
Sapkın, egoist, sorunlu: Egon Schiele, Resmin kötü çocuğu.
16 Mayıs 2024 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Avusturya, Viyana'da Belvedere Sarayı'nda 20.
yüzyılın en korkunç resimlerinden biri asılıdır.
Ölüm ve genç kız resmi.
Ressam Egon Schiele.
Bu resmi anlatmaya başlamadan önce çok sevdiğim psikolog yazar Engin Geçtan'dan bir alıntı yapmak istiyorum.
Engin Geçtan şöyle der.
Hayat dir ve dırlarla sonlanan hükümlerle yaşanamaz.
Çünkü anlamaya çalışmanın sonu yoktur.
Carl Gustav Jung da bir ekleme yapar adeta.
O da şöyle der. Yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunuz anda onu bir kenara bırakın.
Bakalım bu resmin yapılışından 100 yıl sonra bile yaşayan ruhu yakalayabilecek miyiz?
Ona dokununca bir kenara bırakabilecek miyiz?
Resimde iki aşağı yukarıdan bakarız.
Uçurumun kenarında ya da dünya denen kayanın üzerinde birbirlerine sarılmışlardır.
Ve bu birbirlerine son sarılışlarıdır.
Resmin anlattıysa evrenseldir.
Hepimizi ilgilendirir.
İnsana özgüdür.
Bir tarafta ölüm, bir taraftaysa aşk vardır.
Resim, bir taraftan resmin kötü çocuğu, popüler deyimle fenomen bir ressamında hayat öyküsüdür.
Bu ressam Egon Schiele'dir.
Bu resimde Egon'un en zor zamanlarında bile yanında olmasına rağmen onu acımasızca terk ettiği sevgilisi Wally vardır.
Acımasızca terk edilen kadın dışında ölüm resme sızmıştır.
Resimdeki adam buz gibi gözlerle bize dik dik bakar.
Canlı mı cansız mı anlaşılmaz bile.
Bu resimde sadece bir ilişkinin sonu yoktur.
Başka bir bitiş de vardır.
Dünyanın sonu.
Buraya Bakarlar Podcast'inin 13.
bölümüne hoş geldiniz.
Karşınızda resmin kötü çocuğu Egon Şile.
Ölüm ve genç kız resmi Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nda, evet doğru duydunuz o zamanlar böyle bir imparatorluk vardı, 1915 yılında yapılmış.
O yıllarda son nefesini vermek üzereydi bu imparatorluk.
Ama bu son nefesten sonra yeni bir doğum yaşanacaktı.
Yeni bir kültürün doğumu.
Hatta öyle bir doğum yaşanacaktı ki bir tarafta aşırı uç fikirler doğacaktı, diğer taraftaysa hayatımızı bundan sonra değiştirecek psikoloji bilimi.
İşte... O dönem yani 1915 bu ikisinin bir karışımı.
Bu tehlikeli karışımın ortasında bu resim ve resmin de ortasında ressamın bizzat kendisi vardır.
Yani Egon Schiele.
Egon Schiele'nin aslında iki yüzü vardır.
Bir yüzünde 20.
yüzyılın en iyi ressamı, diğerinde ise kendi görüntüsüne kafayı takmış bir ressam.
Kendini dünyanın merkezinde gören narsist, egoist bir adam.
Onu kısaca özetlemek istersek sapkın, egoist ve sorunlu diyebiliriz.
De, bu kadarla mı kalıyor?
Bu resim Egon'un hayatının önemli bir dönüm noktasını da temsil eder.
Egon Schiele o tarihlerde İlhan Perisi'ni, en büyük aşkını, Wally'i terk etmek üzeredir.
Ve Avrupa kıtası yok olmaya adım adım gitmektedir.
Çünkü Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir.
Resimde sadece aşk ölmek üzere değildir.
Avrupa'nın da sonu gelir.
Resimdeki karakterin yani Egon Schiele'nin yüzü bildiğimiz ölümün ta kendisidir.
Ölüm genç kızın boynunu ısırır.
Biliyorum bazen ısırarak severiz.
Schiele'nin sevgilisi Wally bir öğretmenin kızıdır aslında.
Hakkında çok az şey biliyoruz.
1911'de Avusturya'nın ve dünyanın en ünlü ressamlarından Gustav Klimt de tanışmıştır o.
Wally'de Egon Schiele ile Gustav Klimt tanıştırır.
Tanıştıklarında Egon Schiele 21, Wally ise 17 yaşındadır.
Bu ilişki başta bir model-ressam ilişkisi olarak başlasa da sonra tabii aşk ilişkisine dönüşür.
Wally'nin çok fazla resmi yok ama ben şunu çıkartabiliyorum.
Gustav Klimt'in modeliysen ve onu tanıyorsan, devamında da Egon Schiele'ye modellik yapabiliyorsan çok güzel olmalısın.
Çünkü hemen hemen her resimde Wall-E çok güzel resmedilmiştir.
Zaten Klimtin ve Egon Schiele'nin modeli olması da aslında buna işaret ediyor.
Ama eğer ressamınız Egon Schiele ise ana konu hiçbir zaman siz olmazsınız.
Egon Schiele'nin kendisi olur.
Schiele kendinin yüzlerce portresini yapar yani otoportre.
Kendi kendiyle inanılmaz derecede takıntılıdır.
Narsist demiş miydim?
Sadece kendini düşünen insanlara egoist deriz ya.
Aslında ego kelimesinin Egon'un İlk üç harfini temsil etmesi de tesadüf değildir.
Çünkü Egon Schiele basbayağı Egon'un ta kendisidir.
Schiele ölüme takıntılıdır.
Hatta Wally ile ilk tanışmasında da baya baya depresyonda bir ressamdır.
Çünkü resimleri tuhaf ve çarpıktır ve hatta daha da kötüsü hiç satılmaz.
Gustav Klimt'in himayesinde olsa da Klimt ona birçok şey öğretmeye çalışsa da parasızdır.
İşte Wally ile tanıştığında Schiele'nin durumu biraz böyleydi.
Zaten çok kısa süre sonra Wally ile birlikte Viyana'ya 45 km uzaklıkta yani böyle 45-50 dakika mesafede bir köye taşınırlar.
Baya baya yobaz bir köydür.
Daha doğrusu Egon Şile'ye göre değildir.
Çünkü Şile ve Wally taşınır taşınmaz bütün köyün dikkatini çekerler.
Nasıl çekmesinler ki? Birlikte yaşayan 21-22 yaşında bir adamla, ressamla bir genç kız, model ve evli değiller.
Aynı evde yaşıyorlar. 100 yıl öncesine göre çok garip bir fikir.
Üzerine bir de Şile genç kızların resimlerini çiziyor.
Ve bunu da ulu orta yapıyor.
Çünkü ona göre şaşırılacak bir şey yok.
Ama işler öyle dönmüyor.
Köy dedikodu kazanına dönmüş halde Egon'un peşinde koşar ve dedikodular gerçeğe dönüşür.
Polis Egon'u tutuklamak için hiç sabretmez.
Egon Şile 24 gün hapiste kalır.
Egon Şile 24 gün hapiste kalır.
Bunun ilk baştaki sebebi aslında başkadır.
Çünkü başka bir köyden kaçan kız Egon Şile ile Vori'nin yaşadığı eve sığınır.
Tabi Şile başta bunu bilmiyordur ama daha sonra ortaya çıkar ki kız evden kaçmıştır.
Babası da tabi kaçan kızını bulmak için kayıp kız ilanı verdiğinden ve kız da Egon'un evinde çıktığından sanki Egon Şile kaçırmışçasına yargılanır.
O suçtan beraat eder ama hakim başka bir şeye çok fena takılır.
O da genç kızların resmini çizmesi.
Hatta hakim öyle sinirlenir ki 100 tane resmin yakılmasını emretmesine rağmen bir tanesini Egon Schiele'nin gözleri önünde mahkemede yakar.
Schiele tam bir egoisttir, narsisttir demiş miydik?
Zaten böyle bir adamın da aslında tek düşüncesi şudur.
Tüm dünya bana düşman.
Herkes benim kötülüğümü istiyor.
Ve dünya benim etrafımda dönüyor.
İşte bu yaşadığı olumsuzluklar da bu duygularını destekler.
Herkes ona ve sanatına düşman gibidir.
Düşman bir dünya içinde kendini yalnız ve çaresiz hisseder.
Açıkçası Şile'nin resimleri 100 yıl sonra baktığımızda bile bazen sinir bozucu gelebiliyor.
Adam halen sinirlerimizi bozmaya çalışıyor gibi.
Şile hapisteyken Wally ona destek olmaya devam eder.
Tabi Wally'nin o günlerde ne yaşadığını tam olarak bilemiyoruz ama Şile'nin not defterine yazdığı kısa bir notu şu an okuyabilirim.
O notta şöyle yazar.
Bugün belirtmek isterim ki 8 Ocak 1913'te bu dünyada hiç kimseye aşık değilim.
Wally'nin bu notla ne anlatmaya çalıştığını halen bilemiyoruz.
Ama bana öyle geliyor ki biraz güç gösterisi, biraz mizah.
İki sevgili arasında bir atışma veya o dönemdeki mahkemeden dolayı birbirlerini aşık sanmasınlar diye yazılmış karalanmış bir şey bilmiyorum.
Ama Wally özgürlüğünü ilan etmek istese de 1914'de Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde işler şakadan epey uzaklaşır.
Tüm dünya savaşın içine girmiştir ama Egon Schiele'nin derdi savaş değildir.
Resim yaptığı stüdyonun karşısında İki kız kardeş yaşar.
Bu iki kız kardeşe birden bir mektup yazar Egon.
Ama mektup bir resim gibidir adeta.
Satırlar bir tasarım olmuş.
Rengarenk, farklı güzel bir düz yazı değil, el yazısıyla şekillendirilmiş, sanki canlanacakmış gibi bir resim.
Resim de, pardon, mektup da şöyle yazar.
Saygıdeğer, Bayan Edit ve Bayan Adel.
Eminim anneniz benimle ve Vole ile sinemaya gitmenize izin verecektir.
Ya da kafeye. Ya da...
Ya da her nereyi isterseniz oraya.
Bu kibar mektubun ardından gerçek talepler artmaya başlar.
Çünkü Şile'nin aklında başka bir şey vardır.
Resimleri satmayan bir ressamdan üst sınıfa geçen bir ressam olmak.
Resimlerini satmak. Para kazanmak.
Ve bir kariyer yapabilmek.
Saygı görebilmek.
Şile yakın bir arkadaşına yazdığı mektupla şöyle der.
Yakın zamanda evleneceğim.
Ama evleneceğim kız.
Kesinlikle ama kesinlikle...
Voli olmayacak.
Biraz önce dediğim gibi üst sınıftan bir kadınla evlendiğinde her
şeyin yoluna gireceğini, düzeleceğini düşünür.
Bakın bu podcastta anlattığım diğer ressamların hepsinin yaşam tarzları birbirinden farklıydı.
Hepsini tabii ki %100 onaylamıyorum, desteklemiyorum.
Ama kimseyi yargılayamam.
Yine de Şile'nin dönemin şartlarını anlamaya çalışsam da aslında Şile'nin yaptığı para için evlenmekten başka bir şey değil.
Tabi bu kararın ardından başka birisi daha yanacak.
Sheila bunu o kadar soğukkanlılıkla yapar ki.
Sevgilisi Wally'e şöyle söyler.
Wally artık sen bana göre değilsin.
Ve resmen onu yani Wally'i paraya kurban eder.
4 yıllık ilişkiden, arkadaşlıktan, sevgililikten sonra bir resim yapmaya karar verir.
Bu vedayı resimle yapacaktır.
İlham perisi Voli ile ilişkisini bir resimle bitirecektir.
Resimdeki model ise yine Voli olacaktır.
Bu başyapıda ilk karar verdiğindeki taslaklar da resmin 1.80'e 1.80 boyutlarda olduğu, hatta iki kişinin birbirine sarılarak uzandığı, Voli'nin biraz daha önde olduğu belli oluyordu.
Resmin büyük ustalarının başyapıtı gibi duruyordu.
İyi de Şile klasiklerden nefret etmiyor muydu?
Ama Şile bu resimle birlikte artık Viyana sosyetesine girecek, Wally ile ilişkisini kesecekti.
Viyana Sosyetesi'nin o dönem en çok sevdiği resimlerden biri Gustav Klimt'in Öpücük Tablosu'ydu.
Öpücük Tablosu'nun bir önceki bölümde detayını anlattık.
Hatta Sesi Tiyatrosu'nda da mitolojik hikayesini anlattık.
Viyana Sosyetesi için Klimt ve Öpücük Tablosu şık, lüks, olağanüstü güzellikte bir resimdir.
Aşk dünyayı kurtarır, insanlığı kurtarır ve olağanüstü bir seviyeye gider.
Belvedere Sarayı'ndaysa Öpücük resminin çok yakınında ölüm ve genç kız resmi asılıdır.
Şile'nin ölüm ve genç kız resmi öpücük resminin tam zıttıdır.
Öpücük resmi insanlığı kurtarırken ölüm ve genç kız insanlığın sonunu anlatır.
Resim Burjuva'nın orta sınıfın kalbine bir çivi çakar.
Neredeyse her konuda öpücük resminin tam zıttıdır.
Ölmekte olan Avrupa kıtısının resmi gibidir.
Toprakla, çirkinlikle dolu, bölünmüş bir Avrupa.
Kızın yani Voli'nin incecik kolları Avrupa'da savaştan açlıkta ölen Avrupalılar gibidir.
Sanat sadece duygulardadır.
Duygular da ellerde, ayaklarda.
Yanlıştır, çarpıktır ama gerçek duyguları gösterir bu isim.
Çıplak ayaklar, çıplak kollar, neredeyse savaştaki askerlerinki gibi.
Şile tarihte iki büyük duygunun arasında kalır.
Aynı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi.
Bir tarafta lüks, diğer taraftaysa yıkım.
Şile Wally ile son kez buluşmaya gider.
Bir mektup yazar. Şöyle der.
Edith ile evleneceğim ama seninle her yaz baş başa tatile çıkalım.
Çünkü senden ayrılmak istemiyorum.
Wally'nin bu mektuba ne cevap verdiğini bilmiyoruz.
Ama ayrıldığını ve Şile'yi bir daha görmediğinden eminiz.
Şile'nin bu kopuştan sonra ölüm ve genç kız resminde yaptığı bir oynama vardır.
Bunu kızılötesi ışınlarla taranan resimden biliyoruz.
Resimdeki kızın birçok bölgesi çıplakken, Daha sonra Şile düzelterek onu kapatmıştır.
Giyisiyle kıyafetle örtmüştür.
Şile resmi tamamlar tamamlamaz bir fotoğrafçı çağırır.
Başyapıtıyla bir fotoğraf çektirir.
Bu fotoğrafta Şile aynanın önünde kendine bakar.
Zaten böyle narsist bir adamın kime bakacağını düşünüyoruz ki?
Ama aslında Şile'nin bu resmi aşk ve ölüm temalı ilk resim değildir.
Çünkü özellikle Avrupa'da aşk ve ölüm teması 500 yıldır tekrarlanmaktadır.
Resim sanatına sıkça konu olmuştur.
İskeletimsi bir adam yani ölüm genç bir kızı tutkuyla sahiplenir, yakalar.
Şile bu temayı modernize etmiştir.
Çünkü Şile'nin yaptığı ölümü ve aşkı savaş alanına indirmektir.
Modernize etmiştir.
Ama savaşın ortasında bir yüzyılda olduğundan modern dünya kirlidir.
Schiele, Wall-E'yi terk ederek ölüm ve aşkı yaşamıştır bizzat.
Resim sadece eski bir temayı canlandırmaz.
Viyana'da 1900'lerin başında ortaya çıkan psikolojinin de ana temalarından biri haline gelir.
Yeni filizlenen bu psikoloji biliminin en önde gelen ismi Sigmund Freud'dur.
Onu da coşturur. Schiele dalgın bakışlı da olsa askere çağrılır.
Neyse ki cepheye gitmemiş.
Çünkü zaten zayıf, çelimsiz...
Ve sanatçı bir ressamın cephede ne işi var?
Orası gerçek erkeklerin yeri değil mi?
Askerden geldikten sonra bunu nasıl diyeceğimi bilemiyorum ama daha adam gibi adam olur.
Değişir, dönüşür, biraz derlenir, toplanır.
Resimleri normalleşir.
Uğruna ilham perisi Wally'i terk ettiği kız arkadaşı Edith'le evlenir.
Abartılmış figürler artık resimlerinde yoktur.
Çünkü Wally resimlerinden ve hayatından çıkmıştır.
Savaş, Wally'e yeni bir yaşam sunar.
Wally 1917'de...
Savaşa katılır. Hemşire olur.
Hemşire Wally'yi trajedi çok geçmeden vurur.
Hırvatistan'da bir hastanede hemşirelik yaptığı dönemde ölüm kol gezer.
Ve çok kısa bir zaman sonra hayata veda eder.
Avrupa'da ölüm kol gezmektedir.
Çok geçmeden Egon Schiele'yi de ailesini de yakalayacaktır.
Karısı 28 Ekim 1918'de 6 aylık hamileyken İspanyol grubundan ölür.
Karısından 3 gün sonra ise Egon Schiele ölür.
Egon Schiele'nin son sözleri şöyledir.
Savaş bitti. Artık gitmeliyim.
Resimlerim dünya çapında müzelerde gösterilmeli.
Bu kırılgan, anlaşılamayan, egoist adamın resimleri 100 yıl sonra bile Belvedere Sarayı'nda ve tüm dünyada gösterilir.
Herhangi bir resmini anlayabilmek için yaralanmak gerekir.
Kanamak gerekir. Kanatmak gerekir.
Onun resimleri kanattıklarımızdır.
Ölüm ve genç kız tablosundaki çift Belvedere Sarayı'nda halen birbirine sımsıkı sarılmakta.
Ama artık farklı anılıyorlar.
Çünkü aslında bizim kaygılarımızı gösteriyorlar.
Bu resim artık Şile'nin kişisel bir derdi olmaktan çıktı.
Artık modern insanın, yani bizim kaygılarımızı sergiliyor.
İlişkilerimizin modeli gibi.
Ölene kadar sevecek miyiz?
Sevilecek miyiz? Yoksa aşkında bir ömrü var mı?
Sevdiklerimizi kaybetmek ya da hayattaki her dalgalanma dünyanın sonu mu?
Engin Geçtan'ın yine Rastgele Ben kitabındaki alıntısını hatırlatmak isterim.
Hayat dir ve dırlarla sonlanan hükümlerle yaşanamaz.
Çünkü anlamaya çalışmanın sonu yoktur.
İşte bizim için de Şile'nin resimlerini anlamaya çalışmanın sonu yok.
Ve yine Jung'un dediği gibi yaşayan ruhun mucizesine dokunduğun anda onu bir kenara bırakmalısın.
Düzenle kaos arasında gidip gelen ama dengeyi koruyanlara Buraya Bakarlar podcastini dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Tüm eleştirilerinizi ve yorumlarınızı Instagram hesabımız üzerinden yapabilirsiniz.
Teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
