
Tabloları Konuşturan Hırsız Bölüm 5 - Claude Monet - Saman Yığınları
11 Haziran 2022 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Işığın avcısı Monet’ye göre sanat sayesinde çölleri cennete çevirebilmiştik. Doğaya geri dönüp muhteşem bahçeler yaratmış, bizi o bahçelerde gezdirip bitki ve çiçeklerin güzelliklerinin farkına varmamızı sağlamıştı. Bilge insanların yaptığı gibi her geri dönüşte hazlarımızı yeniledik. Bize geri dönüş imkanı verip doğa insanı gibi, geleceği düşünmeden sessizce yaşanan bilgeliği tattırdığı için Monet’ye teşekkür ediyoruz.
Hırsızımız bu bölümde nişanlısıyla birlikte terapi seansından sesleniyor bize. Saman Yığınları'nda nelerin gizlendiğini anlatıyor.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin 5.
bölümüne hoş geldiniz.
Nasıl oldu biraz anlatır mısınız?
Valla kelimesi kelimesine doğru.
Bu piknik tüpü kılıklı adam önce komşum oldu sonra da tüm gün avcı gibi dışarıda elinde tuval gezmeye başladı.
Güneşin önünden geçen bulutun gölgesini yakalamak için saatlerce ufka bakardı.
Işık değiştikçe bir o sehpaya kırmızı renk, bir öbürüne mavi renk atardı.
En sonunda bir deli kuyuya bir taş atmış, lırk akıllı çıkaramamış.
Tarladaki saman yığınlarını kaldırma, sana üç mislini veririm dedi.
Ben de bıraktım gitti.
Ne de olsa ağlatan gülmez.
Belki bu çiftçiyle benzer bir görüşme yapabilirdiniz.
Her gün aynı saatte aynı yerde buluşabilir miyiz?
Kaç gün devam edebiliriz buna?
Belki 3 gün, 4 gün.
Belki de buluşmamız haftalar, aylar sürer.
Tabii eğer tutulamaz, yakalanamaz denilen bir şeyin peşindeyseniz kovalamaya devam edebilirsiniz.
Eğer konu yani motif sürekli değişen bir şeyse ve doğanın kendine özgü bu anını yakalamaya çalışıyorsanız kovalarsınız.
Onun için resimde konudan bile önemli olan şey neydi?
Işık. Kimdi kovalayan?
Monet. Cloud Monet.
Monet ışığın peşindeydi.
Işığın avcısı, ışığın delisiydi.
Işığın yanında koşmaya çalıştığı yetişebildi mi?
Hani şu doğum haritaları var ya, doğduğunuz andaki yıldızların konumunu gösterir.
Monet'in doğum haritası...
ve hayatının dönüm noktaları tüm dünyayla birlikte ışığın ve havanın büyülü etkileriyle paralel.
Şaşırtıcı sonuçlarla örülü.
1840 Mone Doğar Aynı yıl günümüzde milyonlarca insanın ağını biriktirirken kullandığı şeye ışıkla yazılan anlamına gelen fotoğraf ismi verilir.
1874 Lumière Kardeşler ilk film gösterisini yani sinemayı yaratırken aynı yıl Paris'te Monet'in çığır açan eseri İzlenim ilk kez
sergilenir. Ve öldüğü yıl 1926'daysa ölümüne de kovalamaktan bıkmadığı, onun için her şeyden önemli olan şeyi oluşturan minik parçalara foton yani
ışık adı verilir.
Yıl 1874 Paris.
Genç sanatçılardan bazıları resimlerini sergiliyordu.
Bu sergi sonunda onlara empresyonistler yani izlenimciler adı verilecekti.
Özellikle bir resmin önüne her gelen kahkahayı basıp uzaklaşıyordu.
Resmin altında minik fontlarla izlenim gün doğumu yazıyor yanındaysa o sırada 34 yaşında bir genç ressam duruyordu.
Sanki boynuna çıngıraklar bağlanmış herkes tanısın alay etsin diye orada duruyordu.
Kimisi başı aşağı asılsa bile diğerinden hiçbir şey kaybetmez diyordu resmine.
Bu sözleri dinleyen Claude Monet idi.
Sabır acı olsa da meyvesi tatlı olacaktı.
1840 Paris doğumlu Monet daha çok küçük yaşlarda okul eğitiminin yanı sıra resim çizmeyi de öğrenmiş, karikatüre olan merakı sayesinde ise yöre halkının karikatürlerini çiziyor
ve satıyordu. Zamanla ustası iyi için Budin'in izinden alışa alışa manzara resimlerine yöneldi.
Monet'in ustasının açık hava stilini kendisine benimsemesi ise epey zaman aldı.
Çocukluğunu Le Havre'de geçiren Monet 1859'da doğduğu yer olan Paris'te resim çalışmalarını ilerletmek üzere geri döndü.
Paris'te farklı atölyelerde bağımsız çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çekti.
Tüm karşı çıkan önerilere rağmen yine de yalnız kalmadı ve burada uzun yıllar sürecek olan dostluklar edindi.
Ne yazık ki geneleksel resim yapma yollarına meydan okumadaki kararlılığı, bağımsızlığı ve isyancı karakterini onaylamayan Sadece sanat camiası değildi.
Ailesi tümüyle para yardımını kesmiş, Monet'e karşı tavır almıştı.
Yalnızca sanatçı arkadaşlarından birkaçı ve kız arkadaşı Camille onu destekliyordu.
1866'da Camille'in boydan portresini yaptı ve olumlu eleştiriler aldı ama buna rağmen bu defa da ailesi Camille'le evlenmesine karşı olduğu için maddi desteğini kesti.
Bu tarihlerde Monet ilk kez çocuk sahibi oldu.
1872 ile 1878 yılları arasında Argenti yolda geçirdiği süre Monet için çok verimli bir süreç olmuştu.
1874'te Monet, Degas, Morisot izlenimciler adındaki gruplarıyla bir sergiye katıldılar.
Bu ismi seçerken Monet'in İzlenim, Gündoğumu adlı eserinden esinlenmişlerdi.
İzlenimcilik deyimi önceleri yalnız bu sergiye katılan ressamlar için kullanılırken sonra bu deyim yavaş yavaş sergiyi açanların ortaya koyduğu yeni sanat görüşünü ifade eden bir genel
kavram olmuştu. Empresyonizm, izlenimcilik, göz duyarlılığına dayalı bir sanattır.
Çevremizde yer alan nesleneli kavramlarından sıyırarak anlık bir görüntüyle bize izlenim olarak yansıtır.
Resimlerinde fırça darbeleriyle oluşturduğu değişik renklerde noktalarla istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratmayı başarmıştı Muharrem.
Monet'in özgür fırça vuruşları, anlık algıları, tuvale aktarması sonucu ortaya çıkan tasdaksı görünümüne andaymış hissiyatını yaratıyor ve bu tarz o zaman için bir devrim niteliği
taşıyordu. Hayatında karşılaştığı ve yakasını zar zor bırakan yoksulluğa ve onu desteklemeyen en yakın çevresine rağmen birçok yeniliğe ve başarıya imza atmıştı Monet.
Kuşkusuz günümüzü uzanan etkisini hala sürdürmekte.
Gelelim. Saman yığınlarına.
Monet bazılarını dışarıda bazılarını atölyesinde tamamladığı 30'u aşkın saman yığını çizdi.
Monet için toplu belirli şekilleriyle saman balyaları ışık yansımalarını yakalamak için mükemmeldi.
Ancak çağdaş izleyici bu inceliği anlamaktan yoksundu ve belki de uzak bir konuymuş gibi algılamıştı başta.
Saman yığınları kısıtlı bir palete ve alışıldık parlak fırça darbeleriyle Güneş ışığını, serin gölgeleri ve yaz ayında nefes almanın hissini yaşatır adeta.
Ayrıca aykırı bir konu olmasına rağmen Monet, Samanyığınları serisinden 15'ini 1891 Mayıs'ında Ruel'in galerisinde sergilediğinde heyecan verici
bir biçimde ilgi toplamıştı.
Monet'in o güne kadarki en başarılı sergisiydi ve tüm resimler 3 gün içinde satıldı.
Monet, Samanyığınları'nı resmederken bir tuvalden Öbürüne geçişte kronolojik bir sıralama izlememişti.
Işığın anlık durumuna göre karar vermişti.
Serinin kökeninde atmosfer koşullarındaki hızlı değişimler yatıyordu.
Işık değiştikçe yeni bir tuval getirmesi için Blanche arkadaşına sesleniyor ve her tuval birbirinden bu yüzden farklı oluyordu.
Bazıları soğuk ve gösterişsiz, bazıları ise canlı ve şiirseldi.
Hatta neredeyse soyuttu.
Resimleri ele alma tarzı her çalışmaya neredeyse soyut bir hava katmıştı.
Monet sanatında aklın önceden bildiğini değil gözün o anda gördüğünü verme hedefini gütmüştü.
Optik kurallarla sanata yepyeni bir yön vermişti.
Konusunu her ne olursa olsun değişik saatlerdeki etkileriyle yakalamak isterdi.
Gökyüzü oyun bahçesi olur, ışık değiştikçe bir tuvalden diğerine koşardı.
Monet pek çok izlenimci sanatçı gibi parlak güneş altında yaptığı uzun çizimler sebebiyle göz rahatsızlığına yakalandı.
Gözleri bozuldu ve perde indi.
1926'da öldüğünde eserlerinin bir rüya ve hayal alimi olarak kalan mirası baş başa kaldığımız iç dünyamızda etkisini göstermeye devam etti.
Ancak zaman ressamın renklerini bozdu.
Değişen hava şartları özellikle rutubet resimlerini soldurdu.
Monet'in resimleri Aslında bir rüya ve hayal alimiydi.
Bu bölümde hırsızımızın nişanlısının, hırsızımızın ve psikoloğunun hünerleri o kadar ince ki dikkatli kulaklarınıza takılmazsa hemen havaya karışıp kaybolabilir.
Göz için güzellik, kulak için harmoni neyse akıl içinde nükte odur.
Şimdi resimdeyiz.
Uzun süren bir ilişkimiz vardı.
Denize yardım etmeye çalıştım.
Ama önce Picasso'yu gördüğünü sanıp sonra da gidip Monet'in şu samanlı tablosunu çaldı.
Saman yığınları tablosu?
Evet evet o tablo.
Nasıl bir yardımdı sizinki?
Kaybolmuş birine nasıl yardım edebilirsiniz ki?
Hatta hem kaybolmuş hem de bulunmak istemeyen birine.
Yardım edemezsiniz.
Deniz de o çaldığı tablodaki saman yığınlarının arasına saklanmış gibiydi.
Alternatif bir gerçeklikte saklanmıştım.
Bunu biliyor buna sarılıyordum.
Soru görüp sıkıntıya düşünce çözümle ilgili bildiğim tek şey buydu.
Saklanmak. Dünya üzerindeki sağlıklı her ilişkinin ilk altın kuralı iki tarafın da istekli olmasıdır.
Ama iki taraf da istekli değilse deveye hendek atlatmaktan farksızdır.
Deveye hendek atlatmak için mi çalmış tabloyu?
Evet. Saklanmış, kaybolmuş, gömülmüştü.
Ta ki samanların gerçekleri saklamak için oraya yığılmadıklarını anlayana dek.
Peki neden oradalarmış?
Samanyığınları içine veya arkasına saklanmak için değil, aksine gerçeğin ta kendisi olarak oradalarmış.
Bize gerçekleri dümdüz, saklamadan göstermek için.
Gerçekler tam da önümdeymiş aslında.
Bunu anladığımda yıllarca incilerimi domuzlara atmış olduğumu fark ettim.
Yanlış insanlara mı değer verdiniz demek istiyorsunuz?
Zaman. Farklı ışıklar ya da farklı mevsimler altında zaman.
Zamanımı vermiştim.
Bazen karşındakini kurtarmaya çalışırsın.
Başta dediğim gibi denizde kurtulmak istemiyordu.
Kurtulmak istemeyenlere uzattığınız eli bir süre sonra geri çekmelisiniz.
Kurtarmaktan vaz mı geçelim?
Boğulan birini nasıl kurtarırsınız?
Ayaklarını olabildiğince yukarı kaldırırsınız ki siz de boğulmayın.
Ya da ikinizden biri boğulacaksa o kurtarmaya çalışan olmamalı.
Acımasızca mı? Acımasızca değil, akıllıca.
Sonra uzaklaşıp samanyığınlarına.
Yani gerçek hislerime baktım.
Ben iyileştirmeye çalışırken, yani yığınlardan incileri çıkarmaya çalışırken, deniz incilerini domuzlara atmaya devam ediyordu.
İyileşmeye çalışırken incilerimi domuzlara atmışım meğersem.
Hiçbir şey değişmez sanmışım.
Halbuki o bulutlar güneşin önünü kapatmaz mı?
Rüzgâr sudaki yansımayı bozmaz mı?
İnsanın kendine rüzgârını yakalaması tek gerçeklikti.
Yakalamasına yakalayalım ama hayat da sizi beklemediğiniz anlarda yakalar.
Hatta omuzladığınız beklentilerinizi bile görmez ve yanınıza uğramaz.
İncilerimi domuzlara atmak deyince engin geçten geldi aklıma.
Ne demişti?
Herkes kızabilir bu kolaydır.
Ancak doğru insana doğru zamanda doğru ölçüde kızmak işte bu kolay değildir.
doğanın tamamlayıcısıydı.
Monet'e göre sanat sayesinde çölleri cennete çevirebilmiştik.
Doğaya geri dönüp muhteşem bahçeler yaratmış, bizi o bahçelerde gezdirerek bitki ve çiçeklerin güzelliklerinin farkına varmamızı sağlamıştı.
Bilge insanların yaptığı gibi her geri dönüşte hazlarımızı yeniledik.
Bize geri dönüş imkanı verip doğa insanı gibi geleceği düşünmeden, Sessizce yaşanan bilgiliği tattırdığı için Mona'ya teşekkür ediyoruz.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Sevdiklerinizle paylaşmayı, takip etmeyi ve yorum yazmayı unutmayın.
Umarım ne ezberlenecek kadar kısa ne de asla bitmeyecek kadar uzun bir bölüm olmuştur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
