
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde aile bağlarımızı, aile içindeki rolleri ve sorumlulukları konuşuyoruz. Aynı zamanda bu sorumlulukların bizim üzerimizde yarattığı etkileri. Belki de kaldırabileceğimizden fazla sorumluluk yüklendiğimizi.
Böyle bir durumda da, nasıl aileden ayrışma yaşanır, kendimizi bulma yolunda neler yapabiliriz, aile ile olan iletişimimiz, hedeflerimiz ve sınırlarımız nedir ve nasıl uygulanır, hepsi ve daha fazlası bu bölümde.
Sorularınızı ve yorumlarınızı Instagram üzerinden veya e-mail olarak iletebilirsiniz.
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, En İyi Versiyon'un podcastine hoş geldiniz.
Ben Nurtaş. Bugün yine En İyi Versiyon'umuza gitmek için...
Aslında belki de en en önemli olan konu aileden birazcık bahsedeceğiz.
Hazır sabah da bir terapi seansım bitmişken, acayip pamuk gibiyken çok güzeldi.
Gerçekten bu seans bayağı iyiydi.
Aileden bayağı bir konuştuk.
Aslında şöyle ben daha önce şema terapisi falan yapmıştım.
İlk aldığım ekol BDT'ydi yani bilissel davranışçı terapiydi.
Ondan sonra başka ekolleri falan denemiştim.
Şema terapisi de muhtemelen sizin de günlük hayatınızda belki karşılaştığınız birkaç şey olabilir.
İşte mesela yüksek standartlar şeması, değersizlik şeması, yetersizlik şeması gibi birkaç şema geliştirdiyseniz eğer küçükken sonrasında hayatınız boyunca başınızda birazcık bela
olan bir şeyler olabiliyor.
Aslında daha önceki bölümlerde biraz şema terapisinden bahsetmiştim.
Buna yönelik... geliştirdiğimiz bir başa çıkma yöntemleri var.
Çoğunlukla işte bu aşırı telafi oluyor.
Bende de aşırı telafi durumu var.
Çok damdan atlar gibi girdim konuya ama şu anda şema terapisini alıyoruz.
Şema terapisinde de terapistimle beraber aileye indik.
Baya bir aile konularına indik.
Mesela ilk seansımızda bana sorduğu ilk şey Nasıl bir ailede doğduğundu?
Bu belki daha önce karşılaştığınız bir soru formudur ama ben buna cevap vermem gereken bir durumda hiç olmamıştım.
Daha önce soruyu duyduğum, YouTube'da falan gördüğüm birkaç kanalda fark etmiştim bunun söz konusu olduğunu, bunun içeriklere dahil olduğunu.
Ama kendi adıma hiç bana direkt sorulmamıştı.
Verdiğim cevap aslında çok güzel.
Şöyle ben çok çok tatlı...
Enerjik, yüksek dinamikleri olan bir ailede doğdum.
Ve de deniz kenarında bir ev.
Yaz dönemleri inanılmaz güzel geçen, zaten sabahtan akşama kadar mahallede top oynayan, bisiklete binen bir sürü arkadaşı olan, üst mahalledeki insanları tanıyıp, alt mahalledeki arkadaşları tanıyıp birbirleriyle
kavga eden yani acayip curcunalı bir yerde büyüdüm.
Evin içerisindeki dinamikler de fena değildi aslında.
Sonra sonra bazı şeyler değişti.
Böyle olunca da şema terapisinde özellikle terapiste beraber buralara girmek uzun zamandır böyle üzerini kapattığım yara gibi olabiliyor.
Ya da tekrardan o anları hatırlamak, aileyi hatırlamak, annenin gençliğini hatırlamak, annenin ve babanın gençliğini hatırlamak canımı acıtabiliyor ve kendimi ağlarken de buluyorum terapide.
Ağlamakla alakalı sıkıntılarım var bu arada.
Direkt insanların suratına bakarak ağlayamıyorum ya da benle alakalı bir konu olduğunda ağlamaktan utanıyorum.
Çünkü bir güçsüzlük emsali gibi zannetme durumu yaşıyorum.
Zannetmenin altını çizdim burada.
Terapi esnasında da tekrardan bunları hatırlamak, gözümde canlandırmak, annenin ve babanın gençliğini hatırlamak, kardeşlerini dinlemeyi...
her şeyi sanki böyle uzun zamandır üzerine kapattığım bir yarayı tekrardan enliyormuşum hissine de kapılıyorum.
Aslında bir yerde güzel çünkü son dönemlerde kaçıngan.
bir tavır sergilediğiminle farkındayım.
Sorunları hatırlamak ya da onlarla karşılaşmaktan ziyade kendimi geri çekme, uzaklaşma eğilimindeyim.
Farkındayım. Yani bir çözüm olmadığı için üzerine gitmenin de günün sonunda benim faydama olacağını da biliyorum.
Ama dediğim gibi şimdi tekrardan o eski günleri hatırlamak, o eve geri dönmek, kardeşlerinin çocukluk halini hatırlamak.
Keza sen de çocuksun o hikayede, o tabloda.
Birazcık sancılı olabiliyor.
Canımı acıtan bir şey olarak karşıma çıkabiliyor.
Çünkü ben evden üniversite için çıktığımda 18 yaşındaydım.
Ve en küçük kardeşim 11 yaşındaydı.
Aslında ben en küçük kardeşimi tanımıyorum.
Nasıl geliştiğini, neleri sevdiğini, neler yaptığını, hayattaki idealini, hedeflerini ne kadar uzaktan uzağa böyle ara ara birbirimizi arasak da görüşsek de iletişimimizi koparmadığımızı düşünsek de
benim hayat gayem, amacım.
Hedeflerim, enerjim, günlük rutinimi akıttığım yerler çok farklıydı.
Onunki çok farklıydı.
O yüzden şimdi geri dönüp baktığımda mesela geçen yıl bir araya geldiğimizde aslında bir kopukluk olduğunun farkındayım.
Bilmeyenler için biz babamızı 20 yıl önce falan kaybettik.
4 kardeşiz yani 5 kişi kaldı geriye.
Bu 5 kişiyi bir odaya koyduğunuzda bir yangın yeri olduğunu Hani birisi bize dokunsa katarsiz yaşayacağız.
Hepimiz böyle ağlayıp boşalacağız.
Belki rahatlayacağız. Çünkü çok yüksek ihtimalle yaz sürecini iyi atlatamadık.
Ama iletişim olmadığı için aramızda ya da bu konular açıkça konuşulamadığı için sanki bizi bir araya getirdiğinde yanımızda partnerlerimiz, arkadaşlarımız, komşularımız olmasına rağmen ben...
O acıyı hissediyorum.
Acaba kardeşlerim hissediyor mudur bilmiyorum.
Bu bölümü dinliyorsanız bana mesaj atın.
Ablam ve kardeşlerim.
O yüzden aileyle alakalı bir kuyruk acımın olduğunun farkındayım.
Canımın acıdığının farkındayım.
Bu çok yüksek ihtimalle yasla beraber gelişen ve üzerine de odaklanmadığımız için hatta ve hatta üstünü kapattığımız için bir kenarda duran acı var orada.
Tabi yine bu benim kendi tahminim.
Buradan da kendi Aile ayrışma hikayemi anlatmak istiyorum ve belki şu anda benzer süreçlerden geçenler varsa umarım faydalı bir bölüm de olur diye düşünüyorum.
Aile dediğim gibi herkesin zaten kendi içerisinde bambaşka dinlemekleri olan bir yer.
Hiçbir kimseyle kıyaslayamıyorsunuz.
Muhtemelen hiçbir yerde, dünyanın hiçbir yerinde iyi aile tablosu yok.
Olması da zaten beklenen bir şey değil.
Olmasına da gerek yok.
Önemli olan iletişimle beraber en orta yolu bularak en huzurlu şekilde yaşamayı öğrenme hali.
Çünkü bambaşka karakterdeki insanların hele ki doğduğunuz evden bahsediyorum sonrasında kendi seçtiğiniz partnerle kurduğunuz aileden değil çünkü o daha farklı bir seçim.
Ama doğduğunuz ailedeki Muhtemelen hiçbir insanla karakterleriniz benzemiyor oluyor ve bu insanların sürekli bir arada olup kardeş kıskançlıklarıyla ya da yaşadığınız bazı acılarla beraber harmanlaşması,
büyümesi hele ki o büyüme sancılarından beraber geçilmesi, bunu travmasız atlatılması bence mümkün değil çünkü Amerikalıları da gördüm.
Dışarıdan baktığımda çok daha pozitif duran şeylerin içerisine girdikçe bambaşka muhtemel.
patolojik durumların olduğunu biraz daha fark etme şansına sahip oldum buradaki yaşadığım süre boyunca.
Tabii böyle söylerken bir şeylere ithamda bulunuyormuşum gibi oluyor.
O yüzden biraz açmak istiyorum. Amerikalılarda genel olarak biraz böyle keep sweet kültürü yaygın.
Yani sadece pozitif kalmanın daha makul olduğu, olumlu şeylerden bahsedilmenin daha makul olduğu, olumsuz şeyleri ortaya çıkartıp Ne gerek var?
Hani huzurumuzu kaçırma, tadımızı bozma kültürünün bence an ve an yaşandığı bir kültür burası.
Kendi içlerinde de aslında bunun sıkıntısını yaşıyorlar.
Gözlemlediğim bir kısmında biraz böyle bottle down deniyor.
Yani duyguları çok dışarıya çıkartmamak, kavga etmemek.
Üstlüpten bahsetmiyorum.
Genel olarak rahatsız olduğu şeylerden bahsetmemek bile burada biraz daha yaygın ve baskın olan bir kültür.
Daha pozitif kalmak, bir şeyleri daha...
Yüksek enerjide cevap vermek gibi.
Bizde de tam tersi var.
Biraz her şeyin ağzımızda olması, pat diye söylememiz, ne sakın canım canım tabii ki de bilsin, tabii ki de anlasın gibi.
Hatta bazen biraz fazla agresifliğe kaçtığımız, öfkenin daha baskın olduğu.
Bu arada bunları stereotip gibi söylüyorum.
Lütfen öyle anlaşılmasın.
Genelledim, çerçeveledim ama siz kendinize uyan kısmı alın, uymayan kısmı bırakın.
Çünkü yıllardır sosyal medyada olduğum için şey de oluyor.
Yani sen kendinden bahsediyorsun gibi bir durumda oluşabiliyor.
O yüzden size uymuyorsa tabii ki de bölümü muhtemelen niye dinliyorsunuz gibi bir şey.
Ama biz devam edelim.
Bu dinamiklerde...
Hele ki bizim gibi bir kültürde biraz daha müdahalenin baskın olduğu, rapor edilmenin baskın olduğu, haber verme, izin alma, gidebilir miyim, yapabilir miyim, şunu şuradan şuraya koyabilir miyim
gibi sadece kendi ailemden bahsetmiyorum.
Dışarıda gördüğüm, gözlemlediğim, büyürken, televizyonda vs.
karşılaştığım şeyleri şu an ele alıyorum.
Şimdi böyle yerden gelip ayrışmak, ben bunu istiyorum, ben böyle bir hayat kurmak istiyorum demek çok zor.
İki durumda da bu bahsettiğim Amerikan aile kültüründe de bizim kültürümüzde de aslında ele alınması gereken ilk şey iletişim.
Değil mi? Yani baktığın zaman çok kolay yani daha moment gibi oluyor.
Hani bunu düşünemediniz mi gibi oluyor ama çok zor.
Amerika'da da çok zor, Türkiye'de de çok zor bence.
Yani bu kültürlerde çok zor.
Çünkü Amerika'da da birazcık böyle hani ne gerek var şu an?
Neden huzurumuzu bozuyoruz?
Yani bunu... Şu an bahsetmemiz gerekiyor mu?
Kendi içinde hallet, onu özdeştir.
Böyle kendi içinde yani bunu süzgecinden geçir, sindir ve gel, hayata geri dön gibi olabiliyor.
Ya da şimdi Amerika'da biraz you do you kültürü çok daha baskın olduğu için yani sen istediğini yap dendiğinde beklentiler, bu biraz olumlu aslında burada bahsettiğim şey.
Beklenti neredeyse yok derecesinde olduğu için çok da yanlış anlaşılmaya müsait bir taraf yok Amerika kısmında.
Ama... İletişim olmadığında, sen bir şey beklediğinde ve onu söyleyemediğinde ya da beklentinin beklenilmemesi gereken bir şey olduğu mesajı verildiğinde sen biraz kendinden vazgeçme durumuna da geçebiliyorsun.
Bunu anlatabildim mi? Yani toplum senden ya beklenti olmasın, herkes istediğini yapsın, o süper, cool, chill olduğunda bir şey beklediğinde söyleyemiyorsun.
Bunu söylemek, dile getirmek, ortaya çıkartmak belki olumsuz algılanabiliyor.
Olumsuz Amerika'da istenilen bir şey değil.
Öyle olduğunda böyle bir handikap var.
Sen burada sıkıştın. Türkiye'de de senin bir şeyi istemen, gruptan ayrışman, onu ifade etmen yani oradan çıkman çok zor.
Bunu dile getirmek ve uygulamak hele ki aile daha anne baba dominant bir aileden geliyorsan çok daha zor.
Böyle bir durumda da işte iletişim dedik.
İletişimden kastım da tabii ki de hemen birileriyle iletişmeden önce bir şeyleri süzgeçten geçirmek gerekiyor.
Öncelikle kendi aile bağlarınızı bir düşünün.
Nasıl aileden geldiğinizi.
Size fark etmeden, belki fark ederek neler öğretildiğini, din, dil, kültür, neyse artık o sizin kendi imajınızda.
Neler öğretildiğini bir süzgeçten geçirmeniz gerekiyor.
Sizin için aile ne demek?
Aile bağları ne demek?
Bunu anladıktan sonra...
Buradan nasıl bireyselleşilebilir, nasıl kendini gerçekleştirme yoluna, kimseyi de incitmeden, hem kendine ait sorumluluklarını hem ailene olan sorumluluklarını çok da yıkmadan
bu sistem nasıl kurulabilir bunun üzerine çalışmak gerekiyor.
Bizim bu böyle konularda konuşurken olumsuz gibi anlattığımız işte her şeye müdahale eden, her şeyi beraber yapan aile Aslında günün sonunda senin evrimsel sürecinde o yalnız olmadığını,
toplumun bir parçası olduğunu, günün sonunda başına bir şey gelirse arkanda koskoca bir ailen olduğunu da hissettiren kocaman bir yer orası.
Yani onu yok etmek, ondan ayrı düşünmek çok zor.
Gerçekten çok zor. Yani dünyanın neresine giderseniz gidin bir ayağınız orada kalıyor.
Kendimden biliyorum. Amerika'daki gibi bir kültürde de yalnızlaşmanın biraz daha yüksek olduğu bir süreç olabiliyor.
Çünkü aile bağları kuvvetli belki okey ama iletişim daha az.
Günlük iletişimden bahsediyorum bu arada.
Hani o raporlandırmalardan, hesap vermelerden şikayet ediyoruz ya.
Amerika'da da hiç yok çünkü. O yüzden burada da bir yalnızlaşma, birbirinden kopma, uzaklaşma, birbirini tanıyamama durumu da olabiliyor.
Tam da burada sizin için roller nedir?
Siz ailede hangi role sahipsiniz?
Anne misiniz, baba mısınız, kardeş misiniz, abla mısınız?
Bu rollerin sizin üzerinizde yarattığı etki ve sorumluluklar neler?
Biraz onlara bakabilirsiniz, biraz onları düşünebilirsiniz.
Ve sizin üzerinizde belki istediğinizden fazla mı sorumluluk verildi sizin adınıza bu aile dinamiğinde?
Belki kaldıramayacağınızdan fazla mı oldu bu sorumluluk?
Eğer ki böyle bir durumla karşılaştıysanız...
Zaten aileden ayrışma ya da aileden uzaklaşma isteğinizin çok yüksek ihtimalle ilk sebebi budur.
Kaldıramayacağınızdan fazla sorumluluk verilmesi.
Mesela bizim gibi toplumlarda baba neden bilmiyorum çok üzücü ama genelde erken gidiyor.
Genelde de evin içerisinde erkek çocukları varsa baba rolü Biraz fark etmeden onlara yükleniyor.
Belki para kazanması isteniyor.
Belki bir an önce büyüyüp ailede bir erkek modelinin dışarıya sunulması isteniyor.
Yani sizi koruyan, kollayan, evin başında bir erkek olduğunu hissettiren.
Ama maalesef ki bu bir çocuk için çok ağır.
Ve de maalesef ki bu biraz fark etmeden yapıla gelen bir şey olmuş bizim gibi topluluklardan.
Kadınlar içinse mesela benim rolümde bir önceki bölümde bahsetmiştim para kazanmakla alakalı bölümde.
Ben kendi kendimi baba rolüne koydum.
Kimse benden öyle bir şey talep etmedi.
Kimse bana bunu sormadı.
Ama ben kendi kendime kahramanlık sendromunu geliştirip ben bu aileyi kurtaracağım kisvesinde bir aksiyona geçmiştim.
Ve yıllarca peşinde gittiğim bir aksiyondu bu.
Fark etmeden yani tamamen kör bir şekilde.
Çünkü tamamen ona kanalize olmuştum.
Çok uzun yıllar. Şimdi buradan baktığımda işe yaradığını görüyorum.
Birçok yerde işe yaradığını görüyorum.
Sanki bana da hizmet eden bir aksiyon olmuş bu.
Ama psikolojik olarak da acayip yoğun ve yorucu bir süreçti.
Yine bizim gibi topluluklarda diyeceğim.
Kız çocukları anneye annelik yapma girişiminde de bulunabiliyor.
Daha çok şefkat gösterme.
İşte annem bir şeyleri yaşayamadı yaşasın.
Annem okula gidemedi. Onun için şöyle bir şey yapayım.
Mesela benim annem örneğinde kendisi Arapça öğreniyor.
Ben onun Arapça öğrenmesini nasıl destekleyebilirim?
Bunlar kötü şeyler değil bu arada.
Yani tabii ki de annenizi destekleyebilirsiniz.
Hediyeler alabilirsiniz. Anneniz babanız için ekstra bir şeyler yapabilirsiniz.
Ama tabii hayatın en önemli tarafı yine dengeden bahsediyoruz.
Dengeli oldukça, kendinizden bir şeyler vermedikçe, o yoğun ve yorgun sürece girmedikçe bunlar tatlı şeyler.
Ama ne zaman ki kendinizden bir şeyler verdiniz, kaldıramayacağınızdan fazla yükü kaldırmaya kalkıştınız.
Orada işte durum değişiyor.
Orada çok yüksek ihtimal profesyonel yardım gerekiyor.
Benim durumumda ben profesyonel yardımla bunu biraz daha aşabildim.
Çünkü benim öğrendiğim ve olması gereken şey buydu.
Aile ne demektir?
Aile her şeydir. Tabii parantez içerisinde söylüyoruz.
Aile her şey demek değildir.
Parantezi kapattık.
Ama ben büyürken bunu öğrendiğim için benim annem bir bisküvi paketini dörde bölerek bize verdiği için ben uzun yıllarca neyim varsa ailenin bir parçasıdır.
Aile olarak bizim ilerlememiz gerekiyor.
Aile, aile, aile, aile biraz fazla içine girdiğim bir alan oldu.
Üniversite dönemi geldi.
Ben artık bavulumu, bohçamı topladım.
Kayseri'ye, Erciyes Üniversitesi'ne Çin dili ve edebiyatı öğrenmek için gittim.
Zaten 18 yaşındayım.
Zaten hayatımın en en baharındayım.
İnanılmaz mutluyum.
Üniversiteye kayıt olmaya gittiğimizde bize verilen kitapçıkta bütün sosyal etkinliklere tık atıyorum.
Hepsine gireceğim diyorum.
Zaten hep sosyal bir çocuktum ama üniversitedeyim ben ya artık üniversite.
Hiç kimseyi tanımadığım bir şehre gidiyorum.
Bunlar galiba 18 yaşında zaten olması gereken bir şey olarak yaptığınız için mi korkutmadan oldu?
Şimdi düşündüğümde 18 yaşında çocuğumu hiç bilmediği bir şehre tek başına gönderebilir miyim bilmiyorum.
Ama ben ilk defa 15 yaşında 17 saatlik otobüs yolculuğuna çıkmışım.
Bodrum'da yazları işte çalışıyorum falan filan.
Hani zaten cabbar bir tipim normalde.
Kendime verdiğim kimliklerde de bu var aslında.
Ama Kayseri'ye gitmek işte üniversite.
de okumak. Hemen yurtta kaldığım için yurtta anında bütün insanlarla tanışıyorum.
Arkadaşlık kuruyorum. İşte telefonlarını falan alıyorum.
Kantinlerde yemekler yiyoruz falan.
Bir şekilde orada survival kitlerimi hazırlamışım.
Çevre yapmam lazım. Odadaki arkadaşlarımla iyi anlaşmam lazım.
Bunları nereden duydum, nereden aldım bilmiyorum ama paketlerim hazır.
Benle beraber duruyorlar yani ve sevilmem gerekiyor.
Şimdi 18 yaşındaki haliyle ve bu bahsettiğim dinamiklerle yeni bir alana girdiğim için aile aklıma gelmiyor.
Aslında ilk ayrışmayı burada yaşamışım.
Dediğim gibi en küçük kardeşim 11 yaşında, diğeri 15 yaşında.
İkisi de zaten minicikler okula falan gidiyorlar.
Evde bir annem ve iki tane erkek kardeşim kaldı.
Abla olduğu için benden bir üstteki.
O da evde yok. Üç kişi kaldı evde.
Benim için aile olan yerde.
Onlar kaldı. Ve o dakikadan sonra aslında benim konum değiller.
Benim hikayemde yoklar.
Ben her gün bambaşka bir durumdayım.
Kendi kendimi var etmenin, kendi kendimi gerçekleştirmenin savaşındayım, amacındayım, idealindeyim.
Ve sürekli yeni şeyler öğreniyorum.
Hırpalanıyorum. O aşağılık kompleksimin tetiklendiği yerleri yaşıyorum.
Çok tatlı. Geri dönüp baktığımda gerçekten çok şanslıydım galiba.
Hem yaşadığım yer, kaldığım ev, okul, sınıf arkadaşlarım, öğretmenlerim.
Mükemmel bir üniversite dönemi.
Bulunduğum sosyal aktiviteler vs.
Aslında tam yaşamak istediğim şekliyle yaşamışım.
Dolu dolu insanlarla.
Ama tabii üniversitedeyken bir Çin dönemim oldu.
Çin'de yaşadım bir yıl. Geri döndüm.
Sonra Kayseri'de bir işe girdim.
Ama Kayseri'de işe girmeden önce de şeyin savaşını yaşadım.
Üniversite bitti. Eve dönmem gerekiyor galiba.
Anne yalnız. İki tane erkek kardeşi var evde.
Ben iş bulsam ve onların yanında kalsam sanki daha iyi olacak.
Ama benim ideallerimde, benim istediğim tabloda böyle bir şey yok.
Zonguldak gibi bir yerde yaşamayı zaten istemiyorum.
Çünkü büyürken çok güzeldi.
Teşekkür ediyorum Zonguldak'cığım.
Ama artık bana yeni şey katan, beni ileriye götüren...
beni heveslendiren, heyecanlandıran ya da bana ilham veren bir şehir değildi.
Bunun şehirle alakası yok bu arada çünkü ben Şahay'dan ayrılırken de artık Muratlı'ya geldiğim için ayrılmıştım.
Yani bazen şehirlerin ömrü olabiliyor.
Benim hayatımda...
Böyle ilerledi. Geçmişe dönüp baktığımda genelde her yerde 2 yıl kalmışım.
Mesela 2 yıldan sonra hep ya evi değiştirmişim ya şehri değiştirmişim.
Bir hareketlilik durumundayım.
Bundan da yoruldum. Ayrı bir mevzu bu.
Neyse şimdi üniversite için evden ayrılma, aileden ayrışma çok güzel bir sebebi olduğu için sağlıklı bir şekilde ilerledi.
Yani eğitim için gidiyorum.
Hele ki benim annem çocukluğumuzdan beri eğitimi bize bayağı bir empoze eden bir anne olduğu için.
Teşekkür ediyorum anneciğim. Eğitim için gitmem mükemmel bir destek.
İş için de bu arada destekler annem.
Keza zaten şahay sürecini biraz bahsedebilirim ileride.
Ama kendi içimde bir sıkıntı yaşıyorum.
Kendi içimde zaten aileden uzaktaydım birkaç yıldır.
İşte iş bulup geri dönüp o maddiyatı da desteklemek istiyorum.
Onlara bir teşekkür etmek istiyorum aile içerisinde.
Ama duygusal olarak istiyorum.
Kendimi gerçekleştirme serüvenimde böyle bir şey yok.
Ben tekrardan aileye dönemem.
Bağımsızlığımı kazanmışım.
Birkaç iş yapmışım.
Her şeyin tadına varmışım yani o özgürlüğün ve bağımsızlığımın ve de yurt dışında da yaşadığım için bu üniversite bitmeden önce bir Amerika bir Çin tecrübemde olduğu için beni artık küçük bir şehre kapatamazsınız bence.
Hani o anki reaksiyonum da biraz isyankar aslında ve biraz agresif genel olarak.
Böyle bir çatışma yaşıyorum içimde ama bunu oturup annemle konuşmuyoruz, bunu oturup bir terapiste konuşmuyorum.
Kendi kendime bir şeyleri değerlendirmişim, kategorize etmişim.
Ama istediğim ve kendimi gerçekleştirme dediğim yere uymadığı için de zorlanıyorum.
Neyse ki bu süreçten geçerken Kayseri'de bir iş buldum.
O iş tecrübesi de komik bir...
Ama en azından daha smooth bir geçiş oldu.
Zonguldak'tan tekrardan Kayseri'ye döndüm.
Bir de o dönem bir ex-boyfriend'im var.
Onunla aynı şehirde tekrardan olma düşüncesi, arzusu çok güzel, çok tatlı.
22 yaşında bir gencin yapmak isteyeceği en güzel şeylerden bir tanesi.
Çünkü biliyorsunuz bizim toplumumuzda sevgililik güzeldir ama ayrılık süreci daha bir tatlıdır.
Yani onun içindeki acı.
Saçma ama o dönem öyleydi benim için.
Yani onunla karşılaşma ihtimali, bir araya gelme ihtimali falan.
güzel. Bir de profesyonel iş hayatına atılmışım.
Full time çalışıyorum. Hayatımda ilk kez onu para konusunda bahsetmiştik aslında.
Çok kaba bir patronum vardı.
O yüzden komik bir tecrübeydi o.
Geri dönüp baktığımda ama ayrışabildim tekrardan.
Şimdi sağlıkla ayrışabilmek için de bir sebep bazen faydalı olabiliyor.
Yani iş olabilir, eğitim olabilir, belki evlilik olabilir.
O aileden çıkmak. Burada iletişim, konuşmak keşke oturup hisler konuşulsa.
Benim annem genelde desteklediği için iş hayatımı, eğitim hayatımı çok konuşacağımız bir şey olmadı aramızda.
Ben kendi içimde az önce bahsettiğim gibi zorlandım.
Yani annemin hiçbir zaman benden talebi artık bizimle gel, bizimle yaşa, kazandın parayı bize ver gibi hiçbir zaman öyle bir talebi olmadığı halde ben öyle bir yükümlülük hissediyordum üzerimde.
O yüzden gerçek sorumluluklarınızı bilmek, anlamak, kendi kendinize mi verdiniz, birileri mi size verdi ve bunlar sizin istediğiniz şeyler mi?
Bunları fark etmek çok önemli.
Burada tabii iletişmek, enfati kurmak, aile bireyleri arasında oturup...
hislerimizi anlatmak ideal dünyamızda mükemmel olabilirdi.
Ama ne var ki hiçbirimiz o ideal dünyalarda yaşamıyoruz.
O yüzden kendi kendine gelişen bir şey oldu günün sonunda.
Fakat neyse ki destek ve bağlantıyı sürülebilme şansım vardı benim.
Yani hala ailemle yetişim halindeyim.
Bağlantım kuvvetli.
Desteğim kuvvetli.
Ara ara... Maddi manevi yardımlarım oluyor.
Aileme ziyaret ediyorum onları.
Mümkünse bayramlarda bazen annemi başka şehirlere gezmeye götürüyorum falan.
Fark ettiyseniz aslında aile dinamimde benim için biraz daha ön planda olan ve önem arz eden kişi annem.
Kardeşlerim kendi başlarının çaresine bakarlar.
Onlar da kendi yolunu kendileri çizecekler.
Kendi istekleri var, arzuları var.
Bildiğim de bir yer olmadığı için müdahale ettiğim ya da çok daha dahil olduğum bir yer değildi.
Ben biraz daha anne kısmına odaklıydım.
Dediğim gibi anneydi. Ara ara seyahatlere götürmek, yanına gitmek, beraber bir şeyler yapmak, alışverişe çıkmak ya da onun benim yaşadığım yere ziyarete gelmesi gibi haliyle...
Bağlantımızı sürdürdük.
Dediğim gibi benim annem o konuda şöyle şanslıyım.
Gerçekten hayatı boyunca kadın eğitimi ve kişisel gelişimi son derece desteklemiş bir kadın.
Kendi imkanları dahilinde çok fazla okul hayatını yaşayamamış olduğu için çok yüksek ihtimalle.
Bizim yani hayatım boyunca ya duyduğum şey okuyun okuyun okuyun okuyun okula gidin üniversite falan olduğu için annemin en sevdiği şarkısı.
Benim bunu almamış olmam mümkün değildi kendi adıma.
Çünkü anneye karşı bir düşkünlüğüm var.
Baba gitti, anne kaldı.
Benim için anne orası, anne kısmı çok önemli.
Ve anneyi de mutlu etmek istiyorum.
Yani benim ta doktorlara kadar gitmemin bir sebebi...
Anne olabilir. Annemi mutlu etmek.
Çünkü benim akademik dünyayla çok bir alakam yok.
Ben şu an yaptığım için insanıyım aslında.
Ama o dönemler bunu çok da fark etmedim.
Ya da işte aman devlete girelim.
Buralar daha güvenli gibi bir şey alttan alta bana da verildiği için kenarda dursun diye muhtemelen doktoraya kadar gitmişti dönemim.
Keza doktora bitmedi.
Hala Şahay'da üniversitede doktora öğrencisiyim bu arada.
Kitap yazarsam bitecek.
Bir gün. Bu kadar anlattıktan sonra işte konu şuraya geliyor.
Kendi yolunuzu bulma ve çizme sürecinde yalnızsınız.
Yani annenizden, babanızdan, akrabalarınızdan, arkadaşlarınızdan aldığınız tavsiye ya da onlardan gelen tetkiklerle olabilecek bir şey değil.
Kendinizden vazgeçmeden nasıl, nerede, kimlerle gerçekleştirebileceğinizi fark etmek.
Sıkça iletişimde olmak, empatiyi kurabilmek, annenizin nasıl hissettiği, annenizin bir şey söylerken ne demek istediğini ya da kardeşlerinizin, babanızın olabilir bu bireyler.
Bunları biraz anlamak, bir de onların açısından bakmak.
Çünkü bizde bir içsel olarak çatışmaya çok daha müsait bir yapı var.
İsyankarlık. Bir tık böyle hoşuma giden de bir şey aslında.
Ne kadar olumsuz bir şey gibi bahsetsek de ben haklarını savunan tabii üslup çok önemli ama haklarını savunan, karşı çıkan biraz böyle ters yöne giden yapıyı
daha çok seviyorum. Sen bana bir şey söylüyorsun ama ben bunu istemiyorum.
Yani benim istediğim şey bu.
Hani orta yolu bulalım.
Orta yolu bulmayalım ben bazen kapıyı çarpayım gideyim.
İstediğimi yapayım. Kafama göre eve geleyim.
Ama Ben üzerime basılmasını ya da hayatımın hiçbir evresinde bana bir kılıf sunulmasını hiçbir zaman kabul edemedim.
Belki o yüzden birçok yaptığım şey aslında bir şeylere karşı gelmek için bile olmuş olabilir.
Bunları da fark etmek önemli.
Mesela terapilerde biraz bunlardan bahsettiğimizde bende daha mamut yaratabiliyor.
İşte bir şeyi yapmamak için.
Başka bir şey tercih ediyor oluyorsunuz.
Kendinizde eksik olan bir şey gidermek için kendinizde var olan şeyleri görmezden gelebiliyor olabiliyorsunuz.
Bunlar böyle fark edince falan olduğum yerler oluyor benim.
Yani kim bilir neler kaçırdım ya da neye ne kadar gereksiz enerji ve zaman harcadım bilmiyorum.
Ama bu aileden ayrışma mevzusu bizim gibi topluluklarda dediğim gibi Amerika'ya göre.
Çünkü Amerika'yla kıyasladık başından beri.
Çok çok daha zor. Yani anneciğim ben işte başka bir şehirde okumak istiyorum.
Babacığım ben şöyle şöyle bir şehirde okumak istiyorum.
Ya da şu bölümü okumak istiyorum.
Benim tercihim bunlardan yana.
Ya da okulum bitti. İşte ben bu şehirde yaşamaya devam edip muhtemelen bir erkek arkadaşımla eve çıkmak istiyorum gibi.
Kendi kendinize aslında içsel olarak yapmak istediğiniz şeyleri öyle yapmak kolay olmuyor.
Hele ki biraz baskıcı ya da kontrolü daha fazla olan bir aileden geliyorsanız.
Ama aile dinamikleriniz bu diye kendinizden de vazgeçmemeniz gerekiyor.
Kendi kendinize baktığınızda nasıl bir hayat yaşamayı istediğinize verdiğiniz cevaplara göre bunlarla uyuşmadığında muhtemelen en sağlıklı haliyle bu süreçten geçmek gerekiyor belki bir terapist
yardımıyla. Ya en en yardımcı olan şey iletişim.
Belki o iletişimler başta olumlu geçmeyecek, yüksek kavgalar olacak.
Belki... Çok fazla kalp kırılacak.
Ama sırf bunlar olmasın diye de kendi isteklerinizden, hayallerinizden vazgeçmemeniz gerekiyor.
Bu arada konuya bir erkek arkadaşı sokuşturdum diye umarım öyle sınırlı kalmaz.
Bu dediğim gibi kendi ailenizden ayrı bir evde yaşamak olabilir.
Belki onlarla her gün telefonda görüşmek istemiyorsunuz.
Belki ortak yaptığınız şeyler var ve bunun dışına çıkmak istiyorsunuz.
Muhtemelen yapılarınız, karakter yapınız yani çok farklı.
Araya biraz mesafe koymak istiyorsunuz.
Yani en vurucu kısma geldik aslında bunu söyleyerek.
Şu sınırları belirleyebilme bizde çok önemli.
Bireyselleşebilmek ve kendi sınırlarını yine kalp kırmadan yine saygıyla beraber o çizebilme durumu çok çok önemli.
Çünkü fark etmeden...
şeye müsait yapılarda olabiliyoruz hani o sınırları geçme mesela tavsiye sormadan biri size tavsiye sormadan ona tavsiye verme ya da onun iyiliğini düşündüğünüze inanarak ve karşınızdakini
de inandırmaya çalışarak onlara müdahale etme gibi şeyler olabiliyor hepimizin hayatında bir parça olmuştur bundan eminim O yüzden kendi sınırlarınızı belirleyebilmek, kendi sınırlarınızı
anlayabilmek bile bir mesai istiyor.
Yani ben neyi seviyorum, ben neyi sevmiyorum, kimlerle yakınlaşmak istiyorum, hayatıma ne tür insanları sokmak istiyorum.
Hani şu beş kişi kuralı var ya, siz aslında hayatınızdaki o beş kişi kadarsınız.
Yani o zamanınızı bol bol geçirdiğiniz insanlar kadar dünyanız şekilleniyor ve onların hayata bakış şekli aslında sizin kurmak istediğiniz hayat şekline uymuyorsa uzaklaşmanız gerekiyor ve bu uzaklaşma...
İlla kalp kırarak, yırtıcı olarak değil, iletişimle.
belki ufak ufak ara vererek, mesafe koyarak olabiliyor.
Yani burada toksik insanlar olarak bahsetmiyorum.
Çünkü kendi bakış açıları onların kurmak istediği dünyada onlar mutluyken bu size uymayabiliyor.
O yüzden hani bunlar eşittir, toksik değil.
Sadece gerçekten sizin kendi hayatınızda nasıl insanlar olmasını istiyorsanız, siz nasıl insana dönüşmek istiyorsanız, yine o mimalde bu çizgilere uyan çevreyi oluşturmak, gittiğiniz
yerler, Belki aldığınız kurslar, belki yeni bir ülke deneyimi gibi gibi şeylerle şekillenebiliyor.
Ama dediğim gibi bu sınırları anlayabilmek için bile bir mesai gerekiyor.
Çünkü kendinize aslında inandırdığınız şeyler, hani ben böyleyim, ben şöyleyim, bunu severim, bunu sevmem dediğiniz şeyler bile belki de size verilmiş şeyler olabiliyor.
Bunun için de süreç gerekiyor.
Hepsi zamanla olabilecek olan şeyler.
Fark ettiğinizde sınırları biraz daha koyması kolay olan şeyler de oluyor.
Hayır demek mevzusu mesela.
Bu tamamen başka bir podcast konusu.
Çünkü ben hayır diyebildiğini zanneden insandım yıllar boyunca.
Çünkü hayır demeyi şey zannediyorum ben.
Sinemaya gitmek istiyor musun? Hayır.
Haha hayır diyebiliyorum.
Dondurmayamak istiyor musun? Hayır.
Haha ben hayır diyebiliyorum.
Ama öyle değil. Bambaşka bir konu.
Çok derinlikleri olan. Böyle çok sinsi olan bir konu.
O yüzden o sınırları belirleyebilmek.
Buna sadık kalmak.
Karşınızdaki insana bunu aktarabilmek.
Aynı zamanda karşınızdaki insan da size böyle geldiğinde bunu üstünüze alınmadan, alınganlık yapmadan, küsmeden, etmeden, kavga etmeden kabul edebilmek.
Mesafeleri koyabilmek. Yani burada Amerikanlaşalım demiyorum.
You do you yapalım demiyorum.
Hani sen ne istiyorsan onu yap kanka.
Chill. Hani I'm cool, I'm chill modu da yok burada.
Ama en sağlıklı halde aileden nasıl ayrışabiliriz?
Nasıl birey olabiliriz?
Birey olmanın tadına nasıl varabiliriz?
O sorumluluklarımızı alıp, bağımsızlığımızı kazanıp.
Artık hayatta ben de varım.
Yani iki ayağımın üstünde sapasağlam duran bir bireyim.
Gencim, yetişkinim diyebilmek ve bunun tadına varabilmek.
Bir mesai, bir yolculuk, zamanla gelişen bir şey.
O yüzden denemelere devam.
En iyi versiyonumuza ulaşmaya devam.
Umuyorum ki keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Sorularınız varsa Instagram üzerinden ya da e-mail yoluyla bana her zaman ulaştırabilirsiniz.
Hatta yeni bölümlerde böyle sizden gelen sorulara cevap verdiğim bir şey de yapmak istiyorum ilerleyen zamanlarda.
O halde hepinize hoşçakalın diyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
