
Zihinsel Nasırlaşma Teorisi/ Hayatınıza Sahip Çıkın
12 Ocak 2026 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde zihinsel dayanıklılık ve irade gücünün yaşayan efsane ismi David Goggins’in tavsiyelerini anlatıyorum
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün sizlere zihinsel nasırlaşmayı anlatacağım arkadaşlar.
David Goggins kendisi dünyaca ünlü bir motivasyon konuşmacası.
Zihinsel dayanıklılık ve irade gücü deyince akla ilk gelen isimlerden birisi.
Eski bir Amerikan donanması, özel kuvvetler mensubu, ultra maraton koşucusu ve 24 saatte en fazla şınav çeken kişi olarak dünya rekorunun eski sahibi.
Ve kişisel gelişimin yaşayan efsane isimlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bende David'in şöyle bir yeri var.
Böyle ne zaman yorulsam, tembellezsem ya da yapılacaklar listemi yapmakta zorlansam.
İki tane isim geliyor arkadaşlar aklıma.
Birincisi Mümin Sekman'ın bir tane videosu var.
O meşhur sözünü söylediği ilahi anın olduğu video.
Mutlaka biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Başarının bedelini bir dönem için ödemeyenler, başaramamanın bedelini bir ömür boyu öderler dediği video.
O videoyu izliyorum hep.
Telefonumda var, işte iş bilgisayarımda, iPad'imde falan her yerde.
Var yani indirmiş halde.
İkincisi de David'in binlerce kez barfiks çektiği bir videosu var arkadaşlar.
Elleri kanayana kadar devam ettiği bir videosu var.
David'e diyorlar ki ellerin kanıyor, vücudun titriyor.
Her bize her an dur diye yalvarıyor sana.
Neden hala devam ediyorsun?
O da diyor ki işim henüz bitmedi.
Bu yüzden bu videoyu da izliyorum.
David diyor ki arkadaşlar bir şey yaparken bu ne olursa olsun.
İster spor olsun, ister işiniz, hayalleriniz için yaptıklarınız ne olursa olsun.
Tükendiğinizi hissettiğiniz anda daha potansiyelinizin %40'ına bile yaklaşmamışsınızdır diyor.
David her işin temelini bu düşüncesinden yaratmış arkadaşlar.
Çünkü diyor David beyniniz sizi korumak için tükendiğinizi söyleyerek size yalan söyleyecek.
Devam edemeyeceğinizi, yorulduğunuzu, yapamayacağınızı söyleyecek.
Sizi güvende ve rahatla tutmak için acı yaratır, korku hissettirir, şüphe oluşturur.
Aklınızda bunların hepsini var eder diyor.
Ama güvenlik ve rahatlık hayallerinizin öldüğü yerdir diyor David Goggins.
David'in kullandığı metaforları anlatacağım arkadaşlar şimdi.
Zihinsel nasır ne?
Nedir zihinsel nasır?
David'in de kullandığı metafor normal bir nasır nasıl tekrarlayan sürtünmelerle oluşuyorsa zihnimizde tekrar eden zorluklarla sertleşiyor.
Bu demek. Yapmakta zorlandığınız ya da korktuğunuz şeyden kaçmadan tekrar tekrar yaparsanız beyniniz o eyleminizin ölümcül olmadığını düşünüyor ve sonrakilerde
de kolayca yapabiliyor oluyorsunuz.
Başladıysanız da yapmaya devam edebiliyorsunuz yani sürdürülebilir oluyor.
Bir acil servis doktoru düşünün.
Yeni başlamış olsun. İlk günlerinde işte kortizoli hep tavandır değil mi?
Ellerinde titremeler vardır, terleme vardır.
İşte kalp çarpıntıları fazla olur.
Yanlış yapmaktan korkar.
Çünkü beyni ona bulunduğu ortamın tehlikeli olduğu sinyali gönderiyordur.
Ama doktor çalışmaya devam ettikçe 6 ay sonra bunların hiçbiri kalmıyor arkadaşlar.
Ortam aynı ortam.
E ne değişti? Beynin yorumu değişti.
Yani o zorlayan ortamda kalıp yapması gerektiğini yaptığı için oranın aslında ölümcül olmadığı yönetilebilir olduğunu görmüş oldu.
Artık doktorun zihni nasır bağladı yani.
Ne deriz mesela biz?
İşte artık acıya bağışıklığım var benim deriz değil mi?
Yaşadıklarımızdan dolayı artık ben acıdan güçlendim deriz.
İşte bu zihnimizin nasırlaşması oluyor.
David arkadaşlar acı konusunda tam bir psikopat.
Kendisini bilerek acıya, strese mecbur bırakan birisi.
Çünkü beyinlerimiz korkudan değil, belirsizlikten panikler diyor.
Kaçmadığınızda stresiniz öğretmene dönüşür diyor.
Kaçmadığınızda stresiniz öğretmene dönüşür.
Çok güzel bir söz bence.
Peki neden bazıları, bazılarımız çabuk pes ederken, bazılarımız David gibi, psycho gibi pes etmiyor?
Çünkü arkadaşlar pes etmek istediğinizde zihinsel mekanizmanız devreye giriyor ve tam potansiyelinizi gerçekleştirmenizi engellemek için size yerleştirilmiş bir frans sistemi gibi yani beyninize
yerleştirilmiş bir frans sistemi gibi sizi durduruyor.
Ama her zaman çalışmıyor bu.
Ne zaman çalışıyor biliyor musunuz?
Sadece... Onu dinlediğinizde çalışıyor.
Tembellik geldiğinde, ertelemek istediğinizde, uyumaya devam etmek, pes etmek, artık çalışmamak istediğinizde kendinize hatırlatın arkadaşlar.
Beynim deyin, sevgili beynim, güzel limbik sistemim, bir tanem, korteksim, hepinize teşekkür ediyorum.
Biliyorum biliyorum.
Sadece beni güvende tutmak istiyorsunuz.
Beni korumaya çalışıyorsunuz ama bugün olmaz.
Arkadaşlar bugün olmaz.
O gün bugün değil.
Belki 60-70 yaşında emeklilikte ama bugün değil.
Böyle söyleyeceksiniz.
Zihniniz hiçbir koşulda pes etmeyeceğine karar verdiğinde bedeniniz ve ruhunuz bir araya geliyor.
Artık size direnmeyi bırakıyorlar ve iş birliği yapmaya başlıyorlar.
Şu anda bir çıkmazdasınız diyelim, yoruldunuz diyelim.
Sorun kendinize, şu anda vazgeçersem ne olur?
Vazgeçmek beni nereye götürecek?
David arkadaşlar başarısızlıklarına son olarak değil, daha çok çabalamanın bir işareti olarak görüyormuş.
İlk katıldığı yarışmalarda böyle düşmüş arkadaşlar ve ilk katıldığı yarışmalarda çok kiloluymuş, ayak parmaklarından birkaç tanesi kırılmış, tırnakları yerinden çıkmış çünkü
kilosu çok fazla olduğu için ve çok uzun süre koştuğu için.
Bunları yaşamasın normal olağan zaten.
Yarışmayı bırakmamış biliyor musunuz?
Sonlara doğru zaten sonuncu gibi bir şey olmuş ama yarışmayı bırakmamış.
Ben demiş bu yarışmayı bitireceğim.
Yani zihniyle orada bir kavgaya tutuşmuş arkadaşlar.
Bunu gerçekten herkes yapamaz.
Yani acıyı gerçekten almış yanına girmiş koluna beraber o yarışmayı bitirmişler.
Başka hiçbir açıklaması yok.
David diyor ki rahatsızlık tanıdık hale gelene kadar zor yolu tekrar tekrar.
seçmektir. Dünkü halinizden daha güçlü birini yaratmak istiyorsanız kendinizi rahatsız etmek zorundasınız.
Bakın bazıları var görüyorum.
Kendisine takıntılı olan, hayalleri olan, imkansızı arzulayanlara karşı bir gıcıklıkları var.
Nefret ediyorlar.
Her şeye yetişen, elinden her iş gelen, kendine odaklanan, hem akılı hem güzel olan insanlardan nefret ediyorlar.
Çünkü insanlar sizi yumuşak ve rahat istiyorlar ki Güçlü olmayın.
Zayıflıklarınızla savaşmayın.
Onların hayallerini yaşamayınız diyorlar.
Rahatlığınızı optime etmediğiniz, neden hiçbir şeyin değişmediğini merak etmediğiniz bir hayatı düşünün.
Ne kadar sıkıcı olurdu değil mi?
O zaman size bir tane ödev vereyim.
Bir hafta boyunca yapmaktan en çok korktuğunuz şeyi yapın.
Neyse o artık arkadaşlar.
Spor mu, beslenme düzeni mi, öğrenmeniz gereken bir dil mi?
Belki de daha küçük bir şey o düşünürsünüz.
İşte haftalardır toplamak istediğiniz dolabınız, belki mutfağınızı bir köşesi değiştirmek istediğiniz bir odanız, bir yer evinizde ya da işte kabul edilmem diye düşündüğünüz bir iş başvurusu.
Neyse artık arkadaşlar bir hafta boyunca bunları yapın.
Lütfen bana motivasyonum yok, havaya giremiyorum, havamda değilim, işte enerjim yok, acı çekmek istemiyorum, yoruldum demeyin lütfen.
Motivasyon sadece bir duygudur, acıysa bir sinyaldir.
Yani motivasyonun peşinden koştuğunuzda başlamak için izin beklemiş oluyorsunuz.
Bir sabah uyanıp kendinizi hazır hissedeceğinizi umuyorsanız...
Yanlış arkadaşlar öyle bir şey olmayacak.
O gün asla gelmeyecek ya da ayda belki bir iki kere gelecek.
Siz motivasyonun peşinden koşarak tükeniyorsunuz.
David diyor ki acı her zaman sizi bekler.
Acı diyor her zaman sizi bekler ama diyor siz motivasyonun peşinden koşarsınız.
Acı bulunduğunuz yerle olmak istediğiniz yer arasındaki dirençtir diyor.
Üstesinden gelebilmenizin tek yolu bunun içinden geçmektir.
Kendinize zor şeyleri yapabileceğinizi kanıtlayın.
Zorluklarla gelen acıyı katlanabilir hale getirin.
Benim kendimden fark ettiğim şey ertelemekle ilgili şey şuydu.
Neden erteliyorum diye sorduğumda kendime yolun sonu yetersiz hissetmek.
Bunu istemememe çıkıyordu arkadaşlar.
Yani ertelememin sebebi ne yapacağımı nasıl yapacağımı bilmemek değildi.
Onları biliyordum. Onda sorun yoktu.
Ama yaparken kendimi yetersiz hissetmek istemiyordum.
Bir işe başladım diyelim.
Beceremedim olmadı. Acı hissedeceğim.
Yetersiz hissedeceğim. İşte egomuz bu duygulardan kaçmak için her şeyi yapıyor.
Mesela David bir şey yaparken aptal gibi görünmekten hiç korkmuyormuş arkadaşlar.
Okuldayken çok başarısız olmuş.
Arasız kalmış, aşırı kiloluymuş, herkes şişko demiş ona.
Ama hiçbir zaman diyor ben aptal gibi görünmekten korkmadım diyor.
İçindeki ona pes etmesini söyleyen o sesi dinlemekten korkmuş arkadaşlar.
Acı çekmekten korkmamış yani.
Acı çekmek diyor hayatın gerçek sınavıdır.
Acı çekmek hayatın gerçek sınavıdır.
Kendinize pazarlık yapmayı bırakmanız gerekiyor diyor.
Kaçtığınız, korktuğunuz o şey her neyse sadece başlayın.
İyi yapmayı hedeflemeyin.
Sadece yapmayı hedefleyin.
Amacınız mükemmellik değil.
Amacınız rahatsızlığın içindeyken yapabileceğinizi kendinize kanıtlamak.
Hepimiz ertelemeyi zaman yönetimi problemi olarak görüyoruz arkadaşlar ama değil.
Erteleme acıdan kaçınma problemimiz.
Tembel değilsiniz. Sadece başlamanın getirdiği rahatsızlıktan korkuyorsunuz.
Ve ne kadar uzun süre kaçarsanız o kadar büyüyecek.
David arkadaşlar motivasyon bularak hayatını düzeltmedi.
Yıllarca kaçtığı acının içine böyle bodozlama dalarak hayatını düzeltti.
Hazır hissetmeyi beklemeyi bırakın.
Mükemmel planı, programı aramayı bırakın.
Her şeyin bir gün kolaylaşacağını ummayı bırakın.
Çünkü bunların hiçbiri olmayacak.
Acı vereceğini bildiğiniz halde sadece yapmaya başlayın diyor David.
Peki neler yapabiliriz?
Nasıl yapabiliriz? David neler söylemiş bize?
Bir arkadaşlar, birincisi hayatınıza sahip çıkın diyor David.
Borç içinde olan çok büyük maddi sıkıntılar yaşayan iyi inançlı bir tane adam var.
Adamın her gün borçları giderek artıyor.
Bir gece çok sıkıntılı bir şekilde dizlerinin üzerine çöküyor.
Gözlerinin göğe çeviriyor ve başlıyor dua etmeye.
Allah'ım diyor çok çaresizim.
Lütfen diyor büyük ikramiye bana çıksın.
Ben diyor ancak o zaman borçlarımı ödeyebilirim.
Bana diyor havadan bir yerden para gelmesi lazım.
Borçlarımı kapatayım ki hayatıma devam edeyim diyor.
Ertesi hafta... Tamam diyor ben diyor dua ettim mutlaka diyor durumum düzelecek çok umutluyum diyor biraz daha zaman geçiyor biraz daha zaman geçiyor derken 3 ay geçiyor ve inanç iyice zayıflamaya başlıyor
tekrardan dizlerinin üzerine çöküyor ve yine başlıyor dua etmeye.
Beni duyuyor. Duyuyor musun Allah'ım diyor.
Ey Allah'ım ey Tanrım diyor yakarıyor.
Bana diyor yardım edeceğine ben inanmıştım.
Ama diyor neredeyse diyor 3 ay oldu.
Hala diyor dualarıma bir karşılık vermedim.
Birdenbire gökyüzü görünüyor arkadaşlar.
Ve bir tane bulut konuşmaya başlıyor.
Orada şimşekler çakıyor.
Gökten kocaman çok gürültülü bir ses geliyor.
Diyor ki seni duyuyorum.
Ve diyor bütün dualarını da aslında kabul ettim.
Ama diyor sence bana biraz yardımcı olman gerekmiyor muydu?
En azından bir tane piyango bileti alsaydın belki de o piyango sana vuracaktı diyor.
Hayatınıza sahip çıkın arkadaşlar.
Hayatınızın başlangıcından sorumlu değilsiniz ama finalinden sorumlu olacaksınız diyor üstün dökmen.
Neden aklı başında yetişkin, sağlıklı, gücü ve kuvveti yerinde bir insanın hayatının sorumluluğunu eline almaz?
Bu adam bir sürü dualar etmiş ama ettiği duayla kalmış.
Başka hiçbir şey yapmamış.
Neden dünyayı tek bir kişi değiştirebilirken, peşinden bir insanın milyonlar giderken, tek bir insan bir ulusu ayakta bile tutabiliyorken, hayatta birçok talihsizlik, bir sürü
şanssızlık, bir sürü travmetize olaylar yaşayıp, bütün olumsuz şartların üstesinden gelerek çevresini, insanlığını böyle kıskandıracak şekilde baktırabilen insanlar varken, Neden siz bunu
yapamıyorsunuz? Neden biz bunu yapamayalım ki?
Neden işler yolunda gitmeyince çoğumuz durup düşünmeyi, hatalarımıza kabullenmeyi reddedip hemen suçlayacak başkalarını arıyoruz?
Neden başkalarını suçlayarak hayatımıza sahip çıkmıyoruz?
Sorumluluklarınızı kendi üzerinize alın diyor David arkadaşlar.
Tüm sorumluluğu ele almak demek o andan itibaren...
Hiçbir mazeretinizin kalmaması demektir.
7 yaşındayken babasını kaybetti.
Yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya devam etti.
8 yaşında okulundan alındı.
Köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalayarak geçirdi.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde okuldaki öğretmeninden dayak yedi.
Ailesi onu okuldan aldı ve kendisi 10 yaşında küçücük bir çocukken sinirden ayrıca korkudan 3 gün boyunca evinden çıkmadı.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı.
Günlerce sorguya çekildi.
2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında daha 25 yaşında gençliğinin baharında sürgüne gönderildi.
27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşının kendisinin de üyesi bulunduğu derneğin çalışmaları...
Törenle karşılanırken o kalabalık arasından yalnız başına olanları izledi.
30 yaşında kendisi başka şehirlere düşman elinden kurtarmaya çalışırken doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 yaşında amiri onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı.
Yeni görevinde işsiz bırakıldı.
Aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Viyana'da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı.
38 yaşında savunma bakanı tarafından görevinden alındı.
Yine 38 yaşında bir toplantıda giyebileceği tek bir sivil kıyafeti bir elbisesi bile yoktu ve başkasından bir tane kıyafet ödünçü aldı.
Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı.
Yine 38 yaşında en yakın 5 arkadaşından 3'ü onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra ne oldu? 42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu.
Başlarınızın önündeki engel ne?
Paranız mı yok? Atatürk'ün de yoktu.
Sağlığınız mı bozuk?
Atatürk'ün de bozuktu.
Çevrenizde sizi çekemeyenler, kıskananlar mı var?
Atatürk'ün de vardı. Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkanızdan mı vurdu?
Dedikodunuzu mu yaptı? Ayağınızı mı kaydırmaya çalıştı?
Atatürk'e de yaptılar. Aileniz çok zengin değil mi?
Atatürk'ün de değil. Amirleriniz, müdürleriniz, yöneticileriniz hakkınızı mı yiyor?
Şaşırmadı. Atatürk'ünü de yemişlerdi.
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar.
Sizden daha hızlı yükselip size müdürlük, yöneticilik mi yapıyorlar?
Sizin önünüze mi geçiyorlar?
Atatürk'ün de başına gelmişti.
Geçmişte bazı denemelerde başarısız mı oldunuz?
Atatürk de olmuştu. Ona para yok dediler, bulunur dedi.
Düşman çok dediler, yenilir dedi.
Silah yok dediler, halledilir dedi.
Ve sonunda tüm dedikleri oldu.
Çoğumuz arkadaşlar bir zorlukla karşılaştığımızda mazeret buluyoruz ve mazeret bulmakta gecikmiyoruz.
Gündelik hayatımızda karşılaştığımız küçük ya da büyük küçüsel sorunlar...
büyük başarılarımızın önüne engel değiller.
Arzuladığımız yaşama doğru hareket ederken bazı yüklerden kurtulmamız gerekiyor.
Bunlar ne biliyor musunuz?
Bunlar kendimize bulduğumuz mazeretler.
Hatalarımız ve istenmeyen sonuçlar için mazeretler bulmak başarısızlığın en büyük nedenlerindendir.
Çoğumuz bir mazeret seçtikten sonra onunla yapışık bir ikiz gibi dolaşmaya ve hayatımızı onunla yaşamaya başlıyoruz.
En büyük yalanlar kendimize söylediğimiz yalanlardır.
Maalesef bazı yalanları tekrar ede ede bizim doğrularımız haline geliyorlar ve aksi yöndeki düşüncelere şiddetle de karşı çıkıyoruz arkadaşlar.
Yalanlarla gerçekler iç içe oluyor ve biz böyle yaşamaya devam ediyoruz.
Kekeme bir tane adam radyoya spiker seçimleri için gidiyor.
Görüşme yapıyor ama kabul edilmiyor.
Eve geliyor. Ailesi soruyor.
Ne oldu diyor. İşi aldın mı?
Alabildin mi? Yok diyor alamadım.
Kravat takmadığım için beni kabul etmediler.
Arkasına sığındığımız mazeretler kendimize söylediğimiz en büyük yalanlarımız arkadaşlar.
Mazeretler çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak sorumluluğu üzerimizden atmak ya da işte kendimizi aklamak için uydurduğumuz kılıflardır.
Yani beklemeyin bir şeyler yapın diyor David.
Bu adam kekemeliğini düzeltmeden spiker olmak istiyor.
Mümkün mü arkadaşlar? Hayır tabii ki.
Beyhude bir çaba. Uç noktada bir hayal bu.
Önce kekemeliğini düzeltmesi gerekiyor değil mi?
Yaşamınızın değişmesi için beklerseniz yaşam da sizi bekler.
David diyor ki kurban rolüne geçip başkalarını suçlamayın.
Yaşadıklarınızı madde madde yazın.
Sonra onlara verdiğiniz tepkileri yazın.
Bakın. Bir plan yapın ve başlayın diyor David.
Kimse size yardıma gelmeyecek.
Kimse sizi kurtarmaya gelmeyecek.
Bunu duymak şu an hoşunuza gitmeye olabilir.
Ama yalnızız arkadaşlar.
Düşene bir tekme de yanınızdakiler vurur.
Bunu biliyorsunuz değil mi? Bir düşmeye görün.
Akbaba gibi üşüşürler olduğumuz pozisyonu, mevkii almak için.
Arkanızdan bak ek etmiyormuş, bak olmamış.
Sadece havaymış, civaymış.
Zaten o kendisi başarı olmadı.
İşte onun adamı vardı, onun şusu busu vardı demek.
için bu leş yiyicilere müsaade etmeyin.
Ağlamayın ya. Deli gibi sabah akşam ben ne yapacağım?
Nasıl yapacağım demeyi bırakın.
Silin gözyaşlarınızı.
Alın şu bakayım mendili.
Alın şu mendili. Silin gözyaşlarınızı.
Ne kadar garip değil mi? İki günlük dünyada işte bir işler başarmaya çalışırken bir de böyle saf kötülerle uğraşıyoruz.
Ve iki. İkinci tavsiyesi.
David diyor ki verimsiz duygularınızdan Kurtulun.
Sorunlarınızı sürekli zihninizde tutmaya devam ederseniz onları kendi ellerinizle birer canavara dönüştürmeye başlarsınız.
Çok geçmeden de sizi yok ederler.
Zamanınızı ve enerjinizi sorunlara değil çözümlere odaklayın diyor.
Ne yapacağız bunun için arkadaşlar?
Öncelikle olumlu bir ruh hali içerisinde olmanız gerekiyor.
Genç bir tane boksör var tamam mı böyle.
İri yapılı bir şampiyonla işte bir müsabakaya gidiyorlar.
Genç boksör 6. roundda yoruluyor.
Ya diyor çok yoruldum bırakacağım galiba.
Round bitiyor. Hakem geliyor bu genç boksörün kulağına diyor ki dayan diyor.
Onun da senin gibi iki eli var.
Bu sözü duyunca genç boksör tabii şaşırıyor.
Harekete geçiyor. Böyle bir irkiliyor.
Kendine geliyor. İnanılmaz azim geliyor o anda o sözden dolayı.
Ve çok güzel dövüşüyor.
Ve maçı kazanıyor.
Ruh hali ve kalan azim arkadaşlar.
Enerjisini yükseltti.
Bakın kalan azim dedim.
Çünkü zaten Azmi'nin çoğunu orada kullandı.
Ama David de ne diyordu?
Tükendiğinizi hissettiğinizde sadece potansiyelinizin %40'ını...
Daha kullanmış olursunuz.
Yani bu olaydaki boksörün de hissettiği, gördüğü, fark ettiği şey buydu.
Yani sizin küçük bir işletmeniz var diyelim.
Ve bir sürü büyük işletmeler var değil mi?
Siz onlardan korkarsınız.
Ya ben nasıl böyle olacağım dersiniz.
Hiç korkmanıza gerek yok.
Ya da bugün sizden daha ileride olan insanlara bakarak hiç korkmanıza gerek yok.
Rakipleriniz sihirbaz değil.
Onların da sadece bir kafaları var.
Onlar da bir insan. Kaybetme ihtimalini aklınıza getirmeyin arkadaşlar.
Futbol maçlarında da mesela çoğu özellikle Beşiktaş'ta galiba biz çoğu zaman Beşiktaş maçlarını izlediğimiz için o yüzden Beşiktaş aklıma geldi.
Hep son dakikalarda ya bir gol yiyorlar ya son dakikada kurtuluyorlar.
Futbol maçları gibi düşünün.
Hep son dakikada kazanılıyor.
O yüzden kaybetme ihtimalini aklınıza getirmeyin.
Dayanıklı ve cesursanız sizden çok zeki ve yetenekli ama cesaretsiz ve dayanıksız birinden çok daha üstünsünüz demektir.
Hayatta ilerlemek istiyorsanız...
dert üretme hastalığından vazgeçmeniz gerekiyor.
Eğer hayatımızı bir adım ileri götürmek istiyorsak her türlü olumsuz duyguyu kendimizden uzaklaştırmaya mecburuz diyor David arkadaşlar.
Bazı kimselerin başarıya ulaşamama nedeni hafızalarında gereksiz yere yaşattıkları kötü anı ve duygulardır diyor.
Hafızalarında gereksiz yere yaşattıkları kötü anı ve duygulardır.
Bir gün bir tane bir köylü Eşeğini kuyuya düşürüyor.
Nasıl bir gerizekalı bilmiyorum.
Eşeğini kuyuya düşürüyor.
Tabii kuyu o kadar derin ki çıkartamıyor.
Diyor ki ben diyor en azından diyor eşek diyor burada diyor acı çekerek ölmesin.
Üzerine diyor toprak atayım ki diyor orada diyor boğulsun nefesi kesilsin.
Ölsün diyor hayvan. Ama bakıyor ki tek başına yapamıyor uzun sürecek.
Köyden birkaç tane insan çağırıyor.
Beraber alıyorlar kazma küreği.
Kuyunun içine işte eşeğin üzerine toprağı atmaya başlıyorlar.
Hızlı hızlı hızlı atıyorlar atıyorlar.
Bir bakıyorlar ki ses kesiyor.
Eşeğin işte bağırmaları duruyor.
Bir bakıyorlar ki eşek yukarı çıkmış.
Çünkü eşek arkadaşlar üzerine toprak gelince köylülerin yapmaya çalıştığı şeyi fark etmiş ve üzerine her toprak atıldığında silkelemiş altını almış.
Silkelemiş altını almış ve dolayısıyla da altına aldığı her toprak...
onu kuyunun sonuna getirmiş.
Yani oradan çıkmasını sağlamış ve eşek bütün köylülere bakarak bir de yüzünde güzel bir gülümsemeyle oradan büyük bir sevinçle koşarak uzaklaşmış.
Hayat bazen bizim de üzerimize kürekle pis tozlar örter.
Bunlarla bahsetmenin tek yolu yakınıp sızlanıp durmak değil, şöyle bir düşünüp silkelenip o tozlardan kurtulmak.
Yolunuzdan hiçbir zaman vazgeçmeyin.
Sadece silkelenin.
Tozlar üzerinizden gitsin.
Ve üç arkadaşlar David diyor ki kendinize sürekli benim sorunlarım var demeyin.
Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmışsanız bir hafta sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha şanslısınız.
Buzdolabında yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz, başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa Dünyadaki insanların %75'inden daha zenginsiniz demektir.
Bankada ya da cüzdanınızda paranız varsa dünyanın en şanslı %8'i arasındasınız.
Anneniz babanız sağsa siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
Eğer beni dinleyebiliyorsanız şu anda...
İnternete erişiminiz varsa dünyadaki 2 milyar insandan daha şanslısınız arkadaşlar.
Şimdi ya şükredin ve hedeflerinize konsantre olun ya da her zaman yaptığınız gibi eğer yapıyorsanız gereksiz işlerle uğraşarak hayatınızı boşa harcayın ve hayattan şikayet etmeye devam
edin. David diyor ki hayatınız parkta yürüyüş yapıyor gibi olmamalı diyor.
Eğer diyor öyleyse hayatınızı yanlış yaşıyorsunuz demektir.
Yani her şey kolay olmamalı.
Eğer her şey kolaysa kendinizi sıradan bir hayata hazırlıyorsunuz demektir diyor.
Ve dört arkadaşlar bizi kıskanç insanlara karşı dikkatli olmamız için uyarıyor David.
İnsanlar kıskanç yaratıklardır.
Ne yaparsanız yapın ne kadar iyi olursanız olun sizi...
Kendi seviyelerini çekmek için her zaman uğraşan insanlar olacak.
İnsanlar sizin iyi olmanızı ister ama onlardan daha iyi olmanızı istemezler.
Bu yüzden David öneriyor arkadaşlar.
Motivasyondan daha fazlası olun.
Azimden daha fazlası olun.
İnsanların sizi tamamen deli sanacak kadar kendinize takıntılı olun.
Eğer diyor hayatınızda dengeyi hedefliyorsanız her zaman vasat olacaksınız.
diğerleri gibi sıradan olacağınızı söylüyor.
İstediğiniz hayatı, o lüksü, parayı, başarı hissini istiyorsanız kendinize o kadar takıntılı olun ki insanlar size deli desinler diyor.
Bu da kafayı kendisine takmış dedirtin insanlara diyor.
Ben arkadaşlar bu geçen 2025 yılında çok güzel dersler aldım.
Hayat ve hayatta olmanın ne anlama geldiği hakkında ciddi dersler çıkardım kendime.
Paylaşayım sizinle birkaç tanesini.
Hadi aslında bu yoktu yine içimden geldi.
Eğer şu an yaptığınız şeyde her neyse o hiçbir yere varmadığınızı hissediyorsanız muhtemelen yaptığınız şey yanlış değil.
Korkmayın arkadaşlar. Sadece ya yeterince takıntılı değilsiniz ya da kendinize yeterince uzun bir zaman dilimi vermediniz o işi başarmak için.
haklı çıkaracak yeterli kanıt olmasa bile yığılmadan mücadele edenlere aittir.
Yani arkadaşlar işlerinizi yarım yamalak yapmayın.
Tamamen kendinizi verin.
Dünya ortalama olanı ödüllendirmiyor.
Bir de arkadaşlar iyi yaşlanmaya karar verdim.
2025 yılında yaşlılığın en iyi zırhı ve onu mükemmelleştirmek en iyi geçirilmiş bir hayata bağlı.
Yani hayatınızı sizi daha iyi bir insan yapan amaçlı ve anlamlı şeyler yaparak geçirirseniz gelecekteki pişmanlığınızı en aza indirmekle kalmaz.
Aynı zamanda Huzur içinde yaşarsınız.
Arkadaşlar bunu ben diyorum bunu David demiyor.
Ben ona karar verdim. Hani siz böyle iyi yaşlanma derken böyle fiziksel olarak bahsettiğimi düşündünüz.
Evet tabii ki o da var. Ama ben tamamen böyle amaçlı ve anlamlı şeyler yapmak üzerine hayatımı kurmaya karar verdim.
Bir de arkadaşlar Asla kurban rolünü oynamıyoruz.
Bir durumun ya da bir kişinin hayatınızı mahvettiğini düşünürseniz eğer aslında hayatınızı mahveden siz olursunuz.
Kendinizden, eylemlerinizden ve duygularınızdan siz sorumlusunuz.
Birini parmakla işaret etmeye, başkalarını suçlamaya ve içe dönmek yerine dışarıya bakmaya başlamak ne kadar kolay ve cazip olsa da hayatta izlenilecek doğru yol o değil arkadaşlar.
Yani bu yüzden sürekli kurban rolü oynayarak Aslında duygularınızın kaderini başka insanların ellerine teslim etmiş oluyorsunuz.
Socrates yıllar önce şöyle demiş.
Bir insan bedeninin sahip olduğu güzelliği ve gücü görmeden yaşlanırsa bu utanç verici bir histir.
Hem fiziksel hem zihinsel olarak düşündüğünüzden çok daha fazlasınız.
Şu ana kadar ben buyum dediğiniz yer sadece başlangıç çizginizde.
İnsan en çok ne zaman değişir biliyor musunuz?
kendine inanmaya cesaret ettiğinde.
Bu bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Spotify'da beni takip etmeyi ve bildirim zilini açmayı lütfen unutmayın.
Ve podcast bölümlerimin sohbetini Instagram'da da sürdürüyorum.
Bu bölümü de gönderisine yayınlayacağım.
Yorumlarınızı yine bekliyorum.
Oraya da bekleniyorsunuz arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
