
Kaynanalık yapmak gibi olmasın ama Venüs gerçekten o kadar güzel mi? Omuzları düşük, ayakları kocaman, ve o dev deniz kabuğu neredeyse devrilecek! Peki, bu kadın yüzlerce yıl nasıl dünyanın en güzel kadını oldu? İşte bu sorunun cevabını buldum ve sizinle paylaşıyorum.
Transkript
Dünyanın en güzel kadını denizden çıkar.
Islak saçlarını savurur.
Tüm gözler onun üstündedir.
Bu sahne tanıdık geldi değil mi?
Birçok filmde ya da dizide görmüşsünüzdür.
Her yerde görebilirsiniz.
Çünkü dünyanın en güzel kadını odur o an.
Ama dünyanın en güzel kadını 500 yıl önce resmedilmiştir.
Bu kadın Venüs'tür.
Venüs'ün doğuşu tablosundaki Venüs, dünyanın en güzel kadını olmakla kalmaz.
Batı sanatını ikiye böler, yeni bir çağ açar.
Ama güzelliğinin başka bir sırrı daha vardır.
O da aslında mükemmel olmaması.
Şimdi kusurlarıyla güzelliğinin sırrını size açıklayacağım.
Kaynanalık yapmak istemem ama bu kadın o kadar da güzel değil ya.
Dünyanın en güzel kadının ayakları biraz yamuk mu?
Bir de şimdi fark ettim de omuzları da biraz düşük gibi sanki.
Biz erkekler ilk bakışta bunları anlamıyoruz.
Çünkü bir kadını beğenmemizin, güzel bulmamızın asıl sebebi bambaşka.
İşte dünyanın en güzel kadınından güzellik sırları.
Buraya Bakarlar Podcast'inin 15.
bölümüne hoş geldiniz.
Ben Ertuğrul Erdem.
Yapılan bir araştırmaya göre erkeklere kalp şeklinde bir yüze, büyük gözlere, minik burun ve dudaklara sahip kadınlar masumiyeti çağrıştırırmış.
Moda tabirle Amazon kadını değil de biraz Aşko Kuşko kadını diyelim.
Bu güzel kadının kim olduğuna dair resmi bir kanıtımız yok.
Ama söylentiler o ki gerçek ismi Simonetta Vespucci.
Vespucci ailesine 16 yaşında gelin olan Simonetta daha sonra İtalya'ya, Floransa'ya yerleşir.
Vespucci ailesi ile Medici ailesi çok yakındır.
Medici ailesi ve Floransa Simonetta'ya gelir gelmez hayran olur.
Hatta rivayet odur ki o dönemin en ünlü yarışlarından biri onun onuruna düzenlenir.
Ancak tüm şöhretine ve güzelliğine rağmen 22 yaşında tüberkülozdan ölür.
Florence'a yıkılır ama güzelliği onu yaşatmaya devam eder.
Bu resim ve bunun gibi birçok resim Simonetta'dan ilham alarak yapılır.
Simonetta'nın ölümü Vespucci ailesini her ne kadar üzse de çok kısa bir zaman sonra Vespucci ailesinden başka biri dünyayı şaşırtacak bir keşfe çıkar.
Bu kişi Amerigo Vespucci'dir.
Birçok kaynağa göre Ameriko Vespucci 1507 yılında Amerika'yı keşfeder.
Bir diğer ilginç bilgi ise Vespucci ailesinin simgesi eşek arısıdır.
Eşek arısının çıkarttığı sesi canlandırabiliyor musunuz?
İtalyanca eşek arısı wasp demektir.
Sokaklarımızda gezen Vespalarda motorlu araçlarda tam da böyle ses çıkartır.
İşte bu yüzden isimleri Vespa'dır.
Simonetta ile ilgili inanılmaz bir dedikodu var.
O da şu yaşadığı dönemde Florensalı birçok erkek ona aşıkmış.
O kadar güzelmiş ki ressamlar resmini çizmek için sıraya girermiş.
Ama bu resmi özel kılan şey sadece Venus'un güzelliği değildir.
Çünkü bu resim din dışı yapılan ilk eserlerden biridir.
Ve Botticelli de bunu yapan ilk ressamlardandır.
İlk kez sanatın Tanrı'ya hizmet için değil de zevk için yapıldığı bir günü düşünün.
1485'de Venus'un doğuşu resmi ilk yapıldığında batı sanatı adeta ikiye bölünür.
Değişim fokur fokur alttan kaynar.
Çünkü o güne dek böyle bir resim yapılmamıştır.
Hep din resimleri daha doğrusu hep kilisenin sipariş ettiği resimler yapılmıştır.
Bunlar daha düz, dini bir duygu içermesi istenen resimlerdir.
Ama ilk kez Venus gerçek kadın boyutlarında çizilir.
Ve bu kadın ilginçtir, cennetten kovulan hava değildir.
Çıplaklığından hiç utanmaz ya da utanacak bir şey olduğunu düşünmez.
Bu resim kadın vücudunun zaferidir aslında.
Bu resim batı sanatını ikiye bölüyor demiştim ya.
İşte bu resimden önce aslında kadınlar birçok resimde sadece anne rolündeydi.
Venüs o kadınların da intikamını alır.
Klasik resimlerdeki zayıf, çaresiz kadınları kurtarır.
Kadın artık sadece anne değildir.
Kadının bambaşka halleri de vardır.
Gelin inceleyelim.
Rönesans yeniden doğuş anlamına gelir İtalyanca.
Tam olarak bir başlangıç tarihi veremesek de Florensa'da 14.
yüzyılda yani 1500'lerin başında başladığını söyleyebiliriz.
Çünkü bu tarihlerde dinde yani Hıristiyan Katolik fikirlerinde ve felsefede radikal değişiklikler başlıyor.
Siyaset, bilim olağanüstü değişikliklere meydan veriyor.
Yeni düşünme biçimleri Avrupa'yı kasıp kavuruyor.
Sahne sadece artık kilisede değil, din hikayeleri anlatan adamların yerini artık gerçek insanlar, gerçek karakterler almaya başlıyor.
Yani insan odaklı bir anlayış hüküm sürmeye başlıyor.
Buna hümanizma diyoruz.
Din adamları sahneden çekilmeye başlıyor.
İşte bu çağda sanatçılar da artık kiliseden değil zengin ailelerden beslenmeye başlıyor.
Yani onların himayesi altına giriyorlar.
Lorenzo de Midici yani Botticelli'nin patronu, Florence'ın yönetiminde adeta söz sahibi tek adam.
Bu arada ne bu aile ne de Rönesans aslında din karşıtı değil.
Tersine Hristiyanlığı kilisenin tek elinden çıkartıp insana yani bireye indirgemeye çalışıyor.
Bunu şöyle özetliyorlar.
Özgür irade artık sadece kilisede değil evinizde.
Bu değişimi anlamadan büyük ustaların resimlerini anlamamız da mümkün değil.
Buna Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Botticelli de dahil.
Resimlerdeki o kağıttan insanlar, ruhsuz insanlar yerini capcanlı yaşayan insanlara bırakıyor.
Dünyanın en güzel kadının ve belki de en güzel resimlerinden birinin arkasında bir kanlı hikaye var.
İki adamın mitolojik hikayesi.
Hatta baba oğul çatışması.
Oğul Saturn annesini kurtarmak için Babası Uranüs'e saldırıyor.
Uranüs'ün kanının düştüğü yerden de Venüs doğuyor.
Batı rüzgarı Sefir karısıyla birlikte sarmaş dolaş bir rüzgar estirir ve Venüs'ü Kıbrıs'a ulaştırır.
Pembe güller Venüs'ün etrafında havada adeta süzülür, dans eder.
Her gülün içinde de minik altın kalpler vardır.
Venüs'ün sağında kırmızı bir şal taşıyan ve onu örtmeye gelen bir kadın durur.
İşte bu kadın aslında mevsimlerin tanrıçasıdır.
Ki o mevsimde yazdır.
Bunu şuradan anlarız.
Çünkü kadının üzerinde mavi kantaron çiçeği vardır.
Ve biraz aşağıda yazın gelişini simgeleyen çuha çiçeği.
Cemre düştü deriz ya.
İşte aslında çuha çiçeği de Cemre'nin müjdecisi bir çiçektir.
Bir dakika ama yanlış mı görüyorum?
Venus'un duruşu biraz bozuk gibi.
Aslında bu bilinçli yapılmış bir seçim.
Bu Venus'un en önemli sırlarından biri.
Hatta Botticelli bunu iyice vurgulamak için Venüs'ün hatlarını siyah bir şeritle iyice belirginleştiriyor.
Kontur çizgileriyle Venüs resimin arka planından ayrılıyor.
Ve Venüs'ün vücudunun soluk teninin ayrımına varıyoruz.
Ama Venüs'ün güzellik sırrı aslında bu da değil.
Bu çekiciliğin güzelliğin sırrı şu.
Venüs'ün resimdeki yerine bir bakın.
Tam ortada bile değil.
Aslında ayağı biraz tombiş bir ayak.
Tam yere basmıyor.
Kilosundan dolayı mı ya da çarpık çırpık bir ayağı olduğu için mi böyle?
Hayır. Üzerinde durduğu deniz kabuğu bile gerçek hayatta çoktan devrilmişti.
Venus sol bacağının üzerine ağırlık vermiş gibi.
Bu da bel kısmında bir kıvrım yaratıyor.
Sağ bacağı da biraz kıvrılıyor.
Sağ bacağın rahatlığına bakın.
Bel ve kalça oranının çekiciliğiyle ilgili bir araştırma yapılmış.
Hem de British Columbia Üniversitesi'nde.
Kadınlardan önce dik sonra kontrapos durmaları istenmiş.
Yani bu duruş. Kontrapos Venus'un duruşu işte.
Bu duruşları 25 erkek ve 43 kadına göstermişler.
Her iki cinsiyetten denekler kontrapost duruşun en çekici duruşu olduğunu belirtmiş.
Hatta deneklerin gözlerinin nerelere odaklandığına bile bakmışlar.
Gözleri en çok nerelerde oyalanmış dersiniz?
Kalça ile bel arasındaki o küçük mesafede.
İşte size Venus'un sırrı.
Bu arada bu gücü tek sezen bilen Botticelli değil.
Donatello, Michelangelo, Rafael gibi...
O dönemin en iyi sanatçıları da bu duruşun çok iyi farkındaydı.
Ama artık siz de biliyorsunuz.
Bu güç artık sizde diyebiliriz.
Siz de kullanabilirsiniz.
Resimdeki karakterlerin duruşu bir hareket değil adeta bir çizgi yaratır.
Kendinden başka da hiçbir şeyi temsil etmez.
Aynı şiir gibi.
Bu fantezi dünyasında dev deniz kabuğunun bile bir anlamı vardır.
Pagan inançlarında da deniz kabukları doğurganlığı sembolize eder.
O dönem evlilik aslında iki aileyi birleştiren ve ekonomik olarak çok önemli bir anlaşmaydı.
Doğurganlık da zenginlik, mirasın bölüşülmesi, toprakların kiliseye kalmaması gibi çok önemli anlamlar ifade ediyordu.
Botiçeli bir pagan hikayesindeki doğurganlığı temsil eden deniz kabuğunu alıp çıplak bir kadınla çağdaş Hristiyan inancına yerleştirmiş ve bu kadını da Hristiyan dünyasına kabul ettirmiştir.
Yani resimdeki anlatım aslında dahicedir.
Bu resim iki tuvalin birleştirilmiş halidir.
Hatta Venus'un saçındaki altın sarısı bile aslında koyu renklerden ayrı çizilmiş.
Aralara biraz açık altın sarısı rengi de eklemiş.
Venus kalıcı kaş modasını ilk başlatan kadın olabilir.
Kaşlarındaki çizgilere bakın.
Kaş boyayan kadınlar bilir.
Venus'un kaşları üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen halen belirgindir.
Peki bu kadar zahmete kim için, ne için katlandı?
Bu resmi ona kim yaptırdı?
Resmi Botticelli'ye kimin yaptırdığını tam olarak bilemiyoruz.
Ama öyle bir şey olur ki her şey devasa bir yangınla mahvolur.
1497'ye gidiyoruz.
7 Şubat. Florence'ın ortasında bir yangın çıkar.
Bu yangın sıradan bir yangın değildir.
Zenginlere düşman Savonara tarikatı her güzel gördüğü şeyi günah olarak değerlendirir.
Güzel gördükleri her şeyi bu ateşe atarlar.
Savonlar olarak tarikatının asıl amacı Medicilerin zenginliğini ele geçirmektir aslında.
Yani onların mallarına çökmektir.
Zengin Medicilere karşı binlerce insanı tarikatına katar.
Boş işi olarak gördüğün ne varsa yani buna sanat da dahil bu yangında yakıp kül ederler.
Yangında onlarca güzel resim, müzik aletleri, klasik kitaplar hatta aynalar bile yakılır.
Yakılır ya aynayı yakıyor adam.
Çünkü din dışı.
Bu yangın ve devrim sonrası diyelim Medici'ler Floransa'dan sürülür, kovulur.
İşin ilginci Medici ailesine bu resmi yapan Botticelli de bu tarikata üyedir.
Hatta kendi yaptığı birçok güzel eseri bile bu yangında mahveder, yakar.
Neyse ki şanslıymışız ki bu resim ulaşmış.
Çünkü resim Floransa'da değil, Floransa'ya çok uzakta bambaşka bir şatoda asılı kalmış.
İyi ki orada kalmış.
Botticelli güzelliğe dair ne var ne yok her şeyi yaktıktan sonra kariyerini de yakar.
Bu resim sonrası yaratıcılıktan uzak, ağlak din resimleri yapmaya başlar.
Ortaçağ ile modern dünya arasındaki ressam Sandro Botticelli artık yoktur.
Siparişleri azalır.
Hatta öldüğünde neredeyse kimse onu tanımaz bile.
Medici ailesi ise yoluna başka ressamlarla devam eder.
Bu ressamlardan en ünlüsü, deli, tuhaf, kabına sığamayan bir adamdır.
İtalyan Rönesans ressamı, heykel tıraşı, mimarı ve şairi olan...
Michelangelo'dur. Michelangelo şöyle der.
Kaybederek öğrenen nice kazançlar elde eder.
Michelangelo'nun Davut heykelinde bir sır vardır.
Davut heykelindeki bu sır halen bize bakar.
Bir sonraki bölümümüzde bu sırrı ve Michelangelo'yu anlatacağız.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Görüş ve yorumlarınızı Instagram hesabımızdan Buraya Bakarlar podcast üzerinden gerçekleştirebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
