
Tabloları Konuşturan Hırsız Bölüm 4 - Paul Cezanne - Yıkananlar
4 Haziran 2022 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
O, baktığı şeyin özünü, asıl gerçekliğini, ideasını görür, sonra kendi zihninde aynı şeyi ruhuyla birlikte resim formunda yeniden yaratırdı. Bıraktığı miras yüzlerce resme ilham kaynağı oldu. Hırsızımız bu bölümde Paul Cezanne'nın Yıkananlar tablosunu grup terapisinde konuşturuyor.
Gelin zamanın geçişini görmek için ressamın gözüyle tek bir ana bakalım.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin 4.
bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümde modern resmin babası Paul Cezanne'ı konuk ediyoruz.
Onun tablolarını algılayış biçimimiz zamanın geçişini görmek için tek bir ağına bakmak gibi.
Kaç kere reddedildiniz?
Babanız resim yapmanızı reddetti.
Zoraki okuduğunuz hukuk fakültesinden zaman yaratıp akşam dersleri aldınız.
Tekrar denediniz. Bu kez Paris'e gidip sanat okulu bitirdiniz ama Güzel Sanatlar Akademisi'nin giriş sınavını geçemediniz.
Reddedildiniz. Memleketinize, Fransa'nın taşrasına döndünüz.
Gerçekçiliği dert etmeyip renklere önem verdiniz ve Paris'in kalbine, salonun resim sergisine resminizi sundunuz.
Reddedildiniz. 1864'den 1869'a kadar 5 yıl boyunca ressam değil boyacı olduğunuz gerekçesiyle reddedildiniz.
En yakın arkadaşınız dünya çapında bir yazar oldu.
Romanındaysa sizi başarısız ve de hiçbir zaman potansiyelini gerçekleştirememiş bir ressam olarak tanıttı.
Yine reddedildiniz.
Ben tek başıma kalmak için yaratılmışım dediniz.
Daha sonra babanızın zoruyla bankacı oldunuz ve ona mektup yazdınız.
Şunu söylediniz. Baba yeterince uyudum.
Kendimi güçlü ve cesur hissediyorum.
İnsaf et. Beni bir ofise kapatma.
Bana kanatlarımı ver.
Boğuluyorum. Yüce gönüllü ol baba.
Gördüm. Hissettiğim gibi çiziyorum.
Hissettiklerim çok kuvvetli şeyler.
Sizin gibi değilim.
Siz salonlar, galeride için resim yaparsınız.
Ben seris kalırım. Tutkuları ve saplantıları vardı.
Müzelerdeki gibi sağlam ve kalıcı şeyler yaratmak istiyordu.
Nefes alsın ya da almasın her şeyi silindir, küp ve küreye dönüştürmek istiyordu.
Yıkananlar tablosunda da tam olarak bunu görüyoruz.
Her şey parçalarına ayrılmış ve sabitlenmişti.
Dünyada kadınlar da birer fondurlar artık.
Aynı müzedeki eserler gibi ölümsüz ve sonsuz.
Ona göre algıladıklarımız dağınık ve geçiciydi.
Doğaysa hep aynı kalmasına rağmen bize görünen yüzünü daima değiştiriyordu.
Doğadaki nesneni de geometrik şekilleri dönüştürecek, böylelikle çizgiler ve şekiller sembolik değerler kazanacaklardı.
Sanatını bu değişiklikleri kalıcı hale getirmek için kullanacak ve onlara ölümsüzlük verecekti.
Modern sanatın en havalı kişiliklerindendi.
O olmasaydı...
Ne Kübizm ne de Picasso olurdu.
Aynı dönemdeki ressamların kahvaltıda ne yediklerini bile biliyoruz.
Ama onun hakkında bildiklerimiz kısıtlı.
Picasso'nun deyimiyle modern sanatın babası.
Yine de en az ve en yanlış anlaşılmış ressamların başında geliyor.
Kimdi bu ressam? Gerçek şu ki hiç kimse renkleri onun kadar tutkulu yansıtamamıştı tuvale.
Şimdi resimdeyiz.
Geçtiğimiz günlerde Paris'teki Orsay Müzesi'nden çalınan Edward Manet'in Kırda Öğle Yemeği tablosu ile ilgili bir gelişme var.
Müze yetkilileri polis gücüne ek olarak en iyi dedektiflerinin kayıp tabloyu bulmak için görevlendirildiğini belirtti.
Tablo modern sanatın başlangıcı kabul ediliyordu.
Şimdi haberimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Dolandırıcılar Birliği'nden yapılan açıklamada artan gıda fiyatları nedeniyle kargoyla meyve sebze gönderilmeyeceği, ...kafa karışıklığı yaratılmasının önüne geçileceği belirtildi.
Merhaba. En iyi dedektifler bürosu.
Ben dedektif Turgay. Nasıl yardımcı olabilirim?
Şey, merhaba.
Ben Başak. Deniz'in en yakın arkadaşı.
Hani şu tabloları çalınırsız.
Sizin aradığınızı söyledikleri hırsızım.
Belki size yardım edebilirim.
Demek şu meşhur hırsızımızın arkadaşısınız.
Ne kadar da güzel bir isminiz var.
Yoksa... Yoksa siz de hırsızımız gibi sanatçı mısınız?
Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan değil mi?
Teşekkür ederim. Ama ne alaka şimdi ismi?
Siz dedektif değil misiniz?
Elbette. Elbette.
Ben dedektifim belki ama sorgu muhafızı da değilim.
İnsanlar stresin etkilerini konuşur.
Ama stresin yaptıramadığı şeyler de vardır.
Mesela açık sözlülükle konuşmak.
Ne demek istiyorsunuz?
Sizi zaten ben aradım.
Deniz de yardım etmemi isterdi.
Öyle mi dersiniz?
Peki şuna cevap verin önce.
Madem yakın arkadaşsınız, neden gelinin Nedimelerinin arasında isminiz yoktu?
O düğün son dakika iptal olmuş ama yine de listeler, davetliler hepsi ortada.
Hiçbir yerde isminiz yok.
Doğru. O terapi seanslarına kadar en yakın arkadaştık.
Sonra ise aramız bozuldu.
Her şey Deniz'in Picasso'yu gördüğünü sanmasıyla başladı.
Nişanlısı o olaydan sonra Deniz'i zar zor grup terapisine katılmayı ikna etti.
Deniz'in tek bir şartı vardı.
Ben de terapiye gelecektim.
Böylece grup terapileri başladı.
Nasılsa terapisine gittim.
Düğününe gitmeme gerek yok mu dediniz?
Hayır. Ama terapide herkes her şeyi açıkça konuşuyordu.
Bir tür psikodramaymış.
İlk kez duymuştum. Herkesin doğaçlama rolü vardı.
Ben de onu kıracak şeyler söylemiş olabilirim.
Biraz açıklar mısınız?
Mesela neler demiş olabilirsiniz?
Daha ilk seanstı.
Hemen dikkati üzerine çekmişti.
Nevrotik, manyak. Şey, pardon.
Söz alıp konuşmaya başlamıştı.
anlamın ilgisini, sevgisini hep aynı şekilde koruyamayacağım için çok endişeleniyorum.
Bazen bu yüzden çırıp atıp kendimi küçük düşürüyorum.
Saplanıp kaldım sanki o halime.
Sanki hayatla ilgili bilmem gereken şeyler daha doğmadan aklımdaydı.
Ezbere yapmam gereken şeyler vardı.
Okumak, iş bulmak, sonra evlenmek.
Ki yakında evleneceğim.
Bir ince alyans. Yanına da şöyle güzel baget tek taş bir şey düşünüyorum.
Nasıl durur sizce? Neyse kusura bakmayın.
Ne diyordum? Bana neyin iyi geleceğini bilmiyorum.
Her yerde prenses olmak tüm dikkati üstüme çekmek istiyorum.
Biraz önce olduğu gibi özellikle erkeklerin yanında.
Nişanlımda da o gün Picasso'yu gördüğümü sandığım bir an yaşadım.
O yüzden buraya geldim.
Hatta gelirken aynaya bakıp utandım.
Nasıl olur da görmemişim solduğumu bütün aynalar önünde gör kemimin.
Hayat çektiğimiz acıları doğrulayacak kadar anlamlı olabilir belki de.
Nişanlımla aramız bozuk.
Okul da bitti. Sabahları uyanmak için de bir sebebim kalmadı.
Amacım kalmayınca depresyona mı girdim sizin gibi?
Şu kafayı yediren filozof Nietzsche ne demişti?
Bir nedeni olan her nasıla katlanır.
Acı çekiyorsun evet ama acı boynuna atılmış bir ip gibidir.
Sen ipi daha sıkıyorsun.
Hatta herkes seni konuşsun diye hırsızlık yapıyorsun.
Kendini acıya teslim ediyorsun.
Ne hırsızlığı canım?
Onlar konuşmak için deli divane oluyorlar.
Ben sadece kulak kabartıyorum.
Burada oyun mu oynuyoruz Deniz?
Ta Amerika'daki müzeden çalmadın mı şu tabloyu?
Banyo yapanlar mı?
Çeşme başında duş alanlar mı?
Neydi adı? Yıkananlar.
Büyük yıkananlar hatta.
14 tane kadın var.
Her biri neler neler anlattı.
Hepsini de düğünüme davet ettim.
Hay Allah'ım bir de konuşuyorsun halen tabloyla.
Ne düşünürsen aklın da ona benzer.
Ruhunu dolduran şey düşüncelerindir.
Yaşamındaki her şeyin nedeni var.
Oysa sen o tablodaki kadınlardan duymak istediklerini seçiyorsun.
Düşsel nedenleri var sanmıştım başta.
Geleneklerin ve annemin, teyzelerimin anlattıkları gibiydi.
Ama bu resimsiz bulutunu kaldırdı.
Kafamı kullanıp sonuçları ayıklamayı öğrendim.
İki seçeneğim var sanardım hep.
Kendi kendime zorbası olur patronluk taslardım.
İşte onu yap şunu söyle bunu sevme.
Halbuki sadece iki seçeneğim yokmuş.
Binlerce seçenek ve gidilecek yollar varmış.
Şimdi artık kendime zorbalık etmektense sabah uyandığımda bugünün güzel geçmesi için ne yapabilirim diyorum.
Bana iyi gelebilecek şeyleri gece tekrar başımı yastığa koymadan yapmış olmanın sorumluluğunu alıyorum artık.
Bunun için en kolay ama bana en anlamlı gelen şeyleri yapmakla başladım.
Önceleri şöyle derdim.
Yaptığım hiçbir şeyin anlamı yok.
E o zaman hiçbir şey yapmama gerek de yok.
Ödediğim bedel de çok ufaktı.
Zaten hiçbir şey yapmıyordum.
Ve böylece anlamsızlık çukuruna düştüm, düştüm.
Ta ki, ta ki bu resim bana seslenene dek.
Dedi ki, ilk seçeneğini yaşadın.
Yani yaptığın hiçbir şeyin anlamlı olmadığını düşündün ve hiçbir şey yapmadın.
Şimdi de alternatifini dene.
Yaptığın her şeyin anlamlı olduğunu düşün.
Buna göre yaşamana bak ve dene.
Bak buradaki kadınların hepsi artık ne kadın ne de insan.
Hepsi form, hepsi birer geometrik bir şekil.
Doğaya aitler ve de ölümsüzler artık.
Doğayı kareler, üçgenler ve dairelerle mi görüyorsun?
Onları tanımlarken hata mı yaptın?
İşte sana gerçek bir hata.
Birine ihanet mi ettin?
Artık kötülüğe bir adım daha yaklaşıp karşındakinin dünyasını sarstın.
İşte artık yaptıklarının bir anlamı var.
Artık sorumluluk senin.
İşte bazen ezbere geçeriz.
Ezberler geçeriz.
Zamanı tüketmek, o günü bitirmek için yaşarız.
Günün sonunda ne yaşadığımız yani içerik en temel özelliktir.
Sezon'un eserlerine baktığımızdaysa içeriğe yani konuya değil nasıl göründüğüne ve nasıl elde edildiğine tepki veriyoruz.
Çünkü Sezan için çizgilere, şekillere ve renklere doğal ve içten tepki verebiliyorduk.
Bu sayede anlamlı form dediğimiz bütünü oluşturuyorduk.
Bu bütün içinde bize ayrılan zamanın sınırlı olduğunu farkına vardığımızdaysa bu yaşamı anlamlı geçirip geçirmediğimizi sorgulayıp kaygılanıyoruz.
Umarım bu bölüm sonunda yaşamımızdaki günlük içerikten çok bütünü oluşturan yönümüze daha çok ağırlık veririz.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
