşınmıştık ve şu anda çalışma odamda duvarlarda Mayıs ayı planım var.
Kendime 6 tane kategori belirledim.
genel olarak hayatımda hangi taraflara ağırlık vermek istiyorum yazdım.
Bunları önceliklendirmeden önce neler istiyorum olarak kategorilere böldüm.
Mesela bir tanesi influencer olarak benim kendi yaptığım işlerdi.
Bir tanesi markalara ulaşmam yani içerik üretiminin dışında marka çalışmaları yine influencer ama daha çok para kazanmak üzerine yaptığım bir plan bölgesiydi.
Bir tanesi benim Şu anda kendi kurduğum bir ajans işi var.
Onunla alakalı bir yazı.
Kendimi bir planlama üzerineydi.
Bir tanesi işte ben aynı zamanda e-ticaretle ilgileniyorum.
Yine para bölümünde bahsetmiştim.
Onunla alakalı biraz daha eğitimler bölümündeyim.
Çünkü daha öncesinde hayatımda ticaret yaptım.
Ve Çin'de sadece ticari görüşmelerde small-time tercümanlıklar yaptım.
Yani ticaretle her zaman bir ilgim var.
Kadın olarak biraz böyle kendimi dışarıda hissediyordum.
Maalesef Türkiye'de bu biraz hissettirilmişti bana.
Biraz böyle sen evleneceksin zaten çocuk yapacaksın deyip çok da görev verilmiyordu.
Bilenler biliyordur maalesef.
O yüzden biraz böyle dışında kaldığım için belki de bilinçaltında kendimi tam da içine alamadığım bir yer.
Ama yavaş yavaş daha çok e-ticaret üzerine kendimi de ilerletiyorum falan filan derken genel bir altı kategori vardı önümde.
Sonra ben bunun ikisini önceliklendirdim.
Haziran ayı boyunca sadece onlara odaklandım.
E-ticaret ve spor sağlıklı beslenmeydi benim ilk odaklandığım yerler.
Ve Haziran'da tamamen geri dönüşünü çok hızlı ve sağlıklı bir şekilde aldım.
Ve de bu Temmuz'a yansıdı.
Bence çok güzel gidiyor.
Şu an benim 6 kategori üzerine düşündüğüm şey.
Ağustos ayı itibariyle de burada influencer tarafına odaklanmaya karar verdim.
Neler yapıyorum zaten Instagram'dan beni takip ediyorsanız aslında görüyorsunuzdur.
Burada ben şimdi New York'a yeni gelen bir influencer'ım.
Nisan ayında taşındım ve Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz hiçbir şey yapmadım burada influencerlıkla alakalı.
Ağustos ayı itibariyle buna karar verdim.
Ama ne yapacağımı henüz bilmiyorum.
Yani nasıl buraya girebilirim, nasıl bu ortama, bu sisteme girebilirim henüz bilmiyorum.
En güzel tarafı restoranlardı benim için.
Yemek yemeyi çok seviyorum. Zek yemek yemeyi çok seviyor.
Dışarıda yemek yemeyi normalde çok tercih eden insanlar değildik Zek'te bende.
Ama şu anki yoğunluğumda çok da işime yarayan bir şey.
Hem alışveriş yapmıyorum, işte yemek yapmıyorum, bulaşık yıkamıyorum gibi derken müthiş bir...
bir zaman tasarrufum var.
Sağlığımı ne kadar etkiliyor bilmiyorum çünkü gerçekten şu anda her akşam her gün dışarıda yiyorum moduna geçmiş oldum.
O yüzden bilmiyorum ne kadar sağlıklı biliyorsunuz dışarıda yapılan yemekler tabii ki de evde yaptığımız gibi olmuyor.
Bu ayrı bir mevzu. Ama biraz böyle Ağustos'a itibariyle ben New York'ta influencer olacağım dedikten sonra strateji değişikliğine de geçmiş oldum.
Instagram'da özellikle. Tabii ki de şöyle bir gerçeklik var.
Instagram'da ben geçen yıl çok hızlı büyüdüm.
Hızlı büyümenin En büyük dezavantajı sizi kimin neden takip ettiğini bilmiyorsunuz.
Onlar bir sayı olarak hesabınıza ekleniyor.
Tamam çok güzel. Yani ben 170 bine kadar yaklaşmıştım sayı olarak.
Ama bu insanlar sizi tek bir videodan dolayı takip ediyor.
Ve diğer içerikleriniz bunun akabinde devam etmediyse zaten unfollow ediyor.
Zaten yanlışlıkla takip etmiş olabiliyor.
Ya da bir videoda sizi seviyor bir videoda sizi sevmiyor.
O yüzden takipten çıkıyor gibi.
Bir sürü senaryo çizebilirsiniz burada.
Şimdi ben içerik üreticisi olarak bununla her...
gün karşı karşıya kaldığım için ilk başta özellikle ilk yıllarımda verdiğim tepki çok daha moody oluyordu.
Çok daha düşürebiliyordu beni.
Ben son iki yıldır kendimi stratejist olarak da nitelendirdiğim için artık bunları strateji olarak bakıyorum.
Yani duygusal olarak bakmadan işte eyvah insanlar beni takipten çıkıyorlar bu kesin benimle alakalı kötü bir şey işaret gibi düşünmeden neyin nereden geldiğini anlayabilecek bir kıvama geldi mi?
İnanıyorum çünkü bunlar bir strateji.
Geçen yıl benim kurduğum strateji de Komik videolara odaklanmak vardı.
Ve o stratejim çalıştı.
Ona göre takipçilerim daha fazla geldi.
Çok hızlı bir büyüme yakaladım.
Engagement'ım aşırı yüksekti.
Hiç şaka yapmıyorum. Ayda 40 milyon izlenme alabiliyordum.
Çünkü o dönem Instagram bana bonus ödeme yapıyordu her ay.
Ben Instagram platformundan Yani bana Facebook her ay para gönderiyordu.
O yüzden böyle her ay maaşımı aldığım bir yerde ve aylık 40 milyon izlenme aşırı büyük rakamlar.
Hele ki Instagram dünyasında çok fazla videon 5 milyon 6 milyon izleniyordu.
Bu tabii ki de sadece benimle alakalı değil.
O dönem Instagram zaten içerik üreticilerini ekstra boostluyordu.
Ekstra izlenme veriyordu.
Çünkü TikTok'la bir yarışa girmişti geçen yıl.
Araway'da yani Return on Investment'da çok da beklediği sonuçları alamadığı için geçtiğimiz Mart ayında Instagram bu...
programını tamamen kapattı, kesti.
Yani bizim maaşımızı aslında kesti bir anda içerik üreticileri olarak.
Ama ben geçen yıl yani 2022'de Mayıs ayında buna odaklandığım için Ve de çok hızlı bir büyüme sağladığım için stratejiydi bu aslında.
Şimdi geri düşüş var.
Bu da doğal olarak gelen bir şey.
Ve de o dönem beni takip eden insanlar New York'ta restoran paylaştığım için takip etmediler.
Bu nedenle de ben şu anda New York'a geçiş yaparken tabii ki de çok fazla takipçi kaybedeceğim.
Ve günün sonunda bunlar...
Benim karar mekanizmamı etkileyecek şeyler olmamalı normal şartlarda.
Çünkü eyvah ben takipçi kaybediyorum diye buradaki kurduğum planı değiştiremiyorum, değiştiremem.
Takipçi kaybetmeyi göz önüne alacağım ve bunun bana getirisi ya da götürüsü nedir bunların planlamasını yapacağım.
Ölçeklendirme üzerine çalışacağım gibi gibi planlar yapıyorum bu arada.
Ne zamanki New York'ta Ağustos ayının başında dediğim gibi ben buraya odaklanacağım diye karar verdim.
Restoranlarla çalışmaya başladım.
Bazı restoranlardan ücret alıyorum.
Bazılarıyla sadece network için çalışıyorum.
Çünkü bir şekilde ben o insanlarla görüşüyorum.
DM'leriyle görüşmüş oluyorum.
Restoranta gittiğimde hele ki bununla alakalı bir feedback de aldık Zek'le ben.
Oradaki insanlarla tanışıyoruz.
Orada çalışan insanlarla, belki managerla.
20-25 dakika biz onlarla konuşuyoruz.
Yanımızda duruyorlar, ayakta duruyorlar.
Sohbet ediyoruz. Bununla alakalı bir kişiyle mesela yemeğe çıktım daha sonrasında.
O da restoranda çalışan bir...
Sosyal medyacı. Bizi davet eden kişiydi.
Daha sonra onunla bir iş planı da yapıyoruz şu anda.
Onunla bir yemeğe çıktık da şey demişti mesela.
Yani sizin yaklaşımınız çok profesyoneldi.
Ve daha farklı bir influencerdı.
Normalde influencerlar gelir.
Hiç konuşmazlar bile. Yapar işini gider.
Bu da okey bu arada. Tabii ki de.
Yüzde yüz. Yani herkes gidip orada insanlarla tanışacak, konuşacak ve illaki network kurmaya çalışacak gibi bir durum söz konusu değil.
Benim şu anda stratejim network üzerine.
İnsanlarla iletişim ve etkileşim üzerine olduğu için.
Hani gerçek hayat... Hatta da sadece dijital dünyada değil.
Ben gidip oraya zaman harcamaya önem veriyorum.
İnsanlarla tanışmaya önem veriyorum.
Daha sonrasında yemeğe çıkmaya önem veriyorum.
Geçenlerde bununla alakalı bir iltifat aldım hatta.
Yani ben hiç tanımadığım bir insanla hayatımda hiç dating app denemedim.
Bu arada çünkü ben zeki bulduğumda dating app'ler bu kadar popüler değildi.
Yani ben hiç single iken dating app yoktu.
O zaman Tinder falan çok popüler değildi bence.
Dinozor gibi konuştum yine.
O yüzden ben burada kurduğum bağlara ve network'e çok önem veriyorum.
Ama Soso'yu itibariyle başladığı için de acele etmiyorum.
Fakat New York bana biraz fazla mı iyi davrandı diyeyim.
Bunu kötü anlamda söylemek istemiyorum.
İngilizce söylediğinde çok daha içime sinen bir cümle.
Çünkü hani New York is treating me well.
Çünkü burada... Aslında hangi kapıyı çalsam açılıyor gibi.
Bu arada tabii ki de olmayan tarafı da...
Dağa kadar. Ama New York'la alakalı en güzel tecrübem çok fazla seçenek olduğu için ben gün içerisinde çok fazla hayır cevabı da duyuyorum.
Unfortunately'i de duyuyorum.
Hani maalesef sizinle çalışamayacağız.
We kindly wanna pass on this.
Hani kibarca sizi eliyoruz.
Sizinle çalışamayacağız şu anda.
No, no, no gibi bir sürü şeyleri de duyuyorum aslına bakarsanız.
Ve bununla psikolojik olarak, duygusal olarak başa çıkmak kolay değil.
Çünkü hayır cevabını çok sık duymak insanın üzerinde böyle birazcık tokmak etmektedir.
Ama yine hemen kendi içimdeki strateji tarafını ortaya çıkartıp...
Diyorum ki tamam bu da işin bir parçası.
Bir markayı çok istiyordum ve o bana hayır cevabı verdi.
Evet başta böyle bir demoralize olabiliyorum.
Bir buruluyor içim. Acaba ben bu işe uygun değil miyim?
Bak insanlar da bana hayır dedi gibi.
Hemen beynim o tarafa gitmeye müsait.
Ama neden terapi alıyorum bu kadar?
Neden kendim üzerinde çalışıyorum?
Bunları yakalamak için.
Zaten terapilerin de amacı aslında bu bence.
Yani günün sonunda ya da kendi üzerinizde çalışmanızın en güzel ve en büyük amacı bu.
Neye nasıl tepki verdiğinizi anlayıp...
ne derecede oluyor. Zaten ölçeklendirme burada da geçerli bence.
İşte sıfır noktasından on noktasına sizin hayatınızda ne kadar etkili o verdiğiniz tepki ya da duygusal boyutunuz ve o yapacağınız işlere ne kadar etki ediyor.
Çünkü her şey o kadar da kötü değil.
Kıyaslamak bölümünde de bundan bahsetmiştim.
Böyle hep kötü gibi algılıyoruz ya da onları kötü gibi etiketlendiriyoruz ama aslında kıyaslama yapmanın da avantajlı olduğu tarafları var.
İyi çalıştırılabildiğinde ya da kıskanmanın aslında iyi çalıştırılabildiğinde iyi tarafta kullanılabildiğinde buradaki benim amacım zaten hep en iyi versiyonumuz diyoruz ya bunlara yatkınlığımızın olduğu
yerleri fark edip dedekte edip ben buna neden bu kadar düşük tepki veriyorum?
Yani neden bu kadar yoğun tepki veriyorum?
Neden bu kadar ağır tepki veriyorum?
Ve neler yapabilirim? Ne nereden geliyor?
Aslında başlangıç noktası ne?
Ve de en önemli soru bu gerçek mi?
Çünkü ben de bunu çok yapıyorum.
Bir şeyi kurguluyorum kafamda ve bunun gerçek olduğuna inanıyorum.
Hatta kendi karakterimle alakalı bile bazen.
Mesela ben bunu böyle sevmem, ben bunu böyle yapmam diyorum ama acaba mı?
Gibi de olabiliyor. Yani belki de hiç öyle değil.
Belki de Bu şekilde olmadı ama sen bir gün bir şey oldu ve ona kendini inandırdın gibi bir senaryo da gerçek bu arada.
Ben bunu bir süredir düşünüyorum.
Neredeyse iki yıldır düşünüyorum.
İlk aklıma geldiğinde hadi lan oradan sen bir ajans kuracaksın gibi böyle içimden kendimi bokladığım bir durum olmuştu.
Çünkü ben şu cümleyi kurdum da ben burada kendi sosyal medya ajansımı kuracağım dediğimde bir tarafım...
Yes, evet yapabilirsin derken diğer tarafım hee hee yaparsın yaparsın gibi bir tepkiyle hatta genel olarak benimle alakalı size verebileceğim en net bilgi benim kafamda genelde iki ses vardır.
Bir tanesi her zaman böyle aslan, yürü, harikasın, koçum, süpersin, çok iyi yapıyorsun derken diğer taraf almadım, beceremedim yine, hani şu köşede ağlayalım.
Biraz daha böyle alıngan, daha hassas tarafım.
Bunun birazcık şeyle alakası olduğuna inanmak istiyorum.
diyorum galiba. Burçlara inanıyorsanız benim güneş burcum yengeç.
Yengeç de zaten aslında bence çok güzel bir burç.
Genelde böyle burçlar dünyasında da Bir tık daha böyle ezik gösterilen bir burç ama baktığınız zaman bence gifted bir burç.
Yani ne demektir? İşte altıncısı çok daha kuvvetli, hisleri biraz daha böyle yoğun yaşayabiliyor, duyguları açık.
Bence tamam çok duygusal gibi gelebiliyor ya da çok alıngan gibi gelebiliyor.
Çünkü çok fazla duygu kanalında yaşıyor ve çok hızlı geçişleri var bence yengeç burcunun.
Biraz daha sıcaktır biliyorsunuz.
Anaç burçlar genelde yengeçtir.
Yemek yaparlar, insanları böyle ağırlamaktan, o ortamı, aile ortamı...
yaratmaktan keyif duyarlar.
Sadece kendimle alakalı demiyorum.
Diğer yengeçlerde de bunu buluyorum.
Tabii ki de o alıngan tarafı ve duygusal tarafı ağır tarafı.
Yani hani kişisel diyaloglarda da birazcık bu sorun olarak gelebiliyor.
Eğer kontrol edilemezse ya da çok fazla kaptırılırsa bunun arkasından işte hisleriniz üzerine çok giderseniz evet zor bir burç.
Yükselen burcum aslan.
Aslan zaten bence şu an ben ne yapıyorsam onu yaptıran tarafım.
Yani evet iş kuralım, evet bugün hiç tanımadığım bir insanla yemeğe çık, evet bugün işte konuşmalar yap, YouTube kanalı yap, insan...
Anar seni tanısın diyen tarafım aslında Aslan.
Yoksa Yengeç'e bakarsanız evinde, odasında kitap okuyabilir.
Tabii sıkılıyorum çünkü o da Aslan'dan geliyor.
Yani bir dengeye oturması gerekiyor bence bu ikisinin.
Ayım da Boğa. Boğa'da işte gerçekten tam bir yemek yapalım.
Battaniyemizin altında film izleyelim.
Güvende hissedelim. Çok da dışarı çıkmayalım da.
Biraz yengeçe benzeyen tarafım bence.
Yani bunları inanmak istiyor da olabilirim.
Çok da inanmam. Yine dediğim gibi ben hiçbir şeye %100 inanmıyorum ya da hiçbir şeyi %100 inkar etmiyorum diyebiliriz.
Kendimi böyle hep ortada bırakıyorum.
Bazen şeyi merak ediyorum aslında.
Acaba bunu değiştirsem başka bir Nurtaş'la tanışır mıyım?
Böyle bir şeyin tamamen fanatiği olsam mesela.
Bir takım olabilir. Bu bir takım olabilir.
Yani futbol takımı bile olabilir.
Bu bir sanatçı olabilir.
Hiçbir şeyin... Mesela bazı insanlar şey var ya Beyoncé konserine gidiyor ve geberiyor orada.
Ölüyor, ağlıyor. O kadar mutlu ki.
Bende hiçbir şey yok. Hiçbir kimseye, hiçbir olaya, hiçbir ideolojiye tam bağlılık yok bende.
Hep böyle bir ayağım dışarıda.
Neden bilmiyorum. Bir karakter meselesi de olabilir tabii bu.
Yine konunun dışına çıktık. Hemen beni tırık.
geri getirmeye çalışıyorum. Ama bu iş kurmayla alakalı tarafım Aslan'dan geliyor.
Ben işte iki yıldır falan bir ajans kurmak istediğimi söylüyorum ama nasıl ne yapacağım bilmiyorum.
Diyorum ki burada bir sürü Türk markası var mesela onlara hizmet verebilirim.
Ama böyle erteliyorum tam kendime güvenemiyorum.
Sonra ben New York'a taşındıktan sonra belki bu hikayeyi biliyorsunuzdur ve bu hikayeyi bence ben birkaç yerde daha anlatmalıyım.
Çünkü benim için çok değerli bir hikaye.
Normalde New York'a taşındıktan sonra yarı zamanlı işe girmeye karar verdim.
Tabii ki de Sosyal medya devam edecek.
Bir yandan da diyorum ki bir kafede çalışma tecrübem olsun.
Belki bir restoranda çalışırım.
Çünkü Amerikalı çocukların çoğu 16 yaşından itibaren çalışmaya başlarlar.
Üniversitedeyken de çalışırlar ve bu Amerika'da aşırı normal.
Bizim Türkiye'de biraz şey ya çünkü atıyorum garsonluk yapıyorsan fakir bir aileden geliyorsun ya da fakirsin paraya ihtiyacın var gibi görülüp çok da böyle desteklenmez ya da aileler senin paran mı yok canım biz bakamıyor muyuz sana canım gibi
çocuklarına da ona çok teşvik etmiyorlar.
Genel olarak benim gözlerim...
Ama Amerika'da 16 yaşından itibaren işte fast food'da gider arkada burger yapar o, burger'ı çevirir, sandviçe hazırlar, masaları temizler, işte food runner olur, o sadece yemeği getirip götüren kişi
olur mesela Amerika'da.
Tip ile çok güzel paralar kazanmaya başlarlar.
Hatta yazlık yerlere giderler işte tamamen yazın orada lojmanlarda kalırlar, otellerde falan.
Yani bizim work and travel ile koşu kuşa geldiğimiz şeyler aslında burada Amerikalı çocukların yazları genel olarak yaptıkları şeyler.
Sıradan olan bir şey bu.
Ve ben böyle garsonluğa biraz merak salmıştım aslında ama çok da korktuğum bir şey.
Benim için garsonluk çok zor bir meslek.
Birincisi o bütün yemekleri aklında tutuyorlar hani not almayan insanlardan bahsediyorum.
O tabakları taşımaları ya da o müşterinin kendi hele ki Amerika'da şey çok vardır.
Ha ben bunu yemiyorum bunu bununla değiştirelim şunu şunu ekleyelim ve beğenmezler ve Amerika'da yine eğer ki müşteri yer yemeği mesela yarısına gelmiştir, tabağı beğenmedi, geri gönderebilir ve ücretini ödemez.
Türkiye'de bunlar çok yaygın değil diye hatırlıyorum.
Değişti mi bilmiyorum. Ama Amerika'da gerçekten %100 her zaman müşteri haklı.
Çoğu da gıcık durumlarda olabiliyor diye ben duyuyorum.
Hiçbir zaman ben öyle bir sorun yaratmadım.
Hiçbir restoranda beğenmedim dediğim bir yemek dahi olmadı beğenmesem bile.
Bu da güzel bir özellik değil gerçi ama.
Yani genel olarak merak ettiğim bir alan, zor da bulduğum bir yer.
Bir gün... Evin karşısında bir pizzacı var.
Benim şu an New York'ta yaşadığım yer evim çok güzel bir bölgede.
Yani çok yoğun bir bölgede.
Kalabalık yani. Dışarı çıktığınız anda insanların arasındasınız.
Yolun karşısında bir pizzacı var.
Ve bir gece saat 12'de yine pizza yemeğe gittik.
Orada da kocaman yazmışlar Cem Ekan'a Now we are hiring diye.
Aha dedim pizzacıda mı çalışsam ben?
Öyle bir içsel olarak kadına şey dedim.
Aa işe mi alıyorsunuz?
Ben çalışabilirim falan. Kadın da çat diye tamam yarın gel.
Herhalde çok fazla ihtiyaçları vardı o an birisine.
Ben yarın gittim gerçekten.
Orada böyle bir buçuk saat training yaptık.
Yine dediğim gibi tamam evin karşısında diye belki ben orada yanlış bir hamle yaptım.
Ya ne olacak ya? Öğreniyorum falan.
İlk defa online order almayı öğrendim.
İşte Uber Eats'den hemen tık mesaj geliyor.
Oradan aldığım... siparişi mutfağa göndermeyi öğrendim işte o.
Tık tık tık bir buçuk saatte ben bir sürü şey öğrendim.
Bence beni ertesi gün bıraksanız çalışabilir kıvamdaydım.
Çalışma saatleri de Perşembe, Cuma, Cumartesi günü akşam 6'dan gece 12'ye kadar.
Perşembe günü böyle öbür günlerde akşam 6'dan gece 2'ye kadar.
Yani hafta sonu akşam 6'dan gece 2'ye kadar çalışacağım bir program söylediler bana.
İlk verdiğim tepki tabii ki de aslında içimden yapmak istemiyorum ama olsun işte bak öğreneceksin evin karşısında zaten önemli değil.
Yani yeni bir şey öğreneceğim bak New York'taki hayatı görmüş olacağım, gece hayatını görmüş olacağım diye kendimi ikna etmeye çalışıyorum.
Ve merak da ettiğim bir şey aslında ama istiyor muyum?
Hayır. Yani içsel olarak kendimi çok da yakın bulduğum bir şey değil normal şartlarda.
O gün beni eve işte yarın şu şu saatlerde gel artık başlıyorsun gibi gönderdiler.
Ve böyle bir buruklukla eve gidiyorum.
İşte ne yapacağım ben ne yapmalıyım bilmiyorum.
Acaba pizzacıda mı çalışsam falan diye düşünüyorum.
Sonra bizim bir misafirimiz vardı o akşam.
Bizimleydi. Ta Çin'den tanıştığımız Amerikalı bir arkadaşımız.
Çok da severim Erik. Onunla böyle sohbet ederken şey dedim.
Ya Erik dedim önceden ben böyle bir şey hayal ettim de önüme düşerdi.
Bir şeyi manifesto ettiğimde çok daha hızlı.
gözümün önünde belirirdi.
Bir şey istediğimi düşündüğümde yani aslında bu senaryoya baktığınızda sonuçta yarı zamanlı çalışmak istedim ve karar verdiğimde pizzacı da planın içindeydi ama galiba gönül olarak ben sosyal medya tarafında işte ajans
tarafında olduğum için belki oradan kendime de itiraf edemediğim bir burukluk yaşıyordum.
O akşam öyle söyledikten sonra Zek ve ikisi oyun oynayacaklardı.
Ben hadi tamam ben yatmaya gidiyorum deyip odama geçtim ve bilgisayarda açık olarak iki tane iş başvurusu Ben de uyumadan önce iki dakika CV'mi göndereyim diye tık tık gönderdim.
İkisi de content creator bu arada.
Yani içerik üreticisi. Artık sabah uyandığımda akşam dörtte pizzacıya gitmem gerekiyor bu arada.
Ve aynı zamanda e-mailimi kontrol ettiğimde o günlük Facebook'un yaptığı bir eventte içerik üreticisine ihtiyaçların olduğunu ve benim...
Çağrıldığımı görüyorum aynı gün ve aynı saatte.
Yani pizliceye gitmem gereken saatte.
Ben tabii Facebook olduğu için bunu fake zannettim.
Yani Facebook'un bir anda bir içerik üreticisine ihtiyaçları olamaz herhalde.
Bence bu gerçek değildir dedim.
Normalde bana ulaşan kişi main videographer.
Yani meta'nın, meta şirketinin zaten işe aldığı birisi.
Onun ihtiyacı olan ekstra...
iPhone ile çekim yapacak.
Daha çok vertical dediğimiz hani reels çekimi yapılacak.
Ve de Ashley Park, işte Emily in Paris'deki Mindy.
O gelecek, onun çekimlerini yapacak birisine ihtiyaçları var.
Sadece çekim değil bu arada.
Gerçekten... Çekim biter bitmez 5 dakikada editini yaptırdılar bana ve yayına verdiler bütün videoyu.
Direkt vermiş oldum bu arada spoiler'ı ama.
Böyle bir e-mail gelince ve ben işte main videographer'la bir görüşme yaptım telefonda.
Bana shot list'i gönderdi, işte çekimleri, istekleri, brief'leri gönderdi ve ben inanmıyorum ya.
Gerçek herhalde bu falan deyip gittim event'e.
Ve gerçekten de kocaman bir alan.
Sadece Mete'ye ait.
Burada Amerika'da birçok büyük markanın CEO'larının da geldiği ve Ashley Park'ın işte bu Mindy'nin hostluğunu yaptığı bir event'te ben bir anda içerik üreticisiydim.
Ve pizza için gitmeyeceğimi bile söylemedim.
Onlar da benimle yetişime geçmedi.
Yani bu kadar olur. Yani bütün evren o kadar package olarak hazırlayabilirdi bence bana.
O yüzden böyle bir anda ben oradan aldığım mesajı Yani ertesi gün bana content creator'lıkla alakalı önüme gelen işi ben çok daha önemsedim ve ciddiye aldım.
Diğer başvurduğum iş de bu arada oldu.
Ve şu anda restoranlarla ya da diğer marka sahipleriyle bu şekilde bir ajans işine girdim.
Ve onların işte aylık içerik üretimlerini, influencer marketingi ya da strateji yazılımını ben yapıyorum.
Kendi ajansımı...
Kurmuş olduğum bu sayede.
Fakat şeyi yakalıyorum bu dönemlerde.
Yani negatif konuşmayı.
Hala içerideki tam o baş öğretmeni.
Buradan da Zeynep Selvili'ye shut out yapmak istiyorum.
Çünkü onun... Pembe Fili Düşünme kitabında çok güzel açıklıyor bu kafadaki sesleri ve de başı öğretmenin kim olduğunu sürekli eleştiren şu parmağı havada tam da beğenemeyen, böyle eleştirmeye hazırlayan, tam da olmamışı
sana hissettiren bir ses var kafada.
Önemli olan o sesi işte dedekte etmek ve onunla konuşmak ya da onu çürütmek aslında.
Bence niyai hedefimiz.
Yani bu en iyi versiyona gidebilecek en güzel adımlardan bir tanesi.
Ve ben burada o baş öğretmeni zaman zaman fazla duyuyorum.
Beni eleştirmeye hazır, beğenmemeye hazır, negatif düşünmeye hazır.
Çünkü baktığım zaman şu anda müthiş bir yoğunluk var.
Ben bu bölümü kapatacağım ve çekime gideceğim.
Restoran çekimine gideceğim.
O ajans olarak yani müşterimin gideceğim.
İnfluencer olarak değil.
Akşam bir yemek dersine gideceğiz.
İki saat boyunca pesto yapacağız, sıfırdan pasta yapacağız ve ben üzerine para kazanacağım.
Yani tam istediğim her şey oluyor.
Hayalini kurduğum her şey oluyor.
Diğer taraftan da bu negatif konuşmalar, negatif sesler, beni böyle aşağı çekmek isteyen ya da...
Bir bölümü nazarla alakalı da yapmak istiyorum.
Biz öyle bir kültürde büyüdük ki tabii ki de negatif enerji diye bir şey var.
Yani nazar enerjisi bilimde de başka bir negatif enerji olarak geçen bir şey.
Ne kadar etkiliyor o enerji altında ne kadar kalabiliyorsunuz bilmiyorum.
Evil eye dediğimiz işte bu bizim nazar boncuklarıyla her yeri kapladığımız şey.
Çok da gerçek mi diyeyim bilmiyorum.
Ben çok kullanmıyorum öyle şeyler şu anda.
Ama o nazar inancı böyle bazen hııı diye esniyorsunuz ya hemen o kafada şey sesini duyuyorsunuz.
Lan! Nazar mı değdi bana acaba?
Hani bir yeriniz ağrıyor, bir yere çarpıyorsunuz falan.
Ya nazar mı değdi bana?
Hani ister istemez bilinçaltında kalan da bir şey.
Çünkü ben yıllarca her gün bunu duyarak büyüdüm.
Bir esnediğimde, yorulduğumda annem her zaman üzerimde nazar olduğuna inandı.
O yüzden bu nazar faktörü şu anda korktuğum bir şey mi?
Bilinçaltında beni etkileyen bir şey mi?
I'm not totally sure.
Yani çok da emin değilim.
Ama bu negatif konuşmaları aslında bunun üzerine ne yapmamız gerektiğini ben şu şekilde karşıta harekete geçiyorum açıkçası.
İlk yaptığım şey farkındalığımı geliştirmek dedim ya böyle bir şey oluyor bir şey yapıyorum hemen tak durduruyorum kendimi.
Bu gerçek mi? Bu gerçekten böyle oldu mu?
Ben mi şu anda kuruyorum? Deyip böyle biraz daha farkındalık geliştirmek üzerine.
Bir diğer yaptığım şey kendimi olumsuz konuşmayı yasaklıyorum.
Yakaladığım anda yapmayacağız bunu tekrardan deyip biraz daha olumlu afirmasyonlar üzerine yani daha kendi bilincini nasıl oraya çekebilirsin üzerine çalışmaya odaklanıyorum.
Çünkü Beyin ona o kadar kanalize ve alışmış ki bu senin kurduğun bir şey değil.
Yani primitif olarak, genetik olarak sana kodlanan bir şey aslında.
20 tane olumlu şey oluyor, 1 tane olumsuz şey oluyor.
Sen oraya takılıyorsun. O olumluların hiç değeri kalmıyor.
Bu beyin olarak yani bizim...
Aslında tuzağına düştüğümüz bir şey.
Fakat işte tuzağına düştüğünüz şeyin gerçek olup olmadığını fark etmek, bunun üzerine çalışmak, farkındalık geliştirmek ya da beynini diğer tarafa eğitmek de senin görevin aynı zamanda.
Sonuçta o zaman böyleymişiz deyip bir köşede ağlamak istemiyorum.
Ne kadar çok köşede ağlamak teribini kullanıyorum bu arada.
Sonra benim kendimle alakalı en önemli işe yarayan şeyler, hedefler işte bu öncelik sıralaması.
Not defterleriyle yaşıyorum zaten, planlama defterleriyle yaşıyorum ve Bir şeyi kağıda döktüğünüzde ya bunun etkisini size anlatamam eğer hiç kullanmadıysanız hayatınız boyunca.
Yazmak, sıraya koymak ve onları kağıtta görmek.
Böyle üzerinden tonlarca yükü alıp oraya koyuyormuşsun gibi hissediyorsun.
Ve de onların üzerine çizmek.
Ben hala analog bir tipim bu anlamda.
Kalemle, defterle yapacağım bunu.
Tabii ki de notebook'u çok kullanıyorum telefonumda.
Çünkü çoğu zaman ayakta oluyorum işte.
Restoranda oluyorum bir şey oluyor.
Telefonu kullanıyorum o anlamda.
Daha hızlı da oluyor. Ama tabii bunlar benim için ilk başta ilk yardım paketi gibi oluyor.
Biraz daha kendime hemen bir ilk yardımı bu şekilde vermiş oluyorum.
Fark etmek, işte daha çok olumlu düşünmeye sevk etmek.
Olumsuz düşünceleri biraz daha tamam yapmıyoruz deyip kenara atmak.
Çünkü onun arkasına kapılıp gitmek istemiyorum.
Yine pembe fili düşünmede Zeynep...
Çok güzel bir örnek vermişti orada.
Bir bulut gibi düşün ve sen o bulutun arkasına takılıp gidiyorsun.
Yaşadığın o olumsuz şeyi yağmurlu bir gün gibi düşün.
Bulutlar geliyor ve geçiyor gibi bir şey söylemişti.
Ve ben bu kitabı 6 yıl önce okudum.
Hala çok iyi hatırlıyorum. Çünkü çok etkiledi beni ve çok işe yarar bir metot vermişti aslında orada.
Yani tüm bunların dışında işinize yarayacaksa meditasyon.
Ben şu anda meditasyona ihtiyaç duyuyorum.
Dur dur diyorum nefes alalım.
O 4 saniye nefes al dur dur ve nefes ver.
Bende çok işe yarıyor. Çünkü gerçekten o ansiyete reaksiyonunu yaşıyorum ben.
O kalbimin biraz daha hızlı çarptığını.
Bu arada... Gerginlikle heyecanı da karıştırabiliyorum bazen.
Mesela müşterime, ajans tarafındaki müşteriye bu arada, gitmeden önce bir hissiyat var içimde.
Yani kalbim atıyor, bir böyle terlemeye müsaitim, vücut ısım artıyor.
Bunun sadece olumsuz bir şey olduğunu düşünüyorum.
Sonra diyorum ki ben heyecanlı da olabilirim.
Çünkü sonuçta gerçekleşen bir hayal var burada.
İşin içine giriyorum. Bu heyecan da olabilir.
Sadece gerginlik ve olumsuz bir enerji olmak zorunda değil.
İkisi de olabilir. Önemli olan bunu hissetmek, hissettiğini fark etmek ve bunu kabul etmek.
Çünkü kabul etmek ya her şeyin başında en önemli şey.
O yüzden şu anda bu şekilde kendimi duraksatıyorum, bu şekilde kendimi sakinleştiriyorum.
Zaten biliyorsunuz her hafta terapi alıyorum.
Destek aramak, destek almak yani sosyal çevre de olabilir bu.
Arkadaşlarınız, partneriniz, aileniz de olabilir.
Ama sizi tanımayan profesyonel bir yardım da olabilir ya da ikisi de olabilir.
Tabii ki de ben ikisini de yapıyorum açıkçası.
Böyle güzel bir süreçteyim.
Güzel şeylerin olduğuna inanıyorum.
Burada sizinle paylaşmak çok keyifli.
Youtube'da anlatmak çok keyifli.
Bunları size aktarmak çok keyifli.
Sizlerden gelen DM'ler ya da e-mailler benim için çok ama çok değerli.
Zaten biliyorsunuz bol bol da görüşüyoruz oralarda.
Sizlerden gelen bölüm istekleri de benim için çok keyifli.
Çok uzun bir bölüm oldu ama keyifle dinlediğiniz bir bölüm olmuştur.
Haftaya görüşmek üzere diyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
