
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yeni bölümde, Nurtaç alma- verme dengesinin ne olduğundan, hayatımızdaki yerinden, beklentilerden, alma verme dengesi bozulduğunda bizi nasıl etkilediğinden bahsediyor.
Bunlardan bahsederken, hem kendi aile ilişkisinde nasıl bir denge kurduğundan, eşinin ailesiyle ilk diyaloguna ve hayal kırıklıklarına, ve dahi bunlardan öğrendiklerine, ayrıca şimdi de iş hayatında bu enerji dengesini nasıl koruduğuna, karar mekanizmasını ne kadar etkilediğinde de değiniyor.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Yeni bir pazartesi sabahından selamlar.
Şu an Türkiye'de saat 7 ve Amerika'da hala 12 ve ben aslında siz Türkiye'de işe gitmek için hazırlanırken ben hala mışıl mışıl uyuyorum.
Bu saat farkı faktörüne bir türlü alışamıyorum.
Biliyorsunuz çok uzun yıllar Çin'de yaşadım.
Çin Türkiye'den 7 saat ileride, Amerika 7 saat geride.
Böyle baktığımda kürenin her yerinde yaşamışım gibi hissediyorum.
Mükemmel bir duygu bu ayrı bir şey.
Ama şu saat farkı olayını gerçekten hala tam olarak oturtabilmiş değilim kafamda.
Hatta Türkiye'ye gittiğimde bana daha da garip geliyor.
Yani ben Amerika'da şu an 7 saat gerideydim ve bu rutini orada tekrardan yakalamaya çalışmak aşırı zor bir mevzu deyip ekstra bir bilgiyle bölüme giriş yapıyoruz.
Bugünkü konumda yine terapiden çıkan bir mevzu ile uyanış yaşadım.
Tamam ya onun için yapıyoruz değil mi dediğim bir mevzu.
Alma ve verme dengesi üzerine olacak.
Aslında çok uzun yıllar spritüellikle ilgilendim yine bilmeyenler için.
Çin'de yaşadığım dönemlerde Reiki ile ilgilenme şansım oldu.
Hatta Reiki Master'ın asistanıydım.
Beraber bir sürü aktivite, workshop, her şeyi yaptık.
O dönem bu enerji işleriyle daha çok ilgileniyordum.
Hatta başıma bazı garip şeyler de geldi.
Yani öyle ruh görme falan filan değil ama gerçekten enerjisel olarak etkilendiğim birkaç mevzu oldu.
İsterseniz başka bir podcastta sadece spritüellik üzerine bir bölüm yapmayı istiyorum ama biraz daha eski spritüeller gibi bir başlık olacak.
Yani neler değişti...
Neler öğrendim gibi olacak. Bu alma verme dengesi ise tamam yine ilişkisi var ama bambaşka bir pencereden de baktığım bir konu olduğu için bugün ayrı ayrı konuşmak istiyorum.
Biraz daha içine girmek istiyorum.
Kendi yaptığım şeyleri de size açık açık anlatmak istiyorum bu bölümde.
Alma verme dengesini yaşamın tam ortasına oturtalım istiyorum.
Yani bütün hayatınızın ve bütün dengesinin alma verme enerjisi olduğunu düşünerek bu bölüme başlamanızı istiyorum.
Ve siz aslında fark etseniz de ve etmeseniz de yaşamın akışının, yaşamın işleyişinin bu enerji genelinde, özelinde, çevresinde olduğunu hatırlatarak başlamak istiyorum aslında.
Ve biraz da bunu gündelik hayata indireceğim.
Bu alma verme dengesi ne demek?
gündelik hayatta ilişkilerimizde karşımıza nasıl çıkıyor, özellikle ikili ilişkilerde, aile ilişkisinde o konuları da girerek detaylarla anlatacağım bir bölüm olacak.
Ben dediğim gibi bunu terapide biraz daha hatırladım çünkü eskiden daha çok spritüel çalışmalar yaptığımda enerji üzerine daha çok düşünme fırsatım oluyordu.
Biraz uzaklaştıktan sonra insan çok kolay unutabiliyor önceden üzerine çalıştığı şeylerin önemini, hayatın üzerindeki etkisini ve terapistin bana bunu tekrardan hatırlatması üzerine aaa okey yani ne zamandır
bu hiç aklımda. bile gelmiyordu dediğim de bir mevzu oldu açıkçası.
Özellikle aileyle alakalı şeylerden bahsettiğimde bunu çok rahat görebiliyorum kendimle alakalı.
Çünkü bundan da biraz bahsetmeye çekiniyorum.
Geçenlerde sosyal medyada aynı kadar da çok babanın vefatından bahsettin diye bir yorum geldi.
Ama yani benim hayatımda bir kırılma noktası ve gelişim çağında olduğum için 12 yaşında bu başıma geldiği için muhtemelen o dönem geliştirdiğim birçok savunma mekanizması ya da desenler bugünkü hayatıma,
bugünkü karar verme mekanizmama da acayip etki eden şeyler.
oldu. Geri dönüp baktığımda özellikle bunları çok rahat görebiliyorum.
Ve bu alma verme dengesinin belki de bozukluğunun başlangıcını oraya vermeyi istiyor da olabilirim.
Çünkü atarki bir toplum olduğumuz için baba faktörü özellikle Türkiye'de çok daha ön planda olan bir karakter ve bu karakterin aile tablosunda bir anda yok olması ile Bütün aile bireyleri
farklı şeyler geliştirebiliyorlar.
Benim o dönem geliştirdiğim şey kahramanlık sendromuydu.
Bundan daha önceki bölümlerde birçok kez bahsettim aslında.
Kahramanlık sendromunda hem kendimi kurtaracağım hem de ailemi kurtaracağım gibi bir çıkışla başladı aslında bende.
Ailemi kurtaracağımı da birazcık şöyle anladığımı düşünüyorum şimdi geri dönüp baktığımda.
Ben işte çok çalışmalıyım, çok para kazanmalıyım.
Ve onlara vermeliyim bu parayı.
Onların kendi hayatlarını kurtarmasına yardımcı olmalıyım.
Şimdi böyle baktığın zaman içindeyken çok anlamıyorsun ve içindeyken aslında hayırlı da bir şey yaptığını zannediyorsun.
Hem işte kendi hayatına bu birazcık bencillik gibi de olabilir ama insanların seninle gurur duyacağı, annenin, kardeşlerinin, mahallenin, komşunun, işte amcanın, akrabanın, öğretmeninin seninle gurur
duyacağını düşündüğün Ve de aslında içten içe istediğin bir şey bu.
Tabii bu biraz daha çocuk aklıyla söylüyorum ama yani kendiniz incelediğinizde buna benzer modeller olduğuna neredeyse %100 eminim.
Kendinle alakalı olmadan başka insanın hayatını kurtarmak üzerine bir çaba, bir hareket yani kendinle alakalı yapmadığın şeyleri başkasına yapma isteği gibi de söyleyebiliriz bunu.
Mevzu bende böyle başladı anlayacağınız.
Hem kendimi kurtaracağım, ailemi kurtaracağım, işte bütün kardeşlerime kazandığım paraları vereceğim.
Onların hayatları çok iyi olacak ve biz bütün aile olarak çok çok çok iyi olacağız.
Yani altında yatan öfke kontrolü sorunları, işte beraber yaşadığım birçok travma, bunların hiçbirini fark etmeden, algılamadan, öğrenmeden ben kendime verdiğim misyonu uygulamak istiyorum.
Bir de sadece kendi penceremden baktığım haliyle veriyorum veriyorum olmuyor.
Veriyorum veriyorum kimse benim kıymetimi bilmiyor gibi de triplere giriyorum.
Yani bu %100 olması gereken şey zaten bu tabloda.
Çünkü kimse beraber oturup bir plan yapmadığı bir eşitlikle dağılan herhangi bir şey yok.
O yüzden senin kendi kendine bir şeye karar verip ve onu misyon belirleyip bütün hayatını ona adayıp sonra işte teker teker maddi manevi olarak birilerine bir şey vermek ve karşılığında bir şey almayı umut ederek
zaten bütün mevzumuz bütün bu podcast'in ana noktası bu olacak.
karşılığında bir şey almayı beklediğin için ve olmadığında da maalesef tabii ki de bunun sonucu hayal kırıklıkları, ekstra öfke, işte ne bileyim kendini uzaklaştırma, izole etme, belki depresyona eğilim
gibi gibi şeylerle karşılaşabiliyorsun ve daha da kötüsü aslında kendine verdiğin değeri ya da sevgiyi etkileyen bir faktör olarak da bunu görebiliyorsun.
Verme dengesini aslında Etkileyen şey alma umudu ile vermiş olmak.
Yani ya maddi ya da manevi olarak bir beklenti olarak veriyorsun karşındaki insana.
Belki maddi bir şey veriyorsun karşılığında sevilmek istiyorsun.
Karşılığında daha çok saygı görmek istiyorsun.
İnsanlar sana daha çok saygı duysun.
Takdir etsin. Bunu yüksek sesle söylesin.
Hareketleriyle göstersin istiyorsun.
Bildin o duyguyu. O yüzden belki maddi karşılığı var.
Sen bir şey aldın geri karşılığında sana bir şey vermelerini istiyorsun.
Elbette bunlar olmadığında da hayal...
kırıklığına uğruyorsun. O hayal kırıklığı da seni bambaşka bir duyguya yöneltiyor.
Bu genellikle işte benim üzerimde yarattığı etki.
Kimse beni sevmiyor. Benim değerim yok gibi bir çıkış oldu.
Çünkü genel eğilimim buna müsait zaten.
Maalesef seviliyor muyum, sevilmiyor muyum?
Değer görüyor muyum, görmüyor muyum?
Sürekli böyle aslında yani çok yorucu bir şey farkındayım.
O yüzden sizinle bunu rahat rahat paylaşmak istiyorum.
Bunu sürekli süzgeçten geçiren, acaba değer verilip vermediğini sürekli değerlendirme eğiliminde bulunan da bir insan oldum.
Olmadığı zaman gerçekten içe çekilme, işte biraz mahzunlaşma, kendini aşağı görme.
biraz o karamsarlık gibi aslında olumsuz olarak değerlendirdiğimiz duygu ve hisler içerisinde kapılabiliyorum.
Ne var ki zaten burada işte yine bir eşittir farkındalık geliştiğinde insanda biraz daha uyanma başlıyor ve tamam yine aynı şeyi yaptık diyebiliyorsun ama hemen bunun üzerine geçmek, harekete geçmek, bunu değiştirmek mümkün olmuyor.
Kendi hayat hikayemde az önce bahsettiğim gibi bir aile mevzusuyla başladı aslında bende bu.
Ve çok uzun yıllar boyunca da hayatımın tam orta noktasında bu olduğu için Hayatımda kendimle alakalı verdiğim birçok kararı da bunu baz alarak vermiş oldum.
Bu geri dönüp baktığımda aslında olumlu olmuş bence.
Yoruldum mu? Yoruldum ayrı bir mevzu.
Ama içimde olan işte kendimi de kurtaracağım, ailemi de kurtaracağım dürtüsü, belki azmi, belki hırsı ile aslında ben bulunduğum konumdan şu anda hayal ettiğim hayatın içerisinde var olmayı başarabildim.
Aileme ne kadar yardımcı olduğumu tırnak içerisinde yapıyorum.
Ailemi kurtarabildim mi?
Hayır çünkü burayla alakalı da bambaşka şeyler öğrendim bu yolculukta.
Çünkü kimse kendisi istemediği sürece onu değiştiremez.
Kimse kendileri istemediği sürece onların hayatları üzerinde ne kontrolünüz olabilir ne değişkenlik yaratabilirsiniz.
İsterseniz milyon dolarlar verin.
Maddi olarak etken olabilecek şeyler olmuyor.
Yani bu demek istediğim işte ben kendi kardeşlerime teker teker 1 milyon dolar verdiğimde onların hayatı yarın mükemmel olmayacak.
Zaten 1 milyon dolar verecek pozisyonda da değilim ama demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum.
İnsanlara işte biraz daha bir şey vererek, biraz daha yardım ederek, işte kendinden özellikle vererek yani bu bazen sende olmadığı zaman bile verme durumunda kalmış olduğun durumlardan bahsediyorum.
Hiçbir şekilde bu noktalarla başka insanın hayatında bir etkiniz olmuyor.
Çok iyi biliyorsunuz o duyguyu.
Başka insanın hayatını kontrol edemiyorsunuz.
Zaten böyle bir hayalin olması bile baktığın zaman hiç mantıklı değil.
Hiç yani gereksiz bir yorgunluk.
Ama bununla karşılaştığında da ya da bununla en güzeli yüzleştiğinde verdiğin ilk tepki tabii ki de aa tamam ya ben bunu öğrendim ve artık böyle yapmayacağım gibi bir şey olmuyor.
Verdiğin ilk tepki yorgunluk, hayal kırıklığı, içe kapanma, dediğim gibi yani o özgüven eksikliği, belki değer eksikliği gibi şeyler oluyor.
Kendimle alakalı geriye dönüp baktığımda şöyle sizinle çok açık bir şekilde paylaşacağım.
Çok sevgi gördüğüm, değer gördüğüm bir ailede büyüdüm.
Yani annemden de babamdan da ayrı ayrı kendi bildikleri yöntemlerle bolca sevgi aldığım bir ailede büyüdüm.
O yüzden özgüvenimin temelinin olduğunu biliyorum.
Zaten bugüne kadar yaptığım birçok şeyde de kendimle alakalı bunu net olarak söyleyebilirim.
Özgüvenim var. Özgüvenimin olmadığı yerler var.
O ayrı bir mevzu. Çünkü özgüven dediğiniz şey, tamam ben özgüvenliyim.
her yerde uygulayabiliyorum diye bir şey değil.
Atıyorum şu anda iş kurarken, insanlarla konuşurken, yabancı bir ülkede var olmaya çalışırken ki özgüven ile Türkiye'de yaptığım şeyler çok daha farklı.
Çünkü orası benim çöplüğüm.
Burada yeniden var olma çabasındayım.
Hele ki New York gibi bir şehirde.
Son YouTube videomda özgüvenimin arttığı yerlerden de bahsetmiştim.
Şimdi temelde sevgi ve özgüvenimin olduğunu biliyorum.
Ama biraz böyle hayatımda şeyin de farkındayım.
Başka insanlar da beni sevsin, takdir göreyim.
İşte ölümsüzlük mevzusu da var bence bunun altyapısında.
Bilineyim, tanınayım, yaptığım işler kayda değer olsun, başka insanlar üzerinde bir etkim olsun.
Bu dünyaya geldiysek eğer hayatın içerisindeki rolümü bulayım, kime nasıl bir faydam oluyor gibi gibi birçok olgu üzerinde aslında verdiğim karar mekanizması oluyor.
Bunun üzerine de biraz daha böyle insanlarla ilişki kurarken değer tabanlı bir ilişki kuruyor olabiliyorum.
Yani ben... Ne kadar çok verirsem sevileceğim algısı var.
Bunu ne zaman, kaç yaşında nasıl öğrendim bilmiyorum.
Belki bir yerden duydum ama bu kalıbı muhtemelen çok küçük yaşta kafama oturttum.
Çok yüksek ihtimalle birkaç yerde de işe yaradı.
O yüzden de hala kendi ilişkilerimde yeni bir ilişkiye başladığımda bunu birazcık taban bazlı alabiliyorum.
Burada da kendi hayatımda Zek'in ailesine girerken ki bakış açımdan size örnek vermek istiyorum.
Çünkü terapide gerçekten sonunda içsel olarak barış kurabildiğim yerde burası oldu.
Ve bunu sizinle paylaşmayı çok istiyorum açıkçası.
İlk defa Zek'le karşılaştığımda Amerikalı, Amerikalı aile, işte ben Türk'üm, bambaşka kültürler, din faktörü falan filan birçok mevzu var arka planda.
Hepimiz biliyoruz. Zek'in ailesi beni sevecek mi?
Beni kabul edecek mi? Ben onlara değer miyim?
gibi gibi maalesef daha çok karşıki tarafın beni nasıl algıladığıyla alakalı bir bakış açım vardı.
O yüzden de bir çaba içerisine girdim.
Mary mesela kayınvalidem beni daha çok sevsin.
İşte benim oğluna çok iyi bakacağımı anlasın.
Bak nasıl bir kızmış ya desin.
Bu Türk kızları da neymiş ya desin diye gerçekten samimi bir şekilde söylüyorum.
Yani bunlar sadece o desin diye diye değil elbette.
Yani şöyle bir şey var zaten.
Ben hayatımın aşkıyla tanışmışım.
Tabii ki de onun ailesinin de beni çok sevmesini istiyorum.
Bunu istememden daha doğal başka bir şey olamaz.
Ben Zeki sevmiyorum ama ailesinin beni sevmesini istiyorum gibi bir kaygıya girersem başka bir mevzu olurdu.
Ben çok sevdiğim bir adamın, evlenmeyi istediğim, hayal ettiğim adamın ailesinin de beni sevmesini istiyorum.
Biraz da şey kaygıları da var tabii ki de.
Biliyorsunuz Türkiye'de Amerika ile alakalı olumsuz bir bakış açısı var.
Amerika'dan da genel olarak İslamofobiden dolayı belki...
bir olumsuz bakış açısıyla da karşılaşırım diye de bir korkum var.
Ailesini keza tanımıyorum.
O yüzden de sevilmek istiyorum.
Oğluna layık olduğumu göstermek istiyorum gibi gibi arka planda bu düşünceler yatıyor.
Tüm bunlardan da dolayı ben İşte biliyorsunuz hatta bir önceki bölümde Mary ile yaşadığım bir yıldan bahsetmiştim.
Burada Amerikalı aileyle bir yıl boyunca kaldım.
Orada beklentiyle alakalı çok fazla yüzüme çarpan, aslında canımı acıtan, uyanışımı sağlayan, kendimi fark ettiren birçok şeyle de karşılaştım.
Yani bu karşındaki insanın haberinin dahi olmadığı şeyler, senin kendi dünyanda, kendi yarattığın ve kendi isteklerine bağlı olarak gerçekleşmediğinde hayal kırıklığına uğradığın şeyler.
Bu kadar basit. Ne demek istiyorum burada?
Ben Mary ile ilk defa ilişki geliştirmeye başladığımda aslında hayalimden de daha iyi bir kayınvalide gelin ilişkisi kurmak istiyorum.
Çünkü Türkiye'de arka planda hep şeyle büyüyoruz.
İşte kayınvalideler gelinleri sevmez, araya girerler ve ben öyle bir ilişki kurmayacağım.
Ona öyle şey hissettireceğim ki yani vay be gelin de ne güzelmiş yani ne tatlıymış.
Hani oğlundan daha çok sevsin beni gibi bir istek hayal de var içimde.
Çünkü muhtemelen korkuyorum yani beni sevmeyecek, oğluna like bulmayacak falan diye.
Yine dediğim gibi bizim kendi kültürümüzden öğrendiğim şeylerle kafamın arkasında çalışan bir sistem var.
Yapabileceğim bir şey yok yani bu bayağı bilinçaltıda çalışan bir şey.
Sadece işte benim görevim o bilinçaltında tıtsız işleyen şeyleri ortaya çıkarmak.
Bu nedenle de ilk defa ilişkiye başladığımızda ben...
Bu düşüncelerle ya da bu hayallerle bir şeyler yaptım.
Henüz Zekin ailesiyle tanışmadan işte Türkiye'den bayağı fincan, Türk kahvesi fincan takımı, küçük havlular falan alıp güzel bir hediye paketine koyup, Zekin bavuluna koyup annesine göndermiştim ve yine
kendi penceremden tamamen kendi algıladığım sisteme göre şey diye düşünüyorum.
Ay ne kadar da tatlıymış, Türk kahvesi de ne güzelmiş, lokumlara bak ben hayatım boyunca bunları yemeden nasıl yaşadım.
Bir tepki bekliyorum.
Ve tabii ki de kadın sadece teşekkür ederim falan yapıp hayatımda devam etti.
Şimdi ilk gelen şeyler bunlar aslında.
Allah Allah ya niye o kadar büyük tepkiler vermedi falan.
Bu şimdi ilk diyaloğum kendisiyle.
Sonra Çin'e geldiler.
İşte ben elinin cebine atlarım yiyeceğim falan.
Türk triplerine falan giriyorum sanki.
Bu arada biraz eril tarafla da alakalı biliyorsunuz.
Eril enerjinin yüksekse bir tık daha verme tarafına da daha çok abanıyorsun.
O da bununla alakalı küçük bir not olsun bu arada.
Alma ve verme dengesinin dengeli olmasının bir gerekliliği de bundan dolayı.
Yani eril ve dişil tarafınızın da dengede olmasıyla alakalı.
Ben de şimdi baba kaybı genç yaşta olduğu için ben erile yüklendim.
Daha çok vermek istedim.
İnsanlara daha çok vereceğim.
Kendilerini güvende hissettireceğim.
Onları sevdiğimi bir şeyler vererek göstereceğim.
Kalıbını öğrendiğim için aslında bu modeli uyguluyorum.
Bu nedenle de işte konunun temeli aslında buraya dayanıyor.
Yani alma ve verme enerjinizi.
Siz nasıl dengeliyorsunuz?
Bir şeyleri gönüllülükle mi yapıyorsunuz?
Gerçekten kalbinizden geçtiği gibi mi?
Bir diğer örnek de şu anda biliyorsunuz ki ben sosyal medyadayım ve New York'ta yeni bir kimlik oluşturuyorum aslına bakarsanız ve burada New York piyasasına girmek için de daha fazla insanla tanışmak, daha çok mekana
gitmek, etkinliklere katılmak, ajanslarla diyalog içerisine girmek için de sürekli hareket halindeyim ve bu birazcık...
Yorgunluk da getirebiliyor.
Beklentiye de yönelik olarak tabii ki de.
Burada da kendimle alakalı değer biçmek.
Ve bu değeri karşıki taraftan alabilmeyi öğrenmek üzerine başka bir örnekle devam etmek istiyorum.
Burada genellikle restoranlarla çalışıyoruz.
Biliyorsunuz Instagram'dan gördüyseniz eğer.
Çünkü restoranlarla çalışmak bir tık daha kolay, daha hızlı oluyor.
İnsanlar daha çok hızlı geri dönüş yapıyor.
Ya da belki benim de daha çok ilgimi çekiyor.
Çünkü gerçekten yemek yemeyi çok seviyorum.
Bu restoranlarla çalışırken bazı restoranlar size diyor ki benim ekstra ödeyeceğim bir bütçe yok.
Sana vereceğim şey belirli bir restoran kredisi diyeyim size.
Yani gift card gibi düşünün.
Restoranın içerisinde istediğini yiyip içebiliyorsun ve senden tek istediğim şey bana story hazırlaman ve video hazırlaman.
Şimdi bu modeli ilk öğrendiğimde benim için hele ki ilk başlarda inanılmaz değerli.
Yani bana para vermesine gerek yok çünkü...
New York gerçekten çok pahalı.
Haftada benim 4-5 kere dışarıda yemek yemem.
Aylık bütçemi çok sarsacak.
O yüzden başlarda ben restoranlara bütçe bile sormuyordum.
Aa tamam süper. İşte bu biraz barter diye geçiyor bu arada.
Barter yöntemiyle devam ederiz.
Onlar sadece sana hizmet verirler ve sen karşılık olarak video hazırlarsın.
İşte story paylaşırsın gibi.
Bu sistem benim başta da içimesindi.
Daha sonrasında şu noktaya geldi.
Gerçekten New York'ta fazla fazla restoran olduğu için ve neredeyse her gün şu anda etkinlikten davetler geliyor ya da restoran seçeneği çok fazla.
Benim bir dakikadan sonra yorulduğum şekle evrildi bu.
Ne demektir bu? Her akşam dışarı çıkmak gibi ve o restoran videolarını düzenlerken benim buna zaman harcamam gibi.
Yolda gittiğim süre vesaire vesaire.
Şimdi bunları justife edebilirim kafamda.
Ya zaten zevkle restorana gidecektim.
Zaten yemek yiyeceğim. O yüzden ücret aldım mı almadım mı önemli değil gibi bakabilirim.
Ama içsel olarak şurada sıkıntı yaşıyorum.
Bence ben ve benim yaptığım Bundan daha fazlasını hak ediyor ve bence benim kendime verdiğim değer bu değil.
Ama siz kendinize verdiğiniz değerin daha altında bir şey kabul ettiğinizde denge bozulduğu için içsel olarak bir yorgunluk başlıyor, isteksizlik başlıyor, motivasyonunuz düşüyor.
Bu tarz bir yerde hani bu insan ilişkilerinde daha çok sevgi ve özdeğerle alakalı bir yerden vuruyor.
Burada da motivasyonunuzu, işi yapıp yapmak istemediğinizi, hareketliliğinizi de etkileyen bir faktör olarak karşınıza çıkıyor.
Çünkü muhtemelen...
Yani benim şu anda bulunduğum noktada ücretsiz olarak bir yemeğe ihtiyacım yok.
Bu yüzden diyorum ki restoranlara teklifiniz çok güzel, çok teşekkür ediyorum.
Ama ben ayrıca bir ücret alıyorum diyorum realistler için.
Çoğunlukla da... Geri cevap ya dönmüyorlar ya da işte bütçemiz yok diyorlar ya da güzel bir rakam teklif ediyorlar.
O yüzden burada tam 3 seçenek var.
Siz tamamen şansa bakıyorsunuz.
Burada da benim öğrendiğim şey kendime verdiğim değerin altını kabul etmemekle başladı.
Çünkü kendime verdiğim değerin altını kabul ettiğimde dediğim gibi böyle artık overwhelmed olmuştum.
Videoları yetiştiremiyordum ya da isteksiz yapıyordum bu videoları.
E bu da uzun vadede beni daha çok zarara uğratacak olan bir tutum olduğu için ben şu anda bu kararı verdim.
Ya da bazı aktiviteler var.
İşte burada cilt bakım yerleri var.
Ya da etkinlik alanları var.
Onları biraz daha geliştirmeye başladım.
Çeşitliliğimi artırdım.
Bu arada tamamen iyi bir planlayıcı tutucusuyum.
Yani çok iyi planlayıcı yazarım.
O yüzden de aylık olarak bütün planlarımı yazıyorum.
Hangi günlerde ne yapıyorum.
Bir ay önceden belirlenmiş oluyor.
Ve benim bu mental sağlığıma da çok olumlu yönde etki etti.
Kendimle alakalı verdiğim değeri karşıki tarafa hissettirdiğim için özgüvenimi de aslında baya bir arttırdım.
Ve siz tüm bunları baz aldığınızda da karşınıza çıkan şeyler buna yönelik olmaya başlıyor.
Yani tüm bu örneklerde önce bir aileyle başladık.
Sonra benim bu Amerikalı aileye girişimle başladık.
Şimdi de iş hayatındaki alma verme dengesiyle alakalı.
Arkadaş ilişkileriniz de olabilir, yakınlarınız olabilir, kendi sevgiliniz, hayatınızdaki kişi olabilir.
Tüm bu alma verme dengesi başta ne dedik?
Bir şey alma isteğiyle değil, gerçekten gönlünüzden geçtiği için bu maddi manevi bu arada.
Yani bazen sadece sevgi...
takdir, karşılık görmek istiyorsunuz.
Güzel söz bekliyorsunuz.
Olmadığında sinirlilik, hayal kırıklığı oluyor.
Bazen sadece maddi bir karşılık bekliyorsunuz.
Olmayabiliyor. Bunun gibi kendinizi bir ölçeklendirebilirsiniz.
Kendinizi tekrardan bir gözden geçirebilirsiniz.
İlişkilerinize, kime ne kadar değer verdiğinizi.
Eğer ki şu cümleleri sık sık söylüyorsanız hele işte ben buna bu kadar şey yaptım ama ondan körmüş, görmedi, istemedi, sevmedi.
Bu onun suçu değil.
Çoğunlukla belki farkında bile değil sizin ne verdiğinizi.
ne yapmaya çalıştığınızı ama siz kendi dünyanızda belirli bir matematikten geçtiğiniz için ve stratejikle yaklaştığınız için bu ilişkilerinize zarar veren bir tutum olabiliyor.
Arkadaş aralarında daha çok dedikodusu yapılan bir konu olabiliyor.
O yüzden de dikkat etmek önemli diye düşünüyorum.
Kime neyi ne kadar verdiğinizi, kimden neyi ne kadar istediğinizi bilmek ve bunun bilincinde olmak hayat akışınızı daha da güçlendirecek, enerjiyi temiz tutacak da bir şey olduğuna inanıyorum.
Buralarda kendinize şu soruları da sorabilirsiniz.
Ben neden veriyorum?
Bu emeği neden gösteriyorum?
Sevilmek mi istiyorum? Beni daha hayırlı insan zannetsinler, beni daha erdemli görsünler, daha çok üstünlük kurayım.
Biraz egosantrik bir yerden mi giriyorsunuz buna?
Yoksa gerçekten gönlünüzden geçtiği için mi?
İçinizde dolup taştığı için mi?
O sevgiyi daha çok paylaşmak istediğiniz için mi?
Zaten bunlara teker teker baktığınızda içsel olarak bir vicdan olarak da rahatlama geliyor.
Neyi neden yaptığınızı da daha iyi anlıyorsunuz.
Bakın bunu ben çok söylüyorum.
Neyi neden... Neden yaptığını bilmek mevzusundan çok bahsediyorum.
Kendimle alakalı olarak da.
O yüzden sizin de tekrardan bir süzgeçten geçmeniz, kendinize bazı soruları sormanız çok faydalı olacaktır.
Mesela ben takdir görmek için mi bunları yapıyorum?
Acaba kimse görmese de bu verdiğim şeyleri vermek istiyor muyum gibi.
Kendinizle de dürüstçe konuşacağınız farkındalık geliştirebilirsiniz.
Özetle kendi değerinizi de aslında kendiniz biçmeniz gerekiyor.
Karşıki tarafa da bırakmadan.
Orada çünkü baktığınızda sizin kafanıza değer verdiğiniz değeri karşınızdan alamadığınızda yine aynı sorunlarla karşılaşıyorsunuz.
Karşınızdaki insana suçlama eğiliminde bulunuyorsunuz.
O yüzden kendinize verdiğiniz değeri bence kendiniz bir biçin ve ona sadık kalın.
Bazen karşılığı olmadığında da çünkü ben de bunun eğiliminde bulunuyordum.
Yani bu insan bana bu... parayı vermez deyip daha azını kabul ediyordum.
Öyle olduğunda gerçekten yine denge bozulmuş oluyor.
Kendinize verdiğiniz değeri bilin, anlayın ve buna sadık kalın.
Karşınızdaki insana da bu, ben kendime bu kadar değer veriyorum.
O yüzden bana böyle böyle yapman lazım gibi de değil.
Bu tamamen tutum mevzusu, hayata bakış açınızla alakalı, enerjinizi temiz tutmakla alakalı, hayatınızı aldığınız insanlarla, diyaloğunuzla, o kurduğunuz çevrenizle ve enerji akışıyla
alakalı bir şey olacak. O bulunduğunuz frekansı daha çok artıracaksınız.
Başka o tarz insanlara hayatınızı alacaksınız.
Sürekli... Aynı yerden darbe almayacaksınız bir kere.
Çünkü değersizlikle alakalı bir sorun olduğunda bunlarla alakalı bayağı podcast yapmaya devam edeceğim.
Onu da bir küçük not düşelim.
Ama değersizlikle alakalı çok sıkıntınız varsa karşınıza bunu tetikleyecek insanlar da daha çok çıkıyor.
Çünkü o enerji akışında maalesef hala aynı frekansta olmuş oluyorsunuz.
Böyle bu podcast'tan aldığımız kendime de bu arada vereceğim şey.
Biraz böyle geriye çekilmek.
Ben aslında neyi neden nasıl yapıyorum?
Ben... Kendime ne kadar değer veriyorum?
Benim değerim ne? Ve karşılığında ben neler almak istiyorum?
Neden çevremdeki insanlara bol bol bir şeyler veriyorum ve karşılığında ben sevileyim, takdir görüleyim, beni daha çok beğensinler, ön plana çıkayım, işte ölümsüz olayım gibi gibi faktörlerden dolayı mı veriyorum yoksa gerçekten içimden geliyor,
taşıyor, ben buyum, ben bu yüzden bu dünyaya geldim, insanlara dokunmam lazım, insanlarla bir arada olmam lazım gibi şeyleri de mi ön plana alıyorsunuz?
Tüm bunları dediğim gibi ben de merak etmeyin bölümü kapatırken hepsini tekrardan gözden...
geçiriyor olacağım. Alma ve verme enerjisini her zaman dengelediğimiz ve bunu aslında unutmadığımız göz ardı etmediğimiz bir gün olsun.
Hatta hafta, hatta aylar, hatta yıllar olsun.
Unutmayalım bazen unutuyoruz bir şey öğreniyoruz ve yıllar sonra tekrardan karşımıza çıkıyor.
Belki de bugün bu bölümü dinlemenizin sebebi de oydu.
O yüzden dinlediğiniz için, burada olduğunuz için teşekkür ediyorum.
Tekrardan iyi haftalar olsun.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
