
Tabloları Konuşturan Hırsız Bölüm 6 - Pierre Auguste Renoir - Moulin De La Gallette’de Dans
8 Temmuz 2022 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
"Kendimi akıntıya kaptırdım, sular nereye götürürse oraya giderim." Renoir'ın her resminden sağlık ve neşe akmaktadır. Kötümserlik ve hüzün onun sanatında yer almaz. Bu sözler modern sanatın en canlı ve neşeli renklerini bize sunan Pierre Auguste Renoir'a ait.
Kimi yiyecek ekmek bulamazken, kimi sırf ruhunun gıdasını almak için sanat dünyasının çarkına kendini kaptırır. Renoir da bu insanlardan biriydi. "Temiz,saf,sağlam ve zarif" sözcükleri sanatını en iyi açıklayan sözcüklerdir.
Bu kez hırsızımız Renoir'ın renk senfonisinin paletteki en iyi yansımalarından, en önemli başyapıtlardan "Moulin de la Galette'te dans" tablosunu konuşturuyor.
"Gerçek bir sanat eseri izah istemez çünkü kendiliğinden anlaşılır." Bu sözleri söyleyen Renoir gerçekten sanat tarihinde bu cümleye en çok uyan resimleri yaratmıştır. Onun berrak,açık ve insani dünyasına hoş geldiniz.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin 6.
bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümde 19.
yüzyıl Paris'inin bohem yaşamına kısa bir tanıklık edeceğiz.
O dönemki Paris'te yaşamak ister miydiniz?
Pek emin değilim.
Neden mi? Daha 20-30 yıl önce inşa edilmiş bir kanizasyon sistemi.
Veba salgınından yeni kurtulan bir şehir.
Dönemin imparatoru 3.
Napolyon tüm şehri yeniden inşa etmeye başlamıştı bile.
Yine de tüm bu olumsuzlukların yanında her yerden fışkıran eğri tavanlı resim atölyeleri, küçük bohem kafeleri, köşe başı meyhaneleri, kitap ve resim satan işportacılarıyla
Paris, Paris'ti.
Bir pazar günü öğleden sonra arkadaşlarınızla bohem bir kafedeki partiye katılıp dans etmeye, sohbet
edip etrafı izleyip eğlenmeye ne dersiniz?
Hatta açsanız?
Galette yani kek de yiyebilirsiniz.
Bu bölümdeki resmimiz bahsettiğim kafede geçiyor.
Resmin adı Moulin de la Galette Dans.
Önce rotamızı Paris, Montmartre'deki bu kafeye yani Moulin de la Galette'e çeviriyoruz.
Daha sonra Renard'ı, mutluluğun ressamını, bütüne zenginlik vererek yaşam sevincimizi arttıran ressamı konuşacağız.
İlk dakikalarda sizi Mulan da Galet'e götürecek bir arabaya bineceğiz.
Şimdi resimdeyiz.
Geç kalıyoruz.
Tamam anca izin alıp çıkabildim.
Ellerim bulaşık yıkamaktan kurudu yahu.
Dünya pazar ama öğleden sonra bile zar zor izin veriyorum.
Ya öyle deme. Kaç ay uğraştık o zükbe restoranında iş ayarlamak için.
Kadın halimizde iş bulmak kolay mı sanki bu devirde?
Neyse ne. Ay çok heyecanlıyım.
Unutmadan yeni aldığım dans ayakkabılarını da giyeyim.
Bakayım. Kornu kapalı, kısa topuklu, altı deri.
Hanımefendi işten yorgun argın çıktı ama yüzyılın kraliçesi yaşında tabii.
Enerjisini hikayenin diğer tarafına saklıyormuş.
Sanki asil Parisler bizi kabul etti de nezaketen tüm taşralılar şu tüm değirmene çıkıp dans ediyoruz.
Bir pazarımız var.
Galetli değirmen.
Ya zaten ismin abukluğundan babam inanmadı.
En son hamur işi yapan rüzgar değirmenli kafe dedim de sustu.
Şimdi ben de çok heyecanlandım.
Güzel olmuş muyum?
Hala dans edecek acaba?
Tavus kuşu gibi ihtişamlısın güzelim.
Tüylerini açman yeterli ışığının girmesi için.
Kızlar, bahçe malum kalabalık olacak.
Ne olur azınlık gibi düşünüp çoğunlukta kaybolun.
Kalabalıkta kaybolalım.
Öne çıkmayalım. Söz veremem.
Kiminle dans edeceğim belli olmaz.
Unutma talih kadınsı ve istikrarsızdır.
Pierre-Auguste Renard.
Tüm hayatı boyunca güzelliği ve mutluluğu yücelten imgeler yarattı.
Picasso'dan sonraki en üretken sanatçıydı.
Yaklaşık 6000 resim ve heykel yaratmış.
Sorunsuz, kaygısız bir dünyası vardı.
Fransa'daki sanayi devriminin tanığı, kullanıcısı ve yorumcusuydu.
Hayat felsefesini bir cümleyle özetlemiş.
Suya düşmüş küçücük bir mantar parçasıyım, kendimi akıntıya kaptırdım.
Sular nereye götürürse oraya giderim.
Ressamımız sanki insan ruhundaki doğayı yeşertmek ve bize her şeyin geçici olduğu hissini vermek için dünyaya gelmişti.
Anne babası terzi olan Renoir, 1841'de Fransa'nın porselenleriyle ünlü Taşça şehri Limoges'da tipik bir işçi ailesinin Dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir.
Eee dört çocuk zor tabii.
Şehir de küçük. Babası bu şehirde para kazanmak iğneyle kuyu kazmak gibidir der ve ailecek Paris'e taşınırlar.
O dönem Paris'e iyimserlik duygusu hakimdi.
Şehrin yeniden inşa dönemiydi.
Lourdes Müzesi ile içice büyüyen resimimizin mükemmel bir sesi vardı.
Şan dersleri de almıştı fakat yoksulluk daha 13 yaşındayken okulu bırakıp Porselen fabrikasında çalışmaya zorlar onu.
Yine de ailesi sanatsal yeteneğini destekler.
Porselen fabrikasında çalışkanlığı ve tarzıyla hemen dikkat çeker.
Parlak, güzel renkleri ustalıkla bulup boyaması, renkler arasındaki uyumu hayret vericidir.
15 yaşına geldiğinde zanaatıyla para kazanan, kendini işe adamış azimli biriydi.
Her akşam iş çıkışı koştur koştur lura gidip eski şaheserleri inceler, ve karalamalar yaparak kopyalar, kopyalar, kopyalardı.
İlk önemli çalışmalarını neredeyse her gün yatıp kalktığı olurda gördüğü klasik çalışmalarla kendi izlenimlerini sentezleyerek yarattı.
Masumlar Çeşmesi sanat hayatında çok etkiliydi.
İnce, zarif tekniğiyle akıcı, berrak renkleri sanat hayatının özeti gibiydi.
Temiz, saf, sağlam ve zarif.
Ne yazık ki bir trajedi olur ve çalıştığı porselen fabrikası sanayi devrimini ve makinelere yenilerek kapatılır.
Renard önce Boğaz Tokluğu'na farklı yerlerde çalışır sonra deniz aşırı seyahat eden misyonerlere yelpaze ve perde boyayarak tekrar ün ve para kazanır.
Kazandığı parayla Paris Güzel Sanatlar Okulu'na ve dönemin en ünlü atölyelerinden İsviçre'li Gleylin Atölyesi'ne yazılır.
Orada Monet Sissy ve Basil gibi ustalarla tanışacak açık havada hep birlikte resimler yapmaya başlayacaklardı.
Arkadaşları için de en yoksul olanı ise Renard'dı.
Yıllarca yoksulluk çeken Renard en yakın arkadaşı Monet ile umutsuzluğu aşar.
Hatta bir mektubunda şöyle der.
Her gün yemek yiyemesek de mutluyum.
Açık havada resim yapmasına yaparlar ancak Renard halen açık ve parlak renklerle çalışacak kadar cesur değildir.
Onu Bu kutsal parıltıyla taçlandıracak bir yol arkadaşı yoktur.
Ta ki bir gün ormanda resim çizerken arkasındaki çalıların hışırdadığını duyduğu ana dek birden kulağının dibindeki kahkayla irkilen Renoir karşısında keskin bakışlı ince
boyuklu bir adam görür. Adam dalga geçercesine der ki şu doğanın lütfunu harika manzarayı kasvetli renklerle nasıl katledersin yazıklar olsun.
Renard şok olmuş halde şaşkın şaşkın adama bakarken elinden paleti alan adam önce koyu renkleri resimden sıyırıp atar bunların yerine sarı, turuncu ve zümrüt yeşilini koyar.
Kısa sürede palet ışıl ışıl yanan iç açıcı bir resme dönüşür.
Meçhul adam ayağa kalkar ve yerlere eğilerek kendini tanıtır.
Halen çok az bilinen ve Renard'ın kahramanı olan bu ressam Diaz de la Pena'dır.
Kendi trajedisiyle yüzleşerek önce onu kabul eder, sonra uzlaşır ve renklere yani içindeki gerçek kişiye duyarlı hale gelir.
Renard'ın içinin sesini dinlemesine, korksan da dene diyen bu ressam, Renard'ın risk alarak yaşamayı göze almasına, hikayelerinin artmasına ve gölgesini daha
iyi tanımasına sebep oldu.
Sıkı dostu olan Diaz de la Peña ile çalışmaya devam eder Renard.
Kararı kesindir.
Sanatçı olacaktır ama yaşayabilmesi için de resimleri satması gerekir.
Ve eğer resim satacaksanız isminizin duyulması gereken yer Paris salon sergisidir.
1863'te ilk kez bir resmi Paris salon sergisine kabul edilmesine ama resim sonraki yıllarda bizzat kendisi tarafından yok edilir.
Böyle de kararsızdır.
Akademi ile gerçek kişiliği arasındaki trajedi devam eder.
Ta ki... 1870'de Fransa-Almanya savaşı çıkana dek savaşta görev alır ve arkadaşlarıyla uzak düşer.
Sonraki yıllarda askerden dönüşünü en verimli döneminin habercisi olarak kullanır.
Işık gölge oyunları yaptığı resimler sanat tarihi açısından çok önemlidir.
Gün geçtikçe resimlerine olan ilgi artar.
Sanatçı çevrelerde ve Paris'in aydın tabakalarında da söz edilmeye başlar.
Charpentier ailesiyle içli dışlı oluşu ve bu sayede artık resimlerinin Paris salon sergisinde yer alması onu çok mutlu eder.
O dönemde tam bir portre ressamıdır ve bunu para kazanmak için yapar.
Çok da iyi paralar kazanır.
Renkleri artık iyice ışıl ışıldır.
Paleti açıldıkça açılmıştır.
Hırsızımızın bu bölümde çalıp konuşturduğu Muren Daragalette dans tablosu da bu dönemde ortaya çıkar.
Ana renklerin farklı tonlarından oluşan bu resim bir ışık kompozisyonudur.
Gençliğin neşesini anlatır.
Güzel kızlarla delikanlılar sarmaş dolaş dans eder, cilveleşir, şakalaşırlar.
Bir renk senfonisi sürer gider.
Şimdi hırsızımızın ağzından bu tabloyu dinleyelim.
Bakalım ona neler anlatmış.
İşte Renard'a kötü insanlarla değil iyilerle karşılaşmaya devam ediyordu.
Birden 180 derecelik bir dönüş yapıp izlenimciliği terk edip klasik desene dönüyordu.
Başta bencilce geldi.
Sadece kendilerini düşünüp iyileştiriyorlardı sanki.
Sonra anladım ki aslında etraflarındaki her şeyi, evi, itibarı, arkadaşları, kardeşleri ve ailesini de iyileştiriyordu bunu yapan.
Hatta herkesi etki ettikleri için bayağı da ciddiye alıyorlardı bu işi.
Renard'a ciddiye almıştı işi.
Klasik desene dönüşünün sebebi Cezayir ve özellikle İtalya'ya yaptığı gezilerdi.
Her eylemini iyileştirmeye çalıştığı o kadar belliydi ki herkes onu yolunu şaşırmış bir zavallı olarak görse de o tüm kudretiyle Raffaello'nun, fresklerini, Donatello
'nun ve Carpaccio'nun tablolarını umut ve aşkla birleştiriyordu.
Bu sayede yüzlerindeki gölgeden acıyı siliyorlardı.
Yani mutsuzluğu hayatlarından çıkartıyorlardı.
Renoir'ın resmindeki gibi yaptıkları her şey sarsıntısız ilerliyor gibiydi.
Renoir'ın resimlerinde insanlar sanki yüzmenin en zor yanı kıyafetleri kuru tutmakmış gibi dertlerini, zorluklarını, kibirlerini bırakmışlardı.
1886 ile 96 yılları arasındaki hayatı Renoir'ın en mutlu yılları sayılır.
Kıştan öylesine nefret eder ki ona lanetlenmiş tabiat adını bile takmıştır.
Işık, Renoir'ın resimlerinde ruh hali mevsimlere ve ortamlara göre değişen bir karakter gibi yaşıyor.
Nişanlımın sesi yeşil yapraklardan süzülüyordu.
Benekli güneş eşeği Parisli dansçıların ruh halini yansıtıyordu.
Bu haliyle de Renoir'ın resmine benziyordu.
Nişanlım terk ettiğinde ise kıskandım ve o resmi çaldım.
Resimde nişanlımın sesini duydum.
İşte orada duydum sesini.
Dedi ki sana düşman olduğumdan büyü ve sorumluluk al demiyorum.
Tersine ışığa yürürken yanında olmak istediğin kişi olduğum için bunları söylüyorum.
Seni aydınlığa çağırıyorum.
Geceden sabaha yenilmez olmazsın belki.
Ama her gün kendin için iyi tek bir şey bile yaparsan birkaç yıl içinde yenilmez olursun.
Renard'a ışığa yürürken yanında olmak isteyeceği kişileri resmine konuk ederdi.
Ten rengini beğendiği bir kadını bir defa buldu mu kolay kolay bırakmaz uzun yıllar resmini çizerdi.
Hizmetçisi Gabriel en gözde modeliydi.
Sonra tavus kuşu hikayesini hatırladım.
Tavus kuşu tanrı ışığı yarattı.
Ben de güzel olduğum için gösteriş yapma hakkı verdi.
Diğerleri göremeyecekse ışığı neden yaratsın ki demişti.
Ama tabi bu saçma açıklamasın daha sonra neyse ki dişi tilki yardım etmiş.
Dişi tilki demiş ki.
Tavus kuşu. Kuyruğunu açınca kıskançların bakışlarını başka yöne çekmelisin.
Mesela ayaklarına.
Böylece yemlersin onları.
Kusurlarını gösterir, küçük hatalar yaparak yemlersin.
Kıskançların zehri kalplerinden çıkar.
Yani iyi olmak yetmez.
Nasıl yöneteceğini de bilmelisin.
Renoir'ın resimlerinde ne bir zorlama ne bir endişe sezilir.
Sanatı kaya gibi sağlam temelleri oturmuştur artık.
Sık sık üslup değiştirmiş olsa da 1892'den sonra şöhreti devam etti.
1896'da açlığı sergiyle yılın adamı oldu.
Dega, Mane ve Seza'nın eserleri aynı yıllarda tartışılı dursun.
Renoir azimli çalışması sayesinde 55 yaşına geldiğinde çoktan binlerce eser vermişti.
Resimleri Devamlı alıcı bulduğu için de ufak bir servet yapmıştı.
Aldığı köşkteki yaz ayları mutluluğu uzun sürmeyecekti.
Şiddetli romatizma krizi önce bütün vücuduna yayılacak sonra da parmakları kaskatı kesilerek kötürüm olacaktı.
Yine de Renard'ın imserliği Çoğu sağlam insanı utandıracak kudretteydi.
Neşe içinde şarkı söylüyor, parmağına bağlattığı fırçalarla resim yapmaya devam ediyordu.
Birinci Dünya Savaşı'nda önce iki oğlu Jean ve Pierre ağır yaralandı, sonra ise karısını kaybetti.
Yine de çalışmaya devam etti.
Artık sadece birkaç adım atabilmesine rağmen hep aynı soruyu soruyordu.
Ya sanatım ne olacak? 1919'da iki dostun kolları arasında Lur Müzesi'ne yaptığı son bir ziyaret onu evine döndürdü ve 3 Aralık'taki uykusundan bir daha
uyandırmadı. Eğer istediğin şeyi yapmıyorsan veya yapman gerekeni olduğunu sandığın kişi değilsindir bunu bir unut.
Seni doğrudan başarıya götürecek biriyle tanışmışsın gibi davran.
Çünkü besbelli kim olduğunu bilmiyorsun işte.
Daha nasıl davranacağını bile bilmiyorsun.
Ne olduğun ne de göründüğün gibisin.
Birisi dümendi ama kim o bile belli değil.
Üzgünüm ama bunu kabul edebilmen için kendini küçültmen bile gerekebilir.
Hatta başlangıçta küçük bir solucanın mum ışığındaki hali gibi olacaksın.
Ama bu anlayış doğumları filizlendirecek, çoğaltacak ve sonra bolluk yaratacak.
Ve sonunda hasat edilecek.
Gerçek bir sanat eseri izah istemez çünkü kendiliğinden anlaşılır demişti Renoir.
Buna en çok uyan resimler de yine onun resimleriydi.
Gerçekten de sanat tarihine onun kadar berrak, insani ve sade eser vermiş çok az sanatçı vardır.
Umarım siz de hayatınızdaki siyahları kabul edip başka renklerle değiştirme cesaretine sahip insanlarla karşılaşır, greynin tonları olduğumuz bu hayatta beyaza
en yakın tonu tutturabilirsiniz.
Bizi dinlediğiniz için Teşekkür ederiz.
Sevdiklerinizle paylaşmayı ve yorum yapmayı unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
