
Transkript
Aman unut her şeyi, aman salla dertleri diyeceğim.
Çok güzel bir şarkı var böyle, bayılırım bu şarkıya.
Keşke sesim güzel olsa da böyle uzun uzun bazen şarkı söylesem size.
En İyi Versiyonun yeni bölümüne hoş geldiniz.
Bugünkü konumuzda aman diyeceğiz.
Aman demeleri öğreneceğiz.
Aman demeyi geliştirelim istiyorum.
O eraya girelim mi topluca?
Böyle bir el ele tutuşup oraya geçelim istiyorum.
Kız neşesini geri getirelim istiyorum.
Yani çok düşünüyoruz.
Çok yoruluyoruz. Dışarıdan da etkileniyoruz.
Birazcık hırpalandık gibi.
Eğer böyle hissediyorsanız size kocaman sarılıyorum şu anda.
Umarım zorlandığınız bir şey varsa çabuk geçer.
Fakat şöyle bir gerçek var ki bazen zorlandığımız bir şey bitiyor başka bir şey başlıyor.
Hayat bu. Yani üniversitedeyken falan hayat çok kolaymış çok güzelmiş.
Çünkü önünde ne olacağını bilmiyorsun ve daha bir umutla başlıyorsun ya hayata.
En azından benim görüşüm benim değerlendirmem böyleydi.
Şimdi gerçek hayattaki o şeyler engeller ve o atlayışlar o parkurlar biraz daha farklı hissettiriyor.
Düştüğünde daha böyle bir...
Etkileniyorsun. Daha böyle bir motivasyonun alınıyor.
Sarsılıyorsun diyeyim. Tekrar tekrar denemeler güzeldir, keyiflidir ama o kadar da kolay değildir.
Böyle atıp tutmayalım. Değil mi?
Yani her zaman start over at 35 falan yapıyoruz.
Yani böyle baştan başlığa çok güzel.
Bunlarda gerçeklik payı var bu arada ve harika.
Çok seviyorum. Biliyorsunuz Amerika'da özellikle yani benim yakın olduğum kültür olduğu için yani şu an onun içinde yaşadığım için birçok keynote speaker ya da böyle marketer insanlar eski şarabı yeni şişeye koyarlar.
Bu ne demek? Eskiden beri var olan düşünceleri allayıp pullayıp biraz süsleyip bizim önümüze çıkarırlar.
Mesela Mel Robbins bu konuda iyi bir şey yapıyor bence.
Gayet de popülerleştirdiği bir şey var şu anda.
Geçenlerde bahsetmiştik. Let them teorisi.
Aslında stoicism. Belki de stoicism'den önce de varmıştır.
Bu ama ben bilmiyorum. Biz de bu let them'den birazcık faydalanacağız.
Yani aman. deyip boş verme.
Şöyle oluyor aslında ve bu açıdan bakalımı konuşmak istiyorum bugün.
Bakış açısı değiştirmek gibi bir şey değişmiyorsa ya da üst üste başka şeyler geliyorsa artık baktığımız açıyı değiştirmek zorundayız.
Mesela Benim kendi hayatımdan vereceğim bir örnek olacak bu.
İlk aklıma gelen örnek. Uzunca bir süre güzellikle alakalı ben de zorlandım değil mi?
Türkiye'de yaşarken ya da işte bu estetik dünyasının çok fazla yaygınlaşmasıyla bir de yorumlardan işte sosyal medya hater falan derken bayağı bir zorlandığım bir süreç benim de oldu.
Acaba yaptırsam mı, düşünsem mi falan dediğim bir süreç benim de oldu.
Sonra bunun içinde kabul etmek de var değil mi?
Yani ben buyum. Bir sürü ameliyat geçirmeyeceksem eğer o...
riskleri almayacaksam eğer, bir gün uyandığımda farklı bir yüzüm olmayacak, bir gün uyandığımda farklı bir burnum, ağzım falan olmayacak.
Bu konuyla alakalı yaşın muhakkak etkisi vardır.
Sonuçta kaç yaşına geldim artık, yaptığım şeyler var.
Kendimi severim, beğenirim, kendime güvenirim yani.
Kendime güvenden kastığım şey anlamında değil abi.
Ben çok güzelim gibi değil.
Biraz daha böyle nurtaç yapar ya.
Yani biz... Varsak okeyiz.
Hani olur ya böyle kendine sarılırsın, kendi arkanda durursun.
Yani kendime güvenirim o anlamda.
Nurtaç varsa yaparız ya, biz bunu hallettik.
Hele ki Nurtaç iyi modundaysa falan.
Bazen şey söylüyorum, kimse önümde duramaz, unstoppable bile olabilirim.
Çok girmeyeyim burada çünkü her şeyi de anlatmak istemiyorum.
Aslında güvenden kastım bu.
Yani kendimi severim, kendi sevdiğim özellikleri ortaya çıkartmayı da severim.
Bunun da alakalı çok daha böyle Türklerin hiç sevmediği bir örneğim var.
Kime söylesem iğrençsin falan yapıyor.
Yakın arkadaşlarım onu yapıyor. Ben kesinlikle onu yapmam diyenler oluyor.
Ama sizinle de paylaşmak istiyorum.
Mesela kadınların işte koltuk altını, bacaklarını, kıllarını alması tamam mı?
Eskiden acayip utandığım bir şeydi benim.
Belki de ben geride kaldım bu arada.
Ben böyle anlatıyorum da. Yani çevremdeki insanlar beni bu konuda ayıplıyorlar.
Eskiden çok utandım bir şeydi benim.
Normalde benim bacaklarım çok yoktur bu arada.
Ve lazer de öncesinde aldığım için tek tük gibi durur ya.
Eskiden bunlardan çok utanırdım.
Şu anda mesela arkadaşlarımın yanında yogaya gittiğimizde falan eğer koltuk altımda kıl varsa ya da bacağımda kıl varsa hiç utanmıyorum.
Ya hiç umurumda da değil.
Hani böyle aman dedim aslında bu.
Ya bana ne ya? Yani o beğenmiş, beğenmemiş, bacağımda kıl varmış, koltuğumun altında kıl varmış.
İyi hu demiş, çirkin demiş. Ya da mesela evimde, evime geldin, dağınık, belki birkaç parçayı beğenmedin.
Ya da bir örnek, geçenlerde işte toplulukta bir etkinlik yaptım ya.
Muhakkak birilerini gıcık etmişimdir.
Muhakkak birilerinin beğenmediği, beni hani çok yeterli bulmadığı bir şeyler olmuştur.
Bana ne ya? Aman diyorum artık yani aman.
Düşüne düşüne düşüne düşüne.
Ne kaygılar, gereksiz kaygılar, gereksiz yükler almışım üstüme.
Yani sen ne düşünürsen düşün kardeşim.
De ki Nurtaç'ın kolunun altında kıl varmış de.
Dedin mesela. Şuradan gösteriyormuş.
Ya onun bile farkında değilim mesela.
Bazen kusursuz olmakla alakalı müthiş bir baskı var üzerimizde.
Bu Amerika'da da var sadece Türklerle alakalı değil.
Benim arkadaş grubumda çok zengin böyle multimilyoner arkadaşlarım da var.
Eskiden onun yanında şey hissederdim işte ne kadar kazandığımı söylemeyeyim.
Zorlandığım şeyleri söylemeyeyim.
Hayatımla alakalı ya da işte ailemle alakalı bir sorun varsa onları söylemeyeyim.
Çünkü böyle şeyler alışkınız ya Türkiye'den hani ailen daha önemliymiş gibi.
Nerede oturduğun önemli, maaşın önemli, işin önemli.
O kadar sıkıldım ki ben böyle şeylerden.
Yeter artık ya. Onları takmayan insanlar muhakkak vardır.
Hatta dinleyenler arasında da vardır.
Eminim hani belki de şey diyenler bile vardır.
Nurtaç sen nerede kaldın? Ama inanın böyle diyenleri söyleyeceğim.
Hala çoğunluk bunu yapıyor. Kategorize etme var.
Size up deniyor ya böyle. Nerede yaşıyorsun?
Onu şey yapacak yani yaşadığın yere göre, evine göre, evinin eşyalarına göre.
Bir örnek daha vereceğim. Bunlar benim küçük dünyamda önemli.
O yüzden sizinle paylaşmak istiyorum.
Şimdi benim Amerika'da, New York'ta çok eskiden beri çok beğendiğim bir influencer vardı tamam mı?
Ben onu takip ediyordum. Yabancı bir kız.
Sonra ben o kızla arkadaş oldum.
Ama o kızın estetik zevkine bayılıyorum.
Yani kıyafetleri, evi, her şey çok güzel.
Sonra ben o kıza dediğim gibi arkadaş oldum.
Ve ilişkimiz de çok şükür çok güzel.
Geçenlerde de biz toplu buluştuk.
Hem Zek hem onun kocası. İlk defa kocalarla tanışıyoruz.
Normalde arkadaşımla biz one on one birkaç kere görüştük.
Double date'leri de severim bu arada.
Ama biliyorsunuz ki bir tık risktir yani.
Hani herkes birbirinden hoşlanacak mı?
O dört kişi bir araya geldiğinde nasıl bir enerji çıkacak?
Biraz risktir bazen.
Evimde ağırladım arkadaşları.
Eski Nurtaç bir şeyleri kendinde beğenmeyi...
onun beğenmeyeceğini düşünüp zorlanırdı.
Şimdi dedim ki benim şu an evimde beğenmediğim köşeler var.
Bana ne ya dedim gelsin işte bir şey beğenmiyorsa eğer beğenmesin.
Aman yani çok beğense ne olacak?
Beğenmese ne olacak? Bir de bunun üstüne beğenmeyip de seni eleştiriyorsa ne güzel ya şey öğreniyorsun aslında.
Demek ki bu insan benim circle'ımdan yakın circle'larda olmamalı.
Ya biz bu testlere izin vermiyoruz gibi geliyor bana hayatta.
Bizim genelde yaklaşımımız aman da kötü bir şey düşünmesinler ki bu aynı aman değil bu arada.
Hani daha kaygılı aman bu.
Kötü bir şey düşünmesinler diye kendimizi yoruyoruz ya.
Kendimizden veriyoruz yani bunu nasıl bir kültür işlemişse bizim.
Kendi biricik ülkemizde ki dediğim gibi yabancı ülkelerde de var ama bizim kaygı seviyemizi ben biliyorum.
Kendi aramızda konuştuğumuz bir konu bu hani sizinle benim.
Misafir gelecek. Bıt bıt bıt onu düşünüyorum.
Ya da kalmaya gelecekler mesela arkadaşlar.
Bıt bıt bıt sevecekler mi beğenecekler mi?
Sonra geçen gün şunu düşündüm. Ben onlar sevecek mi beğenecek mi diye düşünürken onlara kendimden daha çok değer veriyorum.
O an özellikle. Hani kendim yorulacağım.
Zamanında çok yaptık o şeyler taşımalar ya da mesela Türkiye'de şey vardı ya bayram temizliği ya da birisini davet edeceğiniz zaman koltukların altına kadar silinir süpürülür.
Gelsin aman pis buldu aman evin pis olsun ben pis olayım kılı varmış koltuğu şeymiş yamukmuş neyse artık desin.
Ya bütün bunlar günün sonunda neyi veriyor biliyor musunuz?
Eee demek ki bana göre değilsin.
Burada bir sessizlik istiyorum şu anda.
Ne kastık ya, ne kadar başkasını kendi önümüze koyduk.
Ben öyleyim, ben mahvoldum.
Ben yıllardır yani ne çok insanları önüme koymuşum ya.
Bu arada aile fertleri de dahil.
Sen eğleniyor musun, sen iyi misin?
Ben iyi eğleniyor muyum, ben iyi miyim?
Bu bencillik konusunda değil bu arada.
Ama neden herkesi senin önüne koyuyorsun?
Mesela biri gelecek diye ki tamam bazen tabii ki evin derin temizlikleri önemli de.
Eskiden... Utanıyordum evimden.
İşte şurası olmadı, bu eksikti, işte biraz kirli görünüyor şurası.
Eee yetemiyorum her şeye ya da yapamıyorum ya da ben böyleyim.
Ya bakın bu duygu inanılmaz özgürleştirici.
O yüzden bunun içerisinde şu var.
Bir şeyleri değiştiremiyorsan baktığın açıyı değiştireceksin.
Bu ailen de olabilir. Ailenle olan ilişkilerin olabilir.
Sonuçta bıt bıt bıt tek tek tek onları değiştiremeyeceğiz.
Değişmiyor. Ben de dedim yani yıllarca.
Değişmiyor. O zaman ben bakış açımı değiştireceğim.
Birazcık yerimi değiştireceğim.
Oturduğum yeri değiştireceğim.
Belki birazcık tavana çıkacağım.
Tavandan aşağı bakacağım.
Kolay değil. Tabii kolay.
Demek kolaymış bilinçaltımda.
Çok da kolay değil. Ama survival.
Bununla mücadele ediyorsun.
Bununla yaşıyorsun yani. Bir yerden bir puşlamak gerekiyor.
Değil mi? Yanlış mı düşünüyorum?
Bence yanlış düşünmüyorum. En azından benim hayatımda güzel bir etkisi var.
Ne kasmışım ya? Gel.
Çay var içersen, ben var seversen.
Yani duvar yazıları buradan.
Özetle bu aman enerjisi o kadar rahatlatıcı ki.
Ben değişemiyorsam, bazı şeylere gücüm yetmiyorsa aman ya, aman yani.
Ya da ben böyle olmayı istiyorsam böyle.
Sen sevmiyorsan...
O da okey bu arada ya da sen eleştiriyorsan o da okey ki ben buna da bayılıyorum.
İlişkilerdeki açıklık, dürüstlük yeter artık çok taşıyorum bazen.
Yani mesela Zek benim dürüst olmamla alakalı çok övgüde bulunur.
Çok beğenir bu tarafımı.
Bazen bazı insanları rahatsız edebilir.
Dürüstlükten kastım bazı insana göre patavatsız gelebilir.
Ama bu hani benim kafa böyle çalışıyor.
Ya bunu nasıl anlatabilirim biliyor musunuz?
Dünyada yaşarken kendi ayaklarımla yürüyormuşum gibi hissediyorum.
Böyle tanımlıyım. Ben bana benzeyen haliyle, benim adımlarımla, benim gücümle, benim ağırlığımla, benim ritmimle, benim tarzımla yürüyorum.
Ve bu sefer işte dünyadan geçiyorum, gerçekten geçiyorum.
Ve şunu da düşünmüyorum artık biliyor musunuz?
Ben ölünce arkamdan ne düşünülecek, arkamdan ne kalıyor?
Ya zaten çoğu zaman şey hissetmiyor musunuz?
Bu hayat gerçek mi ya?
Dünyada ne oluyoruz?
Hepimiz öleceğiz. Gelmiyor mu o aydınlanmalar?
Gelmiyor mu şöyle biri kafanıza vuruyormuş da hani oha lan!
Gelmiyor mu bilmiyorum bana çok geliyor ve o gelme esnalarında şey oluyorum ne taktık ya ne kastık ya yani aman aman yani değil mi bilmiyorum belki sizin de vardır böyle size okey gelen
ama başkalarından dolayı baskı görüp.
Biraz böyle o baskıdan kaynaklı yaptığınız.
Çünkü sosyal pressure diye bir şey var.
Yani toplum baskısı diye bir şey.
Çok gerçek bir şey. Ve zaten hepimiz aynı anda başlasak benim için ne okey, senin için ne okey.
Belki de müthiş bir kargaşa çıkacak.
Yani kaosa doğru gidecek.
O yüzden şey anlayabiliyorum.
Bizi böyle hani... Kontrol altında olabilmek için bunu yapmaları gerekiyor.
Okey. Hani genelden bahsediyorum.
Bunu anlayabiliyorum. O sosyal baskılar, toplum baskısı.
Anlayabilirim. Ama kendi dünyamda, kendimi yarattığım küçük dünyamda, küçük isyanlarımda yapacağım ben.
Yapmak istiyorum. En azından bu bana benziyor.
Genel olarak konumuz bu.
Belki siz de beyninizde bunu...
O şekilde tasarlayabilirsiniz yani bir şey oldu ya tam kastınız atıyorum bir yere geciktiniz tamam mı arkadaşınızla buluşacaksınız ve gerginsiniz tabii ki de yani bunu istemeyiz.
Kim ister ki hani hiçbirimiz böyle otururken dur ya ben gecikeyim de arkadaşıma da ayıp olsun demiyoruz.
Zaten o an... Olaylar öyle gelişti değil mi?
Ve haldur huldur gidiyorsun.
Bu şey gibi değil çünkü aman beklerse beklesin değil.
Aman ne yapayım yani ne yapayım?
Lan daha ne yapayım hani? Her şeyi de mükemmel yapamazsın ki.
Her şeye de yetişemezsin ki.
Bir yerlerde hata yapıyorsun.
Bir yerlerde birilerini kırıyorsun, incitiyorsun.
Bir yerlerde sen kırılıyorsun, inciniyorsun.
Aman yani. Aslında demek istediğim bu.
Oturup da böyle kötü kötü düşünüp...
Birisine zarar vermiyoruz ki.
Ama hep olmadı, eksik, yanlış yaptım, kırıldılar mı?
Benim dünyam bazen bu mekanizmayla çalışıyor.
Kendime en azından böyle bir alan açıyorum uzun zamandır ve çok rahat.
Diyorum ki değiştiremiyorsan oturduğun yeri değiştir Nurtaç.
Yapacak bir şey yok. Sonuçta kendini biliyorsun.
Kötü niyet olmadığı sürece bence okey.
Bu geç kalma örneğinde benim şöyle şeyler de başıma gelmiştir bu arada.
Ben... Geç kalmayayım diye mesela taksi tutarım tamam mı?
3 dolar sabaya vereceğime 50 dolar taksiye vermişim.
Taksideyken arkadaşım mesaj atar.
I'm sorry işte 20 dakika geç kalacağım.
O geldi 20 dakika geç.
Benim param gitti.
Ya 3 dolarla 50 dolar ben niye hani...
Bu arada güzel bir özellik.
Bak ben şey severim. Beni tanıyorsanız dakik bir insanımdır.
Hiçbir yere öyle fuzuyla kesinlikle geç kalmam.
Geç kaldıysam ya tren bozulmuştur ya hani bir şey olmuştur.
Normalde çok... 2 dakikada hazırlanırım bu arada.
Gerçekten. Yani çok hızlı hazırlanan bir insanım.
Bu konuda da çok gurur duyarım kendimle.
Neyse ama demek istediğim, sen onu endişe ederken, holdur holdur koştururken, birilerini böyle fazla fazla kendi önüne koyarken o diyor ki, I'm sorry I'm gonna be late 20 minutes.
Okay. Ben şey, tamam.
Tip. Bir de tip ver driver'a hani gibi.
Niye ya benim canım kıymetsiz mi yani?
Ben niye bu kadar? Bu arada şey, anlatırken de saçma geliyor olabilir size ama demek istediğim burada bu.
Bazen insanlar...
Aman Nurtaş beklerse beklesin demiyor.
Onun olayı o. Sen karşındaki insana kızıyor musun mesela?
Allah belanı versin nasıl geç kalırsa falan demiyorsun.
Bu konu birçok örneğe uyar.
Hani sadece geç kalma meselesi değil.
Başka insanları kendi önüne koyduğunda yazık sana ya.
Gerçekten yazık. Ne kastın bu kadar gibi.
O yüzden beynimize aman deyip biraz böyle salma.
Ne yapayım? Mesela başka bir örnek kilo aldım ben.
Tamam kilo alma enerjisinden bahsettik değil mi?
Ama şu an bu. Zayıflamak istiyorum ama...
Üç haftada istediğim bir kiloyu veremeyeceğime göre salmıyorum da.
Ama diyorum ki aman şu an bu.
Yine güzelsin canım benim.
Bir de bu halini sev.
Bir de birazcık şey yani kilolu tarafınla okey ol.
Ya şeyden çok etkileniyorum.
Okeyden kastım. Böyle olmak istemiyorum hayatım boyunca.
Ama atıyorum istediğim kiloya verene kadar da kendimden nefret etmeyeceğim yani değil mi?
Kendimle kavga etmeyeceğim sürekli.
Öyle düşünelim gibi. Demek istediğim bu.
Kendi hayatınızda denerseniz eğer ki işe yararsa yani o bakış açısı değiştirme, oturduğun yeri değiştirme diyelim daha çok.
Ve bana da iletmek isterseniz Instagram'ım nurtaştürkeli.
Başka şeyler anlatmak isterseniz zaten hem nurtaştürkeli hem de en iyi versiyonu podcast hesabının ayrı bir Instagram'ı var.
Oradan da ulaşabilirsiniz. Oradan da görüşüyoruz çoğunlukla.
Bir de Spotify üzerinden en iyi versiyonu hesabını takip ederseniz 5 yıldız verirseniz çok mutlu olurum.
Yeni bölümle görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
