
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Günaydınlar, yılın son bölümüne hoş geldiniz.
Eğer beni gerçekten sabahın yedisinde dinliyorsanız hepinizin gözlerinden kocaman öpüyorum.
Yani bunu illa hemen sabahın ilk kürü dinlemek zorunda değilsiniz ama bunu yapanlara ayrıca teşekkür ediyorum.
Bir de bölümün başında şey hatırlatmak isterim, bana 5 yıldız verirseniz ayrıca Spotify'dan En İyi Versiyonun hesabını takip ederseniz ben acayip mutlu oluyorum.
Gönderdiğiniz DM'ler, yaptığınız puanlamalar, değerlendirmeler beni gerçekten çok mutlu ediyor.
Zaten 2025'in Spotify Rapt'inde çok güzel sonuçlar aldık.
bahsetmiştik. Ekstradan ona da yine teşekkür etmek istiyorum.
Bugünkü bölümün konusu İngilizce'de ve Çince'de çok kullanılan bir deyim aslında.
One step at a time İngilizcesi.
Çince'si de man man lay.
Şimdi bizim topraklarda yetişen insanlar için bu birazcık zor.
Ne demek bu? İşte bir adım bir adım git, hani biraz zamanı bırak, yavaşla, akışını bırak gibi şeyleri biz daha çok lafta söylüyoruz.
Genel mizacımız hemen olsun, çabuk olsun, yürümeden koşayıma yatkın olduğu için bizim için beklemek, sabretmek gerçekten çok zor.
Bunu daha çok kendimden biliyorum.
Hele ki bir Karadenizliyim ben.
Hemen yalap şulap da olsa bir şeyleri çabucak yapmak, itiş ve kakışmak bile olsa hemen halletmek istiyorum.
Yani sloppy oluyor. Daha çok böyle üstün körü oluyor.
Ama halledilmiş olsun gibi bir yaklaşımım var.
Bundan çok memnun değilim.
Ve biliyorsunuz ki genel davranışlarımız işte başka yerlere de yansıyor.
Yani tek bir yerde tıkılı kalmıyoruz.
Bir konuda sabırsızlık gösteriyorsan başka birçok konuda sabırsızlık gösterme ihtimalin oluyor.
Ve ben insanlardan bu konuda çok fazla ikaz alıyorum.
Yani İngilizce'de dediğim gibi işte one step at a time acele etme zamanı bırak deniyor.
Özellikle Zach bana sürekli bunu söyler.
Kendisine de söyler bu arada.
Çünkü hani ben özellikle hemen olsuncuyum.
Bekleyemiyorum. Dediğim gibi Çince'de de bunu çok sık kullanırlar.
Man manlar yani bunun içerisinde birazcık teselli de var aslında.
Ama tesellide de hani kötü bir şey yok baktığınız zaman.
Biraz bekleyelim akışına bırakalım gibi düşünebilirsiniz.
Bu akış konusu da son zamanlarda şöyle yükseliyor bende.
Bazen uyanıyorum ve şey diyorum evde bir akış yok.
Enerji tıkanıklığı, enerji durgunluğu var gibi geliyor.
Bunu da daha çok işte pencereleri açarak, biraz böyle palosanto yakarak, evin bazı eşyaların yerini değiştirerek, evi temizleyerek o akışı başlatıyorum.
Bazen işte duş alıyorum.
Bazen ama yani. Öyle gibi oldu.
Hayır her gün duş alıyorum merak etmeyin ama bazen duşumda da işte su enerjisinden faydalanmak istiyorum.
Bazen tuz kullanıyorum üzerimde.
Çünkü bir tıkanıklık olduğunda ben hissediyorum maalesef.
Ve yine akupuntura geri döndüm.
Çünkü vücudumda gerçekten böyle bir akışın yavaşladığını hissediyorum.
Akupuntur genel olarak çiğ enerjinizin ya da vücudunuzdaki kan akışının daha böyle durağın olduğu yerleri açmak üzerine bir Çin tıbbı aslında.
Yani ilginizi çekiyorsa kesinlikle tavsiye ederim.
Çünkü gitmeden önce biraz daha şey dedim öf ya hiç gidişim yok işte.
Oysa ki karşıda yani hani iki durak uzaklığımda bir yerde gideceğim yer.
Ama böyle hani üşenirsiniz ya ilk başta.
Kendinize bile bazen iyi gelmek istemezsiniz.
Üzücü ama gerçek. O yüzden böyle erteliyordum.
Ya gitmeyeyim, bugün gitmeyeyim, haftaya giderim gibi.
Erteleye erteleye bugüne geldik.
Yani 8 haftadır erteliyordum.
Ameliyat öncesinde işte bırakmıştım.
Şimdi tekrardan döndüm ve akupunturdan çıktıktan sonra müthiş bir rahatlama.
Yani bu sihir değil.
Öyle bir söz de vermiyor size.
Ama biraz böyle vücudunuza izin verdiğinde o akışın tekrardan başladığını hissediyorsunuz.
Yani duranlık, hareketsizlik bizi daha çok böyle bir yerde sıkışmış hissettiriyor.
Benim bir diğer dikkatimi çeken konu da şu oldu.
Zihin ve beden gerçekten hem birbirine bağlı ama çok da farklılar.
Yani zihinsel olarak bir rahatlamaya geçtiğimi düşünüyorum ben.
Ama vücudum hala böyle sinir sistemi alert şeklinde devam edebiliyor.
Bu bazen zihnin dışında oluyor.
Çünkü mesela yine ameliyat sonrasında şunu fark ettim.
Kan verirken bile canım daha çok acıyor.
Yani muhtemelen ameliyat esnasında vücudum bir şoka uğradı.
Ve ben bunu vücudumla halledemediğim için henüz görüşemediğimiz için bu konuda.
Birçok alanda daha da hassaslaşmışım.
Mesela akupuntür iğnelerinden normalde hayatta korkmam.
Her yere batırabilirsiniz. Bu sefer şey dedim kadına çok nazik davran.
Ve karnıma işte karından olduğu ameliyat.
Oralara koyma iğne dedim.
Normalde böyle hani ya da bacak.
Ama yaptığında bile böyle etkilenmem.
O yüzden şeyi de fark ediyorsun.
Evet vücudun kendi zaman dilimi var.
Yani sen hadi bakalım iyileştik dediğinde iyileşemiyorsun.
Bir diğer fark ettiğim şey de şu oluyor.
Zihinsel olarak bazen şey diyoruz ya korkma artık tamam oldu bitti hani.
O da olmuyor. Yani duyguların, bedenin...
Bambaşka dünyaları var. Kendi hallerinde o kadar rahatlar ki onlar.
Kendi hallerinde öyle bir ajandaları var ki sen onlara hükmedemiyorsun.
İşte şöyle hisset dediğinde öyle bir dünya yok.
Bir anda böyle hemencik ruh, beden, zihin üçlüsünün uyumlanmasını, akışa geçmesini, daha iyi yüksek frekanslarda olmayı istiyorsun.
Dur diye tahmin ediyorum. Ben öyleyim çünkü.
Hemen böyle hemen iyileşelim.
Hemen eski halimize dönelim. Hatta mümkünse eski halimizden daha iyi olalım.
Şimdi bu sorgulamalarda da ben birazcık yorulmaya başladım.
Yani neyi neden istiyorum?
Gerçekten istiyor muyum?
Gibi sorgulamalar beni en azından bu sıra diyelim bunalttı.
Çünkü biraz fazla zihinde kalıyorsun bunu yaptığında.
Şimdi akış diyoruz. Akışa da hemen geçemiyorsun.
Beden diyoruz. Beden de hemen toparlanamıyor.
O yüzden ne diyoruz? İşte tekrardan en ana konumuz.
One step at a time.
Her güne azıcık da olsa bir tane bir tane adımla ilerlediğinde aslında zaten ilerlemeye devam ediyorsun.
Ama biz böyle kocaman yemek istiyoruz ya o pastadan.
Küçücük bir dilimle kalmak istemiyoruz.
Hatta mümkünse başkalarına da ne kadar büyük pasta yediğimizi göstermek istiyoruz.
Mümkünse hepsinden çeşit çeşit olsun, önümüzde dursun.
Yani en büyük ziyafeti biz yapalım istiyoruz.
Ama işte bu iştah aslında güzel.
Yani ne güzel hatta değil mi?
Yaşama hevesiniz var, iştahınız var.
Paylaşmak istiyorsunuz, görünmek istiyorsunuz.
Bunlar da hiçbir şekilde kötü bir yorum yapmıyorum, yargılama yapmıyorum.
Buralar güzel. Ama işte bazen kendi yörüngemizden uzaklaştığımızda geri dönmek...
Zaman alıyor. Geri dönerken ki kaybettiklerimizi görmek de birazcık can acıtıyor.
Hayatta canının acımasından çok korkmayı da sevmiyorum.
Yani biraz daha cesur olmak, böyle hayatı her anlamıyla yaşamayı severim.
Hayatın böyle tadını çıkartmayı, hakkını vermeyi de severim.
Ama işte son zamanlarda galiba bu yaşadıklarımdan kaynaklı kendimi böyle biraz fazla korumaya aldığımı fark ediyorum.
Canım acıdığında daha çok canım acıyor gibi düşünebilirsiniz.
Yani ay canın acıdı Nurtaç gibi içeriden ekstra bir sesle kendimi ekstra bir şefkatle karışık acıma gibi de olabiliyor.
Hasılı iyisiyle kötüsüyle kocaman bir yıl benim için göz açıp kapayıncaya kadar geçti.
Gerçekten çok hızlıydı.
Yılın başında hayır diyemediğim birkaç konu oldu ve sanki o bütün yılı etkileyecek bir parametre gibi oldu.
Yani hayır diyemediğim için kendime kızgınlığımla beraber birçok alanda...
Hayır diyebildiğim ve bazı ilişkilerimin seviyesinin değiştiği, hayatımdan bazı insanların çıktığı bir yıl oldu.
Bahsetmiştim yani bunları hepsini size anlatamadım ama arka planda çok zorlandığım da bir yıl oldu.
Sağlıktan artık bahsetmiyorum.
Yani bu sıkıldınız ama...
Sağlık size çok şey öğretiyor.
Bu kadar hırsa yaklaştığınız hani her şeyi de yaparım ben daha çok yaparım en iyi ben yaparım dediğiniz yerlerde böyle sizi tekrardan insan halinize geri döndüren bir uyarı oluyor.
Çünkü robot değilsiniz her yere yetişemiyorsunuz.
Yani hepimiz bunu biliyoruz ama ben mesela bazen kendimi insanüstü gibi davranıyorum.
Kendimden öyle beklentilerim var.
Hani daha çok yaparsın, sen daha güzel yaparsın falan.
Ama işte gerçekler siz istemeseniz de karşınıza bazen böyle laps diye çıkıyor ve gitmiyorlar.
Mesela onları ben görmezden gelmeye çalıştım, inkar etmeye çalıştım.
Ama işte burnunuzun ucunda durdukları için görmeden edemiyorsunuz.
Umarım işte onlardan alacaklarımızı almışızdır.
Bayağı bir güzel şeyler yaşamışızdır 2025'te.
Ben böyle yeni yıl için çok fazla resolution yapan...
vision board yapan birisi değilim.
Bu yıl biraz daha denemek istiyorum vision board'u.
Yani nedir, nasıldır bazen şey gibi anlatıyorlar.
Mercek yani oradaki şey aynısı oldu gibi.
Denemek isterim. Denemekte bir sakınca yok.
Ama işte kendimi en çok hatırlatmak istediğim şey Nurtaç'cığım yavaş yavaş.
Yani insansın. Kendi akışını bir bul.
Kendi ritmini bir bul ve o ritmde kal.
Bu arada işte bunlar her zaman aynı olmuyor.
Bir gün uyandığınızda vücudunuzda bir canavar oluyor mesela.
Son iki gündür öyleydim ben.
Bir gün uyandım işte kendimi iyi hissetmiyorum ve Zeki'ye şey dedim.
Hadi sen Center Park'a gidelim. Böyle sabahın körü ve soğuk.
Ama bagel yemek istiyorum. Böyle Amerikan simidi yemek istiyorum.
Ve Center Park'ta gezmek istiyorum.
Beni de iyi regüle edeceğine eminim bu arada.
Yani dışarıya çıkmak, parkta gezmek, işte o simit yemek.
Çünkü işte bagel'ı şey yapıyorsun ya böyle krem peynirli.
Normalde sevmezdim.
Şu aralar böyle çok hoşuma gidiyor.
Böyle bol bol krem peynirli akarak yediğim.
Zaten karbonhidrata düştük hepimiz.
Ve sonrasında o kadar yoğun ve o kadar güzel bir gün oldu ki.
Yani kendimi o şekilde regüle ederek günüme başladım.
Ve sanki günde... Beni o anlamda ödüllendirdi.
Yani üstüne böyle bir şeyler eklenerek daha güzel olmaya başladı.
Tekrardan ertesi günü yanlımda yine böyle hani uneasy.
Ungrounded hissederek yani köklenmemiş hissederek uyandım.
Yine tekrardan zekat edelim ki hadi gel dışarı çıkalım dışarıda kahvaltımızı yapalım.
Sonra eve döndü evden çalışacaktı.
Ben de bir kafeye gittim. Saatlerce kafede oturdum yazılarımı yazdım okumalarımı yaptım.
Bazen kafeye de şişle örgüyle gidiyorum.
Artık bunlar benim malzemelerim yani benim araçlarım.
Regüle etmek çok önemli. Duygularınızı bastırmamak çok önemli.
Çünkü genelde böyle mantıklı kalıyoruz biz.
Neden oldu nasıl oldu nasıl olacak kim ne dedi ne yapalım gibi.
Hep mantıklı yani üst beyinde kalıyoruz.
Ama böyle duyguların içine girme...
duyguların yaşanmasına izin vermek birazcık zor.
Çünkü rahatsızlıktan rahatsızlık duyuyoruz.
Bunlarla alakalı hep bölümler yaptık.
Bu kolay değil, hemen gelişen bir özellik de değil.
Yani ben şu an kötü hissediyorum deyip orada kalmak neredeyse imkansıza yakın.
Çünkü hep böyle uyuştuğumuz şeylere yönelmeye alıştık ya ekran.
Belki kötü alışkanlıklar vesaire yani hepsini teker teker söylememe gerek yok.
Onları dur demek o duygu içerisinde kalmak çok zor ama işte gelişim orada oluyor.
Reflek deniyor ya siz reflekti orada yapıyorsunuz.
Yani ne nasıl olmuş şu hissettiğiniz anda sorgulama ya da mantık çerçevesini yerleştirmekten bahsetmiyorum.
Duygunun içerisinde kaldığınız anda dönüşüm başlıyor.
Yani bu sadece farkındalık değil.
Onu gerçekten yaşadığınızda...
Vücudunuz hem ona daha çok aşina oluyor hem de ne yapacağını öğreniyor.
Ve diyoruz yani duygular, düşünceleri, düşünceler, hareketleri, etkiler vs.
diye. E tamam hani böyle bir döngü var ama biz ona nasıl müdahale ediyoruz?
Hemen müdahale mi etmek istiyoruz?
İşte davranışlarımızı nasıl yakalıyoruz?
Davranışlarımız bizi mi tanımlıyor yoksa temeli başka bir yerden mi geliyor?
Hemen mi karar veriyoruz? Felaketlendirmeler mi yapıyoruz?
Zihinler mi okuyoruz mesela?
Böyle böyle kendimizle alakalı birkaç fikrimiz var ve bazen o kişi olduğumuza inanıyoruz.
Bazen oradan çıkmakta çok zorlanıyoruz.
Bazen çıkmaya üşeniyoruz.
Bazen çıkasımız gelmiyor.
Çünkü içimize gelen de o oluyor.
Yani bunu söylemek birazcık garip ama bazı insanlar acılarına tutunuyorlar.
Kolay olan odur.
Alışkanlıktır. Daha çok dikkat çekersiniz.
Hep ihtiyaç olan kişisinizdir.
Yardım etmenize gerek yoktur. İnsanlar size yardım etmek ister.
Yani bu biraz kurban psikolojisi gibi ama dediğim gibi orada kalmak biraz daha kolaydır.
Bazen oralardan çıkmaya üşeneriz.
Yani hepimizin hayatında muhakkak bir alan vardır bununla alakalı.
Öyle yani ben bir terapist değilim, psikolog değilim, bir eğitimim yok.
Sadece kendimdeki gözlemlerim ve çevremdeki gözlemlerim üzerine paylaşım yapıyorum.
Umarım çok güzel bir yıl geçirmişsinizdir.
zorluklarıyla, kolaylıklarıyla iyi geliştiriniz.
Kendinizi bir üst seviyeye çıkardığınız bir yıl geçirmişsinizdir.
Yeni yılınız da şimdiden kutlu olsun.
O da çok güzel olsun. Daha da güzel şeyler olsun.
Paylaşımlarımız artsın. Beni dinlemeye devam edin.
Lütfen paylaşın. Arkadaşlarınıza gönderin.
Ve yeni yılda belki de daha farklı şeyler yaparız.
Çünkü aklımda birkaç proje var.
Sadece işte şu vücudum canım benim.
Hemencecik iyileşsin istemem.
Bundan kaynaklı. Daha çok şey yapmak istiyorum.
Daha çok alanlara yayılmak istiyorum.
Ama bu şey gibi değil yani. Kafasız tavuk gibi gitmek istemiyorum.
Biraz daha böyle hani on the ground.
Hani daha köklenmiş. Daha biz gibi olan versiyonuyla diyorum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
