
Van Gogh'un kesik kulağının gizemi çözüldü! Tabloları Konuşturan Hırsız Bölüm:10
5 Mart 2023 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Van Gogh'un ölümünden 100 yıl sonra kesik kulağının sırrı çözüldü! Ayrıca hırsızımız "Yıldızlı Gece" tablosunu çalıyor ve Van Gogh'la karşılaşıyor. Hem de olağanüstü bir kaçış planıyla.
"Duygular bazen o kadar güçlü ki, insan çalıştığının farkına bile varmıyor...Ve fırça vuruşları,bir konuşma veya mektuptaki sözcükleri andıran bir sıra ve ilişkiyle birbirini izliyor."
Ondan önce hiçbir sanatçı bu kadar güçlü duygularla resim yapmamıştı.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin 10.
bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümde konuğumuz, tarihin en etkili sanatçılarından Vincent Van Gogh.
Capcanlı resimlerinden trajik ve gizemli yaşamına kadar Van Gogh tüm dünyayı etkilemeye devam ediyor.
Ve onun ilhamı dünyanın her yerindeki insanları büyülüyor.
Bu bölümde 100 yıldır dünyayı büyüleyen Ve henüz çok az kişinin bildiği bir sırrın peşindeyiz.
Vincent Van Gogh kulağını neden kesti?
Bir sinir krizi sonrası kendine zarar vermek mi istemişti yoksa sembolik bir ritüel miydi?
İşte yıllarca öne sürülen teorileri araştıracağız.
Cevap çok farklı bir yerde olabilir.
Ama önce size küçük bir sürprizimiz var.
en ünlü eserini yani Yıldızlı Gece'yi çalabilecek mi?
Sanat tarihinin en ünlü soygununa ve kaçış planına hazırlanın.
Arkanıza yaslanın, rahatlayın ve bu büyüleyici, ilgi çekici bölümde Vincent Van Gogh'un sanatıyla, dramıyla ve gizemiyle yarattığı dünyasına taşınmaya hazır olun.
Kimse beni görmeden buradan gitmem lazım.
Yıldızlı Gece, çantaya da koyduk mu tamamdır.
Çıkış az kaldı.
Hayır tablonun çalındığını anladılar.
Daha hızlı koşmam lazım.
Başardım. Bunu gerçekten yaptığıma inanmıyorum.
Yıldızlı gece. Çok güzel.
Kim olabilir?
Umarım polis değildir.
İyi günler madem.
Evet benim.
Ve resmime düşkün olduğunuzu görüyorum.
Özür dilerim ben onu çalmak istememiştim.
Sadece yakından görmem gerekiyordu.
Özür dilemeyin madem. Yıldızlı gecenin çekiciliğini anlıyorum.
Ruha hitap eden bir tablodur.
Gelin daha yakından bakalım isterseniz.
Ne demek istiyorsun? Resmin
içindeyiz madem. En parlak ışık bize geçiş portalı açtı.
Resmin içine düştün.
Ve seninle paylaşmak istediğim bir sırrım var.
Ben sır mır duymak istemiyorum.
Gerçekten istediğin bu mu?
Hırsız olarak tanınmak, acı ve ıstıraptan yaratılan bir şeyden çıkar sağlamak.
Hayır ama nişanlım beni düğün günü terk etti ve ben ona boş bir kadın olmadığımı göstermek istiyorum.
Acı çekmeyi çok iyi anlıyorum Deniz.
Ben de akıl hastalığıyla mücadele ettim ama sanat karanlıkta güzelliği bulmama yardım etti.
İyi de bir resim bana nasıl yardımcı olabilir?
Daha yakından bak Deniz.
Resimdeki parlak yıldızı görüyor musun?
Evet. O yıldız asla gerçekten yalnız olmadığımızı hatırlatıyor.
En karanlık gecelerde bile yol gösterecek bir ışık vardır.
Bir fikrim yoktu.
Resme daha önce hiç böyle bakmamıştım.
Sanatın bizi iyileştirme ve değiştirme gücü var Deniz.
İzin verecek misin buna?
Evet evet. Ben bu tabloyu da kendimi de anlamak istiyorum.
Ve bu dönen girdap da...
Zihnimdeki kaosu temsil ediyor.
Çok güzel. Evet, acımızda bile güzellik bulabiliriz.
Bu inanılmaz.
Daha önce gördüğüm hiçbir renge, hiçbir tabloya, hiçbir şeye benzemiyor.
Evet, tablo gerçek bir şaheser.
Ama bu sadece renkler ve fırça darbeleriyle ilgili değil ki.
Bu içine kattığım duygular ve elbette hislerle ilgili.
Peki ya bunlar hangi duygulardı?
Yalnızlık. Bilinmemek, tanınmamak, sevilmemek ama aynı zamanda umut, güzellik ve sevdiklerinle bağ kurmak.
Görüyorsun tablodaki parlak yıldız asla gerçekten yalnız olmadığımızı hatırlatıyor.
En karanlık gecelerde bize rehberlik eden ışığı temsil ediyor.
Beni kendi yoluma yönlendiren o ışık gibi.
Kesinlikle ve bu yüzden yaptım bu tabloyu.
İnsanlara en karanlık zamanlarda bile bir çıkış yolu olduğunu hatırlatmak için.
Sanatın bu kadar güçlü olabileceğini hiç bilmiyordum.
Evet, işte sanatın güzelliği de bu.
İyileştirme, ilham verme ve dünyayı değiştirme gücüne sahip.
Ve resimlerimle yapmak istediğim şey de bu zaten.
Senin gibi insanlara ilham vermek.
Teşekkürler Vincent. Hayatımı değiştirdin.
Ve sen de benimkini değiştirdin.
Şimdi artık bizim için gerçeğe dönme vakti.
Ne zaman ihtiyacın olursa her zaman yanında olacak.
Hatta seni hep kurtaracak.
Teşekkürler Vincent. Bu anı sonsuza kadar hatırlayacağım.
Polisler birazdan gelir.
Hayır, hayır yaklaşıyorlar.
Buradan gitmem lazım. Deniz korkma.
Sakin ben sana yardım etmek için buradayım.
O resimdeki parlak yıldız aslında bir portal.
Seni gitmek istediğin her yere götürebilir.
Bir portal mı?
İyi de bu imkansız.
İmkansıza inan Deniz.
Kaçmanın tek yolu bu.
Portaldan geç ve hayatına yepyeni bir sayfa aç.
Tamam. Pekala.
Bir adım atacağım.
Eller yukarı. Tutuklusun.
Nereye gitti? Bu inanılmaz bir şey.
Kendimi hiç bu kadar özgür hissetmemiştim.
Beğendiğine sevindim.
Ama unutma. Özgürlükle birlikte sorumluluk da gelir.
Yeni keşfettiğin gücünü başkalarına yardım etmek için kullanmalısın.
Yapacağım Van Gogh, yapacağım.
Artık beni asla yakalayamayacaklar.
Ama sadece kaçmıyorum, yeni bir maceraya dağıtılıyorum.
Dünyayı farklı bir açıdan görmek için yeni bir şans var artık elimde.
Bana yolu gösterdiğin için çok teşekkür ederim Vincent.
Van Gogh efsanesi 1888'de Fransa'nın Arles kentinde doğmak üzeridir.
Şehirden uzak, fakir insanların yaşadığı köhne bir mahallede gece olmuştur.
Bu karanlıkta bir yabancı kapıyı çalar.
Yabancının elinde bir paket vardır.
Paketi kapıyı açan kıza uzatır.
Paketin içinde bu yabancı adamdan bir parça vardır.
Bu yabancı adamın adı Vincent Van Gogh'dur.
Ve pakette kanlar içinde kendi kulağı vardır.
O zamanlar kimsenin tanımadığı başarısız, yıkık bir ressamdır.
Günümüzde ise tüm dünyanın tanıdığı bir isimdir.
Bu kanlı olayın geçtiği tarihlerde en ünlü eserlerinden birkaçını vermiştir.
Başyapıtları diyebileceğimiz eserleri resmetmiştir.
Ama efsanesini kendi kulağını keserek yaratır.
Polis ertesi sabah Van Gogh'un evine geldiğinde onu yerde cenin pozisyonunda yatar bulur.
Hatta öldüğünden şüphelenirler.
Polisler Van Gogh'u kaldırıp akıl hastanesine götürürken dünyanın en tanıdık efsanesi, bir kulak kesme efsanesi doğmuştur.
Çünkü halen dünya tam olarak ne olduğunu bilmez.
Ta ki gizemli bir mektupla bu efsane çözülene dek.
İşte o mektup.
Van Gogh, Güney Fransa'nın Arles kentine 35 yaşında gelir.
Sene 1888'dir.
Onu aşağılayan, küçümseyen Paris'in sanat dünyasından adeta kaçmıştır.
Arles şehri güneyde ve güneşli bir havaya sahiptir.
Gökyüzü tam olarak apaçıktır.
Van Gogh bu şehrin canlılığına, renklerine bayılır.
Nisan ayında bir boğa güreşi izlemeye gider.
Hatta bu boğa güreşini cap canlı tonlarla resmeder.
Resimde kıpır kıpır insanları ve güzel kadınları çizer.
Boğa güreşinin sonunda Matador kazandığı için boğanın kulağını keser ve seyirciye fırlatır.
Bu bir gurur meselesidir, zafer gösterisidir.
Birçok insan uzun süreler bunun Van Gogh'u etkilediğini Ve onun da bu yüzden kulağını kestiğini sanmıştır.
Hatta onlara göre bu gurur meselesi Van Gogh'u derinden etkileyip sevgilisini hediye edecek bir zafer elde edecektir.
Bu aslında yeterli bir cevaptır.
Ama bir farkla.
Gerçek asla bu değildir.
Çünkü o tarihte Fransa'da Matadorlar boğaların kulağını kesmezlermiş.
Böyle bir şey gerçekleşmemiş.
Sarı ev tablosunda resmettiği mutlu hayata rağmen Van Gogh'un dünyasını altüst eden, kulağını kesecek kadar onu mahveden şey neydi?
Her şey 1888 Noelinden iki gün önce başlar.
Gizemli haberi önce yerel gazeteler verir.
Aynen şöyle yazarlar.
Gece 11.30'da gizemli bir yabancı kadınların kaldığı evin kapısına dayanır ve Rachel adında bir kadınla görüşmek ister.
Kadın kapıya geldiğinde ona içinde kesik kulağının olduğu paketi verir.
Peki bu haber ne kadar gerçek, ne kadar güvenilir?
Görgü tanıkları o dönemde farklı farklı açıklamalar yapar.
Üç kişi Van Gogh'un elinde kanlı paketi gördüğünü söyler.
Birisi ise kafasının bandaja sarılı olduğunu.
Birçok kişi kız konusunda da kararsızdır.
Kimine göre evsiz, ahlaksız bir kadın, kimine göre ise sadece kafede çalışan bir garsondur.
Kulak kesme hikayesi belki doğruydu ama yerel basında bunu biraz abartmamış mıydı?
Özellikle kendilerini daha fazla tanıtmak, göstermek için.
İkna olmamız içinse bize belgeler gerekiyordu.
Peki bu belgeler bizi ikna edebilecek mi?
Van Gogh'un hayatı resimleriyle iç içedir.
Adeta o resimler kendi hayatıdır, biyografisidir.
Ölümünden yıllar sonra Van Gogh Müzesi onu takip eder ve bu kulak kesme hikayesinin peşine düşer.
Bu müze yılda 2 milyon ziyaretçiyi ağırlar ve tabii Van Gogh'un tüm hayatı burada gösterilir.
Van Gogh'un sırlarını da çözmeye çalışırlar.
Bu esnada yani müzenin çalışmaları sırasında da çok önemli bir belgeye rastlanır.
İlginç bir mektup.
Bu mektup ünlü ressam Paul Signac'tandır.
Kazadan sonra Van Gogh'u ziyaret etmiştir.
Ziyaret sonrası yakın arkadaşına bir mektup yazar.
Van Gogh'u gördüğünü anlatır.
Tam olarak şöyle yazar.
Vincent'ı son gördüğüm zaman 1889 baharında Arles'daydı.
Bu şehirdeki hastanede kalıyordu.
Onu ziyaret ettiğim gün neyse ki aklı başındaydı ve doktor onu dışarı çıkarmama izin verdi.
Meşhur sargısıyla birlikte başında bir kürk şapka vardı.
Birkaç gün önce sol kulağının bir kısmını kesmişti.
Tamamını değil.
İşte bu görgü tanıklığından bir buçuk yıl sonraysa adeta onu onaylayan bir doktor çizimi de kulağının tamamının değil bir kısmının kesildiğini gösterir.
Van Gogh'un ölümünden hemen sonra doktorlar bununla ilgili küçük bir çizim yapmıştır.
Bu çizimde Vincent gözleri kapalı yatmakta.
ve kulağının üst kısmının sapasağlam yerinde olduğu görünmekteydi.
Aynı Paul Sinyak'ın yazdığı gibi.
Kulak yerindedir. Sizce de bu durumda bir gariplik yok mu?
Yerel basın tüm kulağının kesildiğini yazarken onu yakından görenler sadece küçük bir parçanın kesildiğini anlatıyor.
Tüm dünyanın Van Gogh'u tanımasına sebep olan bu kazada aslında neler oldu?
Bu karmaşa nasıl oluştu?
Kesik kulak bir kaza eseri miydi yoksa şehir efsanesi mi?
Vincent Van Gogh kadar hem resimleri hem de hayatıyla ünlü olan ressam çok azdır.
İnsanlar Van Gogh'a bakınca sadece ay çiçekleri veya gökyüzü görmezler.
İnsanlar Van Gogh'un gözlerine bakmak ister.
Gözlerine bakmak ister çünkü bu duyarlı adamın gözlerinin içinde insanlığa, geleceğe, hepimize dair bir şeyler vardır.
Bu aşırı duyarlı adam 37 yaşında ölmüştür.
Ama tarih bize doğru adamı artık göstermektedir.
Bu deha ile deliliğin arasındaki adamın efsanesi bir yalan üstüne mi kuruluydu?
Van Gogh 35 yaşında ağırla başarısızlıklarla geldi demiştik.
Paris sanat dünyasından nefret eder hatta kaçar halde geldi demiştik.
Bu perişan adamın acı ve kederle ne kadar yıprandığını tahmin edebilirsiniz.
Ama gelin başlangıca gidelim yani doğduğu yıla.
1853'te bir rahibin oğlu olarak dünyaya gelir.
Hatta ilk yıllarda zihin özürlü olduğu düşünülür.
Epey şüphelenirler ama neyse ki atlatır.
16 yaşında dikiş tutturamaz okuldan ayrılır.
Ünlü bir sanat galerisinde çalışmaya başlar ama hiç mutlu değildir.
Çünkü tam bir ticarethanedir sanat galerisi.
Zaten birkaç yıla kendini kovdurur.
Kovulduktan sonra ruhani dünyaya inanılmaz derecede tutunmaya başlar.
Hatta... ilahiyat fakültesinin sınavlarına girer ama başaramaz.
Sonra vaiz olarak kimsenin gitmediği, gitmek istemediği bir maden köyüne gider.
Gerçi orada da çok kalamaz.
Çünkü hem fanatik hem takıntılı bir adamdır.
Bu sabit fikirli adamı ancak en fakir işçiler ve sokak kadınları anlar.
Van Gogh da onlara sürüklenmekte gecikmez.
Van Gogh'un ruh hali o kadar dengesizdir ki ne arkadaşlarıyla ne ailesiyle doğru düzgün ilişkiler kurabilir.
Her defasında kurmaya çalıştığı bütün ilişkiler çöker.
Kimse kolay kolay Van Gogh'a güvenemez.
Çok kavgacıdır. Herkes etrafından uzaklaşır, uzaklaşmaya bahane arar.
Hatta öyle ki bazı günler sadece garson kızlarla konuşabilir, o da sipariş verirken.
Ama hayattaki tek büyük sabiti, en büyük destekçisi kardeşi Theo'dur.
Kardeşi Theo, Vincent Van Gogh'un aksine çok başarılı bir sanat tüccarıdır.
Sanat galerisinde çok başarılı işler yapar, çok da ünlüdür.
Hatta Van Gogh'u resme, sanata yönlendiren de bizzat Küçük kardeşi Theo'dur.
Van Gogh'un resim kariyeri 27 yaşında başlar.
Başlar ama küçük kardeşi Theo Van Gogh'un hiçbir eserini satamaz.
Hatta Van Gogh'un yaşarken tek bir eseri satılır.
Şimdi bu Fransa'daki Aal şehrine geldiğindeki Van Gogh'u düşünün.
35 yaşında doğru düzgün hatta doğru düzgün değil hiç eser satamamış ve aklı başında bile değil etrafında doğru düzgün güvenebileceği kimse yok.
Akıl hastası diyorlar, dengesiz diyorlar, kimseyle anlaşamıyor, konuşamıyor, kavga ediyor.
Herhalde bir sinir krizi için daha uygun ortam olamaz.
Ama aslında işler tersine çok iyi gidiyordu.
Arl şehri yani güneşin şehri onda çok güzel etkiler yaratmıştı.
Her gün saatlerce yürüyüşler yapıyordu güneş altında.
Yeni bir sanıtı doğurmak üzereydi.
E tabi elinde fırçası, boyası ve tuval ile bu yürüyüşler çok da kolay değildir.
Peki Van Gogh'u bu yürüyüşleri ikna eden tuvaliyle, fırçasıyla bu zorlu yola girmesini sağlayan neydi?
Bu sebep öyle güçlüydü ki Kuzey Avrupa'nın gri hatta kahverengi şehirlerinden uzaklaştırmıştı onu.
Cevap bir mektubunda yazdığı gibiydi.
Fırça vuruşlarım hiç bilindik bir yol izlemiyor.
Tuvalet fırçamı olduğu gibi rastgele vuruyorum ve de öyle bırakıyorum olduğu gibi.
Endişem odur ki bu sadece sonuçla ya da teknikle ilgilenen insanlar için hiç iç açıcı değil.
Haklıydı. Onu anlamamız için daha on yıllar geçmeliydi.
Şimdi ise her eserini şaheser kabul ediyoruz.
Van Gogh kardeşi Theo'ya sanatın geleceğini bulduğunu iddia eder.
Hatta tüm sanatçıları Fransa'da yani Arles kentinde güneyde birleştireceğini söyler.
Dayanışma ruhu harikadır.
Peki gelecekten bu kadar umutlu bir adam nasıl olur da kendine zarar verir?
Bu derece akıl hastalığına nasıl tutulur?
Van Gogh'un deliliğinin sebebi bizzat umudu bulduğu, renklerine aşık olduğu Fransa'nın Arles kentinde olabilir mi?
Van Gogh ressamlar örgütü kurmayı düşünür.
Hatta bu yüzden Al şehrine hayranı olduğu Paul Gauguin'i çağırır.
O gelmeden onun için evini süsler, güzelce temizliğini yapar.
Artık tüm sanatçıları birleştirecek ve büyük güç kazanacaktır.
Ama işler umduğu gibi gitmez.
Çünkü Paul Gauguin'in tek derdi para kazanmaktır.
Ve bunu da bizzat Van Gogh'un kardeşi Theo'dan aldığı maaşa yapmaktadır.
Zorda olsa Van Gogh'a katlanır.
Ama ne sanatları ne de fikirleri uyuşur.
Sık sık kavga ederler.
Noel'den bir gün önce Vincent Van Gogh elinde bir paketle sokağın birine girer.
Gece yarısıdır. Sokak renkli ve eğlenceli gece hayatıyla ünlüdür.
Van Gogh sokağın sonundaki kapıyı çalar.
Karşısına çıkan kadına Rachel'ı çağırmasını söyler.
Rachel kapıya gelir ve Van Gogh elindeki paketi ona uzatır.
Rivayet odur ki bu kız bir hayat kadınıdır ve Van Gogh ona aşıktır.
Tek bir farkla o tarihte eğlence sektöründe çalışan çoğu kadının takma ismi Rachel'dır.
Van Gogh bu olaydan sonra akıl hastanesine yatar.
Çıkar çıkmaz da bir resim yapar.
Resmin ortasında kocaman bir soğan vardır.
Ama asıl dikkat çekici şey kardeşi Theo'dan gelen bir mektuptur.
O mektubu da çizmiştir.
Mektubun üstündeki tarih ise kulağını kesip Rachel'a verdiği gündür.
Kardeşi Theo o mektupta nişanlandığını bildirir Van Gogh'a.
Yoksa Van Gogh kardeşinden uzaklaşacağını, onu kaybettiğini düşündüğü için mi delirdi?
Ya da aynı gün Paul Gauguin'in hayran olduğu ressamın arkadaşının gideceğini öğrendiği için mi?
Evet bu iki olayda Van Gogh'u delirtecek etkiye sahiptir doğru.
Hatta ikisi de üst üste yaşanmıştır.
Ama Van Gogh... Daha önce hiç acı çekmemiş bir adam değildir.
Hatta bu iki olayla kendine zarar verecek bir adamsa hiç değildir.
Bundan sonra karşılaştığı olaylarsa asıl sırrı çözecektir.
Van Gogh kulağını kim için ve neden kesti?
Van Gogh kulağını keserek ya da kulak memesini efsanesini bilmeden yaratmış oldu.
Ama arkasında yatan neden neydi?
Kardeşine ya da Polgogen'e kızgınlığı mı?
O tarihte hastalığı net olarak bilinmiyor ama şimdiki doktorların söylediğine göre ya epilepsi ya da bipolar bozukluk.
Yani hep uçlarda yaşıyordu.
Halüsinasyonlar görüyordu.
Gördüğü bir halüsinasyon sonrasındaysa kulak memesini kesiyor ve bir hayat kadınına veriyordu.
Aslında gerçek çok başkaydı.
Ve onu ancak 2016'da öğrenecektik.
Yazar ve amatör tarihçi Bernadette Murphy 2016'da Van Gogh'la ilgili bir kitap yazmaya başlar.
Tabi yazmadan önce de bütün arşivleri tarar ve de Amerika Birleşik Devletleri'ndeki bir kütüphanede çok önemli bir sırrı ortaya çıkarır.
1956'da Van Gogh'un hayatını anlatan filmin yönetmeni Irwin Stone araştırması sırasında Van Gogh'u iyileştiren doktora ulaşmıştır.
Bu kişi Doktor Felix Ray'dir ve Van Gogh'u tedavi eden doktordur.
Hatta Van Gogh ve Dr.
Felix Ray daha sonradan arkadaş olmuştur.
Van Gogh onun portresini bile yapmıştır.
İşte aynı Dr.
Felix Ray, Irving Stone'a yeni filmi için araştırma yapan yönetmene Van Gogh'un kulağının gerçekte nasıl göründüğünü çizmiştir.
Bu çizim Irving Stone öldükten sonra Amerika'da Kaliforniya'da bir kütüphanede 2016'da bulunana dek gizli kalır.
2016'da amatör yazar Bernadette Murphy bu belgeye ulaşır.
Belgede açıkça Van Gogh'un kulağının neredeyse tamamını kestiği çok net görülür.
Sadece kulak memesini değil kulağının tamamını kesmiştir.
İşte yıllardır net olamadığımız sorun çözülmüştür.
Kulağını kestikten sonra Van Gogh başını bandajla sarmış, Ve öyle sokağa çıkmıştır.
Kulağını gelen evdeki kadına götürür.
Ve bunun şakaya gelecek bir yanı yoktur.
Çünkü bu aslında kahramanca yapılmış bir harekettir.
Evet, Van Gogh artık bir kahramandır.
Neden mi? Bulmacanın son parçasını çözmeye hazır mısınız?
Van Gogh deliliğin doruklarında Al kentinde yaşamadan önce Paris'te yaşamıştır.
Aynı kulağını kestikten sonra paketi verdiği kadın gibi.
Kadınla aynı dönemde Paris'tedir.
18 yaşındaki kadın 1888'in ocağında kuduz bir köpek tarafından ısırılır.
Kadının ismi Gabi'dir.
Yani Gabriel. Gabi tedavi için Paris'teki kuduz hastanesine gider ve 20 kere tedavi olur.
Yani Bu tedaviden birkaç gün sonra Gabi Paris'ten Al kentine döner.
Yoksa Vincent Van Gogh Gabi'yi takip mi etti?
Başta anlamsız gelse de aynı yılın aynı döneminde Van Gogh bir mektubunda şöyle der.
Zavallı kızlar hastanede kuduz tedavisi görüyorlardı.
Van Gogh acı çekenlere karşı özellikle de yara izleri olanlara hasta insanlara karşı zafiyet taşır.
Yani onlara karşı zaafı vardır.
Onları kurtarmak, acılarını sonlandırmak ister.
İşte gebide Van Gogh'un meleğidir.
Hem de yaralı meleği.
Ve Van Gogh kendini yaralı meleğinin acılarını dindirmeye adar.
Onu kurtarmak ister.
Tüm acılarını sonlandırmak ister.
Bu bir tür dini, törensel bir şölendir onun için.
Kısacası aklının oynadığı bir merhamet oyunudur.
Van Gogh... Bu olaydan sadece 18 ay sonra hayatını sonlandıracaktır.
Ama Gabby 82 yaşına kadar yaşar.
Karanlık gecenin gizemi aydınlanmıştır.
İşte tuvalin arkasındaki Van Gogh ortaya çıkar.
O trajik yılın ardından dünya merhametiyle, vicdanıyla ve renkleriyle Van Gogh'la tanışır.
Vincent Van Gogh'un hayatını ve mirasını araştıran bu podcast'in sonuna geldiğimizde.
Van Gogh'un sanat dünyası üstündeki olağanüstü etkisi karşısında etkilenmemek mümkün değil.
Ve Van Gogh dünyada halen milyonlarca insanı etkilemeye devam eder.
İşte onun en büyük etkisi bizim geleceğimizi yani insanlığın geleceğini düşünmüş olmasıdır.
Ama unutmayın her büyük eserin arkasında umutları, korkuları ve mücadelesiyle insan vardır.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
