
Instagram: nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bazen bölüme nasıl başlayacağımı bilemiyorum.
Yani böyle kalıyorum biliyorsunuz.
Selamlar En İyi Versiyon'un podcastına hoş geldiniz.
Ben Nurtaç. Bu arada gerçekten Spotify'dan En İyi Versiyon'un hesabını takip etmeyi unutmayın.
Bir de 5 Yıldız verin lütfen. Her bölümde söylüyorum yapmıyorsunuz ama birazcık bozuluyorum.
Lütfen arkadaşlar yani 281 review var orada.
Ha şöyle bu arada nasıl yapılacağını bilmeyenler varmış.
Orada En İyi Versiyon'un ismine tıkladıktan sonra hakkında bölümü var.
Oraya tıklıyorsunuz orada Yıldız çıkıyor.
5 Yıldız teşekkür ediyorum.
I love you. Bugün iyi değilim ben.
Modum düşük, enerjim düşük, canım sıkkın, hayatımda yolunda gitmeyen şeyler var.
O yüzden böyle mış gibi yapmayı seven bir insan değilim.
Geçen gün bir etkinliğe gittim ve hani çok iyi görünüyorsun, nasılsın falan dediler.
Dedim iyi değilim aslında ama iyiyim aynı şekilde.
Çünkü tamam böyle çökük gezmiyorum ama içeride gerçekten sıkıntı yaşadığım konular var.
Burada da anlatmayacağım bu arada yani hani böyle bütün dertlerimi, bütün özelimi burada paylaşmayı tabii ki de düşünmüyorum.
Gücün şunda olduğunu fark ediyorum ki canım acıdığında canım acıyor diyebilmeliyiz.
İyi olmadığında çok da iyi değilim diyebilmeliyiz.
Bunun içerisinde bir meziyet olduğunu düşünüyorum.
Bunun içerisinde kendine ait bir güç olduğunu düşünüyorum.
Ama bölümün konusu da kendine yalan söylemek olacak.
Biraz sonra konuyu bağlayacağım. Çünkü bazen biz kendimize bile bazı şeyleri itiraf edemiyoruz.
Bazen canımız bizim bile kendimize itiraf edemeyecek kadar acıyor.
Ben genel olarak şöyle hissediyorum.
Eğer ki bunu açıkça söyleyebilirsek karşımızdaki insan da o samimiyeti ya da o sıcaklığı fark ediyor.
Ve kendisi de şöyle söyleyebiliyor hani ben de şu aralar bir şeylerle zorlanıyorum, sıkıntıdan geçiyorum diye.
O da açık açık söylüyor ve siz daha böyle samimi derin bir yerde buluşuyormuşsunuz gibime geliyor.
Geçen gün biz evimizde çok güzel bir parti verdik bu arada.
Çin yeni yılı yani Lunar New Year diyelim bütün Asya'yı kaplayan bir yıl kutlaması.
Bu yıl Çin Zodiac takvimine göre at, ben de atım bu arada ama ne demektir?
ne getiriyor hayatına falan hiçbirini bilmiyorum.
Benim zaten bu burçlarla işte spritüel konularla alakam genelde böyledir.
Hani biraz bilirim, devamını bilmem ya da yarı yarı inanırım gibi.
Burada parti yaptığımızda 30 kişi arkadaşımız geldi.
Yani gelmeyenler de çoktu.
Neredeyse 50 kişilik. olabilirdi.
Ama biliyorsunuz son dakikalık derler çok oluyor.
İlk defa evimizde bu kadar kalabalık bir parti verdik ve çok güzeldi bence.
Zeki'nin iş yerinden arkadaşları benim sonunda böyle Zeki'nin tanımadığı diğer influencer arkadaşlarım falan hepsi hem Zeki'yle hem birbirleriyle tanıştılar.
Aslında böyle bu kadar büyük bir parti yapmayı ilk defa deneyimledik ve çok güzeldi.
Bunu sık sık yapalım diye düşünüyorum.
Hatta Zeki'ye de öyle söyledim. Şimdi bir iftar buluşması yapacağız evimizde.
Bu arada Ramazan'ımız mübarek olsun.
Umarım güzel geçiyordur. Allah ibadetlerinizi kabul etsin.
Konudan konuya atlıyorum ama Galiba işte kafamın dağınıklığından da kaynaklı olabilir.
Ki genelde de böyleyim ama neyse.
Şu an beni çok yargılamayalım.
Zaten hani zaten yerdeyim şu anda.
Partiden bahsetmemin bir sebebi de şu.
Yine bağlıyorum bak. Zeki'nin arkadaşlarından bir tanesi.
Daha doğrusu iki tanesi. Bir tanesi Nepali, bir tanesi de Hong Konglu.
Partinin sonuna doğru ben ilk defa böyle daha uzun uzun onlarla konuşmaya başladım.
Ve bir anda böyle hayatımda hiç tanımadığım insanların özelini...
biliyorsun. Yani birbirimize yaralarımızı açıp gösterdik gibi diyebilirim.
Bu arada bunu herkeste her zaman yapmak zorunda değilsiniz.
Böyle bir beklenti de yok. Yani bunu yapın da demiyorum.
Benim şahsi yaklaşımım ben bundan keyif alıyorum.
Bak benim burada canım acıyor deyip karşımdaki insan da acısını gösterdiğinde böyle enerji dünyasında biz bence birbirimize kenetleniyoruz.
Daha yakınlaşıyoruz. Daha derinleşiyoruz.
En azından benim duygum böyle.
Ama bu eşittir. Herkese her şeyi anlatıyorum değil.
O da yanlış anlaşılmasın. Fakat parti olmasına rağmen sonlara doğru dediğim gibi böyle bir ayaküstü çok derin bir konuşmamız oldu.
Ben şeyi fark ettim mesela yani ben iyi değilim bir şeylerle zorlanıyorum dediğimde şu ana kadar neredeyse herkes bence siz de belki de.
Bir şeylerden geçiyor. Şu anda birçok insanın başına bir şey geliyor.
Birçok insanın canı sıkkın, birçok insanın sıkıntıları var.
Yani maddi manevi herhangi bir şey olabilir.
Ama böyle kurcaladığımızda muhakkak o ön yüzün arkasında arkada ağlayan suratlar da olabiliyor.
Bir de işte bir etkinliğe gittim dedim ya geçen gün.
Orada da mesela hani çok iyi görünüyorsunuz ya işte zorlanırsın gibi demem dedi arkadaşım.
Sonra şey dedi ben de aslında çok zorlandım bir süreçten geçiyorum dedi.
Biz orada hani enerji olarak birbirimize sarıldık.
Şimdi bu konuda ama benim zorlandığım bir başka konu var.
O yüzden bu bölümü çekmek istedim.
Bu farkındalığı bana zevk getirdi.
Bir tane arkadaşım var benim.
Canı acıdığı zaman canım acımadı ki yapıyor.
Tamam mı? Böyle hani hiç önemli değil.
Ben bunu hallederim falan.
Ben de burada biraz zorlanıyorum. Acıdığını söyle ya hani bu tepkideyim.
Çünkü ya kendi beklentim burada kendim de eleştiriyorum merak etmeyin.
Kendi beklentim abi canın acıyor biliyorum.
Hani acıdı dersen sıkıntı olmayacak.
Hani biz buradayız beraberiz gibi bir reaksiyon çıkıyor içimden.
Bu otomatik. Belki de hoşlanmadığımız bir tarafım bile olabilir bilmiyorum.
Yani yapım bu şu anda.
Vücudumun verdiği reaksiyon birazcık şeye kaçıyor.
Samimi mi değiliz o kadar?
Neden bana içini açmıyorsun?
Neden işte canım acıdı, yere yapıştım demiyorsun?
Ya da abi şu an ben zorlanıyorum ya.
Bir iki gün işte bir yatsam, bir kimseyle görüşmesem demiyorsun gibi böyle.
Kafada belki size göre saçma sapan beklentilerim var.
Zek de bana dedi ki, gözlerim açtı.
Belki de dedi kendisine bile itiraf edemiyor Nurtaç.
Yani herkes aa bak. Benim canım acıyor buyurun demek zorunda değil ya da ben bu sıra zorlanıyorum demek zorunda değil.
Bazı insanların savunma mekanizmaları bu şekilde kendine bile yalan söylüyor olabilir.
Kendisine itiraf edemiyor olabilir.
Şimdi bu beni bayağı bir kendime getirdi.
Dedim ki çok haklısınız. Yani bu bir savunma mekanizması.
Sonra bana gelen bir diğer duyguda ulan dedim acaba ben kendime ne yalanlar söylüyorum.
Çünkü bence hepimizin bu içgüdüsel olarak savunma yöntemi bu şekilde çalışıyor olabilir.
Yani kendine yalanlar söylüyor olabilirsin, bu seçtiğin meslek olabilir, hayat tarzın olabilir, yaptığın şeyler olabilir.
Çünkü birçoğumuz gün içerisinde kendimizi itekliyoruz.
Birçoğumuzun içinden öyle harıl harıl şeyler çıkmıyor.
Bir de benim anlatmıştım, başka bir grubum da var.
Grup toplantılarımızda da bunları konuşuyoruz.
Herkes her şeyi anlatmıyor, sadece başlıklar veriliyor mesela.
Bu bile bana yeterli bu arada, yani bütün dedikodunuzu, olayınızı anlatın demiyorum.
Ama anlatmak isterseniz de iyi bir dinleyiciyimdir ve...
iyi connect kurduğumu düşünüyorum.
Denemek isterseniz Nurtaş Türkiye'li Instagram.
Bazen uzun uzun DM'ler geliyor çünkü ve hepsine cevap veriyorum.
Bazen böyle cevap veriyorum kimse geri cevap vermiyor.
Ya Ömer'le konuşacaktık.
Havada kaldı bütün konuşma.
Neyse ama özetle aslında konunun ana noktası savunma mekanizması.
Kendine söylediğin yalanlar belki de acaba kurcuklamak istemediğin için mi?
Belki onları mı ignor ediyorsun?
Üstünü mü kapatıyorsun? Bunlar da okey.
Yani herkese dediğim gibi böyle bütün şeylerimizi anlatmak zorunda değiliz.
Mesela ben buraya geliyorum. Şu an bir sıkıntıdan geçtiğimi söylüyorum ama...
Anlatmıyorum yani bu da okey. Çünkü bunun içerisinde benim paylaşımımla beraber ben şundan inanılmaz mutlu oluyorum diyeyim.
Yani mutlu olmak mı denir buna bilmiyorum ama yalnız olmadığımı hissediyorum.
Olayın verdiği acı, ağırlık hafifliyor.
Karşıdaki insan da işte benim de böyle bir şey başıma gelmişti diyor.
Ya da ben de şu an bir sıkıntıdan geçiyorum diyor.
O zaman biraz daha şey diye de düşünüyorsun.
Gerçekten normal olan bu.
Hayatın akışı bu. Üzülüyoruz.
Yerlere yapışıyoruz. Bazen kalkamıyoruz.
Kalkmak istemiyoruz. Bazen canımız çok acıyor ve bir süre acısında diyoruz.
Yani bazen kalkacak gücü bulamıyoruz.
Çok dramatik gelmesin.
Geçen gün terapistimle şunu konuştum.
Dedim ki artık hayata karşı böyle yenilmiş gibi hissediyorum.
Şöyle bir şey kafamda canlanıyor.
Tamam artık ya hayat sen kazandın.
Yapmıyorum. Denemeyeceğim.
Gelişmeye çalışmayacağım.
Bir üste çıkmaya çalışmayacağım.
Bazen şöyle hissediyorum.
Ben böyle tırmanmaya çalışırken sanki yukarıdan biri bana tokmakla vuruyor.
Ben böyle aşağı düşüyorum. Hadi diyoruz kalkalım bir daha bir şeyler deneyelim falan bir daha tırmanmaya çalışıyorum.
Bir daha bir tokmak yiyorum.
Gerçekten böyle hissediyorum bazen.
Ve dramatikleştirmiyorum gerçekten öyle hissediyorum.
Ve sonra dedim ki tamam artık ya denemeyeceğim.
Ben buradayım bir süre. Çünkü hani illa haldır huldur bir sonraki hedeften bahsetmiyorum.
Sonuçta hayata geldim ve kendimi geliştirmek istiyorum.
Yapmak istediğim şeyler var. Kendime yakıştırdığım şeyler var ve onlara ulaşmak istiyorum.
Ama bir üst üste tokmaklar yiyince tamam dedim ya hayat sen kazandın yani.
Sonra terapistim şey dedi lütfen bu dili böyle kullanmayalım diye.
İçerisinde yani kullandığın kelimelerin içerisindeki şeyden bahsetti.
Tamam haklı olabilir ama ben şundan da bahsedeceğim.
Abi şu an böyle hissediyorum. Yani evet ya kendime böyle söylemeyeyim diye üstünden geçmiyor.
Üstünden kalkmıyor ağırlık, taşıdığın yük.
O yüzden de tamam belki de yenilmiş gibi hissediyorum demek zorunda değilsin.
Bu insanlığın bir parçası.
En azından üzgün olduğunu kabul edip bu süreci böyle geçiştirmek.
Çünkü acı çekiyoruz. Hepimiz acı çekiyoruz.
Başımıza bir şeyler geliyor. Tamam acın içerisinde sağ olsun Nietzsche.
Öldürmeyen acı güçlendir.
Güçleniyoruz okey. Ama canın acıyor yani.
Şu an düştün. Şu anda bu süreçten geçiyorsun.
En azından bunu kabul edelim. Kendimize yalan söylemeyelim.
Belki en kötü yani günlüğümüze itiraf edelim bazı şeyleri.
Çünkü günlük yazmanın inanılmaz bir avantajı var.
Yani bu kadar içgörü geliştiren başka bir etkinlik var mı bilmiyorum ben.
Bütün bu yaşadığım sıkıntılı dönemde günlük yazmadım ben.
Bir beş gün falan günlük yazmadım.
En büyük sebebi ne biliyor musunuz?
Orayı görmek istemedim. Aa bir hüzünlendim şu anda.
Ağlamayacağım merak etmeyin ama bir hüzünlendim.
İçeriyi görmek istemedim. Bugün yazdım.
Bugün herhalde hiç şaka yapmıyorum.
20 sayfa yazmış olabilirim.
Bitmedi. O yüzden akşam oldu. Bak bölümü çekemedim.
Böyle. Birazcık fazla mı kişisel oldu?
Bence kişisel olmadı. Bence bazen çünkü enerjimiz yüksek.
Böyle komikli şeyler yapıyoruz.
Kendimizle dalga geçiyoruz. Hayatla dalga geçiyoruz.
Bazen de böyle yere düştüğümüzde, ağzımız burnumuz yamulduğunda birbirimizle paylaşıyoruz.
Umarım keyif aldınız. Sizin de kalbinize dokunan bir bölüm olmuştur.
Haftaya yeni bölümle görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
