
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Değersizlik hissi bir illüzyon olabilir mi? Geçmişiniz,çevreniz ve yaşadıklarınız sizi nasıl etkiliyor bu bölümde anlatıyorum.
***Instagram: alternatifvizyon
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugünkü podcast bölümümüzde değersizlik hislerimiz üzerine konuşacağım.
Hepimiz hayatımızın bazı aşamalarında kendimizi değersiz hissetmişizdir değil mi?
Yaşamışızdır yani o duyguyu.
Belki de şu anlarda içinde hala değersizlik hissin taşıyanlarınız vardır.
Her şeyin sadece sizin çabanızla olduğunu fark ettiğiniz bir evre vardır.
Hep işte siz birilerinin sırtı ağrımasın diye arkasına yastık koymuşsunuzdur.
Hep siz birileri ağlarken sarılıp her şey yoluna girecek ben senin yanındayım demişsinizdir.
Ama konu size gelince parmak bile oynatılmamıştır.
Benim arkadaşlar aldığım en büyük ders hiçbir koşulda ve hiçbir sebeple taviz vermemem gerektiğiydi.
Yani zor zamanmış, iyi değilmiş, yanlışlıkla olmuş, öyle olacağını düşünmemiş.
Ben kimsenin alttan aldığı durumları bir daha yapmadığına şahit olmadım.
O yüzden bugün bu bölümü çekmek istiyorum.
Peki sizce kendini değersiz hissetmek bize zarar verir mi?
Yoksa bize asıl zarar veren şey içinde olduğumuz o ruh hali değil de bizim o ruh haline nasıl tepkiler verdiğimiz mi?
Kendinizi değersizlik durumundan kurtarmak için yaptığınız bazı rutinler, işte davranışlar, kaçmak istediğiniz acının içinden çıkmak yerine onun içinde her şeyinizle kilitli tutmaktır.
Yani bizim aslında yanlış yaptığımız şey bu.
Şey gibi çabalayıp çırpındıkça daha çok batıyoruz bataklığın dibine.
Yani ne demek bu? Değersiz ve karşı taraftan ilgisizlik, önemsizlikler görmeye devam ederiz.
Ama saçmalarız.
Ama yine de çırpınırız.
Orada kalmak isteriz. Yani o hisle ve ona yüklediğimiz anlamlarla yaşamaya çalışırız.
Ve böyle durumlarda hiç yapmayacağımız şeyleri yapabiliyoruz.
Evet demeyeceğimiz planlara dahil olabiliyoruz değil mi?
Sırf diğerlerinden gram da olsa değerli hissini alabilmek için hem de.
Peki neden insanlar sizi değerli görmezler?
Birincisi hallederiz abicim olmuşsunuzdur.
Çok kaba bir tabir evet ama işte ne dersen halleden.
Böyle bir insan kılığına girmiş olabilirsiniz.
Ve böyle her şeyi hallederiz diyen insanların sattığı mallarda hep ucuzdur fark etmişsinizdir.
Peki sizce bir eşyanın değerini kim belirler?
Mal sahibi belirler değil mi arkadaşlar?
O malın işte maddi kıymeti, maddi değerini dışarıdakiler değil, başkaları değil, bizzat malın sahibi ona bir değer biçer.
Karşı tarafta o maddi değeri verir ve o eşyayı alır.
Bu maneviyat içinde aynen böyle geçerli.
Sizin kıymetinizi, sizin değerinizi dışarıdaki birileri belirleyemez.
Onu bizzat siz belirlersiniz.
Sizin kim olduğunuz, saygın olup olmadığınız, değerli bir insan olup olmadığınızla ilgili kararı yine siz verirsiniz.
sizin verdiğiniz değere göre de yine karşınızdaki insan ona göre değer verir değil mi?
Eğer siz kendinizi değersiz görüyorsanız siz kendinizi yetersiz görüyorsanız her şeye evet diyor cevaplarınıza ben uyarım çoğunluğa göre ayarlarım kendimi işlerimi
diyorsanız siz sürekli depresyondaymış gibi davranıyorsanız siz kendinize karşı sevginizi ya da saygınızı kaybettiyseniz Karşı tarafın size vereceği
hiçbir değer olmaz, kalmaz çünkü.
Falan kişi işte bana değer vermiyor, şu arkadaşımı ben çok seviyorum, değer veriyorum ama o bana değer vermiyor.
İşte beni kullanıyorlar, ben sanki köleyim, ben sanki hizmetçiyim, beni paspas etmişler.
Böyle söylüyorsanız sizi hiç önemsemiyorlar.
Yani bu tarz şikayetleriniz varsa bunların hiçbir anlamı yok.
Niye biliyor musunuz? Çünkü bütün bu olup bitenlere izin veren sizsiniz.
Siz kendinizi değersiz gördüğünüz için, siz kendinizi bir hizmetçi gibi bir paspas gibi gördüğünüz için, hatta siz kendinizi hiç görmediğiniz için, kendi kendinize kendinizi takdir etmediğiniz
için, kendi gözünüzün içine bakacak cesaretiniz olmadığı için karşı tarafta sizin kendinize biçtiğiniz o değeri çok iyi anlıyor.
Etiketteki fiyatınızı görüyor tabiri caizse ve onu çok iyi fark ediyor.
Bu ucuz mal demek ki, kalitesiz diyor ve size sizin gösterdiğiniz aynı değeri veriyor.
Bununla ilgili bir örnek vermek istiyorum.
Dört tane kardeşler, anneleri babaları sürekli çocuklardan bir şey istiyorlar.
Şunu yapın, bunu alın, bunu götürün, bunu getirin vs.
Üçü sürekli her türlü hizmeti veriyorlar.
Ama bir tanesi mesafeli, biraz ölçülü davranıyor.
Bazen yardım ediyor, bazen yardım etmiyor.
İşte istediği zaman gidiyor, istemediği zaman gitmiyor.
Ama diğer üçü sürekli gidiyorlar.
Yani her zaman hazır bulunuyorlar.
Yani anneleri babalarıyla bir problem yaşamamak için, bir sıkıntı olmaması için, onlar üzülmesin diye sürekli gidiyorlar.
Ama günün sonunda saygı duyulan, değer duyulan, önem gören kişi kim oldu?
O gitmeyen çocuk oldu.
Yani diğer üç kişinin yaptıklarını görmediler arkadaşlar.
Diğerini de gördüler. İşte burada ince bir nokta var.
Siz kendi programınızı iptal edip gittiyseniz, siz yapmanız gerekenleri yok sayıp gittiyseniz, siz kendinizle ilgili bir organizasyonunuz varsa onu çöpe atıp gittiyseniz, siz kendi kendinize
şunu dediniz. Ben ve bana ait şeyler önemsiz.
Ben ve bana ait işler...
Bana ait faaliyetler, benim planım, programım önemsiz.
Anneciğim, babacığım ben siz ne derseniz sizin dediğinizi yaparım.
Ama bir gün yapmadığınızda yine siz kötü oldunuz.
Ama o yapmayan kişi yine değerli oldu.
Yani sizin şöyle demeniz gerekiyor.
Benim de programlarım var.
Benim de bir evim var. Benim de işte ailem var.
Benim de yapmam gerekenler var.
Ve bunlar benim için çok önemli şeyler.
Yani siz sizin için önemli olan şeylerden taviz vermeyeceksiniz.
Kusura bakmayın demeniz lazım.
Bu bir yasadır arkadaşlar. Bu evrensel bir yasadır.
Hatta psikoloji yasasıdır bu.
Bu yasaya lütfen dikkat edin.
Kendinizi yok ettiğinizde kendinize...
Paspas ettiğinizde birileri üzerinize basacak.
Çünkü siz paspas değeri biçtiyseniz paspasa saygı duyulmaz.
Onun için lütfen önce siz kendinize bir bakın.
Yani siz kimsiniz? Sizin değeriniz nedir?
Buna bir bakın. Ve karşı tarafına buna bakması için ona göre hareketlerde bulunun.
Kendinizi başka birisinin düşüncelerine göre incelemeye çalışıyorsanız hep ikinci el bilgisi olarak kalırsınız.
Yani kendinizden çok başkalarının fikirlerine, onların ihtiyaçlarına önemlediğiniz durumlarda hayır diyemez hale geliyorsunuz.
Buradaki temel etken evet diyerek bir biçimde başkalarının onayını alma isteğiniz.
Aksi durumda yok alacağınızın, değerinizin düşeceğini hissederiz.
Bu yüzden böyle yaparız zaten. Böylece sınırlarımızın ortadan kalkmasına yol açacak zorlu bir duruma başlamış olursunuz.
İnsan hayatta kendine verdiği değer kadar mutludur arkadaşlar.
Değersizlik hissi başlı başına üstesinden gelmemiz gereken psikolojik bir sorundur çünkü.
Beynimizin bir kör noktası vardır ve insanların bizi göremediği bir kör noktasıdır bu.
Dikatsizlik körlüğü diye bir fenomaldir.
Yani bir insan gözlerinin önündeki en varis şeyi bile fark etmeyebilir.
Hayatınızda da bazı insanlar işte sizi fark etmezler, sizin değerinizi bilmezler ve siz onlar yüzünden katılabilirsiniz bu değersizlikisine.
1999 yılında Harvard'da bir goril deneyi yapılıyor.
Bir basketbol maçını izleyenlere tüm pasları saymaları isteniyor ve çoğu kişi sürekli sahnenin ortasına geçen goril kostümlü adamı görmüyorlar.
Soruyorlar diyorlar ki böyle bir adam geçti işte böyle kostümlü bir adam gördünüz mü?
Hayır diyorlar. Hiçbiri görmemiş.
Hiçbiri onu fark etmemiş.
Başka bir şeye odaklanmışlardı çünkü değil mi?
Zihinsel olarak başka bir şeyle meşgullerdi.
Ve onların hayatta kalma modları başkalarının değerini görmemelidir.
Yani onlar onu görmeyerek hayatta kalma moduna sahiplerdi.
Çünkü ne amaçları vardı?
Pastarı sayma amaçları vardı.
Tamamen ona odaklanmışlardı.
Size değil. Yani o gorilla değil.
Yani sizin değerinizin fark edilmemesi aslında onların algı eksikliğiyle ilgili bir durum.
Jung'un projeksiyon teorisi vardır.
İnsanların kendi iç dünyası...
çözemediği şeyleri başkalarına yansıttığını söyler.
Eğer birisi kendini değersiz hissediyorsa çevresindeki, yakınındaki insanların da değerini fark etmez.
Onlar iç dünyalarında karanlık bir tüneldedirler çünkü.
Sizin ışığınıza fark edememeleri onların körlüğünden kaynaklanıyordur.
Sizden değil. Ve psikolojik kısır bir döngü vardır yine.
İnsanlar değerini anlamadığı şeyleri küçümserler.
1880'lerde Kaliforniya'da binlerce insan...
İnsan altın bulma umuduyla bir haber yayılıyor.
İşte diyorlar ki toprakların altında işte çoğu yerde Kaliforniya'da altın var.
Ve insanlar başlıyorlar toprakları kazmaya altın bulacaklar.
Ama hiçbirisi gerçekte o toprak altındaki toprak altında bulunan altınları bulamıyorlar.
Çünkü altın ilk başta sıradan bir taş gibi görünüyor.
Henüz işlenmemiş haliyle sıradan bir taş.
Ve fark edemiyorlar gerçekten o altınları.
Zamanında aynı Sokrates de kıymeti...
bilemeyip öldürmüşlerdi değil mi?
Sokrates'i de öldürmüşlerdi.
Çünkü korktular ondan. Sokrates'i anlayamadıkları için ölüme mahkum etmişlerdi.
Ama şimdilerde ise en değerli filozof olarak sayılıyor.
Ben de o zaman şu soruyu da yapmak istiyorum size.
Ne olursa olsun insanların sizi kıymetli görmesini hissetmek mi önemli sizin için?
Yoksa içsel olarak kendi kendinize değerli hissederek mi yaşamanız daha öncelikle?
Yani burada hani beni önemsesinler, ben içten içe kendimi aşağılık gibi hissetsem de önemli değil diyebilir misiniz kendinize?
Eğer evet öyle hissetsem de olur, kabulümdür diyorsanız değersizlik hislerinizin süreci çok uzun süre devam eder.
Çünkü yıllar geçtikçe, zaman geçtikçe yine o hisle baş etmek zorunda kalırsınız.
O zaman yine gün sonunda bu kadın da bu adam da beni hiç önemsemiyor.
İşte bir kere yapamam dedim hemen küstü, işte hemen gönül koydu.
Böyle şeyler demeye pek hakkınız olmaz.
Bu yüzden size siz lazımsınız.
Kimseyi gözünüzde haddinizden fazla büyütmeye gerek.
yok değil mi? Kendi değerinizi biçerken ki hiçbir insan makasına ihtiyacınız yok.
Kendi ölçünüzü kendi makasınızla belirleyebilirsiniz.
Hayat bence kendini bulmakla ilgili bir şey değil.
Kendini yaratmakla ilgili bir şey.
Ve kendi değerinizi de yine biz kendi yaptıklarımızla yaratıyoruz.
Yani bu şunun gibi bir şey.
Kuş değilsiniz ama sevgiliniz uçmanızı istiyor.
Kanatlarınız yok uçamıyorsunuz.
Yaradılışınız da yok uçamıyorsun.
Sevgilinin üzülüyor.
Sen yapamadığın için değersiz, bedeliksiz hissediyorsun.
Annen büyük bir balık gibi en sığ okyanuslarda yüzmeni istiyor.
E balık değilsin.
Belki bir yerde bir yere kadar yüzebiliyorsun.
Ama en sığ denizlerde değil.
Yine gün sonunda annene istediğini veremediğin için.
Değersiz hissediyorsun ve sonrasında bir şeyi beceremeyen bir insan gibi hissediyorsun.
Daha doğrusu hissettiriliyorsun.
Değersizlik yani. İşte sizden uçamayacağınızı, bu kadar derin yüzemeyeceğinizi bildikleri halde bunu isteyen insanlar değer vermez.
Değerli hissettirme kısmında hiçbir şey bilmiyorlar.
Yani onlar değerli nasıl hissettirilir?
Nasıl değerli olunur?
Ben kendimi nasıl değerli hissederim?
Bu kısımda bildikleri hiçbir şey yok.
Bu yüzden hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevemez.
Yani bunlardan sevgi de beklemeyin.
Asıl bu şekilde hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan birisi hem sever hem fark eder hem de görür sizi, değerinizi.
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri üzümleri hiç tanımıyor demektir.
Parasel sunu ne güzel söylemiş değil mi?
O yüzden sizin gibi üzümleri çileklerle karıştıran kişilerle vaktinizi hiç ayırmanıza gerek yok.
Bu bölümde sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
