
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Zekâ her zaman çekicidir ama yaratıcı zekâ… bambaşka bir aura. Bu bölümde “farklı düşünenlerin” dünyasına giriyoruz.Mesleğiniz ne olursa olsun hayalleriniz için yaratıcı düşünmeyi öğrenmelisiniz.
---
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Transkript
Herkese selam, Ayça ben.
Hoş geldiniz Alternatif Vizyon''a.
Bugün yaratıcı zekamızı nasıl kullanabiliriz?
Yaratıcılığın önündeki engeller nedir?
Bunları aşmak için neler yapabiliriz?
Bunları anlatacağım. Yani yaratıcılık ve yaratıcılığın gücünden bahsedeceğim arkadaşlar.
Ve son yüzyılın en yaratıcı isimlerinden örneklerle anlatacağım.
Öncelikle yaratıcılık nedir?
Neden yaratıcı düşünmeye ihtiyacımız var?
Yaratıcılık nedir diye sorsam size.
Çoğunuz şöyle der değil mi?
Yeni bir şey bulmak, farklı bir şey bulmak.
Aslında yaratıcılık var olan şeyleri alışılmadık biçimde yeniden birleştirme sanatıdır.
Yani yaratıcılık beynimizin elindekilerle yepyeni anlamlar kurma yeteneğidir.
Einstein diyor ya yaratıcılık zekanın eğlenmesidir.
Bunun demesi bu yüzden.
Flowchrome'un babası psikolog ve hayli yaratıcı insanların akış haline kolay girdiğini söylüyor.
Flowchrome'un da arkadaşlar akış teorisidir.
Bir işe tamamen dalıp zamanın nasıl geçtiğini unuttuğunuz anlarla açıklar bunu.
İşte spor yaparken, çalışırken, kitap okurken kendinizi tamamen o anı teslim ediyorsunuz ya ve zaman akıp gidiyor.
Anlamazsınız ya bu durum yani.
Zamanı unutursunuz, egonuzu kenara bırakırsınız, tamamen yaptığınız işe karışırsınız.
Ve o anlarda yapanla yapılan arasındaki sınır kalkar.
Sizinle ve yaptığınız iş bir olur.
Böyle anlarda işte yaratıcılığımız ortaya daha kolay çıkıyor.
Peki illa yaratıcı olmak zorunda mıyız?
Neden yaratıcı düşünelim ki?
Dümdüz yaşasak olmuyor mu Ayça?
Yerinizde saymak, aynı dönemde yaşamaya devam etmek istiyorsanız okey benim için sorun yok.
Ama yok Ayça ben fark yaratmak, yaptığım işlerde öne çıkmak, başarılı ve eğlenceli bir hayat istiyorum diyorsanız yaratıcı düşünceye sahip olmalısınız arkadaşlar.
Çünkü dünya artık ezberlerle başkalarını taklis etmekle değil fark yaratabilenle ilerliyor.
Harvard Üniversitesi'nde 2020 yılda bir araştırma yapıyorlar.
Diyorlar ki acaba iş dünyasında en çok aranan yetenek ne?
Ve yaratıcı problem çözme yeteneği olduğunu buluyorlar.
Yani yaratıcı problem çözme yeteneği.
Bence insanlar bırakın yaratıcı problem çözmeye problem çözemiyorlar artık.
Çok çözümsüzler. Yani artık bilgiyi çok kolay da bulabiliyoruz.
Her yerde var. İnternet var zaten hiçbir şey olmasa bile.
Ama o bilgiyi nasıl birleştirdiğinizi bilirseniz nasıl birleştireceğinizi yaratıcı olarak nasıl bir araya getireceğinizi bilirseniz işte o sizi öne çıkaracak arkadaşlar.
Yani mantık sizi A noktasından B noktasına götürür.
Hayal gücü ise her yere.
Einstein böyle söylemiş.
Ama bir türkücümüz vardı.
İsmini hatırlamıyorum. O şey demişti.
Adamın adını hatırlamıyorum. Sözünü hatırlıyorum yalnız.
Mantık sizi A noktasına B noktasına götürür.
Hala ise her yere. Bunu yapmasam çatlardım.
Her şeyin altından da Einstein çıkıyor farkında mısınız?
Bir şekilde Einstein'ı böyle...
Ufak da olsa bir sözünü bir yerlere sıkıştırıveriyoruz.
Einstein dedim. Şimdi oradan devam edeyim.
Einstein diyor ki her çocuk bir dahi olarak doğar.
Herkesin o ya da bu yönüyle dahi olduğun yönleri vardır.
Siz diyor dahiliyet doğuştan sadece özel insanlarda olduğunu sanıyorsunuz.
Ama hayır. Nasıl ki kalbiniz ciğerleriniz var.
Onlara sahipsiniz.
Dahiliğiniz de vücudunuzun bir parçası.
Ama diyor siz o tarafınızı kullanmadığınız için onu altılı hale dönüştürdünüz.
Yani pasif halde.
Karar vermeniz gerektiğinde dahiliğinizi uyandırmanız ve kullanıma hazır hale getirmeniz gerekiyor.
Bunu da sadece yaratıcı düşünce ile yapabilirsiniz.
Einstein'ın burada bahsettiği şey yaratıcı zekamız arkadaşlar.
Ve bu zekayı kullanmak istiyorsanız öncelikle birimlerde bir yerde yani siz de yeterince yaratıcılığın mevcut olduğuna inanmanız lazım.
Bakın inanç yani yine İşin başında inançmak var.
Peki siz buna inandınız.
Sonrasında yaratıcı gücümüzü nasıl aktif hale getireceğiz?
Tam 5 tane madde araştırdım arkadaşlar.
Bunları sırayla paylaşacağım.
Birincisi sıra dışı olun.
Bir şey yaparken onu ilginç yapmak istiyorsanız, farklı olsun diyorsanız, çok güzel olsun diyorsanız onu kendiniz gibi yapmanız lazım.
Özgünlük yapılan işin içine sizin ruhunuzu koyduğunuz anda doğar.
Yaptığınız şeyi uzunlaştırmanız yani beyninizi merak ve keyif moduna geçirmeniz lazım.
Riskle, dürüstlükle, kalbinizle yapmanız lazım.
Çünkü sadece güvenli işler güzel olur.
Ama cesur işler unutulmaz olur.
Yaratıcılık konusunda beni en çok havaya sokan bir isim var.
Ne zaman böyle yaratıcı bir şeyler düşünmek istesem yaptığım işle alakalı.
Yani gündük hayatımın dışında da tabii ki yaratıcılığı kullanıyorum.
Ama yaptığım, başarmayı çok istediğim işlerle alakalı.
Hani aklımda bir fikir olmasa hemen bir tane Hayao Miyazaki animasyonunu açıyorum arkadaşlar.
Çünkü benim için Miyazaki hayal gücü demek.
Tamamen bu adamın filmlerini, animasyonlarını işte izlediğim zaman ya bunu nasıl düşünmüş, nasıl bir kadası var diyorum.
Hatta bazen kıskanıyorum.
Ya bunu ne güzel düşünmüş diye.
Hani böyle melankolikle pozitiflik arasına gidip götürüyor beni.
Ve çok inli bir çizgisi var.
Asla o çizginin dışında da bir...
İşlem yaptırmıyor aklınıza.
Çok beğeniyorum. O yüzden benim kullandığım yöntemlerden biridir.
Yani sanırım her animasyonu abartmıyorum.
En kötü bir 10 kere izlemişimdir ama yıllardır izliyorum tabii.
Her izlediğimde farklı açıdan bakıyorum ki benim şöyle bir huyum var biliyorsunuz.
Bir önceki podcastımda da sanırım bahsetmiştim.
Mesela 10 sene okuduğum önce kitaplarım tekrardan okuyorum.
Hani o anki, o zamanki Ayça'yla şimdiki Ayça çok farklı.
Bakış açıları, düşünme tarzları, istekleri.
yaşadıkları çok farklı, eksik ya da fazla olan yönlerim var.
O yüzden tekrar tekrar izlediğimde hep başka yönlerini görebiliyorum.
Size de yaratıcılık konusunda sıkıştığınızda, aklınıza fikirler gelmesini istediğinizde bu animasyonları, Miyazaki'nin animasyonlarını izlemenizi öneririm arkadaşlar.
Evet sıra dışı olun dedim arkadaşlar.
Yani farklı olmayı seçeceksiniz.
Birçok daha arkadaşlar sıradan insanların sıra dışı davranmaları sonucunda ortaya çıktı.
Bu akşam mesela çok güzel bir yemek yapın ya diyeyim ben bu akşam...
Harika bir emek yapacağım ve hiçbir tarife bakmayacağım diyeyim.
İşlerinizde bir projeniz var diyelim.
Bu projeniz sizi çok üzüyor.
Ama ona heyecan katın.
Dinamik bir şekilde bitirmeye çalışın.
İnanılması çok güç bir hayal kurun.
Zor bir engelinizi parçalarına ayırın.
İçinden geçin. Ne demek bu parçaları ayırmak?
Nasıl yapacağım? Zor bir engel diyorsunuz.
Sizi bir örnekle anlatayım ben.
Ne kadar imkansızın, nasıl başarılabilecek bir durumda olduğunu görün.
Yüzüklerin Efendisi filminin baş önünde oynayacak aktörün seçimleri yapılıyor.
Büyük bir prodüksiyon biliyorsunuz.
İnceleyip sık dokuyorlar.
Binlerce başvuru oluyor.
Ve bu binlerce başvuru 200 kişiye indiriyorlar.
Tabii şansları iki yüzde bir.
Tabii filmin başrolü herkesin hayalini süslediği gibi bu 200 kişinin.
Eleoge'ye vurduğunda hayali, o da çok istiyor bunu.
Ama Eleoge arkadaşlar bu 200 kişinin arasında bile yok.
Ama diyor ki ben o 200 kişinin içinde değilim ama bir şekilde diyor bu filmin başrolünü ben alacağım.
Yani düşünebiliyor musunuz?
İmkansız bir şey. Çünkü onun orada yani farklı ya da sır dışı bir şeyler yapacak ya da gidecek yönetmenin boğazına bıçak dayayacak.
Ve beni seçeceksin diyecek.
Yani başka bir yolu yok. Sonra Eloji arkadaşlar bir şekilde filmin senaryosunu buluyor, okuyor ve başrolüne kendisini koyuyor ve o senaryodaki bazı sahnelerini kendisi çekiyor.
Videoya alıyor ve yönetmene alıyor.
Adamın yaptığına bakar mısınız?
O kadar da kendine güveniyor.
Daha sonra yönetmen tam bu 200 kişi arasında karar verecekken Eloji Hanım bu videosunu izliyor.
Ve çok etkileniyor. Özellikle de bakışlarından çok etkileniyor.
O soğuk, doluk, gerçekten hiçbir şey hissetmediği ya da çok yoğun hissettiği bakışlarından çok etkileniyor.
Ve arkadaşlar Elijah Wood bu bildiğimiz Frodo karakterini almış oluyor.
Başrolü ona veriyor.
Ve diğer 200 kişiye bakmadan, seçmeden bile direkt diyor ki sen gel başrolde oyna.
Gördüğünüz gibi arkadaşlar sıra dışı davranmak.
Bir seçimdir. Ve yaratıcı düşüncenizi geliştirmek için ikincisi hayal gücünüzü kullanın.
Her gün arkadaşlar kendinize ya...
Ve eğer soruları sorun.
Yani ya ile başlayan ve eğer ile başlayan sorular soracaksınız.
Mesela deyin ki ya erkeklerin de çocukları olsaydı?
İşte toplumumuzda acaba neler değişirdi?
Oturun düşünün. İyi bir bok düşünmüyormuş gibi.
Bir de oturun bunu düşünün tamam mı?
Size ödev veriyorum.
Mesela deyin ki işte hız limitlerine göre yollar belli renkte olsaydı.
İşte 90 için yeşil, 50 için sarı.
33'ün kırmızı olsaydı nasıl renkli bir trafik olur muydu?
Biz nasıl bir toplum olurduk?
İşte insanın ortalama ömrü 150 yıl olsaydı yaşlanmaya bakışımız acaba nasıl olurdu?
Gelecekle ilgili ben nasıl bir yatırım yapardım?
Çok yatırım yapıyormuşuz gibi.
6 saatin almış başını gitmiş.
Çeyrek altın şu an 10 bin lirayı geçmiş.
Ne zaman dinleyeceksin bu bölümü bilmiyorum ama herhalde bunu dinlediğimiz zaman 2 hafta sonra çeyrek altın 15 bin lira oluyormuş.
Olabilir mi? Olabilir.
Bizler neler gördük.
Mesela düşünün işte ya hayatımızı sondan başa doğru yaşamış olsaydık Benjamin Button gibi neler olurdu?
Yani hayal gücünüzü bu tarz şeyleri sorarak yani aslında bu ne demek biliyor musunuz arkadaşlar beyninizi?
Farklı yöne doğru çalıştırmak demek.
Dolayısıyla da yaratıcılığınızı ilk başta söylediğim gibi o yaratıcılığı gücü yani Einstein'ın da dediği gibi daha doğrusu dahi tarafınızı uyandırmaya başlıyorsunuz.
Kafa çalışmaya başlıyor.
Dur lan diyor sabah oldu ben bir uyanayım bir bakayım azıcık çalıştırayım şu kafayı diyor.
Bu sorularla zaten bunu çok kolay yapabilirsiniz.
Nebraska'da yaşlı bir adam yaşıyor arkadaşlar.
Patates ekimi için bahçeyi bellemesi gerekiyor.
Ama bu tabii ki çok zor bir iş ve o da çok yaşlı.
Maalesef tek oğlu olan David de ona yardım edemiyor.
Çünkü o hapiste.
Yaşlı adam da onunla mektup yazıyor.
Sorununu anlatıyor ona.
Diyor ki canım oğlum David çok yaşlandım biliyorsun ve tarlayı da patates ekimi için ekmem lazım ama yaşlandığım için yapamıyorum.
Keşke sen burada olsaydın ne yapacağımı hiç bilmiyorum diyor.
Oğlu David de birkaç gün sonra ona cevap olarak bir mektup yazıyor.
Diyor ki babacığım sakın ola ki bahçeyi kazma ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sonra ertesi gün tabii ki bütün polis hemen adamın bahçesine gidiyorlar ve bütün bahçeyi kazıyorlar arkadaşlar.
Tabii ki hiçbir ceset bulamıyorlar.
Yaşlı adamlar özür diyorlar ve geri gidiyorlar.
Aynı gün yaşlı adamın eline yine oğlun David'den mektup geliyor.
David diyor ki... Babacığım şimdi patatesleri ekebilirsin.
Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisi buydu ve bunu yaptım.
Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız gerçekleşme ihtimalini otomatikman devre dışı bırakırsınız arkadaşlar.
Bu yüzden hayal gücünüzden sakın ola ki vazgeçmeyin.
Ve isteyin arkadaşlar isteyin.
Yeni fikirler bulmak istiyorsanız bir şeyi gerçekten istemeniz lazım.
Ve ona sahip olabileceğinize inanmanız lazım.
Mesela diyelim öğretmeniniz var ve onun hakkında olumlu bir şey bulmak istiyorsanız mutlaka olumlu tarafını bulursunuz.
Müdürünüz var mesela işlerinizde, patronunuz ya da.
Olumlu taraflarını görmek istiyorsanız mutlaka görürsünüz arkadaşlar.
Gelirinizi arttırabileceğinize inanırsanız, çok para kazanacağınıza inanırsanız, inanın ki bunu yapabilirsiniz.
Çocuğunuzun derslerini düzeltebileceğine inanırsanız, ona yardımcı olabilirsiniz.
İşinizi karlı bir hale getirebileceğinize inanırsanız, mutlaka bir yolunu bulursunuz.
İş arkadaşlarınızla iyi geçinceye inanırsanız onlara sevgi ve saygıyla davranırsınız ve yapıcı yaklaşırsınız.
Ortak bir çözüm bulabileceğinize inanırsanız ortak bir noktada buluşursunuz.
Hiçbir duruma imkansız diye yaklaşmayın.
Daha baştan kaybedersiniz.
Büyük ihtimalle de arkadaşlar imkansız da yaklaşırsanız bütün ihtimallerin kapısını kapatmış olursunuz.
Aynı şekilde arkadaşlar kendi istemenizin dışında da yanınızda hep isteyen insanları tutsun olur mu?
Sizin gibi istediği şeylerin peşini bırakmayan, mücadeleci, vazgeçmeyen yani bir tane bile böyle bir arkadaşınız varsa çok şanslısınız.
Çünkü... Aynı nöronlar aktif oluyor böyle arkadaşlarınızla.
Karşınızda biri var, kahve içip sohbet ediyorsunuz.
Bir telefon geliyor, yüzü asılıyor, negatife düşüyor.
Siz de negatif olursunuz.
O öğleyken sizin durup beni gibi kalkı atacak haliniz yok değil mi?
Ay gülmezsiniz yani. Gülse mesela, neşeli olsa tam tersi.
Ya dersin, bana çok iyi geldin, keyfim yerine geldi.
Aynı nöronlar işte arkadaşlar, taklit ederler birbirini.
Farkında olmadığımız bir çalışma sistemimiz var ve eğer bunların bilincine varmazsak özgünlüğümüze getiririz.
sıfıra indiririz arkadaşlar.
Sıradanlaşırız. Ya soruyorum size en son ne zaman yaratıcı bir fikir buldunuz?
Bu sabah mı? Dün mü?
Geçen ay mı? Ne zaman bir düşünce buldunuz arkadaşlar?
Yaratıcı bir düşünce.
Evet kabul edelim. Her zaman sürekli yeni şeyler keşfedemeyiz.
Ama keşfettiğimiz şeylere yeni gözlerle bakabiliriz.
Bir bahar günü İstiklal Caddesi'ne kör bir adam dilencilik yapıyor.
Dizlerinin dibine de bir tane kağıt asmış.
Üzerinde de yazıyor. Doluştan kör.
Herkes dilencenin önünden geçip gidiyor.
Sonra bir tane reklamcı bunu görüyor, tabelaya alıyor ve bir şeyler yazıyor.
Olduğu yere tekrar geri bırakıyor.
Ne olduysa oluyor. Gelip geten ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes başlıyor dilencenin önündeki şapkaya sürekli habire para atmaya.
Yani onun bir tane cümlesi onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolu taşması yetmiş arkadaşlar.
Ne yazmış onun önündeki kağıda?
Güzel bir bahar günü ama ben baharı göremiyorum.
İşte yaratıcı düşünce budur.
Herkesle aynı şeye bakıp farklı bir şey görmektir.
Bundan tam 500 yıl önce birisi para basan pretle şarap ezan makineye bakarak farklı bir şey gördü arkadaşlar.
Neyi gördü biliyor musunuz?
Matbaa baskı makinesini gördü.
Matbaa baskı makinesini bu şekilde yapmıştır.
Bir pazarda aynı toplantıdan satın aldıkları çorapları satan iki farklı tezgah düşünün.
Normal sayıda insanlar geliyor, birkaç çorap alıp gidiyorlar.
Tezgah sahiplerinden biri duruyor, düşünüyor.
Akşama diyor eve çok parayla dönmem lazım.
Acaba diyor ne yapsam?
Ben diyor bu kadar az müşteriye razı gelmem.
Kısmetim bu kadar diyemem diyor.
Ne yapsam, ne yapsam, ne etsem diye düşünüyor.
Aklına yaratıcı bir fikir geliyor.
Tezgahında birbirine yapışık olan çorapları, çiftleri yani birbirinden ayırıyor arkadaşlar.
Çoraplar tek tek. Sağını bulsan solu yok, solunu bulsan sağı yok.
E tabi çorap alacak insanlar hırslanıyorlar, başlıyorlar tezgaha harı harı karıştırmaya.
Tezgahın böyle hırsta karıştırıldığını gören herkes aa ne var orada diye geliyorlar, bir bakıyorlar çoraplar.
Onlar da birkaç çorap beğeniyorlar ama çorabın teki yok.
Herkes bir şekilde harı harı tezgattan çorap arıyor.
Derken... Bir yandan çok fazla bir kalabalık oluyor.
Kalabalığı görenler yine geliyor.
Kalabalık daha da büyüyor.
Derken bütün çoraplar saatler içinde satılıyor.
O seygar satıcı kim biliyor musunuz arkadaşlar?
Zeki Triko'nun sahibi Zeki Başeskeoğlu.
Yani o da başarısını yaratıcı zekasına borçlu.
Hatta belki hatırlarsınız, yaşı tutanlar vardır.
Ben çok ucundan hatırlıyorum.
O zamandan küçüktüm. 1988 yılında Zeki Bey bir defilesinde Naomi Campbell'ı çıkarttı arkadaşlar podium'a.
Hatta dedi ki ya bu bu kadar sıradan düşünüp de Naomi Campbell'ı getirdim ya demedi.
Naomi arkadaşlar annesiyle beraber podium'a çıkarttı.
Ve bütün ulusal kanallar arkadaşlar günlerce bunun...
haberini yapmıştı.
Düşünsenize dünya bu olayı konuştu günlerce.
Naomi Campbell'ı getiriyorsun bir de utanmadan ailesini poduna çıkartıyorsun.
Yani adam sıradanlık asla sıradanlığı kabul etmiyor.
Yaratıcılık ortası bir düşünce bence bu.
Ulaşılması kolay olan bir hedef belirlersek ona ulaşmak için sadece çalışmamız yeterli.
Ama amacınız daha büyük bir sıçrama yapmaksa yaratıcı olmamız gerekiyor.
1968'de Meksika olimpiyatları oyunlarına kadar bütün yüksek atlamacılar arkadaşlar yüzleri öne dönük bir şekilde yüksek atlama yapıyorlardı.
Ve dünya rekoru da 1.73 cm idi.
Ama tanınmamış bir tane atlet 2.23 cm atlayarak yine bir dünya rekoru kırıyor.
Daha önce hiç kimsenin yapmadığını yapıyor.
Çıtaya yüzünü değil sırtını dönüyor ve sırt üstü atlıyor.
Bu hani o bildiğiniz klasik atlama var ya şu anda.
Bu adam işte onu bulandır.
Ve 1.73'ü geçmek için bunu yapmıştır arkadaşlar.
Normalde herkes 1.73 dünya rekorunu kırmak için ne yaptı?
Yüzleri öne dönük bir şekilde atlama yaptılar.
Ama bu adam dedi ki hayır.
Daha yüksek atlamak istiyorsan ben bile sırtım dönükken yapacağım.
Sırt üstü yapacağım. Ve bu şekilde başardı bunu.
Dick Fursbury arkadaşlar tarihte en yükseğe sıçrayan adamdır.
Herkesin aksine düşünerek yapmıştır bunu.
Ortaokuldan beri görüştüğüm bir arkadaşım var.
Çok düz bir kızdır. Bu cümleyi kızmıyor öyle olduğu için.
O yüzden rahat söyleyebiliyorum.
Her şey olmasa gerektiği gibi olsun.
Sıradan, normal olsun der.
Kalıplarından hiç taşmaz.
Bembeyaz bir resim defteri düşünün.
Düzgünlüğün normalliği bozulmasın diye beyaz boyayla resim yaptığınızı varsayın.
Aynen öyle normal, doğal yani.
6-7 kişilik kız grubuyuz.
Buluşacağız. Oturup yerlerde işte drink falan.
Sonra kısmet ya herkes son dakika iptal etti.
İkimiz kaldık. Dedik neden olmasın buluşalım.
Yani o kadar ayarlamışız. Plan yapmışız.
Biz buluştuk. Öyle bir rahatlamışız ki.
Öyle güzel içmişiz ki.
Birden neden bu kadar sıradansın dedim kıza.
Birden böyle ağzımdan şap balanarak çıktı arkadaşlar.
Böyle gülüyoruz falan. Gayet de sohbet ediyoruz yani.
Kızada hiçbir gıcıklığım yok. Gayet iyi bir arkadaşım.
Niye bu kadar sıradansın dedim.
Sanki bir suçmuş diye sordum ona.
Sanırım o da onun ciğerine basmak istedim.
Doğruyu öğrenmek istedim.
Ağzına kadar böyle içi su dolmuş, artık patlamak üzere olan bir balon düşünün.
İçi su dolu. Ve ben o balonu şak diye böyle bir iğne batırıyorum.
Ya sarsın dedim kendine bir.
Anlatsın neyi varsa. Göz yaşlarına belli çünkü yani içi su dolu.
Bana dedi ki, büyüdükçe hayal gücünüze ne oldu dedi.
Kendi üzerinden cevap vermek istemedi.
Çocukların yaratıcılık seviyeleri yüksektir.
Sürekli yeni şeyler denerler.
Sürekli sorular sorarlar.
Ben de öyleydim. Ama annem işte o kadar çok bana çok soru soruyorsun.
Sen benim dediğimi yap. Sadece benim dediğimi yap.
Artık soru sorma dedi ki.
Ben artık merak etmez hayal kurmaz oldum.
Ve bu yüzden çok sıradayım.
Çok normalim Ayça dedi. Sonrasında da zaten büyüdüm dedi.
Biz yetişkinler değişimden korkarız, sorgulamayız.
Ne gerek var? Biz hep böyle yaptık deriz.
Çünkü güvenli ve garantili bir yaşam her şeyden önce geliyor bizim için.
Bu yüzden attığımız her adımın daha mantıklı olması gerektiğini düşünüyoruz.
Birçok şeye arkadaşlar siyah ya da beyaz olarak bakıyoruz.
Ama bence yaşam sadece siyah ve beyaz renklerden oluşmuyor.
Mesleğiniz ne olursa olsun, satış konusunda çalışıyorsanız, ev hanımıysanız, mühendisseniz, işçiyseniz, doktorsanız, bürokratsanız, memursanız, yöneticiyseniz, sekreterseniz, kendi işiniz varsa ya
da iş arıyorsanız. Yani ne olursanız olun arkadaşlar, yaratıcı düşünmeye ihtiyacınız var.
Yaratıcı düşüncenin prensiplerinden faydalanmaya ihtiyacınız var.
Çok sevdiğim bir yaratıcılık hikayesi var.
Daha doğrusu hazır cevapta yaratıcılık hikayesi.
Onu bir anlatacağım size. Dar bir yolda Bektaşi ile Kabadayı karşılaşıyorlar.
Kabadayı tabi iri cüssesiyle tüm yolu kapatıyor.
Ben diyor ciğeri 5 para et benzeri yolu vermem.
Bektaşi de diyor ki ben veririm.
Hazır cevapta da Bektaşi gibi olun arkadaşlar.
Ve 4. Unutkanlığınızı kullanın.
Başarımızda hafızamız kadar unutkanlığımızın da büyük bir rolü vardır arkadaşlar.
Çünkü doğru zamanda bildiğinizi unutmak yeni fikirler bulmanızı sağlıyor.
Sorarım size bugün neleri unutabilirsiniz?
Kendinize ben hata yaptım, fikrimi değiştirdim ya da yanılmışım diyebiliyor musunuz?
Çünkü gerektiğinde bunu diyebiliyorsanız eski fikirlerinizi doğru göstermeye çalışmak için harcayacağınız enerjiyi Ve zamanı yeni fikirlere daha açık hale gelip bu yönde kullanabiliyorsunuz
arkadaşlar. Bizim eğitim sistemimiz aslında şöyle bir oyunun üzerine kurulu.
Öğretmenin ne düşündüğünü tahmin et.
Bize resmen en iyi fikirlerin başkasının kafasında olduğu öğretiliyor.
Bakın bunu hiç unutmayın. En iyi fikirlerin başkasının kafasında olduğu öğretiliyor.
Aslında dünyanın ihtiyacı olan sizin kafanıza ne tür fikirlerin ve hayallerin olduğu.
Bu yüzden kendinizi zaman zaman sıfırlayın arkadaşlar.
Bildiklerinizi unutun ve bilmiyormuş gibi yaklaşın olaylara.
Ve beş arkadaşlar genelleme yapmayın.
Keloğlan bir gün dere kenarında oturuyor.
Oradan bir tane bir adam jiple geçiyor tamam mı?
Sonra bir bakıyor bir dere hemen gidiyor Keloğlan'ın yanına.
Keloğlan, Kelteşoğlan.
Keloğlan keltoş olanı anlam.
Dereden diyor geçeceğim diyor.
Bu dere diyor derin mi değil mi ona göre geçeyim.
Keloğlan da diyor ki derin değildir geçebilirsin.
Adam da tabii Keloğlan'a güveniyor.
Onun keltoşluğuna bakmadan Keloğlan'a güveniyor.
Sudan ciple geçiyor.
Aman cip bir anda sulara gömülüyor.
Adam kontar içinde kalıyor.
Suyun içinden çıkacağım diye.
Çıkıyor nihayet.
Keloğlan'ın yakasına yapışıyor.
Ulan diyor. Hani diyor derin değil diyor.
Alçak herif şerefsiz herif diyor.
Keloğlan da diyor ki abi valla benim suçum yok.
Daha diyor biraz önce bir tane örnek geçiyordu.
Su ancak beyine geliyordu.
Bizler arkadaşlar genelleme yapıyoruz ve olaylara düz mantıkla bakıyoruz.
Yanlış varsayımlar her başarısızlığın temelinde yatıyor.
Bugün fırkalardan ve hikayelerden gideceğimi söylemiştim.
Bir fırkam daha var.
Bir tane Türk arkadaş uçakta Amerika'ya gidiyor.
Çok yorgun tabii ki.
Hemen otele yerleşiyor ve uyumaya başlıyor.
Ama tam böyle uykuya dalacakken yandaki daireden çok büyük bir gürültü geliyor.
Müzik sesleri geliyor. Adam tabii dayanamıyor.
Duvarı yumrukluyor. Ne yapıyorsunuz?
diyor ya uyumaya çalışıyoruz bu ne gürültü diyor.
Karşı daireden tek bir ses geliyor arkadaşlar.
Adam da bağırıyor diyor ki gelirsem dördünüzün de bacaklarını kırarım.
Her olayda her şeyde genelleme yapamazsınız arkadaşlar.
Sadece doğru bildiklerinizi doğru sayamazsınız.
O yüzden yaratıcı düşünmek için farklı açılardan bakıp şöyle bir durup başka kafadan düşünmeniz lazım.
Şu anda neyi varsıyorsunuz mesela?
Bir sorunuz mu var? Ne olacak?
Ne varsayıyorsunuz?
Yanlış olabilir mi?
Şimdiki yaptığınızın tam tersini yapsanız mesela.
Neler olur? Neler olmaz?
Bu şekilde düşünmeniz lazım.
Genelleme yapmayın. Hiç sevmem.
Gerçekten genelleme yapmayı hiç sevmiyorum.
Önyargı gibi bir şeydir.
Hatta genelleme önyargıdan daha tehlikelidir.
Bazen belki çünkü önyargılar çabuk bir şekilde kırılabiliyor.
Ama genellemeleri hayatınızın tümüne yaydığınız zaman böyle övüncek ağı gibi sizi bir aldı mı bir daha bırakmıyor arkadaşlar.
Yapışıyor size. Bakın arkadaşlar, yaratıcı düşünce böyle rahat ve gevşemiş bir zihni tercih ediyor.
Gerginlik, stres, korku bunlar yaratıcı düşüncelerin akmasını engelliyor.
Ne kadar olumlu bir ruh hali içinde olursanız bulacağınız fikirlerin kalitesi de aynı oranda yükseliyor.
Bir problem üzerinde çalışırken gülerseniz yeni fikirler bulma ihtimaliniz artar.
Ve bu her zaman ciddi bir yaklaşımdan daha fazla sonuç getirecektir.
Düşüncelerinizle ilgili şakalar yapmaktan da kaçınmayın arkadaşlar.
Bu da size bonus olsun. Çünkü bazen bir problemden sayılmak imkansız gibi geliyor.
Ve böyle durumlarda problemi mümkün olduğunca ufak parçalara ayırmanız lazım.
Bu parçaları çözümler bulmaya başlayıp ufak ufak olarak yani probleminizi böleceksiniz.
Böylece bir süre sonra probleminizin içine iyice girmiş ve problemi zayıflatmış olacaksınız.
Gülmek de dediğim gibi bunun bonusu.
Mesela örnek aldığınız biri varsa bir süper kahraman bölümü yapmıştım orada bahsetmiştim.
O bu durumda nasıl düşünürdü ne yapardı diye kendinize sorun.
Bu bir yöntemdir. Çoğu dahi de bunu kullanmıştır arkadaşlar.
Ne yapacağımı bilmiyorum eğer diyorsanız ne yapacağımı biliyor olsaydım ne yapardım diye sorun kendinize.
Yapılacak bir şey olsaydı bu ne olurdu?
Bu sayede bu sorularla düşüncelerinizi yaratıcı bir şekilde hareketlendirebileceksiniz.
Yani ben şöyle bir düşünüyorum da yani niye herkesin düşündüğü ya da davrandığı gibi davranalım ki?
Siz kendinize ait, kendinize has bir varlıksınız ve dünyada sizin eşiniz benzeriniz yok.
Şimdiye kadar düşüncelerinize vurduğunuz zincirleri kaldırıp atın.
Her şeyi yapmanın bir değil, birçok yolu var arkadaşlar.
İçinizdeki çocuk, çocuk dedik değil mi?
Biraz önce benim arkadaşım da söylemişti.
İçindeki çocuğu susturmuştu.
Büyüdükçe hayallerimiz küçülmüştü.
Siz içinizdeki çocuğun tekrar kıpır kıpır olmasını istemez misiniz?
O zaman sorun ona. Neler yapmak istiyor?
Nasıl yapmak istiyor? Geçmişte oluşturduğunuz ve sizi sınırlayan düşüncelere hemen dönmeyin.
Her şeyi yeniden ele alın.
Hayalini düşünmek bile sizi heyecanlandırır.
Beni heyecanlandırıyor açıkçası.
Ben neden yeni bir sayfa açıp onu elde etmek için, istediğiniz şeyi elde etmek için neler yapabileceğinizi düşünmüyorsunuz ki?
Hep yeni bir sayfa açın.
Farklı olan ya da farklı düşünebilen insanlar sadece özgür bir zihinle kendilerini yaratıcılık konusunda serbest bırakabilenlerdir arkadaşlar.
Bu bölümün sonuna geldik.
Açıklamalarda sosyal medya hesabımı bırakıyorum.
Oraya da beklerim. Beni dilediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Görüşmek üzere.
nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
