
Tabloları Konuşturan Hırsız - Bölüm 2 - Edouard Manet - Kırda Öğle Yemeği
29 Mart 2022 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Gerçek dünyada herkesi tatmin edecek cevabı bulmak zor. Ama öngörülemez cevaplar öngörülemez sorularla gelir. Hırsızımız cevapları bulmak için modern sanatın başlangıcı kabul edilen Eduard Manet'nin - "Kırda öğle yemeği" tablosunu konuşturuyor.
Eser birçok anlam taşısa da anlamını yorumlayanlar temin ediyor. 1863 yılında Paris'in en ünlü sergisinden red alan bu eser nasıl oldu da sanatı doğa taklidi olmaktan ayırıp bizimle ilgili bir şeye dönüştürdü?
Gelin potansiyelimizi birlikte çıkaralım.
Keyifli dinlemeler.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin ikinci bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümde hırsızımız aynı kendisi gibi kafası karışık bir resmi konuşturacak.
Modern sanatın başlangıcı sayılan Edward Money'nin Kırda Piknik eserinin bize anlatacağı çok şey var.
Şimdi resimdeyiz.
Yine de resmin adı güya kırdı öğle yemeği.
Orsay müzesinde nasıl da korkmuşsunuz, sessiz kalmışsınız.
Sen, ötedeki sudaki tatlı kız, şu yemek artıkları yüzünden mi sizi reddedilenlerin müzesinde alıkoymuşlar yıllarca?
Demek o kadar rahatsızlık verdiniz.
Herkes gibi sıradan olmanın ne zararı var?
Ne olmuş güzellik mitlerine uymamışsanız?
Çıplak olmanın, hatta sokaktaki sıradan insanlar gibi olmanın nesi kötü ki?
Evet. Oktay Hoca hiç böyle anlatmamıştı.
Hep senin şu çıplaklığını es geçmişti.
Hatta kocam nişanlım yani eski nişanlım.
Onu senden fena kıskanmıştım.
Çırılçıplak bir kadının gözlerini ona dikmesine nasıl dayanabilirim ki?
Neyse şimdi sizi kiminle konuşturacağım.
Hırsızımız hocasını tekrar aramıştı.
Ama hocası kuralcı üslubunu hiçbir zaman bozmamıştı.
Her zaman olduğu gibi kızın anlattıklarının hiçbirini dinlememişti.
Ama kızın gözden kaçan ruhi bir özelliği vardı.
Aynı Edward Money gibi ben gördüğüm şeyi resmederim.
Başkalarının görmek istediği şeyi değil derdi.
Hocam şu kız çıplak olan hani bana dedi ki Apaçık ortada değil mi?
Doğal ışıkla görmüyorsunuz beni.
Yapay stüdyo ışığı yansımış üzerime.
Sadece kıyafetlerimi keyfimden çıkarıp yanıma koydum.
Serin, rahatça oturan Parisli bir kadınım.
Hatta çok daha önce kesip çıkartmanız gerekirdi beni resimden.
Baksanıza koyu gri gölgelerimle neredeyse ana hatlarım bile çizilmiş.
Bakıyorum size.
Kesin koparın beni.
Hocası kızın anlattıklarını dinlemek bir yana onu reddediyordu.
Aynı Manel'in yaşadığı gibi o da reddedilmişti artık.
Düşlerinle gerçeği karıştırmışsın.
Hatalarını doğru sanıp gerçekle yer değiştirmişsin.
Şu nikah öncesindeki sorun...
Hocam siz de dünyayı olduğunuz gibi görüyorsunuz.
Olduğu gibi değil. Bakın burada iki beyefendi var.
Onlar da konuşmak istiyor.
Doğru ya. İki adam daha vardı tabloda.
Evet neyse.
Konuşsun, konuşsunlar.
Daha ne duyacaksam.
Diyor ki, bazen işler istediğiniz gibi gitmez.
Sebebi değer yargılarınızdır.
Neden? Çünkü dünyayı değerlerinizle görürsünüz.
İşte bu yüzden değerlerinizi yeniden sorgulamanız gerekir.
Şu uzaktaki kıza bakın, sudan bir şey çıkarıyor sanki.
Ama değil. Aslında eksik, tamamlanmamış, hatta belki oradan baksanız da baş parmağımı yakalamaya çalışıyor bile olabilir.
Ama algınız tamamlanmış gibi, aynı hırslarınızın sizi kör ettiği gibi bu kızı da tamamlamaya çalışıyorsunuz.
Tamamlanmamış mı? Evet hocam ve diyor ki düşlerle gerçeği karıştırıyorsunuz ama asıl yaptığınız gerçeği çarpıtmak, bizi küfür etmek.
Hikaye odur ki Tanrılar Tanrısı Jüpiter'in şimşekleri hışımla etrafına saçtığını gösteren devasa bir resim 1800'lerin Fransası'nın en ünlü ressamlarından birinin
duvarını süslermiş. Ama bu kocaman resmin hemen yanında Edward Manet'in küçücük bir karalaması varmış.
Çürümüş bir armutmuş bu.
Ziyaretçilerden biri ev sahibi ünlü ressama hangi akla hizmet bu sefil armutu Jüpiter'in yanına astın diye sormuş.
Ressam gülerek iyi yapıldığında küçücük bir armutun koskoca bir tanrıyı nasıl öldürebileceğini ispat için astım dostum demiş.
Tablodaki erkekler modern kıyafetleriyle aşırı giyinikler ama kadın çırılçıplak.
Hem de sanki diyetisyene ya da güzellik merkezine gitmesi gereken biri gibi.
Ama bu resim idealize edilmiş dünyaya kaçışın resmi değil.
İki yüzlülüğün perdesini indiren, modernliği sorgulatıp seyirciyi de içine alan bir resim.
En önemli konusu işte bu.
Artık baş kahraman biziz.
Çünkü resmin ortasındaki kadın hiç istifini bozmadan doğrudan size bakıyor.
Ve sizi de bu resme çağırıyor.
Edward Manet'in amacı sanatın bilinen tüm kurallarını yıkmak.
Bu resme sınıfsal bir anlam yüklemek çok zor.
Kontrolsüz bir resim.
Boyutu 2,5 metreyi aşıyor.
Aynı zamanda resimde manzarayla insanlar kaynaşmış.
E bu da bize natürmort dedikleri yani cansız ve hareketsiz bir hava veriyor.
Aynı zamanda resim sanatının tüm tekniklerini de içinde barındırıyor.
E tabi. Mane de haklı olarak ressamların ressamı unvanını alıyor.
İnsanlar resmi 1863 yılında ilk gördüklerinde ne düşüneceklerini bilememişler.
Tabi hikayesi olan bir resim her zaman daha cazip gelmiştir.
Mane de bunu biliyordu tabi.
Ama bu resmin hikayesi yoktu veya karışıktı.
İlk bakışta anlaşılmıyordu.
Bir manzara var. Biraz tedirgin edici bir manzara ama.
İki tane giyinik adamın yanında çırılçıplak oturan bir kadın.
Bu iki adam bu kadına bakmadan aldırmadan sohbet ediyor.
Yanlarında... Piknik sepeti var ama kimse umursamıyor.
Arkada zaten yarı çıplak bir kadın ne yaptığı bilinmeden orada duruyor.
Nehirden sudan bir şey almaya çalışıyor.
Bir kayık var.
Bir tane kuş yukarıda belli belirsiz.
Arka plan özensiz boyanmış gibi.
Yani kısacası bir hikaye oturtamıyorsunuz.
Tablonun ilk adı bu arada banyoymuş.
En azından yani sudaki kadını biraz açıklıyor.
Ama sonra Manet resme Kırda Piknik adını vermiş.
Manet bu resimle 1863'te Paris'in en ünlü sergisi Salon'a katılmak istemiş.
Ama reddedilmiş.
Salon o dönemin en ünlü sergisi.
Neredeyse haftada 100 bin ziyaretçisi olurmuş.
Şimdi bunu Lourdes'le kıyasladığımızda Lourdes'in haftalık ziyaretçi sayısı ortalama 150-160 binmiş.
Bu tabii dönemine göre inanılmaz bir rakam.
Sanatçıların kariyerleri salon sergisinde başlar hatta oradan da dünyaya açılırmış.
Salonu ziyarete gelen tüm Fransız halkı ve sanat camiası mitolojik formlardaki gibi kusursuzmuş.
Reddedilen Manet'in hikayesi burada bitmek yerine başlamış.
Çünkü aynı yıllarda o kadar fazla resim reddedilmiş ki
hükümet reddedilenler için ayrı bir sergi açmak zorunda kalmış.
Reddedilenler sergisinde Kırda Öleyemi resmin önünde durmuş, bakmış ve tabii ki her türlü ahlak kuranına karşı gelen bu resmi eleştirmiş.
E basın bunu kaçırır mı?
Üzerine gitmiş. İnsanlar da resmi görmeye akın akın gelmişler ama çoğu Mane'yi küçümsemiş, alay etmişler.
Serseri ve şarlatan olarak görmüşler.
Halbuki Mane çağının bütün ihtişamını yansıtan 19.
yüzyıl beyefendisi. Resim yaparken bile oldukça şık giyinirmiş.
Ama içten içe isyankar bir ruha sahipmiş.
Üst orta sınıf burjuva ve aileye mensup.
Babası yargıç. Annesi ise İsveç kralının yakını.
Anne babasının hayat görüşleri sağlam ve prensipli.
Ama yaratıcı fikirler yönünden biraz fakirler.
Mana gençliğinde derslerde oldukça başarısızmış.
E tabi ailesi oğullarının yargıç olmasını istiyormuş.
Oldukça da üzülüyorlarmış başarısızlığına.
Bir kişi hariç.
Dayısı. Dayısı albaymış ama aynı zamanda amatör bir ressammış.
Tabii Mane'nin yeteneğini sezmiş.
Ama elinden gelebildiğince yardımcı olabilmiş.
Elinde sonunda Mane'yi ailesi askeri okula göndermiş.
Askeri okulda geçen yıllarında derslerinde tabii ki başarısız olmuş.
Hiçbir sınavı da geçememiş ve mecburen ailesi o dönemin ünlü ressamlarından Kutur'un atölyesine yollamak zorunda kalmış.
Kutur'dan aldığı eğitim de aslında çok umrunda değil Mane'nin.
En büyük dünyası ve öğrenim yeri okulu Lur Müzesi'ymiş.
Müzenin akşam derslerine gider eski ustaların tüm ünlü resimlerini kopya edermiş.
Hem de günlerce durmadan.
Mane geçmişin takıntılarından kurtulmak istiyor.
O yüzden bu kadar fazla kopyalıyor.
Evet müthiş ressamların müthiş eserlerini biliyor, kopyalıyor ama aslında kafasında sadece bir şey var.
O da o anki dünyayı.
Yani... Kendi dünyasını resmetmek, gördüğünü resmetmek.
Mane modern hayatın ressamı olmak istiyor.
Modern kıyafetlerle figürlerini resmederken aslında biri kayınbiraderi, diğeri küçük kardeşi.
Resmin tam ortasındaki 18 yaşındaki model Victorine.
Bakışlarını cesurca seyirciye yani bize çevirmiş.
Mane... Victorini sadece model olarak kullanmıyor tabii.
Kişiliği ve kimliğiyle resmediyor.
Bu yüzden bütün sanat dünyasında new model kavramı değişiyor.
Resim tüm skandallara rağmen salon sergisindeyken satılamamış.
Ama Manet buna rağmen arkasından gelen genç sanatçılara örnek olmuş.
Tabii şöhretin keyfini sadece 20 sene sürebilmiş.
51 yaşında fren giden ölmüş.
Manet tüm çalışmalarında yeni bir dil ve anlam kazandırmaya çalışmıştı sanata.
Geleneklere bağlı bir dünyanın savaşını vermiş ama yepyeni bir dünya yaratmıştı.
Tabi nehir kenarında oturan 4 kişi için çok abartılı bir resim olabilir.
Sadece mitolojik sahneleri olan resimlerdense işte bu küçümseme bu resmin önemini arttırıyor.
Peki sizce Kırda Öğle Yemeği 1900'de yani resmedilmesinden 40 yıl sonra Paris'te hangi ünlü ressam tarafından tekrar fark edilmiş?
Hatta daha 20 yaşında şöyle bir not almış.
Kırda öğle yemeğini ne zaman görsem sonraları çok sorun çıkartacak gibi geliyor.
Aynı ressam 80 yaşına geldiğinde gelenekleri yıkmak ve maceranın başına dönmek için Kırda öğle yemeğini 3 yıl boyunca saplantı haline getirmiş.
Resmin 150 çizimini ve 27 tablo varyasyonunu yapmış.
Aklı karışık bu ressam Pablo Picasso'ydu.
Bir sonraki bölümde Pablo Picasso'yu konuk edeceğiz.
Sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın.
Bizi dinlediğiniz için teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
