
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Selamlar, yeni bölüme hoş geldik.
Bazen böyle bölüme başlamadan önce ses denemeleri yapıyorum ya, şarkı söylüyorum kendi kendime.
Az önce Silifke'nin yoğurdunu falan söylüyordum.
Bunun bir sebebi ben bu ara gelin evini izliyorum.
Ya sonsuz yargılamalar.
Yani siz de beni yargılayabilirsiniz bilmiyorum ama bunu izlememin en en en büyük sebebi birincisi böyle...
Türk evlerine gidiyormuşum gibi hissediyorum.
Ve bu bana çok iyi geliyor. Yani yurt dışı göçmenlik psikolojisi budur arkadaşlar.
Ben uzun yıllardır o evleri görmedim.
Hele ki avantgard tarzı olan evleri görmedim.
Yani bir 20 yıl kadar falan olmuştur.
O yüzden o avantgard altın varak falan.
Bir de şeyi fark ediyorsun.
Yıllar önce gördüğündeki halinle şu anda mesela bazı detaylar hoşuma gitmeye başladı.
Az önce arkadaşıma şey dedim. Böyle ağır bir yatak örtüsü istiyorum hayatımda.
Ve dantel. Yani bu şimdi anlık olabilir.
Hiçbirimizin panik yapmasına gerek yok.
Biliyorsun yani genetik bu sonuçta kodlanmış, içimden çıkıyor.
Hani dantelimi dolaplarıma asmak istemiyorum.
Ama hayatımda hiç dantel yapmadım.
Ve büyürken konu komşu, annen, arkadaşları falan herkes yapıyordu.
O yüzden bir tarafım bu dantel olayını merak ediyor.
Şey yapacağım, tepsi gibi kullanıyorlar.
Bilmiyorum becerebilir miyim?
Başka şeylerde becerikli olduğumu düşünüyorum ama hiç dantel denemedim.
Onun dışında sosyolojik bir tarafı var.
Bu Türk kızlarının birbirleriyle konuşma tarzı.
Muhtemelen oradaki program gereğince o kadar rahat kavga ediyorlar.
Ama yani bütün her şey de skrip değil yani.
Her şey de orada yazılı, kendi oyunculukları falan değil.
Gerçekten birbirlerine göz devirmeleri, işte o kıskançlıkları konuşmaları, birbirlerini bastırmaları işte birinci olacağım diye.
Şu anki ruh halime iyi geliyor.
Türkiye'ye de gidemediğim için iptal ettim Türkiye'ye tatilimi.
Böyle bir tarafım sanki Türkiye'ye gitmiş gibi, Türk ortamına girmiş gibi.
Geçenlerde burada arkadaşımın düğünü vardı.
Türk bir kız zaten. Ve Amerika'da Türk düğünü yaptı.
Galiba biraz da oradan hani böyle uyarıldım.
Baya bir Türk ortamına girdim.
Davul zurna, işte oryantal.
Ondan sonra yemekler, ortam, herkes Türk.
Bir hoşuma gitti yani.
Bir tarafım özlüyor bunu.
Ama konumuz bu değildi yani bayağı bir uzun.
Bir girizgahım bayağı uzun oldu.
Biraz ruh halimden de parçalar bırakmak istedim.
Bugünkü konum acı çekmekten korkmak olacak.
Tahmin ediyorum sizin de şu anda hayatınızda bu biraz daha baskın bir duygu.
Yani acı çekmekten korkmayacağım diye birçok yaşayacağımız, belki alacağımız tecrübeleri geride bırakıyoruz.
Denemek bile istemiyoruz.
Çünkü bir tarafımız o kaygıyla yaklaştığı için işte acı çekeceğim, canım acıyacak, kandırılacağım, insanlar bana yalan söyleyecek gibi gibi.
Şimdi bunu gelin eviyle ya da Türk ortamıyla şöyle bağlaştırmak istiyorum.
Yani kendi uyarlamamla bu konuyu bağlıyorum bu arada.
Umarım... Çok karışık gelmez kafanıza ama uzun zamandır yurt dışında yaşadığım için benim Türk ortamına bir hasretim var.
Çünkü büyürken çok kalabalık yerlerde büyüdüm.
Zaten küçük memlekette yaşamanın en büyük avantajı buydu.
Herkes birbirini tanır. O sıcaklık, o muhabbet, bir araya gelmeler, birbirlerinin evinde kalmalar.
Yani yoğun bir şekilde büyüdüm.
Sonra üniversitede de kız yurdunda kaldığım için 6 kişilik devlet yurdunda ve onların arkadaşları, bizim arkadaşlarımız, kendi dışarıdaki arkadaşlarım, onların evinde kalmam derken bayağı böyle kalabalıklar içindeydim.
Bir de yurtta kalmanın en güzel tarafı üst kattaki, alt kattaki, yan tarafındaki senin arkadaşın.
Yani çat çat birbirinin odasına gidiyorsun, kantinde karşılaşıyorsun.
Bu kadar community'ye alıştıktan sonra Çin'deki versiyon...
Biri geliyor gidiyor yani hiç tutunamıyor orada.
Çünkü herkes sirkülasyon halinde.
Amerika'da da 3 eyalet değiştirdim.
Zaten Dallas'ta hiç Türk falan pandemi dönemiydi.
DC'de bir iki arkadaşım oldu.
New York'ta görece daha çok okey.
Ama benim gönlümden geçen aslında ev partileri yapmak.
Şimdi korkuya buradan bağlayacağım.
Ev partileri yapmak...
Mesela 90'lar partisini ben evimde yapmak istiyorum ve patlak kültüründe.
Gelenler kendi yemeğini de getirsin.
Yani ben 20 kişiye yemek hazırlamak zorunda değilim.
Bu artık gelişmiş bir kültür zaten.
Her gelen belki Türk yemeği getirir, belki marketten alır, belki aşağıdan içecek alır gelir yani.
Aşağıda market var o yüzden öyle söyledim.
Hani böyle illa oturacaksın, sarma saracaksın, mantı yapacaksın değil.
Ama bir araya gelelim istiyorum.
Bunu gönlüm istiyor. Gönül denilen şey yani kalp sesi benim ihtiyacım ve korkmayan tarafım değil mi?
Çünkü ne olabilir ki yani maksimum 20 kişi gelir işte...
Biliyorsunuz zaten o Türk ortamı ya da herhangi bir ortam bu arada sadece Türk değil.
İnsanlar bir araya geldiğindeki o sosyal anksiyete benim için göze görülür bir şey.
Yani insanların vücutlarını hissettiğim için onların nerede böyle zorlandıklarını, ellerini nereye koyduklarını falan görebiliyorum.
Ben de öyle olduğumda kendimi fark ediyorum.
Bu çok doğal. Yani ilk defa bir araya gelindiğinde bu bir iki kere yapsan geçer ama ilk defa bir araya gelindiğinde insanlarına awkward deniyor ya.
Awkward hali beni biraz zorluyor.
Zorluyor olması aslında benim için geliştirilecek bir yer.
Ne güzel. Burada ekstra demek istediğim şey de kalbin korkmadığı yer bunlar.
Gönül sesin, kalbinin sesi.
Bunların doğal olduğunu biliyor, bunların aşılacağını biliyor.
Belki bir iki etkinlikte takılmalar olacak ama sonra o muhabbet artacak.
Belki doğal seçilim olacak. Bazıları gelmeyecek, bazıları bırakacak.
Belki bir iki sevmediğin olacak grupta ama biliyorsun yani bunu daha önce tecrübe ettin ve gönül bunu istiyor, gönül muhabbeti istiyor, gönül bir araya gelelim ve şu dünyada beraber yaşayalım istiyor.
Aslında gönlümüz, kalbimiz bu yalnızlığı çok istemiyor bence.
Fakat bir de zihin sesi var.
Benim için zorlandığım kısım bu.
Zihnim de kendince eski tecrübelerime dayanarak beni korumaya çalışıyor.
İşte arkadaşların geldi, tam yakınlaştınız, ülkeye döndüler.
Arkadaşınız geldi, birisi başka bir yere taşındı.
Ya da arkadaşınız geldi, ihanet oldu, dedikodu oldu.
Gibi böyle eski, olumsuz tecrübelerimi alıp beni burada durdurmaya çalışıyor.
Buna ilave olarak yeni bir ses daha geliyor zihnimden.
Diyor ki kendine odaklan, şu anda vaktini kendine ayır.
Biliyorsun ki hayal kırıklıkları olacak.
İstemediğin şeyler yaşayacaksın.
Onun yerine işte daha çok kitap oku, daha çok spor yap, daha çok one on one ilişkiler kur.
Hani insanlarla kafeye gittiğinde maksimum 3-5 kişilik olsun, kalabalıklar olmasın gibi beni korumaya çalışan bir zihin sesi var.
Bu güzel çünkü... Artık 35 yaşındayım ve kendimi başka hallerimle tanıyorum.
Yani bu güpürlü yatak örtüsü istememden anlaşılabilen bir örnek.
Bu saçma gibi gelebilir ama benim için bir şey ifade ediyor bu.
Çünkü ağır yatak örtüleri işte dantel öreyim falan demek bile benim içimden başka bir insana çıktığını göstergesi.
Ne kadar böyle şakalı tarafı olsa da gerçek boyutu da var.
Ben aslında canım acımasın, hayal kırıklığına uğramayayım, kalbim kırılmasın diye yaşamamaya başlamışım.
daha az tecrübeler etmeye, daha az kişiyi hayatıma dahil etmeye.
Bunlar bu arada zararlı değil.
Bizim burada analiz ettiğimiz şey neresi kalp sesin, neresi zihin sesin.
Eğer sizin hayatınızda da bu uyuyorsa, aslında gönlünüzden geçen daha muhabbeti güzel, sıcak ortamlarsa ama bu olmayacağını düşündüğünüz için, hayal kırıklığına uğrayacağınız için, işte insan kalitesi diyoruz ya maalesef, belki
yanlış insanlarla karşılaşacağınızı düşündüğünüz için hiç yaşamamaya başlıyoruz, yalnızlaşmaya, izole olmaya başlıyoruz.
Burada... Şöyle bir şey hatırlatmak istiyorum size.
Aslında kalp o hayal kırıklığından korkmuyor.
Kalp diyor ki lütfen dene.
Yaşa. O muhabbeti de sev.
Çünkü bazen şu oluyor biliyorsunuz.
Bir arkadaşınızla belki bir yıl, belki iki yıl, belki on yıl.
Çok tatlı bir muhabbetiniz oluyor, çok güzel bir arkadaşlarınız oluyor.
10 yıl sonunda diyelim ki aranızda bir husumet oluştu, bir anlaşmazlık oldu ya da birbirine bir şey yaptı ve o ilişki bozuldu.
Bu şimdi o 10 yılı çöpe mi atar?
Yoksa şey mi dersiniz?
Güzel bir 10 yıl yaşadım ya da 1 yıl yaşadım hani o kadar uzatmayalım.
1 yıl çok güzel bir arkadaşlığım oldu.
Demek ki bitmesi gerekiyordu, demek ki yollarımız ayrılması gerekiyordu deyip çirkinleşmeden, kaba sözler söylemeden o insanın da kendi hayatı gereğince yani onun tecrübesi o, benim tecrübem bu deyip devam mı edebilmeli?
Ben burada hayatı göğüslemekle alakalı ince bir çizgi görüyorum.
Çünkü 1 yıl sonra yaşayacağımı tahmin ettiğim şeyden korkup ben o 1 yıl boyunca yaşayacağım duyguları Arka plan atıyorum.
Hiç yaşamıyorum hatta. Olmasına bile izin vermiyorum.
Sırf canım acıyacak diye, belki küseceğim diye, belki kavga edeceğim diye.
Çünkü önceki yaşadığınız bir iki tecrübe yine olacak korkusuyla, kaygısıyla sizi bir şeylerden alıkoyuyor.
Aslında bütün ana konumuz bu.
Yani yaşamaktan korktuğumuz için yaşamamaya mı başladık acaba?
Bunu söylerken bile bir tüylerim ürperdi.
Daha öncesinde dayanıksızlık şeması ile alakalı bir bölüm yapmıştım.
Kendini hani halledemem, kaldıramam, yapamam, ben dayanıksızım gibi bir şema varsa kafanda, yani kendinle alakalı böyle bir öngörün varsa, işte acı bir olay karşısında ben bunu halledemem, güçsüzüm, dayanıksızım
gibi bir duygu, düşüncem varsa baştan kendini korumaya almaya çalışıyorsun.
Bu şeman küçükken gelişmiş olabilir, belki başına gelen kötü bir olayda, travmatik bir olayda geliştirmiş olabilirsin.
Ben şunu hatırlatmak istiyorum kendimde gördüğüm için.
Birçok yerde... Kendimden beklediğimden daha cesur ve daha güçlü davranıyorum.
Şimdi zihnimin beni korumaya çalışma hali ilk etapta yapamayacaksın.
Bak kötü olacak işte o kötüyü konuşma o felaketlendirme senaryoları oluyor.
Ama günün sonunda verdiğim tepki daha cevval.
Daha böyle okey we got this gibi bir şey çıkıyor içimden olay başıma geldiğinde.
Bunların ikisine de şahit oldum.
Zihnim aman da seni koruyacağız diye sürekli böyle aman gitme aman yapma hadi iptal olsun hadi şöyle olsun hiç hasta olma hiçbir şey gelmesin başına hiç insanlarla görüşme falan gibi bana böyle bir şeyler fısıldıyor.
Kalbimde diyor ki ya sen çatır çutur hepsini halledersin yaptın da daha önce evet canın acıdı evet yerlere yapıştın evet duvarları tosladın ama hallediyorsun ve biliyorsun ki maalesef yani
no pain no gain yani acı yoksa gelişme de olmuyor.
Biz kendimizi koruyacağız diye böyle götüm götüm kenarlardan giderek ya hayata seyirci gibi bir şey kalıyorsun sonrasında.
Bu eşittir haydi sahalara atlayalım ve işte canavar gibi olalım ve bütün acılara göğüs görelim de değil tam olarak.
Sadece bir karar alırken başınıza bir şey geldiğinde kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Acaba gönül ne istiyor ama zihinden dolayı mı kendinizi durduruyorsunuz gibi şeylere biraz farkındalık getirmek.
Çünkü o acının girdiği yerde büyüme başlıyor, ışık giriyor, farkındalık gelişiyor ve farkındalık geliştikçe insan kendisine daha çok aşina oluyor.
Bunun avantajı nedir?
Günlük hayatınızı ona göre değerlendirirsiniz, kendinizi daha bir tanırsınız ve insanlara o halinizi yansıtırsınız.
Başka insanlara göre şekillenmezsiniz, sevilmek onay almak için eğilip bükülmezsiniz, karar değiştirmezsiniz.
Bir bölümü ve sizin ruhunuzun geliştirmek istediği alanlar.
Spiritual boyuttan baktığımızda bunlar senin ruhunun istediği testler.
Ruhunun gelişmek istediği alanlar.
Diyoruz yani kim olduğunu bilmek aslında ruhun tekamülüyle bağlantılı.
Eğer burada ruhunun gelişmesine izin verirsen belki de o oluşmak istediğin halde oluşup buradaki zamanın tamamlanacak, yolculuğun tamamlanacak.
Hayatı bir okul gibi görüyorsanız, hayatı sınavlar gibi görüyorsanız bunlar bizim sınavlarımız.
Ben de bunları söylerken bile aslında kafamda hala zorlandığımın farkındayım.
Yani bu hadi bakalım işte ruh bunu istiyor ya da bunlar bir sınav olacak, daha çok gelişeceğiz, tadına bakacağız, hayatı dolu dolu yaşayacağız deyip evimi herkese açamıyorum, kapımı herkese açamıyorum, açmamalıyım da tamam.
Bunun bir orta yolunu bulacağız.
Belki önce dışarıda bir iki kere buluşup gerçekten içine sindiği insanları tekrardan o kendi...
Daha yakın çemberini almaya başlarsın.
Çünkü daha önceden de söylemiştim ben insan hikayesini çok seviyorum.
İnsanların bana anlattıkları, hayatta başından geçenler, kendi gelişimlerini, öğrendiklerini dinlemeyi çok seviyorum.
Bir araya gelmeyi, kahve içmeyi, sohbet etmeyi, gülmeyi, bir şey paylaşmayı çok seviyorum.
Sadece şöyle bir şey bırakmak istiyorum.
Özellikle çevremdeyseniz ya da çevremde olacaksınız.
Yani haddim olmayarak belki de ama şöyle bir not bırakmak istiyorum.
Bir araya geldiğimizde...
Yani kimin kime kendisini ne kadar gösterdiği değil de daha çok böyle muhabbetimizi nasıl geliştirebiliriz, birbirimizi nasıl daha iyi tanıyabiliriz üzerine.
Şunu demek istiyorum yani bir araya geldiğimizde karşımızdaki insanı tanımaya çalışsak, kendini anlatmaktan ziyade işte onun hikayeleri nasıl, onun tecrübeleri nasıl ya da o hikayesini atırken ben de deyip mikrofonu alıp böyle uzun
uzun kendinden anlatmamak, bahsetmemek.
Yani bunların insan ilişkilerinde, yeni insan tanımadaki dinaminde önemli olduğunu düşünüyorum.
Haddim olmayarak böyle bir öneride bulunmak istedim.
Çünkü bu sefer şöyle hayal edin 5 kadın 6 kadın bir araya geliyor ama herkes kendini anlatmak istiyor.
Herkes kendini başarılarını göstermek istiyor ve bu sefer böyle birisi size sorduğu için değil siz böyle kendinizi anlattığınız için bir kargaşa oluyor bir gürültü oluyor.
Yani yeşereceğimiz alan oluşmuyor gibi hissediyorum.
Dediğim gibi haddim olmayarak böyle bir not bırakmak istedim.
Sadece benim çevremde olmak zorunda değil belki kendi ikili ilişkilerinize, kalabalık ilişkilerinize de bakabilirsiniz.
Öyle bir ortamda şunu deneyerek başlayabilirsiniz.
Kendinize anlatmaktan ziyade diğer insanlara soru soru.
Onlar kendilerini anlattıkça ki o karşıdaki kişinin de umuyorum ki farkındalığı vardır.
Aynı şekilde mikrofonu değiştirerek.
Böyle bir muhabbetin artması bence hepimizi besleyebilecek bir şey.
Siz yine kendinize anlatacaksınız.
Demek istediğim arka planda kalın, sessiz kalın değil.
Ama biri size sorduğunda, siz birilerine sorduğunda o ortam gelişsin.
Birazcık personal bir konu galiba.
Kendi ihtiyacım olan yerden belirtmek istedim.
Ama ana konumuz dediğim gibi acı yaşamaktan korktuğumuz için hiç mi yaşamamaya başladık acaba?
Çok mu yalnızlaşıyoruz? Çok mu kendi kabuklarımıza çekildik?
Ben seviyorum. Burada da birkaç bir şey yapma planım var.
Zaten ufak ufak başladık ama geliştirmek, büyütmek istiyorum.
Sadece önümde birkaç sağlık konusu olduğu için bir sürelik durdurdum diyelim.
Ama kendimi de biliyorum.
Yani bu süreç geçtikten sonra tekrardan bir canlılık isteyecek canım.
Böyle umuyorum keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Kendi hayatınızdan bir şeyler ekleyebildiğiniz bölüm olmuştur.
Bu sadece arkadaşlık, topluluk üzerine değil.
Birçok konuda kendi hayatınıza bakabilirsiniz.
Değiştirmek istediğiniz bir şey var ama çok kötü olacak diye, canınız acıyacak diye acaba hiç yeltenmiyor musunuz?
Cesaret mi edemiyorsunuz?
Cesaret etseniz en kötü ne olabilirleri sorguluyor musunuz?
O sorgulamalarda, o korkularda korkan yer kalbiniz değil.
Korkan yer zihniniz.
Zihniniz sizi korumak için sürekli...
Yapma, etme, gitme gibi şeyler söylüyor.
Onları bir duyun, o sesleri bir ayırın.
Benimle paylaşmak istediğiniz bir şey olursa da Instagram'dan ulaşabilirsiniz.
Ayrıca En İyi Versiyonun hesabını Spotify'da takip edip 5 yıldız verirseniz çok mutlu olurum.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
