
TABLOLARI KONUŞTURAN HIRSIZ: 3.BÖLÜM - Hırsız Picasso'yla karşılaşıyor "Picasso - Ağlayan kadın"
20 Nisan 2025 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
"Nesneleri gördüğüm gibi değil, düşündüğüm gibi çiziyorum!" İspanyol Pablo Picasso, 20. yüzyılın ilk yarısının en baskın ve etkili sanatçısıydı. Kübizm ve kolajı icat etti. Karizmatik bir kişilikti, kadınlarla olan pek çok ilişkisi yalnızca sanatına sızmakla kalmamış, aynı zamanda gidişatını da yönlendirmişti.
Bu bölümde tarifsiz keder ve acının resmi, Ağlayan Kadın tablosunu konuşturuyor hırsızımız.
Transkript
Buraya Bakarlar Podcast'inin 3.
bölümüne hoş geldiniz.
Bu bölümdeki konuğumuz ağlayan kadın resmiyle Pablo Picasso.
Resimdeki kadının mehtaplı yüzü Tanrı'yı kıskandırmıyor belki ama Özdemir Asaf'ın şiirindeki gibi sen bana bakma ben senin baktığın yönde olurum diyor.
Sanatın amacı günlük hayatın tozunu ruhumuzdan temizlemektir demişti.
Peki. Picasso ne yapmıştı?
Alışkanlıklarımızdan kurtarmıştı.
Evet artık sanatın görevi bizi alışkanlıklarımızdan kurtarmaktı ona göre.
Dünyayı daha dürüst temsil etmeye çalışmıştı.
Amaçları yani kübislerin amaçları tek bir seferde farklı bakış açıları göstermekti.
Güzelliğin sırrının anlaşılmazın anlaşılır olanla karışımı olduğunu göstermişti.
Bir resim için temel sorun artık resmin içeriğine ulaşmaktı.
Şekiller ne zaman bir sembol?
Ne zaman sadece bir şekildi?
Artık gördüğümüz şeyden daha fazla anlam çıkartmalıydık.
Yani daha fazla devreye girmeliydik.
Rönesans'ın mekan tasvirlerini bırakmıştı.
Ama en önemlisi figürlerin gerçekçi bir şekilde modellenmesini reddetmesiydi.
Picasso'nun desenlerine bakınca sanki bir model karşısındasınız ama asla modele bakmıyorsunuz.
ve en şaşırtıcı şeydi.
Resme baktığınızda aynı anda birden çok bakış açısı görebiliyordunuz.
Farklı açılardan tasvirlerle ve geometrik şekillerle nesneleri analiz etmemizi sağlamıştı.
Küp benzeri şekiller kullandığı için de önceleri uzun süre alay edilmiş kübizm denmişti bu akıma.
Tabi sonra tutmuştu.
Picasso tüm yaşın boyunca güçlü bir uyarıcıya ihtiyaç duymuştu.
Yeni bir şey ortaya koymak isteyen kişinin de şirkin bir şey yapmaya zorlandığını söylemişti.
Bu bölümde anlatacağımız o anın Picasso için güçlü bir uyarıcı olup olmadığını bilmiyoruz.
Ama hırsızımız için olduğu kesin.
Gerçeklikten uzaklaşmaya başladığı ilk anlara dönüyoruz.
Hırsızımız, bakalım nasıl karşılaşacak bu ünlü ressamla?
Şimdi resimdeyiz.
Düşlerimizi ve umutlarımızı birleştirdiğimiz bu güzel günde sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız.
Nasıl? Hayatım o da olur da, bu mutlu günümüzde sizleri aramızda görmek istiyoruzun nesi var?
Hatta artık sadece QR kod koyuyorlar.
Tüm bilgileri de oradan görüyorsun zaten.
Şşş bunu görmen lazım.
Neyi ne oldu ne oldu ney?
Şurada oturmuş kahve için adam Picasso değil mi?
Peçeteye bir şeyler karalıyor.
Ha evet evet tabii. 1973'den önce olsaydı olabilir derdim.
Adam 73'de ölmüş zaten.
Keşke zaman makinesi de olsa geri dönsek.
Picasso'yu da hem görmüş olurduk.
Hayır hayır ben eminim Picasso'nun da kendisi.
Baksana peçeteye bir şeyler karalıyor.
Acaba ne çiziyor? Deniz iyi misin?
Aaa! Peçeteyi buruşturdu inanmıyorum.
Yoksa çöpe falan mı atacak?
Bir dakika bir dakika dur dur dur.
Pardon beyefendi.
Yani şey Pablo Picasso.
Şey o peçeteyi atmak yerine bana vermek istemez misiniz?
Tabii tabii ki.
On bin dolar verirseniz neden olmasın?
Ne? Pardon?
İyi de sadece iki dakikada yaptınız.
Hayır hayır küçük hanım yanılıyorsunuz.
Hırsızımız bu şoktan sonra ne yaşadı dersiniz?
Veya siz olsaydınız ne yaşardınız?
Ne hissederdiniz? İntikam almak isterdiniz?
Evet, Picasso'dan intikam almak isteyen çok fazla kadın olabilir.
Zaten yaşarken kadınlarla arası ne iyi ne kötü.
Neyse detaylara girmiyorum ama hırsızımızın bu tabloyu çaldığı müze Tate Modern, İngiltere.
Çaldıktan sonra da kendini görmeye başlıyor tabloda.
Çünkü aslında ayna bir anlamda kendi acılarımıza tuttuğumuz bir tablo gibi.
Evet hırsız da bu tabloda daha doğrusu aynada kendi acılarını görüyor.
Picasso'nun dediği gibi bu tablonun amacı aslında evrensel acıları göstermek bir taraftan ama hırsızımız pek böyle düşünmüyor.
Sadece kendini görüyor sanki.
Bakalım görelim.
Nedir bilmez onlar.
Siyah mavi yeşil olsun.
Aşkı inkar etmez onlar.
Renkler yeşil ve siyah.
Gözleri zıt yönlere çekiyor.
Menekşe vuru ve sarı, turuncu ve mavi.
Ay aynaya bakıyorum sanki.
İnsan yüzü boyutlarında küçücük bir resim bu.
Karşıt renkler bu yüzden önemli.
Yanıyor. Altın
kahverengi dediğimiz bir renk var.
Arka plan bundan oluşuyor.
Sarımsı diyelim. Bu baya biraz da ayıp bir renk aslında.
Önündeyse kadının kırmızı şapkası var.
Resmin en dokunaklı yanı sanırım bu.
Çünkü kadın kendini güzelleştirmiş.
Neşeli bir şapka takmış.
Saçlarını da taramış.
Bir beklentisi var belli ki.
Süslenmiş. Şimdi karşımızda.
Portre ve bin bir tarzda yüzler ve bedenler toplamına bakıyorum.
E tabi tek bir kişi için çizilmemiş ki tek bir kişi anlasın.
Ah ağlayan kadın ah.
Kendim hakkında bir şeyler öğrenmek için seni iyi ki dinlemişim.
Gözümden bir damla yaş geldi.
Bu kez dürüst oldum kendime.
Bu oyun değildi. İstediğim şeyler hayatımdaydı ama ihtiyaçlarım değil.
Bu durum o kadar katlanılmazdı ki.
Varlığım çok saçma ve çok anlamsızdı.
Bu hiçlikle iyice hırçınlaşır, herkese azarlar ve sonunda her şeye alınırdım.
Kırgınlığım, ikinciliğim bundandı galiba.
Sıfır kıskançlığımdan güzel şeyler başaran insanlarla görüşmezdim.
Her yerde şeytanı görürdüm kısacası.
Sorunlar bunlardı işte.
Evet tam karşımızda işte.
Herkese kendini gösteriyor.
Ama üzüntüden ağzı burnu kaymış.
Mutlu. Biraz daha popüler sanki ama yine de bu umursamazlığı yani aslında ızdırabının acısının umursamazlığıyla da alay eden bir hali var.
Nedir bu hali? Biz neden buna bakabiliyoruz?
Neden seyredebiliyoruz?
Nasıl katlanıyoruz bu acıya?
Bu resimdeki eksiklik ne?
Biz yani dışarıdan bakanlar bu resme nasıl kolayca girebiliyoruz?
Hem kadına acımamıza hem de hayranlık duymamıza izin veriyor.
Nedir bu? Bu duygularla.
Bu resimdeki duygularda ne öğrenebiliriz?
Ama sonra sayende şunu sordum kendime.
Onarmak istersen düzeltebileceğim bir tane yanlışım neydi?
Cevap isteklerim arasında değil, gerekli olanlar arasındaydı.
Acı vericiydi ama gerekli olandı.
Küçük şeylere odaklanamıyordum.
Darmadağın yatak odam tiksinti vericiydi ama bunu diyen küçük iç sesimi hiç dinlememiştim.
O kadar kibirliydim ki daha odamı toplamayı bile kabullenemiyordum.
Gurur. Kibir.
Daha benim olanı bile düzenleyemezken hayatımı nasıl düzenleyecektim ki?
Belki kirli bir bardağı yerine koymakla başlamalıydım.
İşe yaradı. Yanlışlarımı ufak adımlarla düzeltmeye başladım.
Eksiklerimi kapattıkça hayatım bir kolaja benziyordu.
Bu iş için bir yılan gibi hareket etmem gerekiyor.
Yok yok, sinsi değil.
Hazır, detaylara önem veren, ısırmaya hazır ve gözleri ödüldü olan.
Resmin başlangıç noktası 1935 yılının Paris'i.
O yıl bir sonbahar akşamı 54 yaşındaki Picasso'nun karşısına bir kadın oturur.
Soluk mavi gözlü, kalın koyu renk kaşlığı ve kuzgun karısı saçları vardı.
Gül desenleri işlenmiş, siyah eldivenler takmıştı.
Sol elini tahta masanın üzerine yamyazlı koymuş, sağ eliyle küçük bir çakıyı parmakların arasından.
Etini kesmeyecek gibi ama mümkün olduğunca elinin yakınından tahtaya düşürmeye çalışıyordu.
Bazen ıskalıyordu.
Bir süre sonra siyah eldivenleri giderek daha da kanlanmaya başlamıştı.
Picasso onu uzun süre seyretti.
Sonunda birlikte oturmakta olduğu arkadaşına genç kadını olağanüstü güzel bulduğunu söyledi.
Belli ki kadın anlamıştı onu.
Başını kaldırıp gülümsemişti çünkü.
O kadın Dora Mard'ı.
Picasso'yla 9 yıl boyunca aşk yaşayacak 300'den fazla resmine modellik edecekti.
Kendisi aynı zamanda çok yetenekli bir fotoğrafçıydı.
İsminden sonraki yıllarda da sıkça bahsettirecekti zaten.
Picasso'ya modellik yaptığı en ünlü resimse ağlayan kadındı.
Picasso'nun ilham perisi ve entelektüel arkadaşıydı aynı zamanda.
Güçlü bir kişiliği vardı.
Picasso'nun politik farkındalığını da arttırmıştı.
Böyle anlatınca ne kadar romantik değil mi?
Tablo aslında savaşa karşı sessiz bir protestoydu.
İspanya İç Savaşı'nda 1937'de 5000 nüfuslu Guernica kasabası Alman uçaklarının ağırlıklı olduğu bir hava saldırısında bombalanır.
Kasaba 3 gün boyunca yanmaya devam eder.
2000 kişinin öldüğü söylenir.
İşte tabloda o korku anında hissedilen acının renkli bir görüntüsüdür.
Ağlayan kadın resmi savaş karşıtı ve zulmün evrensel çığlığıydı.
Şiddetin insan yüzündeki yansımasıydı.
Picasso bu ve diğer tabloları aracılığıyla hep meydan okudu.
Hep zorluk aldı.
20. yüzyılın en önemli ressamlarından oldu.
Peki Picasso'nun en çok etkilendiği ve resmin babası dediği kişi kimdi?
Görsel dünyayı küp, silindir ve kürelere indirmek istemişti bu ressam.
Bu ressam Doğan'ı resimlerde sadece temsilden ibaret değil bizzat ressamın kendisi yapmıştı.
Yaratıcı kaygısı olan bir ressamdı.
Ondan önce resmin pek çok konusu varken ondan sonra resim bizzat ressamın kendisinden ibaret olmuştu.
Bu ressam Paul Cezan'dı.
Gelecek bölümde Paul Cezan'ı konuk edeceğiz.
Podcast ile ilgili tüm yorumlarınız çok değerli.
Bunun dışında Instagram'dan Buraya Bakarlar podcast hesabından takip edebilirsiniz.
Aynı zamanda Twitter'da Ertuğrul Çar'dan pod adresimiz de mevcut.
Teşekkür ederiz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
