
Evital, online sağlık hizmetlerini erişilebilir hale getiren bir dijital sağlık platformdur. Kullanıcılar; psikolojik danışmanlık ve beslenme danışmanlığı hizmetlerini online olarak alabilir, ücretsiz ön görüşmeyle ihtiyaçlarına en uygun uzmanı seçebilirler.
Daha fazlası için: https://s.evital.app/versiyon50
VERSIYON50 koduyla ilk psikolojik danışmanlık veya beslenme danışmanlığı seansınız %50 indirimli.
---
Instagram: @nurtacturkeli
Email: info.nurtacturkeli@gmail.com
Transkript
Bu bölüm Evital'le ilgili tanıtım içerir.
Bugün onunla kızmayız.
Atatürk'ü anma gençlik ve spor bayramımız kutlu olsun.
Biraz da bundan dolayı bugünkü bölümde 20'li yaşlardan bahsetmek istiyorum.
Şu anda 34,5'um.
Gerçekten 35 olmak üzereyim ve bununla alakalı bir bölüm yapacağım.
Maalesef ki böyle yolun yarısı gibi hissedilme durumu var gibi.
Neyse onun zamanı gelince yapacağız merak etmeyin.
Temmuz da benim doğum günüm.
Fakat bugün böyle 20'li yaşlardan bahsetmek istiyorum.
Hem 20'li yaşlarımda öğrendiklerim gibi olacak, hem de o dönemki Nurtaç'a bir mektup yazsam, böyle karşıma alıp o kızı biraz konuşsam, neler söylerdim, neler paylaşırdım.
Bugünkü bölümde bunları konuşalım istiyorum.
Bu arada şu anki manzaramı görmenizi çok isterdim.
Odam karanlık, direkt Manhattan manzarasına bakıyorum köprüyle.
Taşınalı iki hafta oldu ama sabah akşam doyamıyorum.
Bu arada muhtemelen YouTube'da ve Instagram'da artık ev turunu göstermiş olacağım.
Boş ev turunu. Oradan da bakabilirsiniz.
Şimdi genel olarak benim 20'li yaşlarım harika geçti.
Tekrardan bir hayat yaşayacak olsam yine aynı yolu seçerdim.
Çoğunluk olarak yurt dışındaydı.
Çin'de büyüdüm diyorum ben.
Okuduğum bölüm Çince olduğu için masterımı ve doktoramı orada yaptım.
Doktoram hala bitmedi bu arada.
Yani kitabını yazsam, kitabını yazsam.
Kitabını yazdığımda bitirebilirim ama o bir kenarda duruyor.
Çünkü biliyorsunuz ki doktora da kitap bitirmek için kenardan köşeden olmuyor.
Neyse ama genel haliyle Çin'de büyüdüm.
Aynı zamanda Japonya ya da diğer ülkelerde biraz gezdim ve yaşama fırsatım oldu.
Yabancı diller, zevk ve kariyerim derken dolu dolu geçti.
Fakat mental olarak, psikolojik olarak çok farkındalıklarımın olmadığı ve aynı noktalarda cebelleştiğim, belki o perranları kıramadığım döngüde ilerledi.
Bence zaten 20'li yaşların doğalı bu.
Yani 20'li yaşlarınıza girdiğiniz anda bir anda aydınlanma olmuyor.
Belki bazı arkadaşlar da olabilir ama hani böyle bir baskı olmaması çok normal kendi üzerimizde.
Ama biyolojik olarak da o gelişim tamamlanmamış olduğu için bazı farkındalıklar o noktaya gelemiyor.
Elbette farkındalıkların böyle girişi yapılıyor gibi.
Hani giriş girişme sonuç olarak baktığınızda 20'ler böyle daha giriş.
30'lar gelişme, hani artık bilmiyorum sonuçlar 90'lara falan gönderelim onu.
Ama şimdi bu 30'lardan 20'lere baktığımda benden de hani size bir nasihat gibi değil de 20'li yaşlarıma nasıl bir enerji gönderirdim, elimde bir sihir değniği olsa, Nurtaş'ta neler değiştirebilirdim
ya da şöyle bir sarılıp merak etme her şey yolunda olacağı nasıl diyebilirdim gibi bir bölüm olsun istiyorum.
Öğrendiklerimi ben 10 maddeye böleceğim.
Bunları fark etmem oldukça zaman aldı ve bol bol terapiyle mümkün oldu.
Bir anda olmayacağını bilmek belki içinizi rahatlatır yani no panic.
Ben terapiyi hala kendi ana dilimde ve online olarak almayı seviyorum.
Evimden çıkmadan, yolda zaman kaybetmeden dijital olarak destek almak hayatımı gerçekten kolaylaştırdı.
Evital'de bu noktada devreye giriyor.
Dilediğiniz her yerden beslenme danışmanları ve psikolojik danışmanlara kolaylıkla ulaşabileceğiniz bir dijital sağlık platformu.
Ücretsiz ön görüşme yapma şansı gerçekten güzel.
Ayrıca avantajlı seans paketleri de var ve ödemeleri de taksitle yapabiliyorsunuz.
Eğer daha önce terapi almadıysanız diploma onaylı sağlık profesyonelleriyle bunu deneyimlemenizi gönülden tavsiye ederim.
Versiyon 50 kodunu kullanarak ilk seansınızdan da %50 indirim kazanabilirsiniz.
Ben birinci maddeye genel olarak sınır koymakla alakalı yapmak istiyorum.
Sınır koymanın içerisinde biraz böyle onay bağımlılığı da var.
Aslına bakarsanız müthiş derecede onay bağımlısı değilim.
Ama şöyle geriye dönüp baktığımda sevilme ihtiyacım, kabul görme ihtiyacım beni buna biraz daha yöneltmiş.
Bir de sınırlarla alakalı özellikle geçen yaz fark ettiğim bir şey oldu.
Eğer ki siz kendi koyduğunuz sınırları siz aşarsanız ve karşı tarafa bunu gösterirseniz başka hiç kimse sizin sınırlarınıza saygı duymuyor.
O yüzden bana en çok burada farkındalık geldi.
Çünkü bazen biz kafamızda justife ediyoruz ya işte aa morali bozuktu, aa kötü bir dönemden geçiyordu, o yüzden öyle oldu, o zaman ben de şöyle yapayım diyerek.
Kendi değerlerimize ve kendi sınırlarımıza aslında orada ihanet ediyoruz.
Kendimizi arka plana atıyoruz.
Ve justife ettiğimiz için de ortada sınır mınır kalmıyor.
Ben bunu fark ettiğimde en çok kendi arkamda durmam gerektiğini fark ettiğimde işte 20'li yaşlarımda değildim öyle söyleyeyim.
O yüzden şimdi o döneme sınır koymakla alakalı biraz daha netlik göndermek isterim.
İkinci maddemi biraz İngilizce söyleyeceğim ama enough is enough.
Yani yetti artık.
Böyle hayatımda benim aslında insan çıkartmak tabiri biraz kaba ama böyle ilişkilerimin koptuğu çok olmuştur.
Böyle çok tutunmam. Eğer bitmesi gerekiyorsa acısını çekerim ve bitmesine izin veririm.
Sadece romantik ilişkilerden bahsetmiyorum, arkadaşlık ilişkilerinde de.
Çünkü insan ömründe olayların ve kişilerin dönem dönem olduğuna inanıyorum.
Ve bu dönemlerin bize bir şey öğretmek amacıyla.
olduğuna inanıyorum. O yüzden birisini alıp sonsuza kadar götürmeme gerek yok.
Bunun algısı bence 20'li yaşlarımda da vardı.
İnsanlardan kopmakta çok zorlanmadım.
Belki çok şehir ve ülke değiştirdiğim için bir yere ve belirli kişilere çok bağlılık da gösteremedim.
Ama yani bu kalp bağlılığından bahsetmiyorum tabii ki de.
Eğer o dostluk olduysa, derinlik olduysa çünkü çok eski arkadaşlarım da var hayatımda.
Fakat bir şeyin bitmesi gerekiyorsa o konuda iyi olduğumu düşünüyorum.
Bir şeyi bitirebiliyorum ve nezaketle bitiriyorum.
Böyle kavgalı küs olduğum ilişkilerim bile olmadı.
Yani romantik ilişkilerim bile olmadı.
Yani kavga ederek ayrıldığım olsa bile hani sonrasında toparlamışımdır.
O yüzden ona da değer veriyorum.
Enough is enough. Bir şey bittiyse, o raddeye geldiyse bırakabilmek, çekip gitmek bayağı gönül rahatlatıcı.
Üçüncü madde benim 20'li yaşlarımda gerçekten zorlandığım bir konu güzellik algısıyla alakalı söylemek istiyorum.
Türkiye'de yaşayıp güzellikle alakalı olumlu bakış açısına sahip olmak birazcık zor.
Umarım bu söylediğim yanlış anlaşılmaz ama çok çok önem veriyoruz.
Yani neredeyse markete giderken bile süslüğe gitmeniz gerekiyor ya da çöp atarken.
Ve benim başıma hep şu gelirdi maalesef yaşadığım mahallede.
Hoşlandığım bir çocuk olurdu.
Tam çöp atmaya gideceğim. Hani pijamalarımlayım, çorapla terlik giymişim, elimde çok kovası.
Tam çıkıyorum evden merdivenlerden iniyor, karşıma çıkıyor falan.
Yani bu bir travma tabii ki de.
O yüzden hep böyle en kötü göründüğünüz halinizle, hayalinizdeki prensle karşılaşınca oralarda da biraz etkileniyorsunuz.
Ayrıca şimdi benim güzelliğim diyeceğim, çok da güzellik standartlarına uymuyor.
Yani buraları tırnak içerisinde söylüyorum.
Ben şimdi bu yaşa geldikten ve artık birçok şeyi açtıktan sonra gerçekten kendisiyle barışmış bir insanım.
Çünkü Türkiye'de yaşasam ya da bir estetik cerrahi beni görse muhtemelen birkaç şey söyleyecek.
Yani dudaklarını birazcık yapalım tatlım, şu burnunu kaldıralım, kemerini alalım.
Kulaklar, çene falan her yere girer yani tamam mı?
Kulaklarımda bir şey yok bu arada. Nedense öyle kulakçık vardı ağzımda.
Ama şimdi muhtemelen yurt dışında yaşadığım için de olabilir.
Çünkü Amerika'da bir kere bu burun sükse yapıyor.
Yani karizma olarak görülüyor.
Kimse sana ya senin iyiliğin için söylüyorum bak burun estetiği yaptırsan daha güzel olacaksın demedi.
Yani İngilizce olarak. Burada da elbette güzellik algısında çarpıklıklar var ama belki en azından hani insanlar birbirlerini uyarmıyorlar.
Ya da genel olarak söyleyeyim yani benim çevremde hiç o tipler yok.
Hani estetikle alakalı da olmak zorunda değil bu arada.
Güzellikle alakalı çok hani obses derecede olan kimse yok.
Özetle güzellik konusu, güzellik algısı aslında benim küçükken keşfettiğim bir şeyle başladı.
Ben belki standartlara göre güzel değildim ama aurama her zaman güvendim.
Kendi enerjime, ortama getirdiğim enerjiye, insanlar üzerindeki enerjime, tarzıma güvendim.
Bunu böyle ukala bir yerden söylemiyorum tabii ki de.
Bu kendinizle alakalı fark etmeniz gereken en önemli şeylerden bir tanesi.
Kendi avranıza güvenmeniz.
Kendi güzelliğinize, size özel olan güzelliğinize güvenmeniz.
Dördüncü maddemi kariyer ve başarı ile alakalı bir madde yapmak istiyorum.
Başarı çizgisel değildir.
Yani... Bir şeye başladınız ve oradan devam edeceksiniz ya da hep yukarı doğru gidecek diye bir şey yok.
Düşüşler, dönüşler olacak.
Belki bir kariyerle başladınız 20'li yaşlarınıza fakat sevmediğinizi fark ettiniz.
Belki değiştiniz, dönüştünüz.
Yolu değiştirmek istediniz.
O yüzden buralarda da o esnekliği gösterebilmek.
Yani hayatınız değişken olabilir, bu akışkanlık da olabilir ve bunu uyum sağlayabilmek aslında.
Hayatınızda bir bütün olmak demek, kendinizde bir bütün olmak demek.
Belirli bir kariyer seçmiş olabilirsiniz ve bu değişebilir.
Bunun akabinde başarı da buna paralel geliyor aslında.
Her zaman çok başarılı olamıyoruz, her zaman yükseklere doğru gidemiyoruz.
Ve bu da bunun bir parçası.
Beşinci madde gönül işleri, aşk meşk işleri.
Şimdi 20'lerin başında ve sonlarına doğru bir baskı geliyor.
Hani şey sorusu oluyor tamam mı?
Ben kimle evleneceğim yani?
Hayatımın aşkı kim? Benim hayatıma nasıl birisi giriyor?
Çünkü otuzlarınızda ya da hayatınızda uzun süre bir partneriniz varsa bu soru aklınızdan çıktığı anda kafanız rahat.
Çünkü hayatınızın diğer şeylerine daha rahat odaklanabiliyorsunuz.
Hani bu bir yerde gerçekten netlik veriyor ve olmaması da aynı şekilde o netliği alıyor elinizden.
Çünkü bir de sevmeyi seven insanlarsanız, aşkta kendinizi iyi hissediyorsanız yani birisini sevmek çok güzel bence.
Birisiyle o bağı kurabilmek, o hayatı paylaşabilmek, gelecek planı yapabilmek gerçekten çok güzel.
O yüzden hani o olmadığında belki eksikliğini hissedebiliyorsunuz.
Bu illa olsun dediğim bir yerden de değil.
Sadece aklınızda bu sorular olabilir.
Fakat acele etmemek.
Yani illa da birisi olsun diye lütfen.
Yani bu bence benim 20'li yaşlarımda iyi kotardığım bir şey oldu.
Aşkı çok sevdim. Çok güzel deneyimlerim de oldu ve bence doğru olduğunu düşündüğüm insanla 25 yaşında tanıştım ve şu an 35 yaşına geleceğim yani 10 yıldır hayatımda.
Çok güzel bir birlikteliğim oldu ve tabii ki de bu ilişkide de inişler çıkışlar oldu.
Bu da doğal. Fakat demek istediğim acele etmeden doğru kişiye inanmak ve yüksek ihtimalle toksik deneyimleriniz varsa eğer bunları fark edebilmek, ayıklayabilmek çok güzel.
Çünkü bazen aşk diye belki hayatımızda bazı kararları Yanlış alabiliriz, hayatımızı daha karmışık hale getirebiliriz.
Belki istemediğimiz bir yerde bize benzemeyen bir halimizle kalabiliriz.
O yüzden bu farkındalık o kadar önemli ki o gözlerimizi açmamız, hani bu kişi doğru kişi mi, bana iyi geliyor mu, ben iyi miyim, bu benim gerçek halim mi, gerçek versiyonum muyu yakalayabilmek uf çok önemli.
Altı, kendine odaklanmak.
Birazcık bencil olmak yani bencil değil.
Bu özellikle aile konusunda ya da çok yakınlarımız konusunda benim çok karşıma çıktı.
Ben böyle... Sanki kendimi ön plana koysam sevdiğim insanlara, aileme karşı haksızlık yapıyormuşum gibi bir algıyla büyüdüm.
Sanki onlara karşı bencilik yapıyorum ve benim başıma da akabinde kötü şeyler gelecekmiş gibi işte kök inançlarım falan vardı.
Neyse ki artık onlar yok. Ben ne zamanki kendi değerlerimi daha çok fark ettim.
Beni neyin mutlu ettiğini fark ettim.
Ve neleri gerçekten yapmak istediğimi fark ettiğimden beri daha mutluyum.
Ve bence ben mutlu oldukça, ben parladıkça, benim enerjim yerinde oldukça sevdiklerime de yansıyor.
Yani siz kendinizden fedakarlık ettikçe aslında içten içe bir resentment geliştiriyorsunuz.
Çevrenizdeki insanlara, hayatınızdaki insanlara karşı bir küskünlük, kızgınlık besliyor olabilirsiniz içten içe.
Çünkü kendi halinizde olamıyorsunuz.
Sürekli bir fedakarlık oluyor.
Bu da aslında çevrenize çok iyi gelmiyor uzun vadede.
Belki o hani ani görülen öfke patlamaları var ya maalesef onların birikimi de olabiliyor.
O yüzden böyle kendini severek, kendini ön plana koyarak birazcık ve gerçekten ne istediğini anlayarak ilerlemek.
Ah 20'lerdir lütfen bunu yapın.
7'yi de buna paralel olarak o yüzden hayır diyebilmek ve böyle herkesi memnun edemeyeceğine alakalı bir madde yapmak istiyorum.
Hayır demeniz gerekiyor.
Hayır demeyi öğrenmeniz gerekiyor.
Kendi alanınıza sahip çıkmanız gerekiyor.
Yine bu sınırlarla alakalı bir konu gibi ama hani...
Bazı yerlerde daha ön plana çıkıyor çünkü bu.
Siz ne yaparsanız yapın karşınızdaki insan memnun olmayabilir.
Biliyorsunuz ki biz diğer insanları kontrol edemeyiz.
Onların ne hissettiğini ne beklediğini kontrol edemeyiz.
O yüzden onları her zaman mutlu etmek için fedakarlıklarda bulunamayız.
Ve bu mutluluğun olmayacağını anladığın anda geri çekilebiliyorsun.
Biraz daha objektif yaklaşabiliyorsun.
Daha sakin oluyorsun. Bunu kabulleniyorsun.
Bu da daha huzurlu bir mental sağlık veriyor sana.
8. Para konusu.
Para konusunda 20'li yaşların başlarında daha çekingendim.
Özellikle maaş konuşurken, işte birilerine bir şey sorarken ya da para istemek gibi şeyler.
Asla yapamayacağım şeylerdi.
Şu anda paraya daha çok bizanız olarak yaklaşıyorum.
Para biliyorsunuz ki evet sadece bir araç ama hayallerimizi yani yaşamak istediğimiz hayata gidendi bir araç.
O yüzden hani paraya değer vermiyorum, para önemli değil, işte 20'lerdeyiz, yaşayalım hayatı gibi değil.
Biraz böyle biriktirmeyi öğrenmek.
Hani gidin yatırımlar yapın, illa girişimci olun demiyorum.
Ama böyle bazen panellere gidiyorum burada.
Çok genç yaşta insanların kendi işlerini kurduğunu görünce böyle içim cız ediyor.
Yani bence benim de aklım çalışıyordu.
İlgim de vardı. Ama cesaretim yoktu.
Başlayamadım yani o erken 20'li yaşlarımda.
Kendi işimi kuramadım. Pişmanlık yok burada çünkü başka şeyler yaptım.
Fakat görünce mutlu oluyorum o erken 20'li yaşlarındaki biziz kişiler için.
Ve ben para da biriktirdim.
Çok güzel şeyler de yaptım.
Yatırım da yaptım. O yüzden hani bu 20'lerdeyiz, çok genciz, önümüzde uzun yıllar var değil.
Tam tersi. Para biriktirdiğinizde o uzun yıllara daha da rahat ulaşıyorsunuz.
Yani en azından hem özgüveninizi artırıyor bu arada.
Bankanızda para olması işte biraz daha yaslanacağınız bir şey gibi düşünün.
Eğer ki ailenizden de çok maddi desteğiniz yoksa.
Kendi arkanızda kendiniz duruyorsunuz.
Kendi birikiminizi kendiniz yapıyorsunuz.
Mümkün mertebe biriktirme, parayla iyi anlaşabilme, paradan korkmama, paradan çekinmeme, iş konularında bunun bir profesyonel yaklaşım olduğunu bilme.
Biz böyle kendi karakterimizle, nereden geldiğimizle özdeştiriyoruz parayı.
İşte underdog deniyor ya, biraz böyle underdog büyüdüysek, hani gümüş kaşıkla gelmediysek, parayı konuşmak böyle ayıpmış gibi.
Sanki bizi böyle biraz daha aşağı çeken.
Bir şeymiş gibi düşünebiliyoruz.
Ya da ben öyle düşündüm çok uzun zaman.
Ama öyle değil. Para benim de hakkım olan bir şey.
Ben de kazanmayı seviyorum.
Harcamayı da seviyorum. Biriktirmeyi de çok seviyorum.
Yatırımları da çok seviyorum.
Hatta son dönemlerde yaptığım bir şey var.
Böyle küçük büyük demeden 5-10 dolar, 20 dolar böyle kenara ata ata.
O bir kenarda birikiyor.
Ve o küçük küçük şeylerin bile kocaman olduğunu görüyorsun.
Hani çok uzun zamandır istediğim bir şeyi alıyorsun falan.
Bunlar değerli. 9.
Herkes seni sevmek zorunda değil.
Ben burada çok zorlandım.
Yani beni insanlar niye sevmez, niye kabul etmez, niye davet edilmem, hani neden?
Gerçekten bir süre anlayamadım.
Bu hani egomdan kaynaklı değil, anlayamadım.
Çünkü hani beni de sevmediğim insanlar olmuştur elbette ama çok safiyane bir yerden galiba.
Hep beraber pamuk, böyle pembe balutlar, yaşayacağız gibi yaşadım çok uzun zaman.
Muhtemelen YouTube'la beraber bu üzerimden gitti.
Çünkü böyle haterların senden hiç gereksiz bir şekilde nefret etmeleri, sana saldırmaları bende şey farkındalığını yarattı artık.
Bu konu benimle alakalı değil.
Yani benim kim olduğumla alakalı, kendimi nasıl ortaya koyduğumla alakalı bir konu değil.
Öyle olsa dahi bu konu benimle alakalı değil.
Yani benim seviliyor olmam, benim o kişi tarafından seviliyor ya da sevilmiyor olmamın benimle çok bilgisi yok.
Çünkü ben kim olduğumu bildikçe...
ne olduğumu bildikçe diğer şeyler aslında çok da etkilememeye başlıyor.
Çünkü biliyorsunuz ki insanlar size baktıklarında aslında kendilerinin yansıması oluyor birazcık.
Eğer ki ben bir insanı bir konuda çok rahatsız ediyorsam birazcık onunla alakalı bilgi aynı zamanda.
Bunları öğrendikten sonra aa işte şu kişi benden hoşlanmadı o zaman böyle yapayım, öbürü de hoşlanmadı o zaman şöyle yapayım dersem Ben yok olurdum.
Ortada kaybolurdum. İyi ki kendimin arkasında durdum yani.
Bu cümleyi çok kullanıyorum ama benim hayatımda bence beni kendime getiren bir şey oldu.
O yüzden son maddeyi de bununla alakalı söyleyeceğim.
Onuncu maddemiz. İngilizcesi daha çok kullanılıyor burada.
Belki Türkçe'de de kullanılıyordur.
Ama yani özür dilemeden kendin ol.
Yani kendin olmak için kimseden izin isteme ya da özür dileme.
Bir şeyi sevdiğini, sevmediğini söylediğinde açıklama yapmana gerek yok.
Sürekli kendini ifade etmene gerek yok.
Yani ben bunu İngilizce olarak buradaki küçük arkadaşlarımdan o kadar çok sık duydum ki işte benim burada bir grup arkadaşım var.
Çoğu 24-27 yaş arasında.
Ve sürekli şey don't apologize for who you are.
O kadar özgüvenli gibi konuşuyorlar.
Öyle olmasa bile en azından bu cümleyi çok sık söylüyorlar.
Biliyorsunuz ki fake it until you make it.
Yani olana kadar da yapacaksın.
O yüzden ben bu özgüvene bayıldım.
Kimseden özür dilemeden. Kendin olmaya çalışarak çünkü bu oldukça zaman alan bir şey.
Hani 20'lerde öğrendik, 30'larda başladık, 40'larda harika belki bilmiyorum.
Ama böyle ufak ufak en azından tohumlarına attığımız bir şey de olabilir.
Böyle genel bir 20'li yaşlara hep beraber mektup göndermiş olduk.
Umarım keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Hafta yeni bölümle görüşmek üzere.
Bu arada beni Spotify'dan En İyi Versiyonun hesabını takip edebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
